28 Ocak 2011 Cuma

Nal İşareti ve anlamı



Define işaretleri arasından biri olan nal işareti min. 2 tane olmalıdır. Hakiki nal sembolünde minik bir nal nişanesi daha aranmalıdır. Bulunduktan sonra da civar bölgede dar bir mağara girişi aranmalıdır. Büyük bir ihtimalle define bu mağarada saklıdır.

Metal Dedektör Nerelerede Kullanılır?

Metal dedektör çok çeşitli amaçlarla farklı yerlerde kullanılır. Metal dedektör toprak altındaki mermi, bomba, tuzakları bulabildiği gibi, değerli taşlar(gümüş, para, altın) da bulabilmektedir. Metal dedektör bu sebeple definecilikte yaygın olarak kullanılır.

Metal dedektör fiyatları değişkendir ve 900TL ila 4000TL arasıda değişebilir. Metal dedektör fiyatları marka, başlık, güç ve kalitesine, ithal-yerli olmasına göre değişir.

25 Ocak 2011 Salı

Definecilikte güneş işareti ve anlamı

Sembol olarak Hitit medeniyetine ait, Mitolojik semboldür, tapınak ya da kral veya kral ailesine ait mezarı yansıtır. Diğer medeniyetlerde yine mitolojik olarak kullanılmıştır.
Yarım güneş figürü varsa güneşin ilk doğduğunda görüneceği alana odaklan.
Güneş ışınlarının vurduğu noktaya odaklanmalı. Kapalı bir yer ya da kayalık yerde, güneş ışıklarının az olduğu alanlarda (yoğun gölge) güneş ışığının vurduğu yerde araştırma yapılacak.
Güneş şekli çizilirken ışınlar çok aralıklı çizilmişse yani ara ara ışın çizilmiş ise gölge olan, güneş görmeyen yerde araştırma yapılmalıdır.
Güneş sonsuzluğu simgeler, tek tanrılığın sembolüdür. Mısır da Ra. Güç, işlerlik, faal olma ve gündüz anlamındadır. Altın gömüsüne işarettir. Gömü ifade ediyorsa doğuya bakması beklenir. Kayalardaki göz ile güneşi karıştırmamak lazım. Yarım güneş Taç sembolüdür. Ayrıca kraliçeye işarettir. Bu sembulün sırt tarafında yani batı yönünde bir mağara girişi aranmalıdır. Tencere büyüklüğünde bir taşın tıkaç olarak kullanılması muhtemeldir. Bu taşın bulunması girişin bulunması demektir

Birbirine kenetlenmiş yılan işareti definecilik


BİRBİRİNE KENETLENMİŞ YILANLAR :

Bu işaret de yine roma dönemine aittir. Kenetlenen iki yılanın kafalarının tam ortasında nohut büyüklüğünde bir oyma vardır. İşte tam bu oymaya sert bir cisimle vurunuz. Hazinesi kayanın içindedir.

Define yerleri


Bu başlığa bakarak size hemen define yerlerini göstereceğinizi düşünmeyin. İyi bir defineci bu şekilde bir başlığa inanarak define yerini bulamaz. Define bulmak için iyi bir işaret ve işaretin ne demek istediğini iyi yorumlamaktır. Sizler bu şekilde birileri size bilgisayar define yerlerini gösteriyormuş diyerek inanmayın. Türkiye Definecilik bakımından zengin bir yerdir. İşaretlere iyi bakın Hepinize iyi şanslar.

Eski anadolu haritası Anadolu medeniyetleri


M.ö. 2. yüzyıla ait olduğu tahmin edilen ve hangi devletlerin yaşadığını gösteren harita yukarıdadır.

ANADOLU MEDENİYETLERİ: Anadolu'da kurulan uygarlıklar sırasıyla şunlardır:
1) Hititler, Frigler,Lidyalılar, İyonlar, Urartular (MÖ 2.bin-Mö.600 yılları arasında)
2) Persler (M.Ö 543-333)
3) İskender İmparatorluğu
4) Roma İmparatorluğu
5) Bizanslılar (395-1071)
6) Türkler (1071-....)

Definecilikte çiçek işaretinin anlamı nedir.


Eksik olan bölümü yakın kaylar üstünde ara ve bulunduğu kayanın altında dikkatli bir araştırma yap.

Koltuk taşı işareti ve anlamı figürü defnecilik

Definecilikte koltuk taşı güzel bir işarettir. Her şekilde kesin define işareti olarak kabul edilir.

Bazen basamakla çıkılır bunlarda Frig Kraliyetlerine gösterim alanlarıdır. Bazen mezar sembolüdür. Önemli olan şey, basamaklı koltuk taşarının karşısında duran yığma frig tümülüs olma ihtimali yüksektir. Bu yığma yamaçta ise su tuzağına dikkat etmelisiniz.

Koltuk Taşı :

1- Kol konulacak sağ ve sollu olarak 2 yeri var: koltuk taşına otur karşına bak karşında bir tümsek görmen gerekir. define tümseğin içinde ana kaya içindedir

2- Koltuğun sadece sol konulacak yeri varsa o zaman koltuğa otur sol kolunu koy ve sol tarafa bak birbirine yaslanmış kayalara olacak, bu kayaların altında giriş var,

3- Koltuğun sadece sağ konulacak yeri varsa o zaman koltuğa otur sağ kolunu koy ve sol tarafa bak birbirine yaslanmış kayalara olacak, bu kayaların altında giriş var,

4- Kol konulacak yerleri yoksa arkasındaki tepenin üstünde bir yığma tümsek bul define bu tümseğin içinde

5- Koltuğa çık düz olarak 15 20 mt civarında başka bir işaret kaya ara. Mal ne kadar derindedir şüphalidir. .



Ziyaretci Defteri


Notlarınızı aşağıdaki Yorum Panelini kullanarak iletebilirsiniz.

Definecilikte at nalı işareti



HTML clipboard

AT NALI:

Bu işaret de çok ender bulunan bir işarettir. Üzerin de çivileri muhakkak olmalıdır. Genellikle 6 çivili yada 12 çivili olurlar. Buradaki çivilerin her biri o hazinenin miktarını belirtmektedir. Örneğin 6 çivili nal 60 kilogram hazineyi ifade eder. Anlamı ise; bu işaret iki kısımdan oluşur. Büyük at nalı ve küçük tay ayağı. Büyük at nalı işaretinin 10 metre çevresinde bir taşın üzerinde tay ayağının resmi mutlaka olmalı. Tay ayağını bulduktan sonra işaretin bulunduğu kayanın altını kazınız. Yaklaşık 80 cm de bu işaretin hazinesine ulaşırsınız. Hepsi altın paradır. Bir de büyük nalın bulunduğu kaya ya müjde dediğimiz birkaç tane altın para konulur. Bunun yeri de büyük at nalın işaretinin tam ortasıdır. Zaten orada küçük bir kabartma vardır.

Gömü işaretleri ve anlamları hazine define


Bu blog içeriside arama kutusunu kullanarak define gömü işaretleri hakkında tam olmasada bazı bilgilere sahip olabilirsiniz. HEpinize kolay gelsin.

Definecilikte yengeç işareti ve anlamı

Define işaretleri arasından yengeç farklı uygarlıkta farklı amaçlar ile kullanılmış olan bir işaret olarak karşımıza çıkar. Fakat tüm kullanımlarında ortak bir yön onun tehlike ve dikkat mesajlarını içermesidir.Define işaretleri arasından yengeç ve akrep figürlerinin kullanılmış olduğu alanlar eski uygarlıkların bir bakıma tılsım veya sihir uyguladıkları bir alandır aynı zamanda. Eski kabalistlerin çoğunda bu durum belirgin bir biçimde göze çarpar. Alan yakınlarında suyun bulunması bu iki hayvanın doğasıyla özdeştir. Yani balığında nasıl bir su araması gerekliyse bu hayvanların işaret ettiği anlatımların bulunduğu alanlarda da akarsu, bataklık ve / veya havuzun bulunması şarttır.
Define işaretleri nden bir olan yengeç ile ilgili söylenebilecek bir net şey vardır. O da; çok yakında bir tehlike var demektir. Bu bölge düz bir arazi olmayacağından dolayı arama esnasında çok temkinli davranmak gerekir.
Yapılan araştırma ve bilgilenmede; yengeç işaretiyle ifade edilen saklantı paranın değirmen arkları içinde olabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Resmin büyük ve üzerinde haç bulunması durumunda bu işaret yengecin kendisini kasteder. Resmin bulunduğu yer bir kapak da olabilir. Dışarıda aramamak gerekir.

Gizlilik Sözleşmesi

Gizlilik politakası şartları :

Web sitemizi ziyaret ettiğiniz zamanlarda reklam hizmeti vermek için üçüncü taraf reklam şirketlerini kullanmaktayız. Söz konusu şirketler, bu sitelere ve diğer web sitelerine yaptığınız ziyaretlerden elde ettikleri (adınız, adresiniz, e-posta adresiniz veya
telefon numaranız dışındaki) bilgileri ilginizi çekecek ürün ve hizmetlerin reklamını size göstermek için kullanabilir.

Bu uygulama hakkında bilgi edinmek için ve söz konusu bilgilerin bu şirketler tarafından kullanılmasını engellemek üzere seçeneklerinizin neler olduğunu öğrenmek isterseniz http://www.networkadvertising.org/pdfs/NAI_principles.pdf (PDF) belgesinin A Eki'ne bakınız . NAI'nın örnek dili istediği zaman değiştirilebileceğini unutmayın.

Üçüncü taraf satıcı olarak Google, sitenizde reklam yayınlamak için çerezlerden yararlanır.
Google, DART çerezlerini kullanarak kullanıcılarınıza, sitenize ve İnternet'teki diğer sitelere yaptıkları ziyaretlere dayalı reklamlar sunar.

Kullanıcılar, Google reklam ve içerik ağı gizlilik politikasını ziyaret ederek DART çerezinin kullanılmasını engelleyebilir. http://www.google.com/privacy_ads.html

Bu internet sitesini kullananlar yukarıda belirtilen şartları kabul etmiş sayılırlar.

Dedektör ile define arama altın video

Hürriyet Video'larını izlemek için Flash 7 veya daha yüksek eklenti yüklenmeniz gerekmektedir. Yüklemek için tıklayınız!!!



Muğla´nın Fethiye İlçesi´nde, önceki gün yaşanan şiddetli fırtınanın ardından bazı kişiler ellerinde dedektörlerle Belcekız Plajı´nda altın avına çıktı. Yaz aylarında Fethiye'ye tatile gelerek, Ölüdeniz Beldesi´ndeki 600 metre uzunluğundaki Belcekız Plajı'nda denize giren binlerce yerli ve yabancı turistin düşürdüğü altın gibi değerli ziynet eşyaları, kış aylarında ilçedeki bazı kişiler için gelir kapısı oluyor. Kış aylarında fırtınalı havaların ardından dev dalgalar nedeniyle deniz içindeki bu değerli eşyaların sahile vurması sonucu üstlerinde tulum, ellerinde dedektörlerle altın avına çıkan bu kişiler, plajı baştan başa dolaşarak altın bulmaya çalışıyor. İlçede, yaşanan fırtınanın ardından önceki gün de birçok kişi altına avına çıktı. Kolye, yüzük, bilezik gibi değerli eşya bulan altın avcıları sevinç yaşadı. Eşi ve çocuklarıyla altın aramaya çıkan emekli işçi Feridun Aykut, "Şimdilik 4 altın buldum. İşler biraz zayıf" dedi. HABER -KAMERA: Sezer ŞAHİNDAŞ / FETHİYE (Muğla-DHA

Küp işaretinin anlamı define gömü hazine

Bir tür ölü gömme geleneğidir. Soylu zenginlerden ziyade sadece halkın kullandığı bir sistemdir. Anadolu'da sık görülen bir ölü gömme geleneğidir. Ölü küp içerisine genelde "hoker" (bebeğin ana rahmindeki duruş şekli) tarzı konulur. Bazende ceset yakılarak külleri küp içerisine yerleştirilir. Halka ait olduğu için içerisine genelde ölü hediyesi konulmaz. Konulanlarda günlük yaşamda kullanılan basit malzemelerdir. Bu küplerde ya yerleşimin içine yada yerleşim yerine yakın yerlerde toprağa gömülür.

#Boş küpler ağız kısmı aşağıya bakar halde ya da yatay veya dikey halde bulunurlar.
#Yatay vaziyete bulunan küplerde paranın bulunduğu yer, ağzının baktığı istikamette ve bu istikamette güney-batıdadır.
#Dikey vaziyetteki küplerde ise, zemin arazi, küpün olduğu araziden birkaç basamak yüksektedir. Yön olarak da güney-batının öncelikli olarak düşünülmesi gerekir.
#Ağız aşağı haldeki küplerdeyse, çok az derinde küpün tam altında iyi haber parası olup, yedi - dokuz m. uzakta da asıl para bulunur. Yön olaraksa güney-batı yönünde bulunup, küpün üstünde o yönde bakan tarafta bir farklılık bulunur.

#Küp boş çıktı diye hemen vazgeçmeyin belki dolu bir küpe işaret ediyor olabilir.

Çubuk ile Define Arama Define çubuğu yapımı








Yukarıdaki gibi bildiğimiz çubuk gibi tek farkı biraz elektrikle çalışması. Tutma kollarındaki ufak delikler L şeklindeki demirin rahat dönmesi için ve yandaki deliğe takılacak olan telin rahatsız etmemesi için delindi. Bilindiği gibi çubuklar yer altındaki elektriğe gidiyor. Bu ufak deliklere bir buçuk metre boyunda tel bağlanıyor. Bu teller bildiğimiz ışıldaklarda bulunan akülere bağlanıyor. Dikkat edilmesi gereken sağ ele gelecek tutma kolunun + sola gelecek kolun – olması. Aramada ise ne aranacak ise ağzımıza onu alıyoruz.

Tutma kolları bakır, uzatmalar ise iki takım var biri pirinç diğer ikisi bakır. Pirinç madene altına daha iyi gidiyor.Bakırlar ise boşluğa daha iyi gidiyor gibi.Ağzına ne alır isen ona gidiyor.resimdeki gibi bir delikten sağa artı kutpu solada aküden eksi kuTbu bağlıyon devam... ama bir tel ikinciye gerek yok esimde iki tane bağlanmış. o telde 1- 2 metre filan aküye gidiyor.10 cm lik pirinç çubuğu şüphelendiğin yere çakıyorsun. 15 metre filan ikili bir bakır kablo bulup birini sağa diğerini sola ve ucundaki ikiyi de o çaktığın yere bağlıyorsun.yine o raya giderse orada bir şey var demek.imiş çiviyi çaktığınız yere gidiyor

ÇUBUKLAR HAKKINDA TECRÜBELER-insanın kendine uyumu 4-5-6-8-lik
LL ŞEKLİNDE uzun kenarı 30 kısa kenarı 10 cm olmalı vede içi dolu olmalı
-
boşluklarda harika diye bililinir benim çok kullandıgım çubuktur
boşlukta çarpı yapar ama hiçbir zaman çubuklara bişey temas ettirmediginiz zaman çubuk boşluk bulur
buradaki ince çizgiyi atlamayınız bakınız burada çubuklarının tutma yerine kesinlikle birşey koymayınız yani bir bakır pirinç boru içerisine yapmış oldugunuz LL şeklindeki çubukları koymayınız o zaman bir şey bulamassınız
diyelimki bir boşluk buldunuz boşlugun enini boyunu çıkarmayı çok iyi çıkarırsanız bundan sonra
bu boşlugun içerisinde bizim aradıgımız metallerden varmı diye bakacaksanızbakınız burada çok önemli bir tecrübe verecem hangimetalden arıyorsanız

İNSANIN SOL ELİ NEGATİF SAG ELİ POZİTİFTİR İYİ BİR ÇUBUKÇU BUNU İYİ BİLİR

aramak istediginiz metalden küçük bir parçayı sağ elinize alınız o zaman bu boşlugun üzerinde gezmeye başlayınız bu elinizdeki metalden varsa çubuklar tam bu noktada çarpı yapar ama iş bunlada bitmez ama şunu açıkça ifade edeyimki bu piyasada satılan cihazların yüzde seksenini bu çubuk sollar tabiki çubuklar herkeste çalışmaz bu dogrudur

İYİ BİR ÇUBUKÇU ELİNDEKİ ÇUBUKLA ARAZİDE GEZERKEN ELİNDEKİ ÇUBUKLARI UNUTUR YANİ SANKİ ELİNDE ÖYLE BİR ÇUBUK YOKMUŞ GİBİ TRANS OLMALI ÇUBUKLARI KESİNLİKLE KONTROL ETMEMELİ

BAKIR ÇUBUKLARIN AVANTAJLARI KADAR DEZ AVANTAJLARIDA VAR
minarelden etkilenir
bazen metal ayırmada yanılmaları vardır
öyle çok uzaktan metal çekimi alamazsınız
bugünlük bu kadar
-GELELİM PİRİNÇ ÇUBUK KONUSUNA
pirinç olarak en fazla kullanılacak çubuk 3 lük vede LL şeklinde olmalı kısa kenarı 10 cm uzun kenarı 50 cm
-pirinç arazide hiçbir metali kaçırmaz
-bakır vede diger metalleri buldugunda tam çarpı yapar
-gümüş buldugunda sag eldeki çubuk dik durur sol eldeki tam metalin üzerinde tam çarpı yapar
-merak ettiginiz metali buldugunda çubuklardan sag daki sola tam döner soldaki çubukta dik olur yani bu çubuklar bunu tam yapar metal ayırmada yüzde seksen tam vurur bu çubuklar bu yazdıklarımı çubuktan anlayan arkadaşar bunları arazide gömerek denesinler yani hadi çarpı yaptı burası tamam diye bir şey yok arkadalar
boşlukta genelde çok büyük oranda soldaki sola sagdaki saga tam açılım yapsada yanılma ihtimali vardır yani küçük bir boşugu çok büyük gibi gösterir
degrli arkadaşlar size bir soru
neden arazide sarı olan metalin herkes çekimini alamaz
bu metalin size bazı özelliklerini sıralamak istiyorum
-bu metalin mıklatıslanma özelligi yoktur
-bu metalin oksiti yoktur
-toprak üzerine digermetaller gibi bakır bronz gümüş gibi oksitten oluşan gaz salınımı yapmaz
-bu metal toprakta uyur
-hiçbir alantarama çubukları bunu toprakta çekim yaparak bulamaz
-öyle işte 3 metrede 4 metrede benim cihazım çeker diyenlere benim naçizane fikrim inanmayınız
-ister vlf ister pi sistem ister gpr ler vs. hiçbiri bu metali metrelerce derinliklerde bulamaz bakınız burada metal olarak sarı saçlı kızdan bahsediyorum bu önemli bir bronzu bir bakırı bir gümüşü bulur ama toprakta yatan bu metali bulamaz bu yazdıklarımı tecrübe etmek isteyen araziye gömsün 3 adaet bilezigi bir denesin yeryüzünde metallere çarpan frekansları yutan tek metal altındır ancak yüzeye yakın olan metalleri yakalayabilirsiniz

bakınız bu yazdıklarımı kendi cihazlarınızla deneyiniz topraga gömüp deneyiniz vede bu cihazların ne aramak için yapıldıklarını anlayınız araziye gömmeden anlayamazsınız yalnız altının saflıgı azaldıkça derinligi artar..

RADYESTEZİ NEDİR ?


Fransızlar Radyestezi, İngilizler Dowsing demişler. Fransızca ışınım duyarlılığı anlamına gelir. Bizde ise çatal çubukla su bulma olarak biliniyor.
Dünyada birçok ülkede yüzyıllardan beri kullanılan bir yöntem. Yine bir çok ülkede dernekleri ve federasyonları mevcut. Bizde maalesef yok. Bizde bu işe inanan da maalesef pek yok. Avrupalı bilim olarak kabul etmiş, üniversitelerde kürsüleri açılmış. Rusya'da bu yöntemle altın arama yöntemleri üniversiteler tarafından geliştirilmiş. Bizde ise bilim adamları bunu su büyücülüğü olarak kabul ediyor.
Büyücülüğe inanan bilim adamı olur mu? Ama burası Türkiye. Burada oluyor. Bilim büyücülüğü kabul ediyor fakat yöntemi bir türlü bilimsel görmüyor. ben bunu bilim adamlarının önyargılı oluşlarına bağlıyorum. Yoksa bilim önyargılı olamaz.
Bana göre Radyestezi ışınım duyarlılık ya da radyasyon duyarlılık falan değildir. bana göre radyestezi, gönülden çıkıp, doğanın, bütünün bilgisine ulaşmaktır. Radyastezi bir trans halidir, bir sezgidir. Radyastezi, bir insanın kendi manyetizmasını diğer manyetik alanlarla etkileştirmesi sanatıdır. Çubuk sadece göstergedir. Maharet insanda ve insanın özündedir. Yeter ki biz özümüzdeki bu yeteneklerimizi ortaya çıkarmasını bilelim. yani kendimizi bilelim.
( M E T A L ) ÇUBUKLA DEFİNE ARAMAK

Modern dedektörlerin yanı sıra hala 'ilkel' denebilecek aletlerle hazine bulmaya çalışan definecilerin sayısı da hiç az değil. Definecilerin çoğu, halen eski yöntemlerle define aramayı sürdürüyor.

Çubuklar, Şimdi aynı misal, bazı insanlar, bakır borulardan veya ağaç dallarından çubuklar yapıyorlar bunları ellerinde gevşek bir şekilde tutuyorlar, elin kıpırdamasından, elin aynı pozisyonu sürekli koruyamamasından bir süre sonra elde tutulan çubuklar bazen sağa bazen sola dönüyor, bunun üzerine insanlar diyorlar ki işte çubuklarımız definenin yönünü tespit etti , haydi o tarafa gidelim! Uzakta duran altın, gümüş, define ile, elde tutulan çubuk veya onu kullanan kişi arasında hiçbir bilimsel bağlantı olmadığı halde böyle bir şey olur mu? Çubuğu kullanana sorarsanız pek güzel olur! çubuklar defineyi gösterdi, haydi o tarafa!!
--------------------------------
Işınım DuyarlılığıRadyestezi, su ve de maden gibi maddelerin veya belli hedeflerin yaydıkları ışınımları veya güç alanlarını bir alet aracılığı ile hatta bazen de aracısız olarak yakalamak sureti ile, bunların yerlerini, belirli olan durumlarını, çeşitli türdeki özelliklerini tespit etme yeteneğidir.

Radyestezi kelimesi, ışınım anlamına gelen Yunanca 'radi' ile duyarlılık anlamına gelen Latince 'esthesie' kelimelerinden türetilmistir. Dolayısıyla “ışınım duyarlılığı” demektir Fransız rahibin bulduğu bu sözcüğün yanı sıra, aynı kavramı anlatmak üzere İngilizler de dowsing kelimesini kullanırlar.
Radyestezi Medyumu ve Kullanılan Aletler
Radyestezi medyumu ve hedef arasında, radyestezik tepkiler göstermek şartıyla bir gösterge vazifesi gören radyestezik aletler oldukça çok çeşitlidir. Bunları başlıca iki ana sınıfa ayırabiliriz:
1- Radyestezi Çubukları (baguette, dowsing rod.)
2- Sarkaçlar (pandül, pandule, pendelum)
Radyestezi çubukları içerisinde en klasik olanı, çatallı fındık dalından yapılanıdır. Fındık ağacı, majik özelliklere sahip olduğuna inanılan ve tılsımlar, nazarlıklar yapmada kullanıldığı için tercih edilmiş olabilirler. Fakat günümüzde balinanın ağzındaki süzgeç çubuklarından, plastik, tel daha ziyade bakır ve metal olan çubuklar radyestezi çubuğu olarak kullanılmaktadır. Çatallı çubuk yerine, köşeli metal çubuklar ya da düz esnek bir çubuk, hatta bunların en hassas özelliğine sahip bulunan köşeli metal çubuklar da kullanılabilir. Çatallı çubuklar, bunları tutma şekilleri de çok çeşitlidir. Genellikle yapılan uygulamalarda ise, avuçlar yukarı bakacak yönde, çatallı dalın ya da çubuğun her iki kanadı dış tarafa doğru açılarak çok sıkmadan tutulur. Çubuğu yere doğru paralel ve ucu ileriye doğru bakar bir biçimde tutabileceğimiz gibi, ucunu yukarı tarafa yönelterek de tutabiliriz. Mühim olan, çubuğun ucunun yukarı tarafa kalkarak veya aşağı tarafa eğilerek aranan hedefe yönelik bir tepki göstermesidir. Radyestezistler, bu tepkiyi elde etmek açısından hareket halinde olurlar. Ya yürüme şeklini seçerler, ya dönerler veya ritmik beden hareketi yaparlar. Çatallı çubuğu diğer aletlerden ayıran bir özelliği de nötr durumuna kendiliğinden dönmeme özelliğidir. Her radyestezik tepki ertesinde tekrar ayarlanması gerekir.
Sarkaçlar ise prensip açısından, bir ipin veya zincirin ucuna bağlanmış bir ağırlıktan oluşmasıdır. Günümüzde sarkaçlar, çatallı dalın yerine çok daha sıklıkta kullanılır olmuşlardır. Bu sarkaçlar ahşap, metal, cam ve taş vb. türden çeşitli malzemelerden, hatta cep saati, altın yüzük gibi uygun olan objelerden de yapılabilirler. Sarkaçların şekli ve ağırlığı da yine radyestezistin isteğine göre değişir. Fakat top gibi küresel olanların diğerlerine nispeten daha dengeli olmalarından dolayı, bir çok avantajları vardır : Mesela, arazide kullanıldıklarında, rüzgardan diğerleri kadar etkilenmezler. Radyestezist sarkacın ipini, belli bir yerden, sağ elinin baş parmağı ile işaret parmağı arasında tutarlar ve de kolunu yatay olarak serbest bırakırlar. İpin boyunun uzunluğu çok önemli olduğu için ipin geriye kalan kesimi, boyunun ayarlanabileceği basit kapsamlı bir mekanizmaya veya serbest parmaklara sarılabilir. Radyestezist, sarkaca hafif bir salınım hareketi vererek işe başlar. Sarkacın boyunun ayarlı olması durumunda, salınım hareketi hedef üzerinde, mesela dairesel harekete dönüşecek, sarkaç dönmeye başlayacaktır. Bu, sarkacın gösterdiği radyestezik bir tepkidir. Tepkinin türü, sarkacın malzemesine, hedefe ve de radyesteziste göre değişir.

Kaynak : http://www.frm18.net/arkeoloji-definecilik/28408-definecilikte-isaretler-ve-anlamlari.html

Link: Affiliate Defined - Video Review

Definecilik ve cinler hakkında bilgi

Kur’an-ı Kerim’de cinlerle ilgili çeşitli bilgiler verilir. Peygamberimiz Hz. Muhammed’in (S.A.V.) sahih hadislerinde de cinlerle ilgili az da olsa bilgi vardır. Hadislerde ki bilgi Kur’an-ı Kerim ayetlerindeki bilgidir, daha fazla açıklama içermez. Ancak bazı uydurmayı seven kimseler cinlerle ilgili yüzlerce sayfaya varan kitaplar yazıyorlar. Bu kitapların içindeki bilgilerin Kur’an-ı Kerim’e uyan kısmı doğrudur, geriye kalan kısmı uydurmadır.

Define arayanlar arasında cinlerle ilgili söylentiler vardır. Define konusunda yazılmış birkaç kitapta da cinlerle ilgili bir takım yazılar vardır.

Önce Kur’an-ı Kerim’de cinlerle ilgili bilgileri inceledikten sonra define konusunda cinlerle ilgili ortaya atılan konuları açıklayalım. Aşağıdaki ayetlerin verdikleri bilgilerin dışında cinler hakkında hikayeler uyduranlara itibar etmeyiniz.

Önce doğru bilgiler: Aşağıda Kur’an ayetleri vardır. Ayetlerin önündeki ilk rakam ayetin bulunduğu surenin numarasıdır, ikinci rakam da ayetin numarasıdır.

Allah cinleri kendisine ibadet etsinler diye yarattı:

Euzubillahimineşşeytanirracim bismillahirrahmanirrahim : Taşlanmış Şeytan'dan Allah'a sığınırım. Rahman Ve Rahim Allah'ın Adıyla.

51/56 Cinleri ve insanları ancak Bana kulluk etmeleri için yarattım.

51/57 Onlardan bir rızık istemem; Beni doyurmalarını da istemem.

51/58 Şüphesiz rızıklandıran da, güç ve kuvvet sahibi olan da Allah'tır.

Allah cinleri, insanlardan önce ve ateşten yarattı:


55/14 O, insanı pişmiş çamur gibi kuru balçıktan yaratmıştır.

55/15 Cinleri de yalın bir alevden yaratmıştır.

15/26 Andolsun ki, insanı kuru balçıktan, işlenebilen kara topraktan yarattık.

15/27 Cinleri de, daha önce dumansız ateşten yarattık.

Cinler doğruyu bilmezler ve yalan uydururlar, çoğu yanlış yoldadır, bir kısmı doğru yolu buldu, cinlerden yardım isteyen insanlar azgınlardır ve yanlış yoldadırlar


72/1 De ki: "Cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinlediği bana vahyolundu; onlar şöyle demişlerdir: "Doğrusu biz, hayrete düşüren bir Kur'an dinledik."

72/2 "Doğru yola iletiyor, ona inandık; Artık biz, Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

72/3 "Doğrusu Rabbimizin yüceliği her yücelikten üstündür. O, zevce ve çocuk edinmemiştir."

72/4 "Doğrusu aramızdaki beyinsiz, Allah'a karşı yalanlar uyduruyordu."

72/5 "Doğrusu insanlar ve cinlerin Allah'a karşı yalan uydurabileceklerini sanmazdık."

72/6 "Gerçekten, birtakım insanlar, cinlerin bir takımına sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı."

72/7 "Doğrusu, onlar da sizin, Allah'ın kimseyi yeniden diriltmeyeceğinizi sandığınız gibi zanda bulunmuşlardı"

72/8 "Doğrusu biz göğü yokladık; onu sert bekçiler ve kayan ateşlerle doldurulmuş bulduk."

72/9 "Doğrusu biz, göğün dinleyebileceğimiz bir yerinde otururduk; ama şimdi kim dinleyecek olsa, kendisini gözleyen bir ateş buluyor."

72/10 "Yeryüzünde olanlara kötülük mü murat edildi yahut Rableri onlara bir iyilik mi dilemiştir, doğrusu biz bilemeyiz."

72/11 "Doğrusu aramızda iyiler de vardır, bundan aşağı bulunanlar da vardır. Biz, türlü türlü yolda olan topluluklardık."

72/12 "Yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımız, başka yere kaçsak da, O'nu aciz kılamayacağımız gerçeğini şüphesiz anladık."

72/13 "Şüphesiz, doğruluk rehberini dinlediğimizde ona inandık; kim Rabbine inanırsa, o, ecrinin eksiltileceğinden ve kendisine haksızlık edileceğinden korkmaz."

72/14 "İçimizde, (Allah'a) teslim olanlar da, yoldan sapanlar da vardır. (Allah'a) teslim olanlar, işte onlar, doğru yolu arayanlar, ona layık olanlardır."

6/128 (Allah) hepsini toplayacağı gün, "Ey cin topluluğu! İnsanların çoğunu yoldan çıkardınız." der, insanlardan onlara uymuş olanlar, "Rabbimiz! Bir kısmımız bir kısmımızdan faydalandık ve bize tayin ettiğin sürenin sonuna ulaştık." derler. "Cehennem, Allah'ın dilemesine bağlı olarak, temelli kalacağınız durağınızdır." der. Doğrusu Rabbin hakimdir, bilendir

Kur’an’ı dinleyen cinler doğrunun farkına vardı, öbür cinler Allah’ın muradının önüne geçemez.

46/29 Kur'an'ı dinleyecek cinlerden bir takımını sana yöneltmiştik. Onlar dinlemeğe hazır olunca birbirlerine: "Susun." dediler. (Kur'an) okunması bitince, uyarıcı olarak kavimlerine döndüler.

46/30 Şöyle dediler: "Ey milletimiz! Doğrusu biz, Musa'dan sonra indirilen, kendinden öncekileri doğrulayan, gerçeği ve doğru yolu gösteren bir Kitap dinledik."

46/31 "Ey milletimiz! Allah'a çağırana uyun ve O'na inanın da (Allah) sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi acı azaptan korusun."

46/32 Allah'a çağırana uymayan kimse bilsin ki, (Allah'ı) yeryüzünde aciz bırakamaz; onların O'ndan başka velileri de bulunmaz; işte onlar apaçık sapıklıktadırlar.

Cinler de doğru yola çağrıldılar, ama bu doğru yola uymayıp kafir oldular.


6/130 "Ey cin ve insan topluluğu! Size ayetlerimi anlatan, bu günle karşılaşmanızdan sizi uyaran elçiler gelmedi mi?" "Kendi hakkımızda şahidiz." derler. Dünya hayatı onları aldattı da kafir olduklarına, kendi aleyhlerinde şahitlik ettiler.

Cinlerle uğraşan ve onlara inananlar, cinlerden medet umanlar zalimlerdir.

34/39 De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızk verenlerin en hayırlısıdır."

34/40 (Allah) bir gün onların hepsini diriltip toplar, sonra meleklere: "Bunlar mı size tapıyordu?" der.

34/41 Melekler: "Haşa, Seni tespih ederiz, bizim dostumuz onlar değil Sensin. Hayır; onlar bize değil cinlere tapıyorlardı, çoğu onlara inanıyorlardı" derler.

34/42 Zalimlere: "Yalanladığınız ateşin azabını tadın, bugün birbirinize fayda ve ne de zarar verebilirsiniz." deriz.

Allah cinleri yarattı ve kendine yakın da tutmadı, kendi işine ortak ta etmedi.

6/100 Cinleri -O yaratmışken- kafirler (Allah'a) ortak koştular. Körü körüne O'na oğullar ve kızlar uydurdular. Haşa O onların vasıflandırmalarından münezzehtir ve yücedir.

26/210 Onu (Kur'an'ı) şeytanlar indirmemiştir.

26/211 Bu onlara düşmez, zaten güçleri de yetmez.

26/212 Doğrusu onlar vahyi dinlemekten uzak tutulmuşlardır.

26/213 O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun.

Şeytan cinlerdendir, hem Allah’ın hem de insanların düşmanıdır. Şeytan’dan ve onun soyu olan cinlerden dost olmaz. Tek dost Allah’tır. Allah cinleri hiçbir işte kendine yardımcı edinmedi.


18/50 Meleklere: "Adem'e secde edin." demiştik. İblisten başka hepsi secde etmişti. O, cinlerden idi. Rabbinin buyruğu dışına çıktı. Ey İnsanoğulları! Siz beni bırakıp onu ve soyunu dost mu ediniyorsunuz? Halbuki onlar size düşmandır. Kendilerine yazık edenler için bu ne kötü değişmedir!

18/51 Oysa Ben onları ne göklerin ve yerin yaratılmasında ve ne de kendilerinin yaratılmasında hazır bulundurdum. Saptıranları hiçbir işte asla yardımcı da edinmedim.

18/52 O gün (Allah): "Bana ortak olduklarını iddia ettiklerinize seslenin." der. Onları çağırırlar, fakat hiçbirisi onların çağrılarına gelmez. Aralarına bir cehennem deresi koyarız.

36/60 Ey Ademoğulları! Ben size, "Şeytana tapmayın, o sizin için apaçık bir düşmandır" demedim mi?

36/61 Bana kulluk edin, bu doğru yoldur, diye bildirmedim mi?

35/6 Şeytan şüphesiz sizin düşmanınızdır; siz de onu düşman tutun; o, kendi taraftarlarını, çılgın alevli cehennem yaranı olmaya çağırır.

Cinler Hz. Süleyman için köle gibi çalıştılar, çalışmayana ceza verildi. Cinler gaybı bilmez.


34/12 Gündüz estiğinde bir aylık mesafeye gidip, akşam estiğinde bir aylık mesafeden gelen rüzgarı buyruğu altına verdik. Onun için su gibi erimiş bakır akıttık. Rabbinin izniyle, yanında iş gören cinleri onun buyruğu altına verdik ki, bunlar içinde buyruğumuzdan çıkan olursa ona alevli ateşin azabını tattırırdık.

34/13 Süleyman için, o ne dilerse, mabetler, heykeller, büyük havuzlara benzer çanaklar ve taşınması güç kazanlar yaparlardı. Ey Davud ailesi! Şükredin! Kullarımdan şükredenler pek azdır.

34/14 Süleyman'ın ölümüne hükmettiğimiz zaman, ancak değneğini yiyen kurt onun ölümünü cinlere fark ettirdi. O, ölü olarak yere düşünce, ortaya çıktı ki, şayet cinler gaybı bilmiş olsalardı alçak düşüren bir azap içinde kalmazlardı.

Kur'an-ı Kerim'de bir- ikisi müstesna cinlerle ilgili ayetlerin tamamı bunlardır. Peygamberimizin önemli hadis kitaplarında bulunan cin ile ilgili hadislerinin sayısı çok az olup bir kaç tanedir ve yukarıdaki ayetlerden daha değişik bir bilgi içermezler.

Ama cinlerle ilgili uydurulan şeyler çoktur.

Define arayanlar arasında cinlerle ilgili söylentiler vardır. Define konusunda yazılmış kitaplarda cin konusuna da yer verilmiştir. Define ile ilgili yazılmış bir kitapta cinlerle ilgili bir takım yazılara ve şöyle anlatımlara rastladık :

1- Defineyi gömenler, defineyi 24 saat koruyamayacakları için cin çağırıyorlar ve onlara bekçilik yaptırıyorlar.

2- Kilisenin papazları kilisenin paralarını gömerken kara büyü - papaz büyüsü yaparlar.

3- Bazı paralar cinler padişahının koruması altındadır.

4- Besmelesiz gömüde ve eşkıya parasında cin vardır.

5- Kazı öncesinde pek çok definecinin tercihi, cin istihdam eden kişilere başvurarak yerin doğruluğunun tespitini istemektir.

6- Cinci (hoca) şüpheli araziden getirilen bir avuç toprağa bakarak arazide define olup olmadığını söyler. Paranın cinler tarafından sahipli olup olmadığını da söyler. Paranın miktarını ve derinliğini söyler.

7- Cinler ellerinde olan defineyi vermemek için uğraşırlar, çeşitli engelleme yöntemlerine başvururlar.

8- Cinlerin koruduğu para etrafında kazıdan önce çevirme yapılır. Çevirme siyah kemik saplı bıçak veya nar veya gül dalıyla kazılacak yerin etrafında dua okuyarak daire çizmektir. Bu arada tütsü yakılır, daire içinde 5 köy yumurtası kırılır; bu cinleri bir bomba gibi korkutur.

9- Eğer kazıda define bulunursa, bu paranın bir kısmı kazılan çukurda cinler için bırakılır. Bu şekilde cinler görevlerine devam edebilirler.

Buna benzer konular bu kitapta onlarca sayfa anlatılıyor. Bu anlatımların hepsi mesnedi olmayan sözlerdir. Meleklerle, cinlerle, ahiret dünyası ile ilgili bilgileri bize ancak Yüce Allah ve onun Peygamberi verebilir. Yüce Allah'ın ve sevgili Peygamberimizin bize öğrettiklerinde yukarıda anlatılan şeylerin zerresi bile yoktur.

Yüce Allah Kur'an'ı Kerim'de kendini "Hayrürrazikin" "Rızık verenlerin en hayırlısı" olarak tanımlamıştır:

34/39 De ki: "Doğrusu Rabbim, kullarından dilediğinin rızkını hem genişletir ve hem de ona daraltıp bir ölçüye göre verir; sarf ettiğiniz herhangi bir şeyin yerine O daha iyisini koyar, çünkü O rızk verenlerin en hayırlısıdır."

Rızkı ve rızkın bir çeşidi olan "defineyi" de Allah'tan istemek gerekir. Bu arada define bulmak için cinlerden medet umanları da doğru yola davet ediyoruz. Cinlerle uğraşmaktan vaz geçsinler. "Şeytan da cinlerdendir." İnsanlar, Allah taraftarı veya Şeytan taraftarı diye ikiye ayrılır. Allah taraftarı olalım ve Yüce Allah'ın Fatiha suresinde bize söylettirdiği: "İyyake na'büdü ve iyyake nesta'in" = "Sadece sana kulluk eder ve sadece senden yardım dileriz" vazifesini yerine getirelim. Cinlerden yardım istemek yanlıştır. Definenin yerini cinler söylemez. Yüce Allah dilerse bir sebep yaratır ve sizi oraya götürür. Define ararken cinlerden korkulmaz, tek korkulacak varlık Allah'tır. O Kur'an-ı Kerim'de Ben'den korkun dedi. Yüce Allah dilemezse de kimsenin başına bir musibet gelmez. Ancak korkunun önüne geçilemezse, Yüce Allah, bu durumda kullarının kendisine sığınmalarını emretmiştir. Kur'an-ı Kerim'in son iki suresinde Yüce Allah bize şöyle söylettiriyor:

113/Felak Suresi

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

113/1 De ki: "Sığınırım ben tan yerini ağartan Rabbe,

113/2 Yarattıkların şerrinden,

113/3 Bastırdığı zaman karanlığın şerrinden,

113/4 Düğümlere nefes eden (üfürükçülerin) şerrinden,

113/5 Haset ettiği zaman hasedçilerin şerrinden,"

114/Nas Suresi

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

114/1 De ki: "Sığınırım insanların Rabbine,

114/2 İnsanların hükümranına,

114/3 İnsanların Tanrısına,

114/4 O sinsi vesvesecinin şerrinden.

114/5 İnsanların kalplerine vesvese (kuruntu, kuşku) sokan,

114/6 (Bu vesveseciler) İnsanlardan ve cinlerdendir."

Horoz ile define bulmak :)

HOROZ VE HARDAL İLE DEFİNE BULMA

horozla define bulmak için

Yeri belli olmayan bir definenin yerini tespit etmek için aþa İda yazılı ayet-i kerimeleri temiz bir ka İda yazıp baliğ olmadık bakire bir kızın elbisesinden bir parçaya sarıp çatal ibikli bir horozun kanadına iplikle bağlayarak bir Pazar günü Güneş tam zevalde iken definenin melhuz olduğu bir yere bırakılırsa horoz definenin üzerine gidip ayakları ile kazmaya ve gagası ile definenin üzerini eşmeye başlar. Bu ameliyle defineden BAŞKA sihir ve benzeri şeyleri de bulup çıkarmakta kullanılır.

وَإِنَّهُ لَتَنزِيلُ رَبِّ الْعَالَمِينَ. نَزَلَ بِهِ الرُّوحُ الْأَمِينُ. عَلَى قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ الْمُنذِرِينَ. بِلِسَانٍ عَرَبِيٍّ مُّبِينٍ. وَإِنَّهُ لَفِي زُبُرِ الْأَوَّلِينَ. أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ آيَةً أَن يَعْلَمَهُ عُلَمَاء بَنِي إِسْرَائِيلَ. وَلَوْ نَزَّلْنَاهُ عَلَى بَعْضِ الْأَعْجَمِينَ. فَقَرَأَهُ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا بِهِ مُؤْمِنِينَ.

Ve innehü letenzilü rabbil alemine. Nezele bihir ruhul eminü. Ala kalbike litekune minel münzerine. BİR lisani arabiyyin mübinin. Ve innehu le fi zübaril evveline. Eve lem yekun ayeten en yalemehu ulemau beni israile. Velev nezzelnahü ala ba’zil a’cemine fe kara hu aleyhim ma kanu bihi mü’minine. ….

define yeri bulmak için

Bir avuç hardal alınır üzerine 100 kere aþa İda yazılı ayet-i kerime okunur.

وَعِندَهُ مَفَاتِحُ الْغَيْبِ لاَ يَعْلَمُهَا إِلاَّ هُوَ وَيَعْلَمُ مَا فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَمَا تَسْقُطُ مِن وَرَقَةٍ إِلاَّ يَعْلَمُهَا وَلاَ حَبَّةٍ فِي ظُلُمَاتِ الأَرْضِ وَلاَ رَطْبٍ وَلاَ يَابِسٍ إِلاَّ فِي كِتَابٍ مُّبِينٍ

Ve indehu mefatihül gaybi la ya’lemuha illa huu, ve ya’lemu ma fil berri vel bahri ve ma teskutu min verekatin illa ya’lemuha vela habbetin fi zulumatil ardi ve la ratbin ve la yabisin illa fi kitabin mübin

Her ayetin sonundaki (mübin) kelime si 102 defa tekrar edilir. Okuma tamamlandİktan sonra hardallar define umulan yere serpilir. Ertesi sabah hardallar nerede toplanm þ ise orasİ kazİlİr….

Kaynak: Gizli İlimler, 8ci cilt sayfa 137……….. sayfa 144

12 Ocak 2011 Çarşamba

Tılsımlı Dualar

İslam - Dualar
Tılsımlı dualar - en güzel dualar - tılsımlı dualar - her dilek için dualar MUBİN DUASI HER TÜRLÜ DİLEK İSTEK VE NİYETE, İŞ VE KISMET AÇIKLIĞI,ÇOCUK İSTEYEN,HAYIRLI BİR EŞ İSTEYEN VS VS Sübhânel ve tılsımlı dualar, ya vedud duası, yaramaz çocuğa okunacak dua, ya vedut duası, vedud duası, uyumayan çocuğa okunacak dua, allahümme ya vedud, dualar, ağlayan çocuğa okunacak dua, hakkında bilgiler


Tılsımlı dualar - en güzel dualar - tılsımlı dualar - her dilek için dualar

MUBİN DUASI

HER TÜRLÜ DİLEK İSTEK VE NİYETE,
İŞ VE KISMET AÇIKLIĞI,ÇOCUK İSTEYEN,HAYIRLI BİR EŞ İSTEYEN VS VS

Sübhânel müneffisi an külli medyün* sübhânel müderrici an kulli mahzun* sübhâne men ceale hazâinehy beynel kâfi ven nun* sübhâne men izâ erâde şey’en en yekule lehu kün fe yekun* yâ müferriicü ferric* yâ müferricü ferric* yâ müferricü ferric* yâ müferricü ferric* ferric annî hemmi ve ğammî fercen âcilen ğayra âcilin bi rahmetike yâ erhammer râhımiyn*

YASİN suresinin içinde 7 mubin ismi geçer,onları daire içine alıp işaretleyin,her mubin ismi sonunda 3-5-7 kere mubin suresini okuyun

ABDESTLİ VE NİYET EDEREK
Hastalığın Allah'ın izniyle sıhhate dönüşmesi

Allahümme ente'l-melikü'l-hakku'llezi lâ ilâhe illâ ente yâ Allah ve Selâmü ya Kâfi"
3 kere de "Yâ Şifae'l Kulûb" dese o hastanın hastalığı Allah'ın izniyle sıhhate dönüşür.

ALLAHÜMME YA SELAM 161 kere her türlü hastaya okuyun
DARGIN İKİ KİŞİNİN BARIŞMASI İÇİN

eşiniz ,ailenizden biri,arkadaşınız vs olabilir- muhabbet içinde okunur

ALLAHÜMME YA VEDUD 1000 kere yediği yemeğe okuyun

tatlı bir şey olursa daha makbul

Servet İsteme Duası

Allahumme inna nes'elüke-lhüdâ vettukâ vel-afafe vel-ğına"(Allah'ım, Senden hidayet, takva, iffet ve helal yoldan servet isterim.)

Vesveseyi Önleme Duası

"Amentü billahi ve rusulihi, Allahu ahadün, Allahussamedü, lem yelid velem yuled, velem yekün lehu küfüven ahad."

SÜTÜ AZ OLAN KADINLAR

Vema kaderullahi hakka derihi ve iz galu ma enzel allahu bişeyin ya allah,ya allah,ya allah,ya muhammed,ya muhammed,ya muhammed,




ALLAHÜMME YA METİN ismini çokca okursa sütü bollaşır.


DERSİNDE VE İMTİHANLARDA
BAŞARILI OLMAK İÇİN


Allahümme ya müfettıhal ebvabi iftah lena külle hayral bab*Allahümmerzukna rizkan vasian ve umran taviylen vallahü nes'elü en yüvafikana li hıdmetil ılmi ved dini ven necahı fil imtihan *innellahe la yuhlifül miad*ve billahit tevfik

Bir Yeriniz Ağrıdığı Zaman


Bir yerin ağrıdığı zaman elini, ağrının olduğu yere koy ve şunu tekrarla:
3-5-7 kere

"Bismillahi e'uzu bi'izzetillahi ve kudratihi min şerri mâ ecidü min veca'i hâzâ"


Evden Çıkarken Okunacak Dua

"Bismillahi tevekkeltü alallah, velâ havle velâ kuvvete illâ billah."

(Allah'ım ismiyle, Allah'a tevekkül ettim. Kuvvet ve ibadet ve taat yapmak ancak Allah'ın yardımıyladır.)

YARAMAZ ÇOCUĞA


şehadet parmağını onun eli yada alnı üzerine koyarak
çekebildiğiniz kadar

ALLAHÜMME YA ŞEHİD
ismini zikrederseniz uslanır ve iteatkar olur

ÇOCUK OLMASI İÇİN

Çocuğu olmayan bir kadın, yedi gün oruç tutup iftar vaktinde
Allahümme Yâ Musavvir,Allahümme Ya Bari,Allahümme Ya Halık isimlerini su üzerine 21 kere okuyup üfürse ve o sudan iftar açarsa Cenab-ı hak bu isimlerin hürmetine makbul bir çocuk ihsan eder.

BU DUAYIDA FIRSAT BULDUKÇA ÇOKCA OKUYUN

Fe hebli min ledünke veliyya" "Yerisüni ve yerisü min âli Yâkûb." "Yühricüküm tıflen sümme li tebluğû eşüddeküm"

GÖZ NAZAR DEYMESİ

bu dualara başlamadan okunucak kişinin ismine,falandan olma filanın üstündeki sıkıntı ve nazarın defi için diye niyet edin,bu duaları okuyun ve 3 ayetel kürsi,3 felak,3 nas suresi okuyun,

hatta beraberinde bir bardak suyla okursanız kişiye içirin,daha şifalı olur


Bismillahirrahmanirrahim
Allahümme bârik fîhî ve lâ tedurruhu


Bismillahirrahmanirrahim
Ella talu ileyye ve tuni müslimin innehu min süleyman ve innehu

FETİH SÛRESİ

DÜŞMANA GALİP GELMEK , HER İŞTE FETİH ZAFER KAZANMAK İÇİN,

ALLAHÜMME YA FETTAH 489 kere çekilir,


SIKILIP DARALINCA FETİH SURESİNİDE OKUYUN



AĞLAYAN ÇOCUĞA

7 kere suya oku içir

ALLAHÜMME YA MÜKİT




UYUMAYAN ÇOCUĞA

uykusu gelene kadar

ALLAHÜMME YA HAKEMÜ



DÜNYADA NE DİLERSE OLUR

ALLAHÜMME YA KAFİ

çarşamba akşam 111 kere
ALLAHÜMME YA HALİMÜ 88 kere
mülayim davranıcı demek,adamın sana karşı yumuşaması için,

ALLAHÜMME YA MUKADDİMU 184 kere
cenabı hak her konuda zafer ihsan eder okuyana

ALLAHÜMME YA MELİKEL MÜLKÜ 90 kere
her mülkün hakiki sahibi demek,okuyan halk tarafından sevilir,yüksek makama erer

DÜŞMANI DEF ETMEK İÇİN

ALLAHÜMME YA AHİRU 801 kere

ZULMEDENDEN İNTİKAM ALMAK İÇİN

ALLAHÜMME YA MÜNTEKİMÜ 630 kere

ZULÜMDEN KURTULUP HER MURADA ERMEK İÇİN

ALLAHÜMME YA CABBARÜ 206 kere

AY,GÜNEŞ ,YILDIZ-AY İŞARETİ/YILDIZ İŞARETİ/GÜNEŞ İŞARETİ

YILDIZ :

4 uçlu yıldız tehlike habercisi ve 6 uçlu yıldız ise büyük bir tuzağin habercisi, ayrıca gezegenlerin yönünüde belirlemek için yapilmiş da olabilir. En uzun uç tarafini takip ederiz

AY:

Yarım ay işareti Ermeni Ortodoks işareti olabileceği M.Ö. 2500 yıllarına ait AY TANRISI anlamındada olabilir. Ay işaretlerinde genellikle ayın açık olan ağzına doğru araştırma yapılır. Bu istikamette tümülüs bulunma ihtimali de güçlüdür. Tam tarım ay ise ve çap aşağı doğru ise yakınlarda mağara olabilir.
GÜNEŞ:

Sembol olarak Hitit medeniyetine ait, Mitolojik semboldür, tapınak ya da kral veya kral ailesine ait mezarı yansıtır. Diğer medeniyetlerde yine mitolojik olarak kullanılmıştır.
Yarım güneş figürü varsa güneşin ilk doğduğunda görüneceği alana odaklan.
Güneş ışınlarının vurduğu noktaya odaklanmalı. Kapalı bir yer ya da kayalık yerde, güneş ışıklarının az olduğu alanlarda (yoğun gölge) güneş ışığının vurduğu yerde araştırma yapılacak.
Güneş şekli çizilirken ışınlar çok aralıklı çizilmişse yani ara ara ışın çizilmiş ise gölge olan, güneş görmeyen yerde araştırma yapılmalıdır.
Güneş sonsuzluğu simgeler, tek tanrılığın sembolüdür. Mısır da Ra. Güç, işlerlik, faal olma ve gündüz anlamındadır. Altın gömüsüne işarettir. Gömü ifade ediyorsa doğuya bakması beklenir. Kayalardaki göz ile güneşi karıştırmamak lazım. Yarım güneş Taç sembolüdür. Ayrıca kraliçeye işarettir. Bu sembulün sırt tarafında yani batı yönünde bir mağara girişi aranmalıdır. Tencere büyüklüğünde bir taşın tıkaç olarak kullanılması muhtemeldir. Bu taşın bulunması girişin bulunması demektir.

ERMENİ BÜYÜSÜ

Ayakkabı büyüsü
Sevipte bağlanmasını istediğiniz kişinin sol ayakkabısı alınarak yapılır ermenılerın bu büyüye nal büyüsü demişlerdir nal atın ayağına çakılıdığı gibi bu ayakkabı büyüsüde aşkınıza onun kalbine çakar tarifi budur bır parça tuz alcaksınız ardından ayakkabıya şunu okuyacaksınız şaren haren haşakına lavla ve devamını da okuyacaksınız daha sonra bu ayakkabıyı ters çevirip o kişinin resmınıde uzerine bırakıp 1 gece bekleteceksınız veEşinden sevgilisinden nışanlısından ayrılanları kişiye özek yüksek tesirli çok kısa zamanda sonuç almanızı sağlayacak kişiye özel çalışmalarımızla yardımcı olmaktayız ayrılık sebebinız bır çok şeyden kaynaklana bılır bunlardan bazıları şunlar dır. büyüden nazardan ara açıcıların etkılerınde kalınılarak alınmış kararlar. seviyorum ama ailesi tek engel diyorsanız
eşim bir anda bana karşı deyişti, sevgilimi tanıyamıyorum bana çok deyer veren biri idi ama şimdi bana karşı baya sağuk , hiç beklemediğim bir anda beni terk etti ,

EŞŞEK BÜYÜSÜ

Eşşeğin kulağına falandan doğma falan senın gibi olsun ben ne dersem onu yapsın diye fısıldanırf ardından kulağının içinden bır tuy alınır bu tuye bu ısımler okunur berheti tetlihaku canatura ve devamı 7 defa oknur ardından bır parça kahve yada su içinde o kişiye yedirilir bıde kuyruğunun kılından uzaktakını getirmek için yüksek tesirli getirme büyüsü yapılır.

Sürhubad Duası

Bu dua, önceden düşük yapıp çocuk zayi eden hamile kadınlar'ın aynı şey tekrar başlarına gelmemesi için kullanılır. İslami kaynaklarda geçmemektedir.

Bismillâhil'azîmi ve billâhikerîmüskün yâ Sürhubad. Ve bihakki Adem safiyullah hürmeti için yâ Sürhubad. Ve bihakki Nûr neciyullâh hürmeti için uhruc yâ Sürhubad. Ve bihakki Şit nebiyullah hürmeti için üskun uhruc yâ Sürhubad. Ve bihakki Tevrâti Musa aleyhisselâm hürmeti için üskün uhruc yâ Sürhubad. Ve bihakki İncîli İsa aleyhisselâm hürmeti için üskun yâ Sürhubad. Ve bihakki furkân-ı Muhammed Mustafa Aleyhisselâm hürmeti için uhruc yâ Sürhubad. Ve bihakki yüz yirmi dört bin peygamberler hürmeti hakkı için uhruc yâ Sürhubad. Üç yüz on üç mürsellerve peygamberler hürmeti hakkı için uhruc yâ Sürhubad. Ve Cebrail ve Mikail ve İsrafil ve Azrail hürmeti hakkı için üskun yâ Sürhubad. Ve Arş ve Kürsi ve Levh ve Kalem on sekiz bin âlem hürmeti hakkı için uhruc yâ Sürhubad. Ve sekiz uçmak ve yedi tamu hürmeti hakkı için uhruc yâ Sürhubad. Ay, gün ve yağmur ve kar hürmeti hakkı içinüskun yâ Sürhubad. Ve Medine'de yatan evliyâlar ve gaziler ve şehitler hürmeti hakkı için üskun uhruc yâ Sürhubad. Beytül'mâmur ve Beytül'mukaddes hürmeti hakkı için üskun yâ Sürhubad.

Ahirzaman peygamberi Muhammed Mustafa'nın ve Kuran nuru hürmeti hakkı içinuhruc yâ Sürhubad. Billâhil'azîmi ve billâhilkerîmi ve bilhürmeti arş-ı azîmi hakkı için uhruc yâ Sürhubad. Felekin hasenatin felekin hasemetin şerbesaiyyen serberasiyyen şerberesiyyen behhuzeten behhuzeten behhuzeten mülhakan mülhakan mülhakan ve lutfen ve lutfen ve kutfen bihi bihi bihi üskun üskun üskun yâ Sürhubad. Hazini Kelâmullâh hürmeti hakkı içinuhruc yâ Sürhubad. Ve altı bin altı yüz altmış altı âyet hakkı için üskun yâ Sürhubad. Üç yüz altmış altı arş-ı azîme kelamüllâh hürmeti hakkı içinüskun yâ Sürhubad. Sel isben aykel isen karayehl isen ve buhurdan ise üskun yâ Sürhubad. Ve Muhammed Mustafa Sallallâhu aleyhi vesellem perilerinden isen uhruc yâ Sürhubad. Ve Seyyid Ahmed Kebîr perilerinden isen uhruc yâ Sürhubad. Ve Süleyman Peygamber perilerinden isen uhruc yâ Sürhubad. Kaf dağı devleri perilerinden isen uhruc yâ Sürhubad. Pınar başında ve ayağında ve ağaçlar dibinde ve sular kenarında ve yol caddesinde ve değirmen yerinde ve bu dünyada olan devlerinden ve perilerinden isen üskun uhruc yâ Sürhubad. Ve taliye ile gelüp koşanlardan isen uhruc yâ Sürhubad. Başağrısından isen üskun yâ Sürhubad. Ve bel ağrısından isen uhruc yâ Sürhubad. Ve bilmediğim marazlardan isen uhruc yâ Sürhubad. Ve cümle melik sâdâtın malzemesini tutsun.Bunun, senin ve cümle âlem halkının günâhı senin üzerine olsun. Bunu koymazsan vaz gelmezsen merdutlardan olasın. Eğer bir dahi vazgel, uyruk incitmeyesin. Eğer bir dahi tutarsın, yetmiş iki milletin âhı seni bitürsün üskun uhruc yâ Sürhubad.

İSLAMDA BÜYÜNÜN BOZULMASI İÇİN DUALAR

"BÜYÜ"nün bozulması için de önereceğimiz en güçlü karşı tesir "CİN korunma duası"dır.(aşağıda).. Bu duayı üç-beş veya daha fazla kişi büyü yapılmış kişinin evinde bir araya gelerek 300 veya 500`er kere okuyabilirler... Bunu üç gün arka arkaya yaparlarsa daha da tesirli olur.. Bu dua sırasında büyü yapılmış kişinin de bu duayı okuması gereklidir. Ayrıca bir kişinin sağ elini o büyü yapılmış kişinin başına koyarak okumasında çok fayda olur... Bu arada ortaya bir kab içinde su konur ve okunan dualar bu suya üflenerek daha sonra bu kişiye peyderpey içirilirse daha da tesirli olur..

Büyü yapılmış kişide ya da evinde muska bulunursa, bunu aside veya limon suyuna, veya sirkeye atarak eritmek en geçerli yoldur.. Büyünün tesirli olması için büyücüler günün o saatinin ne saati olduğuna da bakarlar... Meselâ "venüs saati" veya "mars saati" gibi... Bizim konumuza,

Musallat Olmaması İçin Okunan Dualar Cinden kurtulmak için on şeyi yapmalıdır:

1- E'ûzü Besmele ile Fâtiha sûresi okumalıdır.

2- E'ûzü Besmele ile iki Kul-e'ûzüyü okumalıdır.

3- E'ûzü Besmele ile Bekara sûresini okumalıdır.

4- E'ûzü Besmele ile Âyetelkürsî okumalıdır.

5- E'ûzü Besmele ile Bekara sûresinin son âyetini okumalıdır.

6- E'ûzü Besmele ile Ha-Mîm Mü'mîn sûresinin başından (masîr)e kadar ve Âyetelkürsî okumalıdır.

7- “Lâ ilâhe illallahü vahdehü lâ şerîke leh lehülmülkü ve lehülhamdü ve hüve alâ külli şey'in kadîr” okumalıdır. (21)

8- Çok (Allah) demelidir.

9- Hep abdestli bulunmalı, farzları ve sünnetleri hiç terk etmemelidir.

10- Günah işlemekten, kadınlara bakmaktan, çok konuşmaktan, çok yimekten ve kalabalıktan sakınmalıdır.

(Berekât) kitabında, imam-ı Rabbânî hazretlerinin Cinden korunmak için, “Lâ havle velâ kuvvete illâ billah-il-aliyyil'azîm” okuduğu yazılıdır.

İmam-ı Şaranî hazretleri, “Kuşluk namazına devam edene, cin musallat olmaz” buyurdu.(sizin için araştırdım: Türkiye saatlerinde saat 10.00am e denk gelen bi zamanda kılınan 2 rekatlık namazdır.halk arasında diğer bir adı dua namazıdır.

HALK İNANÇLARI

Kapgan
Bingöl’de yaşamakta olan gece tırnak kesilmeyeceği eşiğe oturulmayacağı, çocuğun üzerinden atlanılmayacağı, bir defa atlanılmış ise tekrar bir defa daha atlanması gerektiği aksi halde çocuğun boyunun kısa kalacağı inancı Türk kültür coğrafyasında birlikte yaşanılan halklarda ortak olan inançlardandır. Keza büğü Bingöl’de uygulanan bütün tür ve alanları ile kültür coğrafyamızın sair kesimlerin de aynen görülmektedir. İp bağlamak, saç kılından yararlanmak, büğülü elma türü bir şeyler yedirmek ayetleri ters okumak, damadı gerdek gecesi bağlamak gibi uygulamalar da ortak kültürün Bingöl’deki tezahürleridirler. Keza fal ile ilgili inanç ve uygulamalar da tamamen müşterektir. Büyünün ortadan kaldırılmaları yöntemleri de hayvan kafası, efsun, nefes, muska gibi uygulana gelen inançlardır. Ziyaretlerle ilgili inançlarda da kültür coğrafyasının sair kesimleri itibariyle bir fark yoktur Bingöl’de de çaput bağlama ve taş yapıştırma uygulamaları vardır.

Bingöl halk inançlarına göre camide yıkanan ölünün ruhu camide kalır, cami boş iken içinde kötü ruhlar barınamaz. Yeminlerin büyük bir kısmı cami üzerine yapılır. Camiye kötü niyetle girenin sonu kötü olur. Bu tespitlerden cami üzerine yemin edilmesi bizim için yenidir. Cinlerle ilgili Bingöl’deki inançlara göre cinlerin de iyisi kötüsü, bilgilisi cahili, inançlısı- inançsızının olduğu inancı vardır. Cinler dere ağızlarında, çatı altlarında, dar yerlerde, kuşburnu bitkisinin olduğu yerlerde, mezarlıklarda, harabe olmuş yapılarda hayvanları bulundukları boş arazilerde bulunurlar Cin çarpmaları ilkbaharda daha çok rastlanılmaktadır. İlkbaharda taze çayırın üzerine oturanı cin çarpacağı inancı vardır. Cinler çarptıkları insanların çarpan cinin ismini söylemesini istemezler, hortum biçimindeki toz bulutunun cin düğünü olduğuna inanılır, cinlerin çarpmasından hamile ve yeni doğum yapmış kadınların korunması için yanlarında demir parçası bulundurulur. Gelinin cehizini cinlerden korumak için gelin bohçasına demir parçası konulur. Cinin çarptığı yerlerden birisi de kapı eşikleridir., eşikte oturanı da çarparlar. ( )

Bu tespitler daha ziyade bu konuda bilinenleri zenginleştirme özelliklidirler,. Taze çayırda oturanları cinin çarpması, gelin bohçasından gelinin cehiz çalması, cin çarpmalarının ilkbaharda daha yoğun olması, hortumun cin düğünü olması, bizim için yeni tespitlerdir. Biz cinleri insanlar gibi çalgılı düğünler yaptıklarını, bunun için belirli alanları ve geceyi seçmiş olmaları çok kimsenin bu düğünlere katılıp çok sonra ters bacaklarıyla cinleri görünce korku ile kaçıştıklarını veya bir vesile besmele getirince cinlerin kayıp oldukları tesbit etmiştik.( )

“Gökkuşağı altından geçen kişinin cinsiyet değişikliğine uğrayacağına, öleceğine, tüm dileklerinin kabul olacağına cennete gideceğine inanılır, ona ulaşılamayacağına gökkuşağının ucunda bir küp altının olduğuna, gökkuşağını gören kimsenin lafının gerçekleşeceğine, ucu suda ise yağmurun yağacağına, karada ise yağmurun yağmayacağına, gökkuşağının çıkması ile yağmurun duracağına inanılır. Gökkuşağı Hz. Fatma’nın Kuşağı olarak algılanır, bulutun üstünden yansıyan Allah’ın nuru olduğu kabul edilir. Kimi yörelerde “Eyşık ve Fatık” olarak nitelendirilir.( )

Gökkuşağı ile ilgili inançlar daha farklı varyantları ile birlikte Türk kültür coğrafyasında yaşamaktadır. Ancak yağmur ile ilgili bağlantısına dair olan inançlar ile küp altın boyutu bizim için yeni olmuştur.

Bingöl’de düşen sabunun dik gelmesi, hamurun parçalar halinde sıçraması, çay bardağında dem parçasının kalması misafir geleceği şeklinde yorumlanır ki, bu inançlar çok yaygındır. Anadolu’nun sair kesimlerinde küçük çocuğun bacaklarının arasından geriye bakması da misafir geleceği şeklinde yorumlanır. Halk inançlarında Kötü rüya gören fakire sadaka niyetine sabun verir, sabun elden ele verilmez veya elin tersi ile verilir, büyünün bozulması için akarsuya sabun atılır. Umumi yerlerde şehir banyolarından artan sabun geri getirilmez, rüyada sabun görmek acı işareti olarak yorumlanır

Çal/folluğuna yumurtlamayan tavuğun uyarılmak üzere kıçına tuz sürülür, böylece artık folluğuna yumurtlayacağına inanılır. Tavuğun horoz gibi ötmesi uğursuzluk sayılırken, kimin evinin önünde öter ise o eve uğursuzluk geleceğine inanılır ve sahibi tarafından orada kesilir. Karatavuk ile ilgili inançlar da vardır. Bazı yörelerde öten tavuğun eti yenilmez, karatavuğun ötüşü hastanın öleceği ve ak tavuğun ötüşü ise sağlığına kavuşacağı şeklinde yorumlanır. Keza köpeğin kurt gibi uluması, suyun bulanık akması, Ölüm kuşu/Baykuş’un ötmesi ölüm habercisi olarak algılanır. Kara köpek beslenmez, karganın ötüşü yeni bir habere işarettir. Karga öttüğü zaman “kele xer” denir. Ellerin göğüste çapraz bağlanması da uğursuzluk sebebi sayılır. Uğursuzluk mesajı veren olaylarda “Hayır haber” veya “Hayır olur İnşallah” denilmesi çok yaygındır.

Bingöl halk inançlarından yapılmış bu tespitlerin büyük çoğunluğu Anadolu genelinde yaşayan inançlardır. Karatavuk bilhassa büyücülükte ve falcılıkta geçmektedir. Bitlis yöresinde ilkbaharla kümeslere ocak külü konulması halinde yumurtlamayı artıracağına inanılır. Tavuğun horoz gibi ötmesi ve köpeğin kurt gibi uluması baykuşun ötmesinin uğursuzluğu inancı hayli yaygındır. Karga öttüğü zaman hayır haber dilemek yanılmıyorsak bizim için yenidir. Halk inançlarımızda ak hayırı müjdeyi, kara ise, şerri kederi temsil ederler. Bingöl’den yapılmış bu tesbitlerle geliştirmeğe çalıştığımız Türk halk kültüründe hayvanlarla İlgili İnançlar çalışmamız zenginleşmiş olmaktadır.

Bingöl mevlitlerinin okunuş sebepleri, yerleri ve şekilleri pek farklılık göstermezler Mevlidin Kürtçe ve Zazaca okunduğuna rastlanılabiliyordu. Bingöl’de yazarın tespitine göre Türkçe okunmamaktadır. Bu görüşte olmayan araştırmacılar da vardır. Anadolu genelinde mevlitlerde hocanın önüne tuz konulur. Bu tuz “okunmuş tuz” olarak itibarla saklanır. Keza su da konulur böylece o da okunmuş olur. Şerbet de dağıtılır. Bingöl’de ise bu uygulamalar şerbet gibi tuz ve ekmek de teberruken dağıtılmaktadır. Tuz ekmek hakkı Türk kültürlü coğrafyada bilinirken bilhassa Özbekistan, Karakalpakistan, Başkurdistan, Tataristan’ta itibarlı misafirler evin ve köyün eşiğinde ekmek ve tuz ile karşılanır.

Bingöl muska inancının içerisinde bizim ilk defa duyduğumuz ekmek okutmak vardır. Hırsızın yakalanması için ekmek okutulur bu ensede hırsızın gözlerinin şişeceğine inanılır. Biz hırsızın bulunması ve cezalandırılması için, sidikliğinin bağlatıldığını böyle hallerde hırsızın anılan organının şişeceği inancının olduğunu biliyorduk Ekmekle ilgili inanç tesbitlerimize bir yenisi eklenilmiş oldu. Bingöl nuska kültüründeki, kara gözlülerin nazarının değmeyeceği inancı da bizim için yenidir. Türk kültür coğrafyasında mavi gözlülerin nazarda etkili oldukları inancı vardır. At nalı, kaplumbağa kabuğu, hayvan baş iskeleti, koç ve geyik boynuzu ile ilgili uygulamalar yaygındır. Bingöl’de Nazardan korunmak için evde tuz gezdirilir. Suyun içine köz atılır ve şüpheli şahısların isimleri söylenir, köz alta batarsa ismi söylenen kimsenin nazar ettiğine inanılır.

Aynı halk kültürünü paylaşan diğer Türk kültürlü halklarda olduğu gibi, Bingöl’de de rüyalar uğurlu veya uğursuz veya rahmani ve şeytani olarak ayrılır, sabaha karşı görülen rüyaların ve büyük zatların gördükleri rüyaların gerçekleşeceğine inanılır kötü rüyalar başkalarına anlatılmaz

Bingöl’de evlenmemiş kız ve erkeğin kısmetini açmak için ziyaretlere gidilir dua edilir, ip bağlanır, kurban kesilir rüya görmeğe çalışılır görülen rüyaya göre kısmetini açılacağına inanılır. Ziyaretten alınan taş veya ağaç parçası evleninceye kadar saklanılır. Gençler tekkelerde nefesi kuvvetli Dedelere okutulur, camide yazma açılır veya camide yazma bırakılır, kurşun dökülür, kilit açılır. Evlenmek çağına gelmiş bir genç kızın misafir olarak gittiği evden bir anahtar alır, onu yastığının altına koyar, niyet tutar ve kısmetinin rüyasına gireceğine inanılır. Genç kızlar gelinlerin ayakkabılarının altına isimlerini yazarlar, gelinin oturduğu baba evindeki son sandalyeye oturulur, evlenen gencin şerbetinden evlenmesi istenilen gencin kulaklarına sürülür, üç yol ağzında kilit ve anahtar açılır, hazırlanan tuzlu ekmeğin bir parçası kısmet bekleyen kız tarafından yenilir diğer parçası pencerenin önüne konulur Karga bu ekmeği hangi tarafa götürür ise, kısmetin o tarafta olduğuna inanılır. Elin üzerine uğur böceği konulur ve uçtuğu yön takip edilerek anlam çıkarılır. Bu esnada “bexto vewe mı şın kumca” kısmetimin olduğu yöne doğru uç anlamında bir şeyler denir.

Diyarbakır yöresinde caminin imamına bir yazma verilir, imam minareden ezandan evvel onu sallar böylece genç kızın kısmetinin açılacağına inanılır. Azerbaycan ve Kuzey doğu Anadolu’da tuzlu ekmek ve Karga ile ilgili uygulama “Tuzlu Glik” olarak bilinir. Kilit açmak, kısmet açılması için akarsuya anahtar atmak Anadolu’nun sair yörelerinde de çok yaygındır. Ayrıca gelinin duvak telinden, başına damadın attığı saçıdan, nişan yüzüğünün kurdele parçasından, gelinin attığı nikâh çiçeğinden de kısmet için hikmet beklenilir.

Genç kız ve erkekler ebeveynlerine evlenme isteklerini bir şekilde gösterirler bunun çeşitli uygulama biçimleri vardır. Sözü kesilmiş kız babasına uzun süre görünmez onunla görüşmez. Kaçarak evlenen kızın kınası kaçtığı evde çevrilir/yakılır/çalınır/sürülür. Erkek tarafından kız evine giden kimselere “Berburi” denir

KAPADOKYA'NIN KONUMU

Roma İmparatoru Augustus zamanında Antik Dönemyazarlarından Strabon 17 kitablık 'Geographika' adlı kitabında (Anadolu XII,XIII,XIV) Kapadokya Bölgesi'nin sınırlarını güneyde Toros Dağları, batıda Aksaray, doğuda Malatya ve kuzeyde Doğu Karadeniz kıyılarına kadar uzanan geniş bir bölge olarak belirtir. Bu günkü Kapadokya Bölgesi Nevşehir, Aksaray, Niğde, Kayseri ve Kırşehir illerinin kapladığı alandır. Daha dar bir alan olan kayalık Kapadokya Bölgesi ise Uçhisar, Göreme, Avanos, Ürgüp, Derinkuyu, Kaymaklı, Ihlara ve çevresinden ibarettir.

VOLKANLARIN PATLAMASI VE JEOLOJİK OLUŞUM
Kaya yapısı
Kapadokya Bölgesi'ndeki Erciyes, Hasndağı ve Göllüdağ jeolojik devirlerde aktif birer volkandı. Bu volkanla birlikte diğer çok sayıdaki volkanların püskürmeleri Üst Miyosen'de ( 10 milyon yıl önce) başlayıp, holosen'e (Günümüze) kadar sürmüştür.Neojen gölleri altındaki yanardağlardan çıkan lavlar, platoda, göller ve akarsular üzerinde 100-150m. kalınlığında farklı sertlikte tüf tabakasını oluşturmuştur. Bu tabakanın bünyesinde tüften başka tüffit, ignimbirit tüf, lahar, volkan külü, kil, kumtaşı, marn aglomera ve bazalt gibi jeolojik kayaçlar bulunmaktadır. Ana volkanlardan püsküren maddelerle şekillenen plato, şiddeti daha az küçük volkanların püskürmeleriyle sürekli değişime uğramıştır. Üst Pliosen'den başlayarak başta Kızılırmak olmak üzere akarsu ve göllerin bu tüf tabakasını aşındırmaları nedeniyle bölge bugünkü halini almıştır.

Peribacalarının Oluşumu:
Vadi yamaçlarından inen sel suşarının ve rüzgarın, tüflerden oluşan yapıyı aşındırmasıyla 'Peribacası' adı verilen ilginç oluşumlar ortaya çıkmıştır. Sel sularının dik ya-maçlarda kendine yol bulması, sert kayaların çatlamasına ve kopmasına neden olmuştur. Alt kısımlarda bulunan ve daha kolay aşınan malzemelerin derin bir şekilde oyul-ması ile yamaç gerilemiş, böylece üsy kısımlarda yer alan şapka ile aşınmadan koru-nan konik biçimli gövdeler ortaya çıkmıştır. Daha çok Ürgüp civarında bulunan şap- kalı peribacaları konik gövdeli olup, tepe kısımlarında bir kaya bloku bulunmaktadır. Gövde tüf, tüffit ve volkan külünden oluşmuş kayaçtan; şapka kısmı ise lahar ve ignimbirit gibi sert kayaçlardan oluşmaktadır. Yani şapkayı oluşturan kaya türü, gövdeyi oluşturan kaya topluluğuna oranla daha dayanıklıdır. Bu peribacasının oluşumu için ilk koşuldur. Şapkadaki kayanın direncine bağlı olarak,peribacaları uzun veya kısa ömürlü olmaktadır. Kapadokya Bölgesi'nde erozyonun oluşturduğu peribacası tipleri; şapkalı, konili,man-tar biçimli, sütunlu ve sivri kayalardır. Peribacaları en yoğun şekilde Ürgüp- Uçhisar- Avanos üçgeni arasında kalan vadi-lerde, Ürgüp Şahinefendi arasındaki bölgede Nevşehir Çat kasabası civarında, Kayseri Soğanlı vadisinde va Aksaray Selime köyü civarında bulunmaktadır. Peribacalarının dışında vadi yamaçlarında yağmur sularının oluşturduğu ilginç kıvrımlar bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Bazı yamaçlarda görülen renk armonisi lav tabakalarının ısı farkından dolayıdır. Bu oluşumlar Uçhisar, Çavuşin, Güllüdere, Göreme, Meskendir, Ortahisar Kızılçukur ve Pancarlı vadilerinde gözlenir.

PREHİSTORİK DÖNEMLERDE KAPADOKYA
Prehistorik Dönem
Kapadokya Bölgesi'ndeki Prehistorik Dönem kültürleri en iyi şekilde Niğde - Köşk Höyük, Aksaray- Aşıklı Höyük, Nevşehir- Civelek Mağarası'nda görülür. Her üç yerleşim yerinde kazı çalışmaları devam etmektedir.

Civelek Mağarası
Nevşehir'in Gülşehir ilçesinin 4km. doğusunda yer alan Civelek köyü yakınlarındadır. Mağara, köyün 'Gürlek Tepe' olarak adlandırılan tepesinde yer alır. Kalkerli bir yapı-ya sahip olan mağaraya 14m.uzunluğunda aşağıya doğru uzanan bir galeri vasıtasıyla inilebilmektedir. Ana mekanı 22X11m. olan mağaranın tavan kısımlarında kalsit kristalden oluşan 5-15cm. arasında değişen uzunlıktaki sarkıtlar yer almaktadır. Nevşehir Müzesi ve İtalyan Mağarabilimcileri ile birlikte yapılan çalışmalarda mağara tabanın-da özellikle göçen kaya parçaları arasındave galerilerde Kalkolitik Döneme (M.Ö.5000-3000) ait elde şekillendirilmiş tek kulplu fincanlar, çeşitli boylarda çöm-lekler, dokumacılıkta kullanılan ağırşaklar, taştan ve kemikten aletlerele geçmiştir. Ayrıca Mağara'nın çevresinde yapılan yüzey araştırmalarında da obsidiyenden ve silekstan yapılmış aletler bulunmuştur. Mağara koruma altına alındığından ziyarete kapalıdır.

Aşıklı Höyük
Aksaray'da Ihlara Vadi yerleşiminin bir uzantısı olan Aşıklı Höyük'te yapılan arke-olojik çalışmalar Kapadokya Bölgesi'nin kerpiçten yapılmış ilk mahallelerini ortaya çıkarmıştır.Yerleşik yaşamın en güzel ve en karmaşık mimari örnekleri olan bu evlerin duvar ve tabanlarında sarı, pembe kil duvar sıvaları kullanılmıştır. Ölülerini evlerinin tabanlarına hocker tarzında, yani dizleri karınlarına çekik olarak gömmüşlerdir. Aşıklı Höyük'te araştırma yapan Prof. U.Esin'e göre yerleşim yerindeki mahallelerin sıklığı, yapıların çokluğu Akeramik Neolitik evre için sanıldığından daha yoğun bir nüfusun varlığını göstermektedir. Höyük'te ele geçen yüzbine yakın obsidiyenden yapılmış çeşitli aletlerin Anado'luda benzerleri yoktur.Taştan çok iyi bir şekilde işlenmiş yassı baltalar, kemikten bızlar, keskiler, bakır, akik ve çeşitli taşlardan yapılmış süs eşyalarının yanı sıra az pişmiş kilden figürünler de ele geçmiştir. Aşıklı Höyük araştırmacıları, bu höyük'te ele geçen bir iskelete dayanarak dünyada bilinen en eski beyin ameliyatının (trepanasyon) 20-25 yaşlarındaki bir kadına uygulandığını belirtmektedirler.

Köşk Höyük
Niğde ili yakınlarındaki Köşk Höyük'te yapılan kazılar sonucunda obsidiyen başta olmak üzere sileks, taş ve kemikten aletler ve silahlar ele geçmiştir. Bu yerleşim yerinde Neolitik ve Kalkolitik Döneme ait en önemli eserler ana tanrıça heykelcikleridir Anadolu'da bu çağda bereketi ve doğurganlığı temsil eden Ana Tanrıça Kültü önemli ve yaygındır.

TARİHİ DÖNEMLERDE KAPADOKYA
Protohitit - Assur Ticaret Kolonileri Çağı ( M.Ö.3000-1750 )
Anadolu Eski Tunç Çağı'nda madencilikte doruk noktasına erişmiştir. Özellikle çağın son evrelerinde en büyük gelişim Orta Anadolu'nun kuzeyinde gözlenmiştir. M.Ö.2000-1750 yılları arasında Kuzey Mezopotamya'da yaşayan Assurlu tacirler Anadolu'da ticaret koloniler kurarak ilk ticaret örgütünü oluşturmuşlardır. Bu ticaretin merkezi Kayseri'deki Kültepe, Kaniş-Karum'dur ( Karum: Ticaretin yapıldığı pazar yeri ). Belgelerde adı geçen ve yeri saptanabilen karumlardan biri de Karum- Hattuş'tur ( Boğazköy). Zengin altın, gümüş ve bakır kaynaklarına sahip olan Anadolu, tunç alaşımı için gerkli olan kalay bakımından fakirdi. Tacirlerin beraberinde getirdikleri kalay, çeşitli kumaşlar ve kokular bu ticaretin ana malzemeleriydi. Hiç bir zaman politik üstünlüğe sahip olmayan tacirler beylerin himayesi altındaydılar. Assurlu tacirler sayesinde Anadolu'da ilk defa yazı görülür. 'Kapadokya Tabletleri' olarak adlandırılan Eski Assurca yazılmış çivi yazılı metinlerden, tacirlerin geliş yolları üzerindeki beylere %10 yol verdikleri, borçlu olan halktan %30 oranında faiz aldıkları, Anadolu krallarına sattıkları mal üzerinden %5 vergi verdikleri anlaşılmak-tadır. Yine bu tabletlerde Assurlu tacirlerin Anadolulu kadınlarla evlendikleri ve nikah sözleşmelerinde Anadolulu kadınların haklarını koruyacak maddeler bulunduğu görülmektedir.
Assurlu tacirler yazıdan başka silindir mühürler, madencilik, tapınak ve tanrı fikirle-rinide Anadolu' ya getirmişlerdir. Böylece Anadolu'nun yerli sanatı, Mezopotomya sanatının etkisi altında gelişerek kendine has yeni bir sanat anlayışını ortaya koymuştur. Bu sanat daha da gelişerek Hitit sanatının temelini oluşturmuştur.
Hititler Dönemi ( M.Ö.1750 - 1200 )
M.Ö.II.binin başlarında Avrupadan Kafkaslar üzerinden gelerek Kapadokya bölge-sine yerleşen Hititler, daha sonra yerli halkla kaynaşarak imparatorluk kurmuşlardır. Dilleri Hind - Avrupa dil grubundandır. Başkentleri Hattuşaş ( Boğazköy ) olan Hititlerin en önemli şehirleri Alacahöyük ve Alişar'dır. Kapadokya Bölgesi' nde bulunan bütün höyüklerde Hititlere ait kalıntılara raslamak mümkündür. Bunun yanı sıra Hitit imparatorluk Dönemi'de özellikle Kapadokya Bölgesi'de stratejik açıdan geçitlere ve su kenarlarındaki yüksek kayalara rölyef olarak işlenmiş anıtlar bulunmaktadır. Bu kaya anıtlar sayesinde Hitit krallarının güneydeki ülkelere ulaşmak için geçtiği yolları saptamak olasıdır. Kayseri sınırları içindeki Erciyes Dağı'nın güneyinde yeralan Fraktin, Taşçı ve İmamkulu kaya anıtları tanrıların kutsanması, Büyük Kral'ın (Hattuşili III) ve Kraliçe'nin (peduhepa) tanrılara minnettarlığını göstermesinin yanı sıra imparatorluğun gücünün sınırlarını gösteren birer propaganda anıtlarıdır.
Geç Hitit Dönemi ( M.Ö.1200 - 700 )
Friglerin Orta Anadolu'nun öneli kentlerinin hemen hepsini yıkarak Hitit İmparatorluğu'nu ortadan kaldırılmasından sonra Orta ve Güneydoğu Anadolu'da Geç Hitit Krallıkları ortaya çıkmıştır.
Kapadokya Bölgesi'ndeki Geç Hitit Krallığı ise Kayseri, Niğde ve Nevşehir'i içine alan Tabal Krallığı'dır. Bu döneme ait Gülşehir - Sıvasa ( Gökçetoprak ), Acıgöl Topada, Hacıbektaş - Karaburna Köyü'nde Hitit Hiyeroglifi yazılmış kaya anıtları bulunmaktadır.
Pers ve Kapadokya Krallığı ( M.Ö. 585 - 332 )
Kimmerler'in Frig egemenliğine son vermesi sonucu Anadolu'da Medler ( M.Ö.585 ), daha sonra da Persler ( M.Ö.547 ) görülür. Persler bölgeyi ' Satrab ' adını verdikleri valilerce yönettiler. Eski Pers dilinde '' Katpatuka '' olarak adlandırılan Kapadokya bölgesi, 'Cins Atlar Ülkesi' anlamına gelmekteydi. Persler, Zerdüşt dinine bağlı olduklarından bölgedeki volkanları, özellikle Erciyes ve Hasandağı'nı kutsal saymışlardır. Persler, Kapadokya'dan geçerek başkentlerini Ege'ye bağlıyan, ' Kral yolu' nu geliştirmişlerdir. Makedonya Kralı İskender M.Ö.334 ve 332 de Pers ordularını arka arkaya bozguna uğratarak bu büyük İmparatorluğu yıkmıştır. Pers İmparatorluğu'nu yıkan İskender Kapadokya'da büyük bir dirençle karşılaştı. İskender, komutanlarından Sabiktas'ı bölgeyi denetim altına almakla görevlendirilince halk buna karşı çıktı ve eski Pers Soylularından Ariarathes'i kral ilan etti. Çalışkan bir yönetici olan I.Ariarathes (M.Ö.332-352 )Kapadokya Krallığı'nın sınırlarını genişlettti İskender'in ölümüne kadar barış içinde yaşayan Kapadokya Krallığı, Roma'nın bir eyaleti olduğu M.S.17 yılına kadar varlığını korumak için Makedonyalılarla, Pontuslarla, Galatlarla, Romalılarla mücadele etmiştir.
Roma Dönemi ( M.S.17-395 )
M.S.17'de Tiberius Kapadokya'yı Roma'ya bağlayarak bölgedeki kargaşaya son verdi. Romalılar bölgeyi ele geçirdikten sonra batıya bir yol yaparak Ege'ye ulaşımı sağladılar. Bu yol hem askeri hem de ticari açıdan önemliydi. Roma egemenliği sırasında, yöreye gerek saldırı gerekse göç biçiminde doğudan gelenler oldu. Romalılar bu yeni gelenlere karşı ' Lejyon ' adını verdikleri askeri birlikleriyle karşı koydu. İmparator Septimus Severus Dönemi'nde ekonomil bakımdan oldukça canlanan Kapadokya'nın merkezi Kayseri, daha sonraki yıllarda İran'dan gelen Sasaniler'in saldırısına uğradı. Gordianus III bu saldırılara karşı şehrin etrafını surlarla çevirtti. Bu sırada Anadolu'da yayılmaya başlayan ilk hıristiyanların bir kısmı büyük şehirler-den köylere göç etmeye başladılar. Kayseri'nin önemli bir din merkezi haline geldiği 4.yüzyılda, kayalık Göreme ve çevresini keşfeden hıristiyanlar, Kayseri Piskopusu da olan Aziz Basil'in dünya görüşünü benimseyerek kayalar içinde manastır hayatını başlattılar.
Bizans Dönemi ( 397- 1071 )
Roma İmparatorluğu'nun ikiye bölünmesiyle Kapadokya Doğu Roma İmparator- luğu' nun etkisi altında kaldı. 7. yüzyılın ilk yıllarında Kapadokya' da Sasanilerle Bizanslılar arasında yoğun savaşlar oldu. Sasaniler bölgeyi 6-7 yıl kadar ellerinde tuttular. 651'de Halife Osman Sasanileri yıkınca bölge bu kez Arap- Emevi güçlerinin akınlarına uğradı. Uzun süredir devam eden mezhep çatışmaları III. Leon'un müslümanlıktan etkilenerek ikonları yasaklamasıyla doruk noktasına ulaştı. Bu durum karşısında bazı hıristiyan ikon yanlısı keşişler Kapadokya'ya sığınmaya başladılar. İkonoklasm hareketi yüz yıldan fazla sürdü ( 726 -8 43 ). Bu dönemde birkaç Kapadokya kilisesi ikonoklasm etkisinde kaldıysa da ikondan yana olanlar burada rahatlıkla gizlenip ibadetlerini sürdürdüler.
Selçuklu Dönemi ( 1071 - 1299 )
Oğuz Türklerinden Selçuk bey'in kurduğu Selçukluların Anavatanı Orta Asya'dır. 10.yüzyılda kuzeye doğru yayılan İslamiyeti kabul eden Selçuklular, İslamiyeti kabul etmemiş kavimlerle sürekli mücedele ederek egemenlik alanlarını genişletmeye çalışmışlardır. Bizans İmparatoru Romanos Diogenes'in Selçuk Bey'in torununun oğlu Alparslan'a 1071 yılında yenilmesi Bizans'ın gerilemesine, Anadolu'da yeni bir dönemin başlamasına neden olmuştur. 1075 yılında Anadolu Selçuklu Devleti kurulur. 1082'de Kayseri fethedilir ve böylece Kapadokya Selçuklu hakimiyetine girer. Hıristiyanlığın önemli yerleşim ve yayılma alanı olan Anadolu, bundan böyle Kuzey Afrika'dan Ortadoğu ve Yakındoğu'ya kadar uzanan İslam bölgelerine dahil olmuştur. Anadolu'nun Selçuklu Türkleri tarafından fethi, Patrikhanenin idari etkinliğini etkilememiştir. Çünkü 13. yüzyıla ait Ihlara bölgesi'ndeki St.George Kilisesi'nin yazıtlarında Selçuklu Sultanı II.Mesud ve Bizans İmparatoru II.Andronicus'un adlarından övgüyle bahsedilmektedir. 13. yüzyılın sonunda Anadolu Selçuklu Devletinin zayıflaması üzerine Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde beylikler ortaya çıkar. 1308 yılında Moğol kökenli İlhanlılar Anadolu'yu istila eder ve Kapadokya Bölgesi'nin önemli bir kenti olan Kayseri de yıkılıp tahrip edilir. Selçuklu Sultanları Moğol yönetiminin etkisi altında kalırlar ve bağımsız hareket edemezler. Anadolu artık Türk boylarının kurduğu beylikler halinde idare edilecektir.
Osmanlı Dönemi
Kapadokya Bölgesi, Osmanlı Dönemi 'nde de oldukça sakindi. Nevşehir, Damat İbrahim Paşa dönemi'ne kadar Niğde'ye bağlı küçük bir köydü. 18. yüzyılın başların-da özellikle Damat İbrahim Paşa zamanında Nevşehir, Gülşehir, Özkonak, Avanos ve Ürgüp 'te imar hareketleri gelişmiş; camiler, külliyeler, çeşmeler yaptırılmıştır. Özko-nak kasabasının merkezinde Osmanlı Padişahı Yavuz Sultan Selim' in doğu seferi sırasında ( 1514 ) yapılan köprü, Nevşehir' deki erken Osmanlı yapısı olması açısından önemlidir. Osmanlı Dönemi' nde de Selçuklu Dönemi' nde olduğu gibi yörede yaşayan hıristi-yanlara karşı hoşgörülü davranılmıştır. Ürgüp/Sinasos'taki 18. yüzyıla ait Konstantin Eleni Kilisesi, Gülşehir' deki 19.yüzyıla ait Dimitrius adına yapılan kilise ve Derinkuyu'daki Ortadoks Kilisesi bunun en güzel örnekleridir.

KAPADOKYA'NIN DOĞAL, TARİH VE DİNİ ÖZELLİKTEKİ MERKEZLERİ
UÇHİSAR
Nevşehir- Göreme yolu üzerinde, Nevşehir'e 7km.uzaklıktadır. Bölgenin en yüksek noktasında yer alan ve en eski yerleşimin ne zaman yapıldığı bilinmeyen Uçhisar, yerleşim biçimi açısından Ortahisar'a ve Ihlara Bölgesi'ndeki Selime Kalesi'ne benzemektedir. Uçhisar Kalesi'nin zirvesi aynı zamanda bölgenin panoramik seyir noktasıdır. Kale içerisinde bulunan çuk sayıdaki odalar birbirine merdivenkler, tüneller ve koridorlarla bağlanmıştır. Odaların girişlerinde ise -tıpkı yeraltı yerleşimlerinde olduğu gibi -giriş/çıkışı kontrol altına almaya yarayan sürgü taşları bulunmaktadır. çok katlı bir özelliğe sahip olan Kale'nin bazı mekanları bugün yer yer göçtüğünden dolayı tüm mekanlara ulaşmak ne yazık ki mümkün olmamaktadır. Uçhisar'ın doğu, batı ve kuzeyinde yeralan bazı peribacaları Roma dönemi'nde mezarlık amacıyla oyulmuştur. Girişleri genellikle batı yönüne bakan mezarların iç kısımlarında ölülerin yatırıldığı klineler bulunmaktadır. Gerek Kale'nin eteklerinde gerekse Kale'de çok az sayıda kaya oyma kiliseler tespit edilebilmiştir. Bunun nedeni belki de çok sayıda kilise ve manastıra sahip olan Göreme'nin Uçhisar'a yakın olmasındandır. Kale zirvesindeki Bizans Dönemi'ne ait basit kaya mezarlar ise oldukça tahrip olduklarından ve soyulduklarından pek özellik arzetmezler. Uçhisar Kalesi'nde Ortahisar ve Ürgüp'teki (Başhisar) gibi kalesi olan yerleşimlerde savunma amacıyla çevreye uzanan uzun tünellerden bahsedilmektedir. Fakat bu tüneller yer yer göçtüklerinden dolayı bugün esrarını hala korumaktadır. Kale ve çevresindeki peribacalarına ve yamaçlara mezarlıkların dışında çok sayıda güvercinlikler de inşa edilmişti. Yeterli toprağa sahip olmayan Uçhisarlı çiftçilerin az topraklarına karşılık çok ürüne ihtiyaçları vardı. Güvercin güpresinin tarımda verimi artırdığını bilen Uçhisarlılar peribacalarının içlerine ya da vadi yamaçlarına güvercinlik inşa ederek bu sorunu çözmeye çalışmışlardır.
GÖREME (Maccan/Avcılar)
Nevşehir'e 10 km. uzaklıktaki Göreme, Nevşehir- Ürgüp- Avanos üçgeni arasındaki etrafı vadilerle çevrili bölgede yer alır. Göreme kasabası'nın eski adları ''Korama, Matiana, Maccan ve Avcılar'' dır. Göreme ile ilgili 6. yüzyıla ait bir belgede ilk olarak 'Korama' adına rastlandığından dolayı en eski adının bu olduğu düşünülmektedir. Bu belgede Aziz Hieron'un 3. yüzyıl sonlarında Korama'da doğduğu, Malatya'da 30 arkadaşı ile birlikte şehit olduğu ve elinin kesilerek annesine; Korama'ya getirildiğinden bahsedilmektedir. Koramalı Şehit Aziz hieron'un Görema Açık Hava Müzesi içinde yeralan Tokalı Kilise'de oldukça büyük boyutta resmedilmiş bir tasviri bulunmaktadır. Göreme ve çevresinin Roma Dönemi'nde Venessalılarca (Avanos) nekropol alanı olarak kullanıldığı düşünülmektedir. Gerek Göreme'nin merkezindeki anıt gibi büyük peribacasının içine oyulmuş iki sütunlu Roma mezarı, gerekse civarında yeralan çok sayıdaki mezarlar bu görüşü desteklemektedir. Orta çağın ilk evrelerinde hıristiyanlar için önemli bir dini merkez olan Göreme, 11.ve 13. yüzyılda Aksaray yakınlarındaki Mokissos'a bağlı bir piskoposluk merkeziydi. Göreme ve çevresinde çok sayıda manastır, kilise ve şapel bulunmasına karşın yapılış tarihleri hakkında yeterli bir kitabe bulunmamaktadır. Bu nedenle bu dini yapılar daha çok ya ikonografik açıdan ya da mimari özelliklerine göre tarihlenebilmektedir.
Göreme Kiliseleri
Durmuş Kadir Kilisesi
Bazilika tipindeki bu kilisenin diğer kiliselerden farkı, kilisenin ortasındaki papaz tahtı, iri dörtgen sütunları, vaftiz yeri, birinci bölmedeki duvarlara oyulmuş irili ufaklı mezarlarıdır. Kaya kabartma süslemelerinin en güzel örneklerine sahip olan bu kilise 6. ve 7. yüzyıllara tarihlenmektedir.
Yusuf Koç Kilisesi
Durmuş Kadir gibi Yusuf Koç Kilisesi de adını içinde bulunduğu bağın sahibinden almaktadır. Çapraz tonozlu, haç planlı, iki apsisli, dört sütunludur. Ancak sütunları kırılmıştır. 11. yüzyıla tarihlenmektedir.
El Nazar Kilisesi
Göreme-Müze yolunun sağındaki vadide, yoldan yaklaşık 800 m. uzaklıkta El Nazar vadisindedir. Bir peribacası içine oyulmuş El Nazar Kilisesi, ' T ' planlı, haç kolları beşik tonozludur. Ana apsis haç kollarının birleştiği merkez mekana açılır. Zeminin tamamı ve apsisin bir kısmı tahrip olmuştur. Sahneleri kronolojik olarak birbirini takip etmekte olan kilise 10. yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. Sahneleri: Müjde, Ziyaret, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Mısır'a kaçış, İsa'nın mabete takdimi, Başkalaşım, Kudüs'e giriş, İsa çarmıhta, İsa'nın cehenneme inişi, İsa'nın göğe çıkışı ve madalyonlariçinde aziz portreleri.
Saklı Kilise
1957 yılında bulunduğundan dolayı 'Saklı Kilise' adı verilmiştir. El Nazar Kilisesi yakınlarındadır. Enlemesine dikdörtgen planlı, ana mekan iki sütun ve üç kemerle ikiye ayrılmıştır. Üç apsislidir. Düz tavan haçlarla ve geometrik süslemelerle dekore edilmiştir. Kiliseyi süsleyen resimler sıva üzerine değil, doğrudan ana kaya üzerine yapılmıştır.Kilisenin etrafında bulunan boyalı bez parçalarının yapılan analizler sonucunda kilisenin boyanmasında fırça yerine kullanıldığı anlaşılmıştır. Kilise'nin mimarisi Mezopotamya Kilise mimari geleneğine benzemektedir. Kilise, 11.yüzyıllın ikinci yarısına tarihlenmektedir. Sahneleri: Desis, Müjde, Doğum, İsa'nın mabete takdimi, Vaftizci Yahya'nın görevlendirilmesi, Vaftiz, Başkalaşım, İsa çarmıhta, Meryemin ölümü ve aziz tasvirleri.
Meryem Ana ( Kılıçlar Kuşluk ) Kilisesi
Tokalı Kilise'nin arkasındaki sırtta, Göreme Açık Hava Müzesi'ne yaklaşık 250 m. uzaklıkta, Kılıçlar Kilisesi'nin güneyindeki dik yamaçta yer alır. Nef, enlemesine dikdörtgen planlı, farklı genişlik ve yükseklikteki iki beşik tomozla örtülüdür. Kilise aziz figürleri ve İncil siklusunun dört sahnesini içermektedir. Meryem Ana Kilisesi, 11.yüzyılın birinci yarısına tarihlenmektedir. Sahneleri: Denesis, Beytüllahim'e yolculuk, Doğum, İsa çarmıhta, Meryem'in ölümü ve aziz tasvirleri.
Kılıçlar Kilisesi
Kılıçlar vadisinde Göreme Açık Hava Müzesi'nin yaklaşık 600m. kuzey doğusunda-dır. Haç planlı dört sütunlu, merkezi kubbeli, haç kolları beşik tonozlu, batı köşe mekanları, düz tavanlı, doğu mekanları kubbeli olup üç apsislidir. Kilise'nin içi oldukça zengin bir şekilde fresklerle süslenmiş olup uzun bir incil siklusunu içermektedir. Kılıçlar Kilisesi, 9.yüzyıl sonlarına, 10.yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Sahneleri: Peygamberlerin görünümü, Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Yusuf 'un Meryem'i suçlaması, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Yusuf 'un rüyası, Mısır'a kaçış, İsa'nın mabete takdimi, Vaftizci Yahya'nın görevlendirilmesi, Vaftizci Yahya ile İsa'nın buluşması, Vaftiz, İsa ve Zakkeus, Kör adamın iyileştirilmesi, Kudüs'e giriş Son akşam yemeği, Ayakların yıkanması, Havarilerin Kominyonu, ( Kutsal ekmek ve şaraplarla takdis edilmesi), İhanet, İsa hanna ve Kayafa önünde, İsa Platus önünde, Petrus'un İsa'yı inkarı, İsa Golgoto yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın çarmıhtan indirilme-si, İsa'nın gömülmesi, İsa'nın cehenneme inişi, Kadınlar boş mezat başında, Havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa' nın göğe çıkışı, Pentakost, Meryem' in ölümü ve aziz tasvirleri.
Göreme Açık Hava Müzesi
2.yüzyılın sonlarında Kapadokya'da önemli sayıda hıristiyan toplumu bulunmakta idi. Bu devre ait iki piskoposluk bölgesi bilinmektedir. bunlardan biri bölgede uzun süre Hıristiyanların merkezi olacak olan Kayseri, diğeri de Malatya idi. 3.yüzyılın kuvvetli şahsiyete sahip rahipler bölgeyi dini düşünce ve yaşantının canlı bir merkezi haline getirdiler. 4.yüzyılda Kapadokya üç büyük azizin (Kayseri piskoposu Büyük Basil, kardeşi Nyssalı Gregory ve Nazianuslu Gregor) memleketi olarak bilinirdi. Bütün hıristiyanlık fikirleri, bu hocalar tarafından birleştirilerek yeni bir şekil verilmiştir. Basil'in davranış ve doktirinleri bugün bile hıristiyan toplumları için önemlidir. Örneğin kıtlık zamanında tek parça ekmeği olan bir hıristiyana, o ekmeği ikiye bölüp yarısını karnı aç birisine vermesini ve kendisini Allah'ın himatesine bırakmasını öğütlemiştir. Basil, çok sofu bir hayatı tercih etmemiş, köy ve kasabalardan yeteri kadar uzakta, toplumların manevi sığınak yeri olarak küçük yerleşim yerleri kurmuştur. Buralarda bir vaizin nezaretinde günlük dini ibadetler yerine getirilmiştir. Fakat bunlar Mısır ve Suriye'de olduğu gibi diğer hıristiyanlardan atrı özel ve imtiyazlı gruplar haline sokulmamışlardır. Basil' in Kapadokya kiliselerinde yapmış olduğu önemli bir reform cemaatle dua usulünü yeniden kurmasıdır. Bugünkü Göreme Açık Hava Müzesi bu eğitim sisteminin başlatıldığı yerdir. Soğanlı, Ihlara, Açıksaray aynı eğitim sisteminin daha sonraları görüldüğü yerlerdir.
Göreme Kilise Mimarisi
Göreme kiliselerinde oldukça yayagın olan tek nefli beşik tonozlu plan tipi, bölgede yaşayan dini topluluklar ve inzivaya çekilen kişiler için en uygun mimari yöntemdir. Ayrıca bu tip yapılar mezar yeri olarak da benimsenmiştir. Enlemesine dikdörtgen plan, Mezopotamya kökenlidir. Göreme'de bu yapılar muhtemelen bu bölgeye yerleşen belirli yabancı gruplar için inşa edilmiştir. İki nefli yapı tipi çok nadir olup ( Sadece Aziz Eustathios Kilisesi) Soğanlı ve Ihlara kiliselerinde yaygındır. Göreme'de üç nefli bazilika planıda nadirdir. Bu yapı tipi Durmuş Kadir gibi piskoposluk kiliselerinde tercih edilmiştir. Büyük boyutlu ve mimari elemanların zenginliği nedeniyle bu tip kaya kiliseleri fazla tercih edilmemiştir. Kiliselerdeki duvar resimlerinde iki ayrı boyama tekniği kullanılmıştır. 1.Alçı ve sıva kullanmadan doğrudan kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile yapılan boyama tekniği. Bu teknikte ana kaya, fon olarak kullanılmıştır. (Aziz Basil, Elmalı ve Aziz Barbara Şapeli) 2.Alçı kum ve saman karışımının ana kaya üzerine sıvanarak, fresk tekniğinde yapılan boyama tekniği. Konular İncilden ve İsa'nın hayatından alınmıştır.

Tokalı Kilise
Bölgenin bilinen en eski kaya kilisesi olup 4 mekandan oluşur. Tek Nefli eski Kilise, Yeni Kilise, Eski Kilise'nin altındaki Kilise, Yeni Kilise'nin kuzeyindeki Yan Şapel. 10.yüzyılın başlarına tarihlenen Eski Kilise, bugünYeni Kilise'nin giriş mekanı şeklin-de ise de orjinalde tek nefli, beşik tonozlu bir yapıdır. Doğusuna Yeni Kilise'nin eklenmesi sırasında apsisi tamamen yıkılmıştır. Sahneler tonoz yüzeyine ve duvarların üst bölümüne yerleştirilmiştir. İsa'nın hayatını kapsayan siklus tonozda panellere ayrılmış olup, sahneler sağ kanatta başlayıp sol kanata doğru birbirini takip etmektedir. Sahneleri: Tonozun ortasında aziz tasvirleri, sağ kanadında üst panelde; Mülde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Beytüllahim'e yolculuk, Doğum, sol kanattaki üst panelde; Elizabeth'in takip edilmesi, Vaftizci Yahya'nın görevlendirilmesi, Vaftizci Yahya'nın kehaneti, İsa'nın Vaftizci Yahya ile buluşması, Vaftiz, Kana düğünü; sol kanattaki orta panelde Şarap mucizesi, Ekmeklerin ve balıkların çoğaltılması, Havarilerin görevlendirilmesi, Kör adamın iyileştirilmesi, Lazarus'un diriltilmesi; sağ kanattaki alt panelde; Kudüs'e giriş, Son Akşam yemeği, İhanet, İsa Platus önünde, sol kanattaki alt panelde; İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, İsa'nın gömülmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi, İsa'nın göğe çıkışı. Bu panelin altında aziz tasvirleri; Girişin üstünde ise Başkalaşım sahneleri yer almaktadır. Yeni Tokalı enlemesine dikdörtgen planlı, basit beşik tonozludur. Doğu duvarında kemerlerle birbirine bağlı dört sütun, sütunların arkasında yükseltilmiş bir koridor, koridordan sonra ana apsis ile iki yan apsis yer alır. Beşik tonozlu nefinde İsa'nın siklusu kronolojik sıraya göre daha çok kırmızı ve mavi renkler kullanılarak işlenmiştir. Lapis mavisi, Tokalı kilise'yi diğer kiliselerden ayıran en önemli özelliğidir. Enlemesine nefle, Aziz Basil'in hayatı, çeşitli azizlerin tasviri ve çoğunluk İsa'nın mucizesine ait sahneler yer alır. Kilise 10. yüzyılın sonuna ve 11. yüzyılın başına tarihlenmektedir. Sahneleri: Tonozun kuzey kanadında Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Doğum ve üç müneccimin tapınması, tonozun kuzey duvarında Yusuf'un birinci rüyası, Beytüllahim'e yolculuk, altında nişler içinde sekiz aziz tasviri, en altta ise Vaftizci Yahya'nın çağrılması, İsa'nın Vaftizci Yahya ile buluşması, Vaf tiz, İsa'nın mabete takdimi, Matta' nın görevlendirilmesi, Havarilerin görevlendirilmesi, Kana düğünü; batı kanadında Mısır'a kaçış, İsa' nın denenmesi, İsa 12 yaşındayken mabette, tonozun merkezinde İsa' nın göğe yükselişi ve havarilerin tanrı yolunda görevlendirilmesi; tonozun güney kanadında ilk Diakonlar, Pentakost ve Havarilerin tanrı yolunda görevlendirilmesi; tonozun güney duvarında tanımlanamayan melekler, altında nişler içinde aziz tasvirleri, en altta ise Zengin adamın oğlunun iyileştirilmesi; Lazarus'un diriltilmesi, Kudüs'e giriş ve Son yemek; batı kanadında Ayakların yıkanması; Ana apsiste İsa çarmıhta, İsa' nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa'nın cehenneme inişi; ana apsisin ön cephesinde ilk Diakonlar, İsa ve Samarralı kadın, niş içinde Meryem ve çocuk İsa; kuzey apsiste ise Peygamberlerin görünümü ve melekler.
Rahibeler ve Rahipler Manastırı
Açık Hava Müzesi'nin girişinin solunda yer alan 6-7 katlı kaya kütlesi 'Rahibeler Manastırı' olarak bilinir. Bu manastırın 1.katındaki yemekhanesi, mutfağı, birkaç odası; 2.katında yıkı şapeli gezilebilir durumdadır.3.kattaki-bir tünelle ulaşılan- kilisesi çapraz kubbeli, dört sütunlu üç apsislidir. Ana apsisteki templona Göreme'deki diğer kiliselerde pek rastlanmaz. Kilise'de doğrudan kaya üzerine yapılan İsa freskinin yanında kırmızı bezemeler görülür. Manastırda katlar arasındaki bağlantı tünellerler sağlanmıştır. Tehlike anında tünelleri kapatmak üzere yeraltı şehirlerinde olduğu gibi 'Sürgü taşları' kullanılmıştır. Sağdaki Rahipler Manastırı'nda ise erozyon nedeniyle katlar arasındaki geçişler kapandığından sadece giriş katında birkaç oda görülebilir.
Aziz Basil Şapeli
Göreme Açık Hava Müzesi'nin girişindedir. Sütunlarla ayrılan nartekste mezar çukur-ları bulunmaktadır. Nef enine beşik tonozlu, dikdörtgen planlı ve üç apsislidir. Dikdörtgen nefin sol uzun yüzünde biri büyük, ikisi küçük, üç apsis bulunmaktadır. Kilise 11. yüzyıla tarihlenmektedir. Sahneleri: Ana apsiste İsa portresi, ön yüzünde Meryem ve çocuk İsa, kuzey duvarında ise yine at üzerinde ejderle savaşan Aziz George Aziz Demetrius ve 2 azize tasviri bulunmaktadır.
Elmalı kilise
Dokuz kubbeli, dört sütunlu, kapalı Yunan haçı planlı, üç apsislidir. Asıl girişi güney yönünden olan kiliseye, kuzeyden açılan bir tünel vasıtasıyla girilebilmektedir. Elmalı Kilise' nin ilk süslemeleri Aziz Basil ve Azize Barbara Şapeli' nde olduğu gibi doğru-dan duvara kırmızı boya ile yapılan haç ve geometrik motiflerdir. Kilise 11.yüzyılın ortası, 12. yüzyılın başına tarihlenmektedir. Sahneleri: Deesis, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Vaftiz, Lazarus'un diriltilmesi, Başkalaşım, Kudüs' e giriş, Son akşam yemeği, İhanet, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın gömülmesi, İsa'nın cehenneme inişi, Kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe çıkışı ve aziz tasvirleri. Ayrıca Tevrat kaynaklı İbrahim Peygamber' in misafirperverliği ve üç yahudi gencin fırında yakılması sahnesi resmedilmiştir.
Azize Barbara Şapeli
Elmalı Kilise'nin bulunduğu kaya blokunun arkasındadır. Haç planlı, iki sütunlu,batı, kuzey ve güney haç kolları beşik tonozlu, merkezi kubbeli, doğu haç kolu ve doğudaki iki köşe mekanı kubbelidir. Bir ana, iki yan apsisi bulunmaktadır. Motifler kırmızı boya ile doğrudan kaya üzerine uygulanmıştır. Duvarda ve kubbede zengin geometrik motifler, mitolojik hayvanlar ve askeri semboller resmedilmiştir. Ayrıca duvarda taş izlenimi veren motifler de yer almaktadır. Kilise 11. yüzyılın ikinci yarısına tarihlenmektedir. Sahneleri: Ana apsiste İsa Pantokrator; kuzey haç kolunda at üzerinde ejderle sava-şan Aziz George ve Aziz Theodore; batı haç kolunda ise Azize Barbara tasviri bulunmaktadır.
Yılanlı ( Aziz Onuphrius ) Kilise
Ana mekan enlemesine dikdörtgen planlı, beşik tonozlu, güneyde mezarların bulunduğu ek mekan ise düz tavanlıdır. Apsisi sol uzun duvara oyulmuş,kilise tamamlanmadan bırakılmıştır. Girişi kuzeydendir. Kilise tonozun her iki yanında Kapadokya'da saygın olan azizlerin tasvirleri bulunmaktadır. Kilise 11.yüzyıla tarihlenmektedir Sahneleri: Girişin tüm karşısında sol elinde incil tutan İsa ve yanında kilisenin banisi, tonozun doğusunda Aziz Onesimus, ejderle savaşan Aziz George ve aziz Thedore, Gerçek haç'ı tutan Helena ve oğlu Konstantin; tonozun batısında çıplak, uzun saçlı ve önünde palmiye ağacı bulunan Aziz Onuphrius, yanında takdis pozisyonunda Aziz Thomas ve elinde bir kitapla Aziz Basil bulunur. M.S. 1.yüzyılda Mısır çöllerinde 'Hermit' adı verilen kendilerini dine adayan, inzivaya çekilmiş, insanlar yaşamaktaydı. Son Hermit Aziz Paphnutius hermitlerin hayatını ve yaşam tarzlarını öğrenmek için M.S. 4.yüzyılda Mısır çöllerine gitti ve kiliseye adını veren Aziz Onuphrius'la karşılaştı. Aziz Paphnutius, Aziz Onuphrius'a ölürken yardım etti. Çünkü o faziletin, nefse hakimiyetin en iyi örneğiydi. Tasvirlerde Aziz Onuphrius, çıplak, uzun saçlı, iri göğüslü, önünde ğalmiye ağacı ile görülür.
Kiler/ Mutfak/Yemekhane
Yılanlı Kilise ile Karanlık Kilise arasında yer alan üç yapı yan yana olup, birbirleriyle bağlantılıdır. Kiler olarak kullanılan ilk mekanda erzakları depolamak için oyuklar, mutfakta ise yöre köylerinde hala kullanılan topraktan yapılmış ''Tandır'' adı verilen ocak bulunmaktadır. En son bölümde ise yemekhane yer alır. Girişin sol tarafında ise tabanda üzüm ezmek için bir şırahane vardır.
Karanlık Kilise
Kuzeyde kavisli bir merdivenden kilisenin dikdörtgen, beşik tonozlu narteksine çıkılır. Narteksin güneyinde bir mezar bulunmaktadır. Kilise haç planlı, haç kolları çapraz tonozlu, merkezi kubbeli, dört sütunlu, üç apsislidir. Karanlık Kilise olarak adlandırılmasının nedeni,narteks kısmındaki küçük bir pencereden çok az ışık almasından dolayıdır. Bu sebeple fresklerdeki renkler oldukça canlıdır. Kilise ve narteks İncil ve İsa siklusunu içeren zengin süslemelere sahiptir. Ayrıca Elmalı ve Çarıklı Kilise'de olduğu gibi Tevrat kaynaklı sahneler de resmedilmiştir. Kilise, 11. yüzyıl sonu 12.yüzyıl başına tarihlenmektedir. Sahneleri: Deesis, Müjde, Beytüllahim'e yolculuk, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Vaftiz, Lazarus'un diriltilmesi, Başkalaşım, Kudüs'e giriş, Son akşam yemeği, İhanet, İsa çarmıhta, İsa'nın cehenneme inişi, Kadınlar boş mezar başında, Havarilerin takdisi ve görevlendirilmesi, İsa'nın göğe çıkışı, İbrahim peygamber'in misafirperverliği, Üç yahudi gencin yakılması ve aziz tasvirleri.
Azize Catherine Şapeli
Karanlık Kilise ile Çarıklı Kilise arasında yer alan Azize Catherine Şapeli, hem narteksi, hem de naosu serbest haç planlı, merkezi kubbeli, haç kolları beşik tonozlu ve apsisi templonludur. Narteks zemininde dokuz mezar, duvarında ise iki nişli mezar (arkosolium) yer alır. Şapelin sadece naos kısmı figürsel dekorasyonlar içermektedir. Pandatifler kabartma geometrik süslemelerle bezenmiştir. Anna adındaki donör tarafından yaptırılan Azize Catherine Şapeli, 11.yüzyıla tarihlenmektedir. Sahneleri: Templonlu apsiste Deesis, altında madalyonlar içinde Kilise Babaları, (Gregory, Basil, John Chrysostom) kuzey haç kolunun güney duvarında at üzerinde Aziz George, karşısında Aziz Theodore, Azize Catherine ve diğer aziz tasvirleri.

Çarıklı Kilise
İki sütunlu, ( diğer sütunlar duvar köşelerinde paye şeklindedir.) çapraz tonozlu, üç apsisli ve dört kubbelidir. Sahnelerinde İsa'nın hayatını konu alan siklus, İbrahim Peygamber'in misafirperverliğini gösteren Tevrat sahnesi, aziz ve bani tasvirleri iyi muhafaza edilmiştir. Elmalı ve Karanlık Kilise'ye benzemekle beraber, İsa'nın çarmıha gidişi ve çarmıhtan alınış sahneleri kilisenin farklı özelliğidir. Figürler genelde büyük ve uzundur. İsa'nın göye yükseliş sahnesinin altında bulunan ayak izlerinden dolayı kiliseye 'Çarıklı Kilise' adı verildiği sanılmaktadır. Kilise 12. yüzyıl sonu, 13. yüzyıl başına tarihlenmektedir. Ana kubbenin ortasında pantokrator İsa, madalyonlarda melek büstleri bulunmaktadır. Ayrıca ana apsiste Deesis, kuzey apsiste Meryem ve çocuk İsa, güney apsiste ise Melek Michael tasviri yer alır. Sahneleri: Doğum, Üç müneccimin tapınması, Vaftiz, Lazarus'un diriltilmesi, Başkalaşım, Kudüs'e giriş, İhanet, Kadınlar boş mezar başında, İsa'nın göğe çıkışı ve aziz tasvirleri.
ÇAVUŞİN
Bölgenin en eski yerleşim yerlerinden biri olan Çavuşin, Göreme -Avanos yolu üzerinde, Göreme'ye 2km.uzaklıktadır. Çavuşin'deki Vaftizci Yahya adına yapılan kilise bölgeye hakim bir yerdedir. Muhtemelen 5.yüzyılda yapılmış - boyanmış -olduğundan bölgenin en eski kilisesidir. Kapadokya'da pek görülmeyen geniş avlusu son yıllarda kayaların kopması sonucu yıkılmıştır. Eski Çavuşin vadisindeki harabeler hıristiyan dervişlerinin ve topluluklarının yaşadığı yerlerdir. Çavuşin'in hemen yanındaki Güllü dere'de 5 Kilise bulunmaktadır. Vadinin yakınındaki Haçlı Kilise aynı zamanda Arap akınlarına karşı savunma amaçlı olarak da kullanılmıştır.
Çavuşin ( Nicephorus Phocas ) Kilisesi
Göreme-Avanos yolu kenarında, Göreme'ye 2.5 km.uzaklıktadır. Oldukça yüksek tek nefli, beşik tonozlu, üç apsisli olan kilisenin narteksi yıkılmıştır. 964/965 yıllarına tarihlenmektedir. Sahneleri: Tonozda Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Mısır'a kaçış, Yusuf'un ikinci rüyası,Havarilerin Tanrı yolunda görevlendirilmesi, Üç müneccimin tapınması,Masum çocukların katliamı, Elizabeth'in takip edilişi, Zekeriya'nın öldürülmesi; batı duvarında Yusuf ve Meryem deney sonrası, Beytüllahim'e yolculuk, Doğum, Son yemek, İhanet, İsa'nın cehenneme inişi, Vaftiz; kuzey duvarında İsa platus önünde, İsa Golgota yolunda, İsa çarmıhta, İsa'nın ölümü; güney duvarında Kudüs'e giriş, Lazarus'un diriltilmesi, Kör adamın iyileştirilmesi, İsa'nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında; apsis duvarında Başkalaşım resmedilmiştir.
AVANOS
Nevşehir'in 18 km.kuzeyinde olan Avanos'un antik dönemindeki adı 'Venessa'dır. Çok sayıda çanak çömlek atölyesi bulunan ilçede seramikyapım geleneği Hititlerden beri süregelmektedir. Kızılırmak'ın getirdiği kırmızı toprak ve milden elde edilen seramik çamuru, Avanoslu seramik sanatçılarının elinde şekil almaktadır. Avanos yakınlarında Kızılırmak'ın hemen kenarındaki bir roma mezarlığında ele geçen mermerden lahit, Merkez Kapadokya Bölgesi' nde bugüne kadar ele geçen tek lahit olması açısından ilginçtir. Lahit 1971 yılında tesadüfen ortaya çıkmış,semerdam biçimindeki kapağı kimliği tespit edilemeyen şahıslarca açılmış ve içindeki buluntular ne yazık ki çalınmıştır. Ceset üzerinde yapılan patolojik ve paleoantropolojik araştırmalar sonucunda lahitin, saçları kına ile boyanmış bir kadına ait olduğu anlaşılmıştır. Avanos'ta 13. yüzyıl Selçuklu dönemi'ne tarihlenen Saruhan Kervansarayı ve Alaaddin Camii bulunmaktadır.
ZELVE
Avanos'a 5 km, Paşabağlarına 1 km. uzaklıktaki zelve, Aktepe'nin dik ve kuzey yamaçlarında kurulmuştur. Üç vadiden oluşan Zelve Ören Yeri, peribacalarının en yoğun olduğu yerdir. Vadideki peribacaları sivri uçlu ve geniş gövdelidir. Uçhisar, Göreme, Çavuşin'de olduğu gibi kaya oyma mekanlardaki trogloditik yaşa-mın ne zaman başladığı bilinmeyen Zelve, özellikle 9. ve 13. yüzyılda hıristiyanların önemli yerleşim ve dini merkezlerinden biri olmuş; aynı zamanda rahiplere ilk dini seminerler de bu yörede verilmiştir. Yamaçların dibinde yer alan 'Direkli Kilise' Zelve'deki manastır hayatının ilk yıllarına aittir. Kilise süslemelerinde tercih edilen kabartma haçlar daha çok ikonoklastik Dönem öncesine tarihlenen Balıklı, Üzümlü, ve Geyikli Kiliseler vadinin önemli kiliselerindendir. 1952 yılına kadar iskan edilmiş vadide manastır ve kiliselerden başka yerleşim yerleri, iki vadiye açılan tünel, değirmen, cami ve güvercinlikler bulunmaktadır.
Balıklı ve Üzümlü Kilise
Zelve'nin üçüncü vadisinde, bir manastıra ait doğal avlunun doğusundadır. Giriş kısmı yakılmış olan Üzümlü ve Balıklı Kilise'nin giriş kapısının üstünde tahtta oturan ve kucağında çocuk İsa bulunan Meryem tasviri yer alır. kısmen yıkık tonozda daire içinde malta haçı taşıyan Melek Michael ve Gabriel tasviri bulunur. Girişin hemen sağında hücre şeklindeki 'Güney Şapel' i tek nefli, apsisli ve beşik tonozlu olup kenarlarda oturmaya yarayan platform bulunur. Apsisinde kırmızı çer-çeve içinde ayakta duran, bir elinde kitap, diğer eliyle takdis eden İsa; apsis cephesi ise içi noktalı basit üçgen ve daire dizileriyle, tonozu ise çizilerek yapılmış Malta Haçı ve konstantrik dairelerle süslenmiştir. Şapel büyük olasılıkla 10.yüzyılda yapılmıştır.
Paşabağları ve Aziz Simeon Hücresi
Göreme -Avanos yolunun sağında, yoldan 1 km. içeridedir. Eskiden 'Rahipler Vadisi' bugün ' Paşabağı ' olarak adlandırılan bu alan, kendine özgü peribacalaryla doludur. Çok gövdeli ve çok başlı olan bazı peribacalarının içlerine şapel ve oturma mekanları oyulmuştur. Üç başlı peribacalarının birinde Aziz Simeon adına yapılmış bir şapel ve inziva hücresi bulunmaktadır. Dar bir baca vasıtasıyla ulaşılabilen hücrenin girişini antitetik haçlar süslemektedir. İçinde ocak, oturma ve yatma mekanları ile ışık girmesini sağlayan pencere aralıkları mevcuttur. 5. yüzyılda Halep yakınlarında münzevi bir hayat sürdüren Aziz Simeon, mucizeler yarattığı söylentileri çıkınca, halkın aşırı ilgisinden kaçarak önce iki metre yüksekli-ğinde bir sütun üzerinde yaşamaya başlar. Aziz Simeon, aşağıya sadece müritlerinin getirdiği az miktarda yiyecek ve içeceği almak için iner Kapadokyalı münzevirler ise bir sütun yerine hazır buldukları peribacalarını oyarak dünyevi hayattan uzaklaşırlar. Peribacasını aşağıdan yukarı doğru oyarak 10 - 15 m. yükseklikte kaya odalarda yaşar, kaya yataklarda yatarlar.
ÜRGÜP
Nevşehir'in 20 km.doğusunda olan Ürgüp, Kapadokya bölgesinin en önemli merkezlerindendir. Göreme'de olduğu gibi tarihsel süreç içerisinde çoksayıda isme sahip olmuştur. Bizans döneminde Osiana ( Assiana), Hagios Prokopios; Selçuklular Dönemi'nde Başhisar; Osmanlılar zamanında Burgut Kalesi; Cumhuriyetin ilk yıllarından itibarende Ürgüp adıyla anılmıştır. Ürgüp ve civarındaki ilk yerleşim antik adı '' Tomissos'' olan Damsa çayı'nın doğusundaki Avla Dağı etekleridir. Daha geç dönemlere ait en önemli kalıntılar ise Ürgüp kasaba ve köylerinde bulunan Roma dönemi'ne ait kaya mezarlardır. Bizans Döneminde de önemli bir dini merkez olan Ürgüp, köy, kasaba ve vadilerin-deki kaya kiliselerin ve manastırların piskoposluk merkeziydi. 11. yüzyılda Ürgüp, Selçuklular' ın kentleri Konya'ya ve Niğdeye açılan önemli bir kale konumundaydı. Bu döneme ait iki yapı kentin merkezindeki Altıkapılı ve Temenni Tepesi Türbeleri'dir. Bir anne ve kızına ait olan ve 13. yüzyılda yaptırılan ' Altı Kapılı Türbe ' , altı cepheli, her cephesinde kemerli pencereli ve üstü açıktır. Ürgüp'ün temenni Tepesi'nde bulunan iki türbeden birinin, 1268 yılında Vecihi Paşa tarafından yaptırılan ve halk arasında ' Kılıçarslan Türbesi' olarak da anılan Selçuklu Sultanı IV. Rüknettin Kılıçarslan'a, diğerinin ise III. Alaaddin Keykubat'a ait olabile-ceği düşünülmektedir. Ancak araştırmacılara göre bu olasılıklar oldukça zayıftır. 1515 yılında Osmanlı topraklarına katılan Ürgüp, 18. yüzyılda Osmanlı Sadrazamı Damat İbrahim Paşa'nın Kadılık makamını doğduğu kent olan Nevşehir'e ( Muşkara) bağlaması nedeniyle ilk kez ikinci planda kalır. Şemsettin Sami 1888- 1900 yıllarında yazdığı Kamus-ül Alam adlı tarih ve coğrafya ile ilgili eserinde Ürgüp'te 70 cami, 5 kilise ve 11 kütüphane olduğunu belirtir.
Aziz Theodore ( Tağar ) Kilisesi
Ürgüp- Kayseri yolunda 8.5km. sonra sağa dönülüp 8 km.daha gidilince Ürgüp ilçesinin Yeşilöz köyüne ulaşılır. Burada Kilise 'T' planlı, merkezi kubbelidir. ( Kubbe çöktüğünden camla kapatılmıştır.) Üst katta bulunan galeriye bir merdiven sayesinde çıkılmaktadır. Bu nedenle Kapadokya kiliseleri içinde tek örnektir. Genelde resimleri iyi korunmuş olan kiliseyi üç sanatçı kendi stillerine göre farklı zamanlarda süslemişAziz Theodore adına yapılmış olan Tağar Kilisesi, 11-13. yüzyıllara tarihlenmektedir. Sahneleri: Deesis, Müjde, Doğum, Peygamberlerin görünümü, Havarilerin görünümü, İsa çarmıhta, Melekler Gabriel ve Michael, madalyonlar içinde aziz tasvirleri.
Pancarlık Kilisesi
Ortahisar kasabasının güneyinde, Ürgüp - Mustafapaşa yolunun sağındaki Pancarlık vadisindedir. Düz tavanlı tek nefli ve tek apsislidir. Kilisedeki duvar resimleri daha çok yeşil zeminlidir ve oldukça iyi korunmuştur. İlk bakışta kiliseyi iki farklı sanatçının farklı zamanlarda boyadığı düşünülse de sahneler ve tüm yazılar ayrı ayrı incelendiğinde aynı sanatçı tarafından süslendiği anlaşılmaktadır. Zengin İncil siklusunu içe-ren kilisede sahneler firizle r halinde birbirini taki p etmekte, frizin her iki yanını madalyonlar içinde aziz tasvirleri sınırlamaktadır. Pancarlık Kilisesi 11. yüzyılın ilk yarısına tarihlenmektedir.
ORTAHİSAR
Nevşehir- Ürgüp karayolu üzerinde, Ürgüp'e 6 km. uzaklıktadır. Ortahisar Kalesi hem stratejik hem de yerleşim amacıyla kullanılmıştır. Kalenin eteklerinde Kapadokya'nın karakteristik sivil mimari örnekleri bulunmaktadır. Ayrıca hemen hemen tüm vadilerin yamaçlarına oyulan soğuk hava depolarında yörede yetişen patates ve elma, Akdeniz Bölgesi'nden getirilen portakal ve limon saklanmaktadır. Ortahisar vadilerinde son derece ilginç manastır ve kiliseler bulunmaktadır. Bunlar Sarıca Kilise, Tavşanlı Kilise, Balkan Deresi Kiliseleri, Hallaç Dere Manastırı'dır.
Üzümlü Kilise
Ortahisar kasabasının batısındaki Kızılçukur vadisinin hemen başında yoldan yaklaşık 1 km. uzaklıktadır. Üzümlü kilise' nin bulunduğu peribacası, keşişlerin yaşadığı bir manastır kompleksi gibi oyulmuştur. Peribacasının alt kısmında ise duvarları kısmen yıkıldığında n dışarıdan rahatça görülebilen - tavanında kabartma haç bulunan bir mekan yer alır. Kilise, tek apsisli, tek nefli ve kare planlıdır. Nefin arka kısmında mezar nişi bulunmaktadır. Kilise' nin ithaf yazısında Stylite Nichitas' a ait bir yazıt bulunduğundan dolayı bu kilise '' Aziz Nichitas Kilisesi '' olarak da anılmaktadır. Düz tavanlı nef oldukça zengin bir bezeme ile dekore edilmiştir. Portakal renkli zemin üzerine daire ve dörtgenlerden oluşan haç motifi, motifi, etrafında üzüm salkımları ve geometrik motifler resmedilmiştir. Bordür ise içinde malta haçı bulunan madalyonlarla süsülüdür Kesin olmamakla birlikye 8. ya da 9. yüzyıla ait olabileceği düşünülmektedir. Sahneleri: Apsiste tahtta oturan Meryem ve kucağında çocuk İsa, yanlarda ise Melekler Gabriel ve Michael, nefin kuzey ve güneyinde sütunlar arasında 12 havari ve doktor azizler.
MUSTAFAPAŞA ( SİNASOS )
Ürgüp'ün 6 km.güneyinde yer alan Mustafapaşa, 20.yüzyılın başlarına kadar Ortodoks Rumların yaşadığı bir kasabadır. 19. yüzyıl sonları ve 20. yüzyıl başlarına tarihlenen eski Rum evleri oldukça zengin taş işçiliği arz eder. Mustafapaşa' nın batısında yer alan Gömede vadisi' nin jeomorfolojik açıdan ıhlara vadisi'nin küçük bir benzeridir. Ihlara Vedisi'nde olduğu gibi kaya oyma kiliselere, barınaklara ve vadinin içinden geçen bir dereye sahiptir. Mustafapaşa' daki önemli kilise ve manastırlar; Aios Vasilios Kilisesi, Konstantin - Heleni Kilisesi, Manastır Vadisi Kiliseleri ve Gömede Vadisi' nde Alakara Kilise ve Aziz Basil Şapeli' dir.
Aziz Basil Şapeli
Mustafapaşa kasabasının yaklaşık 2km. batısında, Gömede vadisi'nin batı yakasın-dadır. İki apsisli, dikdörtgen planlı ve düz tavanlı 2nefli şapel, iki sütunla desteklidir. Batı nefinin duvarlarında üzeri kırmızı aşı buyası ile süslü yarı kabartma sütunlar ve aralarında nişler yer alır.Doğudaki nef ise oldukça zengin geometrik ve bitkisel motiflerle dekore edilmiştir. Gömede Vadisi' ne bakan, kısmen yıkılmış kapısı olan bu nefin yanında kilise banisine ait olabilecek bir mezar bukunmaktadır. Doğu nefin apsisi herbirinde bir patriğin adı yazılı, etrafı palmetlerle çevreli üç malta haçı ile süslüdür. Tasvirlerin yerine isimleri yazılı bu üç malta haçlarından ortadaki Abraham'ı, diğerleri İsaac ve Yakup'u temsil etmektedir. Araştırmacılar bu malta haçlarının cenneti ya da Golgota'daki 3 haçı sembolize ettiğini belirtmektedirler. Tavandaki büyük boyutta, etrafı geometrik ve bitkisel motiflerle boyalı haç, kornişte yer alan yazıta göre Aziz Konstantin' i simgelemektedir. İkonoklastik düşünce ile ilgili bu motiflerin yanı sıra apsisin ön cephesine iki önemli aziz, Aziz Basil Şapeli, bazı araştırmacılara göre İkonoklastik Dönem'e ( 726 - 843 ) ya da daha geç döneme tarihlenmektedir.
TATLARİN
Acıgöl ilçesinin 10 km. kuzeyinde yer alan Tatlarin kasabası gerek yeraltı kenti ve kiliseleri gerekse konut mimarisi ile kapadokya Bölgesi' nin ilginç yörelerinden birisidir. Tatlarin halkı tarafından 'Kale' olarak adlandırıldığı tepesinde yer alan yeraltı şehri ilk olarak 1975 yılında tespit edilmiş, 1991 yılında ziyarete açılmıştır. Halen iki katı gezilebilen yeraltı yerleşiminin mekanlarının büyüklüğü, Güzelyurt Yeraltı Yerleşimi dışında hiçbir yeraltı yerleşimindebulunmaya n tuvaletlere sahip oluşu, erzak depolarının ve kiliselerin çokluğu normal bir yeraltı yerleşiminden ziyade askeri garnizon ya da manastır kompleksini akla getirir.
Tatlari Kilisesi
Acıgöl ilçesinin 10 km. kuzeyinde yer alan Tatlarin kasabasının kale olarak adlandırıldığı tepesinin yamaçlarında yer alır. İki nefli iki apsisli, beşik tonozlu olan kilisenin narteksi yıkılmıştır. Oldukça iyi korunmuş olan frekslerdeki sahneler bantlarla birbirinden ayrılmıştır. Zeminde koyu gri, tasvirlerde ise mor, hardal ve kırmızı renkler kullanılmıştır. Sahneleri: Apsiste Meryem ve Çocuk İsa, Michael ve Gabriel; Konstantin ve Helena, Başkalaşım, İsa' nın cehenneme inişi, Kudüs'e giriş, İsa' nın çarmıha gerilmesi ve 9 azizin yanı sıra kiliseyi yaptıran kişinin portreside yer almaktadır.
NEVŞEHİR
Antik dönemde adı ''Nyssa'' olan Nevşehir'in Osmanlı İmparatorluğu zamanındaki ad ''Muşkara'' idi. Osmanlı Padişahı III.Ahmet'in damadı ve sadrazamı olan İbrahim paşa ( 1660-1730 ) doğup büyüdüğü yer olan Nevşehir'e ilgi göstermiş, Ürgüp'e bağlı 18 haneli küçük bir köy olan Muşkara'da camiler, çeşmeler, okullar, imaretler, hanlar ve hamamlar yaptırtmış, adını da 'Nevşehir' olarak değiştirtmiştir.
Damat İbrahim Paşa Külliyesi
Damat İbrahim Paşa Külliyesi içinde yer alan Kurşunlu Camii 1726'da tamamlan-mıştır. 3 kapılı bir avlu içinde caminin 44m. yüksekliğinde zarif bir minaresi vardır. Ana mekanı örten kubbesi kurşunla kaplandığı için bu adla anılır. Caminin iç kısmı çiçek motifleriyle bezenmiştir. Caminin hemen yanındaki külliyeye ait medrese, kütüphane ve imarethane ile hamam bulunur. Şehrin yüksek bir tepesindeki Kale Selçuklular tarafından kervan yollarının güvenliği için inşa edilmiştir.
GÜLŞEHİR
Nevşehir'e 20 km. uzaklıkta, kızılırmak' ın güney kenarında yer alan antik adı 'Zoropassos' olan Gülşehir'in eski adı ise 'Arapsun' dur. Damat İbrahim Paşa' nın Nevşehir'e yaptığı imarı, bir başka Osmanlı Sadrazamı Karavezir Mehmed Seyyid paşa da Gülşehir'e yapmış, 30 haneli Gülşehir'i bir külliye ile donatmıştır. Külliye cami, medrese ve çeşmeden oluşmaktadır.

Açık Saray Harabeleri
Nevşehir- Gülşehir yolu üzerinde, Gülşehir' e 3.km.uzaklıktaki Açık Saray Harabeleri tüf kayalar içine oyulmuş sayısız mekanları, Roma Dönemi kaya mezarları, 9. ve 10. yüzyıla tarihlenen kaya kiliseleri ile önemli bir piskoposluk merkeziydi. Halk arasında ''Hacı Bektaş Veli Mescidi'' olarak adlandırılan mekanın mihrabının günümüze kadar korunmuş ve islami bir yapı olması açısından dikkat çekmektedir. Kareye yakın planlı mescidin batı kesiminde yüksekçe nişler yer almaktadır. Bu ören yerinde bulunan mantar biçimindeki peribacalarının benzeri yoktur.
Aziz Jean ( Karşı) Kilisesi
Gülşehir' in hemen girişinde yer alan ve iki katlı olan Aziz Jean Kilisesi' nin alt katında kilise, şarap mahzenleri, mezarlar, su kanalı ve görevlilere ait mekanlar, üst katında ise İncil' den alınmış sahnelerle süslenmiş bir diğer kilise yer almaktadır. Alt kata ait kilise, tek apsisli, haç planlı, haç kolları, beşik tonozludur. Merkezi kubbesi çökmüştür. Süsleme açısından direk ana kaya üzerine kırmızı aşı boyası ile stilize hayvan, geometrik ve haç tasvirleri resmedilmiştir. Üst kattaki kilise ile tek apsisli ve beşik tonozludur. Ana apsisteki resimlerin dışında oldukça iyi korunmuş olan kilise siyah bir tabakası ile kaplıydı. Kilise restorasyonu ve konservasyonu 1995 yılında Restoratör Rıdvan İşler tarafından yapıldıktan sonra bugünkü haline gelmiştir. İsa ve İncil siklusunu içeren kilisede sahneler bantlar içinde firizler halindedir. Siyah zemin üzerine sarı ve kahverengi renkler kullanılmıştır. Niş tonozlarında ve cephelerinde bitkisel ve geometrik motifler tercih edilmiştir. Batı ve güney duvarında Kapadokya Bölgesi' nde oldukça nadir olarak resmedilen Son yargı sahneleri yer alır. Kilise , apsisinde yeralan yazıtına göre 1212 yılına tarihlenmektedir. Sahneleri: Apsiste Deesis, ön cephesinde kuş tasvirleri altında Müjde, tonozunda madalyonlar içinde aziz tasvirleri: tonozun güney kanadında Son yemek, ihanet, Vaftiz, altında meryem' in ölümü: kuzey kanadında İsa' nın çarmıhtan indirilmesi, Kadınlar boş mezar başında, İsa 'nın cehenneme inişi: batı ve güney duvarında ise Son yargı.
HACI BEKTAŞ
Nevşehir - Kırşehir yolu üzerinde Nevşehir' e 45 km.uzaklıkta olan ilçeye adını veren Hacı Bektaş-ı Veli, bugün İran sınırları içerisinde bulunan Horasan' da 13.yüzyılda dünyaya gelmiştir. Hacı Bektaş ilk eğitimini dönemin ünlü düşünürü Ahmet Yesevi' den almıştır. Hacı Bektaş'ın o yüzyıllarda Türklerin doğudan batıya göçlerini izleyerek Anadolu'ya gelişi, Anadolu Selçuklularının siyasi ve iktisadi düzenlerinin bozulduğu, yönetimde bölünmelerin ortaya çıktığı bir devreye raslamıştır. Hacı Bektaş bu dönem de şehir şehir, köy köy gezerek Türk birliğinin sağlanması, Türk gelenek ve göreneklerinin islam inancıyla birleşmesi için çaba harcamıştır. Eski adı Sulucakara höyük olan ilçede kurduğu okulda ö ğrenciler yetişmiştir. Türk dili ve kültürünün yabancı etkilerden ve her türlü yozlaşmadan korunması için çalışmıştır. İlçe merkezinde yapılan kazılar sonucunda Eski Tunç çağı, Hitit, Frig, Helenistik ve Roma Dönemi'ne ait ele geçen eserler Hacıbektaş Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir.
Hacı Bektaş-ı Veli Müzesi
İçinde Hacı Bektaş-ı Veli'nin ve Balım Sultan' ın Türbeleri' nin bulunduğu külliyede cami, çamaşırhane, hamam, aş evi, konuk evi ve çeşmeler yer alır. Müze olarak ziyarete açılan külliye birbiri ardına sıralanan üç avludan ibarettir. 1.Avlu ( Nadar Avlusu): Büyük, kemerli bir kapı ile avluya girilir. Hemen sağda 1902 yılında inşa edilmiş ' Üçler Çeşmesi' yer alır. Aynı avlu içinde çamaşırhane ve hamam da bulunmaktadır.
2.Avlu ( Dergah Avlusu): Buraya ' Üçler Kapısı' olarak adlandırılan, bir kapı vasıtasıyla girilir. Kapının hemen sağında 1554 tarihinde yaptırılan 1875 yılında Kavalalı Mehmet Ali Paşa'nın kızı tarafından Mısır' dan gönderilen arslan heykelinin yerleştirilmesinden sonra ' Aslanlı Çeşme' adını alan çeşme bulunmaktadır. Bu avluda Osmanlı Sultanı II. Mahmut zamanında yaptırılan bir cami, dergaha gelen misafir ve yolcuların karşılandığı Konuk Evi ve Aş Evi yer alır. Meydan Evi' nin bitişiğindeki Kiler Evi' nin alt katında dergahın kıymetli eşyaları ve yiyecekleri depo edilmiştir.
3. Avlu( Hazret Avlusu): Altılar kapısı ile girilir. Girişte hasbahçe, sağ tarafta derviş ve baba mezarları bulunur. Karşı tarafta derviş ve baba mezarları bulunur. Karşı tarafta Selçuklu mimarisi özelliklerini arzeden ve Orhan Gazi zamanında yaptırılan Hacı Bektaş Veli Türbesi yer almaktadır. Türbe'ye Selçuklu motiflerinden oluşan mermer bir kapı ile girilmektedir. Hacı Bektaş' ın inzivaya çekildiği Çilehane ve Kırklar meydanı bu bölümdedir. Hacı Bektaş' ın yeşil sandukalı türbesi, yeşil puşide ve çeşitli şamdanlarla donatılmış, kalem işi süslemeler ve yazı motifleriyle tezyin edilmiştir. Kırklar Meydanı' nın doğusunda Horasan Erleri' nin mezarları, batı tarafta çelebilere ait olduğu söylenen mezarlar ile Güvenç Abdal' ın türbesi bulunmaktadır. Hazret Avlusu' nun sağında 1519 yılında yaptırılan Hacı Bektaş' tan sonra gelen Balım Sultan Türbesi yer alır.
KOZAKLI
Nevşehir' in yaklaşık 100 km.kuzeyinde yer alan Kozaklı' nın eski adı Hamamorta' dır Sağlık turizmi açısından önemli bir yere sahip Kozaklı kaplıcaları, Batı Alman kaplıcaları Birliği sınıflamasına göre sodyumlu, kalsiyumlu, klorlü olup A ve C grubu şifalı sular grubuna girmektadir. Kozaklı kaplıcalarından iltihapı olmayan romatizmal hastalıkların, kireçlenmelerin, cilt hastalıklarının, kronik iltihaplı kadın hastalıklarının, damar sertliklerinin, mantar hastalıklarının tedavisinde başarılı sonuçlar alındığı gözlenmiştir.
IHLARA VADİSİ
Aksaray'a 40km.uzaklıktadır. Vadiye, Aksaray- Nevşehir karayolunun 11.km.'sinden sapılarak gidilir. Hasandağı' ndan çıkan bazalt ve andezit yoğunluklu lavların soğumasıyla ortaya çıkan çatlaklar ve çökmeler kanyonu oluşturmuştur. Bu çatlaklardan yol bulan kanyonun bugünkü halini almasını sağlayan Melendiz çağına ilk çağlarda Kapadokya ırmağı anlamına gelen 'Potamus Kapadukus' denilmekteydi. 14km. uzunluğundaki vadi Ihlara'dan başlar, Selime'de son bulur. Vadinin yüksekliği yer yer 100 -150m.dir. Vadi boyunca kayalara oyulmuş sayısız barınaklar, mezarlar ve kiliseler bulunmaktadır. Bazı barınaklar ve kiliseler yeraltı şehirlerinde olduğu gibi birbirine tünellerle bağlantılıdır. Ihlara vadisi jeomorfolojik özelliklerinden dolayı keşiş ve rahipler için uygun bir inziva ve ibadet yeri olmuştur. Ihlara vadisi kiliselerindeki süslemeler 6.yüzyılda başlayarak 13. yüzyılın sonuna kadar devam etmiştir. Vadi boyunca yer alan kiliseler iki gruba ayrılabilir. Ihlara'ya yakın olan kiliselerin duvar resimleri Kapadokya sanatından uzak, doğu etkisi taşırlar. Belisırma yakınında yer alanlar, Bizans tipi duvar resimleri ile süslüdür. Ihlara bölgesi'nde Bizans Dönemi' ne ait bilinen kitabelerin sayısı oldukça azdır. Belisırma köyüne 500 m.uzaklıktaki Aziz Georgios (Kırkdamaltı) Kilisesi' nde Selçuklu Sultanı II. Mesud (1282 -1305) ve Bizans imparatoru II.Andronikos' un adlarını içeren 13. yüzyıla ait fresk üzerine yazılmış bir kitabe bulunmaktadır. Bu kitabe bölgeyi ellerinde bulunduran Selçukluların hoşgörülü yönetiminin varlığını kanıtlamaktadır. Ihlara Vadisi' nde yer alan ve resimleri en iyi korunmuş olan kiliseler Ağaçaltı, Pürenliseki, Kokar, Yılanlı ve Kırkdamaltı Kiliseleridir.

Ağaçaltı Kilisesi
Haç planlı, kubbeli haç kolları beşik tonozlu, üç apsisli bir kilisedir.Ana apsis ve güney yan apsis yıkılmıştır. Kiliseye giriş yıkık olan bu ana apsistendir. Girişin tam karşısındaki duvarda yer alan Aziz Daniel Kilisesi' de denilmektedir. Beyaz zemin üzerine kırmızı, gri ve sarı renkler kullanılmış, kuzey haç kolu tonozu oldukça zengin bitkisel ve geometrik motiflerle süslenmiştir. Kilise İkonoklastik Dönem öncesine ya da 9.- 11. yüzyıllar arasına tarihlenmektedir. Sahneleri: Müjde , Ziyaret, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Mısır' a kaçış, Vaftiz, Meryem' in ölümü, Daniel arslanlar arasında, Kubbede ise İsa' nın göğe yükselişi ve aziz tasvirleri.
Kokar Kilise
Tek nefli ve Beşik tonozlu olan kiliseye bugün yıkılmış olan apsisinde girilebilmektedir. ihtiyaç nedeniyle kayanın iç kısımlarına doğru oyularak cenaze salonu nefe ilave edilmiştir. Süslemelerin tonuna gri renk hakimdir. Oldukça iyi korunmuş olan tonozda büyükçe bir haç motifi vardır.Haç motifin ortasında yer alan kare çerçeve içindeki el motifi üçlü kutsama işaretidir.Çerçevesin de ise oldukça zengin dört alana ayrılmış geometrik bezemeler yer alır. Kilise 9.yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir. Sahneleri: Deesis, Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Vaftiz, Üç yahudi gencin fırında yakılması, Mısır'a kaçış, Son yemek, İhanet, İsa çarmıhta, Kadınlar boş mezar başında, İsa' nın göğe yükselişi, İsa' nın Gömülmesi, Pentakost ve aziz tasvirleri.
Yılanlı Kilise
haç planlı, beşik tonozlu ve apsislidir. Kuzey duvarında bulunan şapelin içinde keşiş mezarları yer alır. Batı duvarındaki yılanların saldırısına uyramış dört çıplak günahkar kadınla ilgili sahneden dolayı kiliseye bu ad verilmiştir. Sekiz yılanın saldırısına uğrayan birinci kadına ait kitabe tahrip olduğundan suçu anlaşılmamaktadır. Yılanlar ikinci kadını çocuğunu emzirmediği için göğsünden, üçüncü kadını yalan söylediği için ağzından, dördüncü kadını itaat etmediği ve söz dinlemediği için kulaklarından ısırmaktadırlar. Yılanlı Kilise 9.yüzyılın sonlarına tarihlenmektedir.
SELİME
Ihlara vadisinin bitiminde yer alır. Selime köyünde dik bir yamacın eteklerine yaslanmış peribacaları, bazilika tipindeki katedrali, köye adını veren ve Selçuklu Dönemi' ne ait Selime Sultan Türbesi, kayaya oyulmuş kalesi ve kaya kiliseleri bulunmaktadır.
GÜZELYURT
Aksaray' a 45km.,Ihlara vadisine ise 15km.uzaklıktadır. Doğal konumu, 19.yüzyıla ait mimarlık örnekleriyle Kapadokya merkezleri arasında seçkin bir yeri vardır. Hıristiyanlığın yayılması için çalışan Nazianuslu Gregor adlı din adamı Güzelyurt'u önemli bir merkez haline getirmiştir. Güzelyurt' ta bulunan kiliseler Yüksek Kilise, Kızıl Kilise, Silvişli Kilise, Ahmatlı Kilise ve koç Kilisesi' dir. Ayrıca 1891 tarihinde kilise olarak inşa edilen ve halen cami olarak kullanılan kitabeli bir yapı da Güzelyurt' a ayrı bir özellik katmaktadır.
AKSARAY
Hasandağı' nın eteklerinde geniş bir ova üzerine Anadolu' yu doğudan -batıya , güneyden-kuzeye bağlayan ana yolların kesiştiği noktada kurulmuştur. Özellikle Roma Dönemi' nde önemli bir şehir olan Aksaray, adını Kapadokya Krallarından Archelaos' tan almıştır. 11.yüzyılda Selçukluların egemenliğine geçen şehrin adı ''Aksaray'' olarak değişmiştir. Aksaray şehir merkezindeki en eski Selçuklu eseri olan Eğri Minare ( Kızıl Minare) Selçuklu Sultanı Slaeddin Keykubat'ın babası Sultan I.Keyhusrev tarafından 1221-1236 yılları arasında yaptırılmıştır. Kırmızı tuğladan yapılan bu minarenin asıl adı Osmanlı Padişahı IV.Murat dönemine ait bir yazılı belgeye göre Keyhusrev Camii ve Minaresi'dir. Ancak halk tarafından ' Eğri Minare' ya da ' Kızıl Minare' olarak adlandırılmaktadır. Kübik kaideli, silindirik gövdelidir. Gövdesi ince bir silme ile ikiye ayrılmıştır. Alt kısmı zik zak bezemeli olan eğri minare'nin üst kısmı mavi ve yeşil çinilerle kaplıydı. Ancak bu çinilerin büyük bir kısmı döküldüğünden kayıptır. Minarenin tek şerefesine 92 taş basamaklı merdivenle çıkılır. Bugün Türkiy' nin '' Pizza Kulesi'' olarak adlandırılan minarenin ne zaman eğildiği hakkında kesin bir kayıt yoktur. Diğer önemli yapıtlar 15.yüzyıldan kalan Ulu Cami ve Zinciriye Medresesi' dir.Kapadokya Bölgesi' ninönemli merkezlerinden olan Ihlara Vadisi ve Güzelyurt ilçesi Aksaray ili sınırları içerisindedir.
SOĞANLI VADİSİ
Kayseri, Yeşilhisar ilçesi sınırları içinde Ürgüp' ün 40km.güneydoğusunda, Derinkuyu yeraltı Şehri' nin ise 25km.doğusunda yer almaktadır. Soğanlı Bölgesi yer sarsıntıları sırasında çökmelere uğramış ve çöken alan doğal etkilerle daha da derinleşerek vadi ve platoları meydana getirmiştir. İki kısımdan oluşan Soğanlı vadisine Roma Dönemi'nden itibaren devamlı olarak yerleşmiştir. Vadi yamaçlarında yer alan kaya konilerini Romalılar mezarlık, Bizanslılar da kilise olarak kullanmışlardır. Kilise freskleri açısından 9. ve 13. yüzyıllara tarihlenmektedir. Soğanlı vadisinde yer alan önemli kiliseler: Karabaş, Yılanlı, Kubbeli ve Azize Barbara ( Tahtalı) Kilise'dir.
Karabaş Kilisesi
Soğanlı köyünün kuzeye uzanan vadisinin sağ dik yamaçlarında yer alır. Karabaş Kilise' nin dışındaki kayalıkta çok sayıda oda mezarlar, geniş tonozlu Şapeller ve kilise görevlilerinin devamlı olarak kullandıkları mekanlar bulunmaktadır. Kilise, tek nefli, apsisli olup beşik tonozludur. Farklı zamanlarda, farklı metodlarla boyanmış olup 11. yüzyıla tarihlenmektedir.
Sahneleri: Deesis, Müjde, Doğum, İsa' nın mabete takdimi, Başkalaşım, Havarilerin görevlendirilmesi, İsa çarmıhta, İsa' nın cehenneme inişi, İsa ' nın göğe çıkışı ve Aziz tasvirleri.
Kubbeli Kilise
Soğanlı köyünden kuzeye uzanan vadinin sol yamacında yer alır. Peribacasının çok iyi bir şekilde işlenmesiyle kubbeler oluşturulmuş, yan yüzler kaplama taş gibi derzli yapılarak işlenmiştir. Kilise , tonozları, kubbeleri, apsisleri ile ileri bir mimari özellik gösterir. Bazilika tipindeki kilise üç nefli ve üç apsislidir. Kilise 10. yüzyılın başlarına tarihlenmektedir. Sahneleri: Ana apsiste Peygamberlerin görünümü, yan apsiste Deesis;t onozda Masum çocukların katliamı, Elizabeth' in takip edilişi, Müjde, Ziyaret, Elizabeth' in bakireliğinin ispatı, Doğum, Üç müneccimin tapınması, Mısır' a kaçış, İsa' nın mabete takdimi, Zekeriya' nın öldürülmesi, Yahya' nın çağırılması, Yahya ve İsa, Yahya' nın görevlendirilmesi, Vaftiz, İsa ve Zekeriya, Kana düğünü, Şarap mucizesi, İsa ve Samarralı kadın, Kudüs' e giriş, İmparatorun kızının iyileştirilmesi ve aziz tasvirleri.
Azize Barbara ( Tahtalı ) Kilisesi
Soğanlı Köyünden batıya uzanan vadinin sonunda yer alır. Tek nefli, tek apsisli ve beşik tonozludur. Tonoz, kalın bir çıkıntıyla ortadan ikiye bölünmüştür.10.yüzyıl ın başlarına tarihlenen Azize Barbara Kilisesi, çok sayıdaki aziz tasvirleri ile dikkati çekmektedir. Sahneleri: Apsisteki Peygamberlerin görünümü, kuzey duvarında Deesis, tonozda ise Müjde, Ziyaret, Bakireliğin ispatı, Beytüllahim'e yolculuk, Doğum, İsa'nın cehenneme inişi, Yedi uyuyanlar ve aziz tasvirleri.
ESKİ GÜMÜŞ
Niğde' nin yaklaşık 8 km.kuzeydoğusunda eski Andaval yolunun karşısında, Niğde- Kayseri karayolu'nun 4.km.içerisindeki Gümüşler kasabasında bir kaya manastır kilisedir. 10.yüzyılda yapılmış manastıra tonozlu bir kapıdan girilir. Manastır avlusunun batı, güney ve doğusunda kaya oyma mekanlar, kuzeyinde ise kilise yer alır. Kilise kapalı haç planlı, merkezi kubbeli, dört sütulu, çapraz tonozlu, üç apsislidir. Sahneleri: Doğum ve İsa' nın mabete takdimi sahneleri çok ayrıntılı ve incelikli olarak işlenmiştir. Apsiste Deesis ve havariler, Meryem' in çeşitli tasvirleri, aziz ve melek portreleri.
KAPADOKYA' NIN YERALTI YERLEŞİMLERİ
Kapadokya bölgesi' nin en ilginç kültürel zenginliklerinden biri olan çeşitli büyüklükteki yeraltı yerleşimleri 150-200 civarındadır. Ancak 25000 km.karelik bir alanı kaplayan Kapadokya Bölgesi'nin bütün kasaba ve köylerinde büyüklü ve küçüklü kaya yerleşimi bulunduğundan bu sayı daha da artabilir. Bu kaya yerleşimlerinin büyük bir kısmı yumuşak tüfün aşağıya doğru derinlemesine oyulmasıyla inşa edilmişlerdir. Oyma esnasında oluşan alet izlerinden yapım teknikleri hakkında henüz yeterli bir bilgiye sahip değiliz. Yeraltı şehirleri kavramı oldukça yaygın olarak kullanıldığından ve bazılarının otuzbin kişiyi barındırabilecek büyüklükte olmasından dolayı bir kısmını ' Yeraltı Şehri' olarak daha küçüklerini ise ' Yeraltı Köyü' olarak adlandırmak mümkündür. Kapadokya Bölgesi, geçmişte sık sık çeşitli saldırılara maruz kaldığından, bu şehirlerin yapılış amacı, daha çok tehlike anında halkın geçici olarak sığınmasını sağlamaktır Yeraltı şehirleri aynı zamanda yörede bulunan hemen hemen her evle gizli geçitlerle bağlantılıdır. Yörede yaşamış olan insanlar kendilerini daha fazla emniyete almak için yaşadıkları kayadan evleri çeşitli yerlerine geçilmesi zor odalar, tuzaklar hazırlamış, ihtiyaç karşısında kayaların dibine doğru yeni odalar açmışlardır. Böylece koridorlar ve galeriler çoğalarak yeraltı şehirlerini meydana getirmiştir.
Yapısal Özellikleri
Yüzlerce odadan oluşan yeraltı şehirlerindeki mekanlar birbirlerine uzun galeriler ve labirent gibi tünellerle bağlanmıştır. Galerilerin alçak, dar ve uzun olmasının nedeni düşmanın hareketlerini kısıtlamak içindir. Ayrıca bu koridorların duvarlarına aydınlatmak maksadıyla kandil ve mum koymak için küçük oyuklar oyulmuştur. Kandillere keten tohumundan elde edilen altın sarısı renkteki 'bezir' adı verilen yağı konuluyordu. Şimdiye kadar hiç bir yer altı yerleşiminde bezir yağı üreten mekana raslanmamıştır. Büyük bir ihtimalle dışarıdan getiriliyordu. Kandillerde yanan bezir yağından yayılan ısı aynı zamanda ısınma ısınma gereksinmesini de karşılamaktaydı. katlar arasında mekanları birbirinden ayıran savunma amaçlı sürgü taşları bulunmaktadır. İçerden açılan, dışardan açılması mümkün olmayan bu sürgü taşlarının çapı 1-2.5m., eni 30-50 cm. civarında, ağırlıkları ise 200- 500 kilogramdır. Ortalarında yer alan delik kapıyı açıp kapamaya yaradığı gibi, arkadan gelebilecek düşmanı görmeye veya ok ve mızrak gibi silahlarla düşmana saldırmaya yaramaktadır. Bu sürgü taşları birkaç örnek dışında yerinde kesilmek suretiyle yapılmıştır. Yeraltı şehirlerindeki bir diğer kapı çeşidi de ahşap olanlardır. Savunma amaçlı olmayan ve daha çok özel mülkiyet için yapılmış bu kapılar iki ya da üç sürgülü idi. Özkonak yeraltı şehrinde, diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak tüneller üzerine, sürgü taşlarının hemen yanında düşmana kızgın yağ dökmek veya mızrakla vurmak amacıyla dikine ufak delikler oyulmuştur. Yeraltı şehirlerinde savunma amaçlı bir diğer önlemde düşmanı yanıltmak için uzun dar tünellerde 2-3m. derinliğinde tuzaklar bulunmasıdır. Yeraltı şehirlerinin en eski katları genelde giriş katları olup, daha ziyade ahır olarak kullanılmıştır. Bunun nedeni de hayvanları daha aşağı katlara indirmenin zorunluğun-dandır. Oldukça kaba olarak oyulmuş ahır duvarlarının alt kısımlarına hayvanların yem yiyebileceği oyuklar ve hayvanları bağlamak için birer delik yapılmıştır. Gerek kışın gerekse yazın ılık olan yeraltı şehirlerinde şırahaneler ve mutfaklar da genelde üst katlardadır. Yöreden elde edilen üzümlerin kolay taşınabilmesi için daha çok üst katlara inşa edilmişlerdir. Mutfak sayıları gözönüne alındığında her ailenin bir mutfağı olmadığı, mutfakları ortaklaşa kullandıkları ortaya çıkmaktadır. Mutfaklarda bugün Kapadokya kasaba ve köylerinde de hala kullanılan ' Tandır' adı verilen yemek pişirmeye yarayan ocaklar bulunmaktadır. Ayrıca mutfak kenarlarına erzak küplerini düzenli bir şekilde yerleştirmek amacıyla küçük oyuklar yer alır. Erzak küplerine yörede hala bolca üretilen arpa, buğday, ve çeşitli sebzelerin yanı sıra bira ve şarap da konulmuştur. Katlar arasında odaların tavan ve taban kısımlarında iletişim maksadıyla yapılmış, çapı 5-10cm.'yi geçmeyen haberleşme delikleri bulunmaktadır. Bu delikler sayesinde yeraltı şehri halkı uzun yorucu tünellerden geçmek zorunda kalmamakta, olağanüstü zamanlarda ise kolay ve çabuk bir şekilde savunma tedbirlerini alabilmektedirler. Tuvalet konusu henüz tam olarak aydınlağa kavuşmamıştır.Sadece Tatlarin ve Güzelyurt (Gelveri) yeraltı şehirlerinde tuvalet bulunmuştur. Bu yerleşim yerlerinde uzun süren olağanüstü zamanlarda kullanılmak üzere oturma birimleri, hatta mezarlık alanı bile bulunmaktadır. Bu mezarlıkların dini görevlilere veya önemli kişilere ait olup olmadığı konusu henüz açıklığa kavuşmamıştır. Yeraltı yerleşimleri içinde hem havalandırma hem de haberleşme maksadıyla yapılmış çoğu zaman yeraltı yerleşiminin tabanı ile bağlantılı bacalar bulunmaktadır.Bu havalandırma bacaları aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanılmıştır.Bazı su kuyularının ağız kısımları düşmanın suyu zehirlemesini önlemek için yeryüzü ile bağlantısızdır. Yeraltı yerleşimlerinin birbirine tünellerle bağlandığını iddia etmektense de bugün bunu doğrulayacak bir kalıntıya henüz rastlanmamıştır.
Tarihçe
Kapadokya Bölgesi'nde Prehistorik Döneme ait yerleşimler bulunmasına karşın bunların yeraltı şehirleri ile ilişkili henüz tam olarak saptanamamıştır. Ancak Prehistorik Dönem insanlarının hiç olmazsa birkaç odadan ibaret yapay kaya sığınaklarında barınmış olmaları gerekmektedir. Orta ve Geç Tunç Çağı' na ait kaya kabartmalarının ve yazılı anıtların bölgede sıkça bulunması, ayrıca Hitit şehirlerindeki savunma sisteminde' Potern' adı verilen yeraltı geçitlerine sıkça rastlanması ve ustaca yapılması nedeniyle yeraltı şehirlerinin yapımında ya da genişletilmesinde Hititlerin de katkısı olduğu kanısı güçlenmektedir. Hitit şehirlerinde bulunan gizli tüneller genellikle şehre yapılacak saldırılarda düşmanı pusuya düşürmek ve onları arkadan çevirmek için kullanılırdı. Bu yerleşim yerlerinin bir kısmını Hititler oymuşsa askeri amaçlı olarak oymuşlardır. Bundan dolayı herhangi bir arkeolojik buluntu ele geçmemesi normaldir. Ayrıca Hititlerden sonra gelen kavimlerin de bu izleri yoketmesi söz konusudur. Kapadokya Bölgesi'nde kuvvetli bir Hitit yerleşimi olmamasına karşın bölgedeki tüm antik yerleşimlerde Hititlerin kalıntılarına rastlamak mümkündür. Bölgede yaşayan Hititlerin yerleşim amacıyla yumuşak tüfü oyup yaşamaması için hiç bir neden yoktur. Ayrıca Topada (Ağıllı) ve Sivasa yazılı anıtlarının hemen yanında yeraltı şehirlerinin bulunması bu görüşü desteklemektedir.Özel likle Nevşehir civarında Roma Dönemi'ne ait kaya mezarları da yeraltı yerleşiminin hemen yakınında olup onlar gibi geniş alanlara yayılmıştır. Hatta kaya mezar odalarında yer alan nişli klineler yeraltı şehirlerinde de bulunmaktadır. Bu, Roma Dönemi halkının da yeraltı şehirlerinin yapımında bir rolü olduğunu göstermektedir. Yeraltı şehirlerine ait bütün bulgular M.S.5-10. yüzyıllar arasına yani Bizans Dönemi' ne aittir. Genellikle dini ve sığınma amaçlı olarak kullanılan yeraltışehirlerinin sayısı bu dönemde artmıştır. Bizans Dönemi'nde 7.yüzyılda başlayan Arap-Sasani akınları karşısında Kapadokya'da yaşayan Hıristiyan topluluklar sürgü taşlarını kapatarak kendilerini savunuyorlardı. Düşman ise içerde kendini pek çok tehlike ile karşı karşıya kalacağını bildiğinden daha çok su kuyularını zehirleyerek yerli halkı dışarı çıkartmak için çalışıyordu. Selçukluların da bu yeraltı şehirlerinden yararlandıkları ve askeri amaçlıkullandıkları sanılmaktadır. Çünkü Kapadokya Bölgesindeki Selçuklu Kervansarayları bu yeraltı şehirlerinin 5-10 km.uzağında bulunmaktadır.(Dolayh an Kervansarayı- Til Yeraltı Şehri, Saruhan Kervansarayı- Özkonak Yeraltı Şehri, Pınarbaşı (Geyral) Yeraltı Şehri Ağzıkarahan Kervansarayı) Yeraltı Şehirleri hakkında en eski yazılı kaynak Xenephon' un 'Anabasis' adlı kitabıdır Xenephon, Anadolu' da ve kafkaslarda yaşayan insanlarınevlerini yerin altına oyduk-ları ve evlerin birbirlerine dehlizlerle bağlı olduğundan bahsetmektedir. Xenephon M.Ö.4.yüzyılda yaşadığına göre yeraltı yerleşimlerini en kesin bir şekilde bu döneme tarihlemek mümkündür. Bölgedeki en eski ciddi çalışmayı 1960-1970 yılları arasında yapan Alman Martin Urban ise yeraltı yerleşimlerini M.Ö.7.-8. yüzyıllara tarihlemektedir. Sonuçta, elimizdeki mevcut bilgiler ışığında yeraltı yerleşimlerini bölgedeki ilk medeniyetlerle aynı zamana yani Prehistorik Döneme tarihlemek pek yanlış olmayacaktır. Çünkü taş endüstrisini oldukça iyi bilen Prehistorik Dönem insanlarının basit aletlerle yumuşak tüfü oyması zor değildir. Bu dönemde bir kaç odadan ibaret olan, Kapadokya'ya gelen değişik topluluklar tarafından devamlı olarak genişletilen yeraltı yerleşimleri, bir önceki kültürün tüm arkeolojik izleri yok edilerek bugünkü halini almıştır. Ancak unutmamak gerekir ki yeraltı şehirlerinin en yaygın kullanımı Bizans Dönemi' nde olmuştur.
YERLEŞİM MERKEZLERİ
Kaymaklı yeraltı Şehri
Nevşehir' e 19 km.uzaklıkta, Nevşehir - Niğde karayolu üzerindedir. 1964 yılında ziyarete açılan yeraltı şehri, 'Kaymaklı kalesi' de denilen yerin altında bulunmaktadır. Antik adı 'Enegüp' olan Kaymaklı köyünde halk, evlerini yeraltı şehrininyüze yakın tünelinin etrafına yapmıştır.Yöre halkı halen avlulara açılan bu tünellerden geçerek yeraltı şehirlerinin uygun mekanlarını kiler, depo, ahır olarak kullanmaktadır. Kaymaklı yeraltı şehri DerinkuyuYeraltı Şehri' nden gerek plan, gerekse kuruluş yönünden farklıdır.Pasajlar dar, alçak ve eğridir.Halen 4 katı açığa çıkarılmış, mekanlar daha çok havalandırma bacalarının etrafında toplanmıştır. Yeraltı şehrinin 1. katında ahır yer almaktadır. Bu mekanın küçüklüğü yeraltı şehrinin henüz temizlenmeyen alanlarında da ahırların varolması gerektiğini gösterir. Ahırın solundaki sürgü taşlı bir geçit vasıtasıyla kiliseye geçilir. Bu koridorun sağ tarafında günlük yaşam yeri olarak oyulmuş odalar bulunmaktadır. 2.kattaki kilise tek nefli 2 apsislidir. Apsislerin önünde vaftiz taşı, kenarlarda ise oturmaya yarayan platformlar yer alır. Bu kattaki mezarlık alanının kilisenin hemen yanında olması dini özellikleri olan kişilere ait olduğu fikrini güçlendirir. Bu katta ayrıca oturma mekanları da mevcuttur. Yeraltı şehrinin en önemli mekanları 3. kattadır. Bu miktarda erzak depoları, şirahaneler ve mutfakların bulunduğu bu kattaki çok çukurlu andezit taş oldukça ilginçtir. Son araştırmalar neticesinde bakır cevherini öğütmede kullanıldığı anlaşılmıştır. Bu taş dışarıdan getirilmeyip yeraltı şehrinin inşası esnasında açığa çıkan tüflerin altındaki andezit lavlarındandır. İhtiyaç duyulduğu için işlevine uygun olarak 57 adet kırma ezme çukurları açılmıştır. Yaklaşık 10cm. boyutundaki bakır cevheri çukurları içine konur. Kırma taşı ile kırılarak ergitmeye hazır hale getirilir. Bu teknik Prehistorik Dönemlerden beri bilinen bir yöntemdir. Kaymaklı Yeraltı Şehrine getirilen bakır büyük olasılıkla Aksaray - Nevşehir arasındaki bir ocaktan getirilmiştir.(Bu ocağı Kapadokya Bölgesi' nin en eski yerleşimlerinden biri olan Aşıklı halkı da kullanmıştır.) 4.katta yeralan şırahanelerde bol miktarda erzak depolarının ve küp yerlerinin bulunması bu yeraltı şehrinde yaşayan halkın düzenli bir ekonomileri olduğunu gösterir. Yeraltı şehri henüz tam olarak temizlenmemesine ve sadece 4.katının açığa çıkarılmasına rağmen, bölgenin en büyük yeraltı yerleşimlerinden biri olduğu kesindir. Çünkü küçük bir alana yayılan erzak depolarının sayısı gözönüne alındığında burada çok sayıda insanın yaşamış olabileceği ihtimalini güçlendirmektedir.
Derinkuyu Yeraltı Şehri
Nevşehir - Niğde karayolu üzerinde Nevşehir'e 29 km.uzaklıktadır. Derinkuyu Yeraltı şehrinin derinliği yaklaşık 85m.dir. Bu yeraltı şehri bir yeraltı şehrinde bulunan tüm özelliklere sahiptir.( ahır, kiler, yemekhane, kilise, şırahane v.s.) Ayrıca 2.katta misyonerler okulu bulunmaktadır. Geniş bir alan olan okulun tavanı yeraltı şehirlerinde pek rastlanmayan beşik tonoz ile örtülüdür. Salonun salondaki mekanlar çalışma odalarıdır. Yeraltı şehrinin 3 ve 4. katlarından sonra merdivenle doğrudan doğruya derinlemesine inilmekte ve alt katta bulunan haç planlı kiliseye ulaşılmaktadır. Yeryüzü ile bağlantısı bulunan 55m. derinliğindeki havalandırma bacası,aynı zamanda su kuyusu olarak da kullanılmaktadır. Alt kata kadar uzanan kuyulardan her kat yararlanamaz, ayrıca istila anında zehirlenmeyi önlemek için bazı kuyuların ağzı yeryüzü ile bağlantısızdır. 1965 yılında Derinkuyu Yeraltı şehrinin halen yüzde onu gezilebilmektedir.
Mazı Yeraltı Şehri
Antik adı ' Mazata ' olan Mazı köyü, Ürgüp' ün 18 km. güneyinde, Kaymaklı Yeraltı Şehri' nin ise 10 km.doğusundadır. Vadininher iki dik yamaçlarında Erken Roma Dönemi' ne ait kaya mezarları bulunmaktadır. Platoda ise çok sayıda Bizans Dönemi'ne ait mezarlar yer alır. Yeraltı şehri, derin vadide yer alan Köyün batı dik yamacına oyulmuştur. Değişik yerlerde 4 giriş tespit edilebilmiştir, asıl giriş düzensiz taşlardan örülü bir koridorladır. Girişin tam karşısında sütunlu mekan ahırdır. Yeraltı yerleşiminin geniş alanlarına yayılan ahırlar, diğerlerinden farksızdır. Ancak bir ahırın ortasında kayadan oyulmuş, hayvanların su içmesini sağlayan yalak bulunması diğerlerinden farklı özelliğidir. Ahırların çok sayıda olması hayvansal üretimin bolluğunu dolayısıyla refah seviyesinin yüksek olduğunu gösterir. Ahırların arasında kalan bir mekan şırahane olarak kullanılmıştır. Tavan kısmında moloz taşlardan örülmüş üzümleri aşağıya doğru dökmeye yarayan bir baca yer alır. Ahırlardan kısa bir koridor vasıtasıyla yeraltı şehrinin kilisesine ulaşılır. Bu mekanın girişi sürgü taşı ile kapatılabilmektedir. Kilise apsisi, Kaymaklı Yeraltı Şehri' ndeki kilisenin aksine uzun kenar köşesine oyulmuş, fasatı kabartmalarla süslenmiştir.
Özkonak Yeraltı Şehri
Avano' un 14km.uzağında yer alan yeraltı şehri, İdiş Dağı' nın kuzey yamaçlarına volkanik granit bünyesi tüf tabakalarının oldukça yoğun olduğu yere yapılmıştır.Geniş alanlara yayılmış olan galeriler birbirlerine tünellerle bağlanmıştır. Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehirlerinden farklı olarak katlar arası haberleşmeyi sağlayacak çok dar ve uzun delikler bulunmaktadır. Düzgün oyulmuş odaların girişleri kapatıldığında havalandırma da bu dar ( 5cm.) ve uzun deliklerle sağlanmıştır. Yine diğer yeraltı şehirlerinden farklı olarak sürgü taşından sonra, tünel üzerine ( Düşmana kızgın yağ dökmek maksadıyla) delikler oyulmuştur. Özkonak yeraltı şehrinde Kaymaklı ve Derinkuyu yeraltı şehrinde olduğu gibi hava bacası, su kuyusu, şırahane ve sürgü taşları bulunmaktadır.
Tatlarin Yeraltı Şehri
Nevşehir ili, Acıgöl ilçesinin 10 km.kuzeyinde, Tatlarin kasabasının ' Kale ' olarak adlandırdığı tepesinde yer alır. Yeraltı şehri ilk olarak 1975 yılında tespit edilmiş, 1991 yılında ziyarete açılmıştır. Kale mevkiinde yeraltı yerleşiminin dışında pek çok kilise bulunmakta, ancak bunların büyük bir bölümü doğal nedenlerle yıkılmıştır. Asıl giriş kapısı yıkılmış olan yeraltı şehrine batı yönündeki iki mekan sayesinde girilebilmektedir. Yeraltı şehri, oldukça geniş alanlara yayılmış, ancak küçük bir kısmı temizlenebilmiştir. Halen iki katı gezilebilmektedir. Mekanların büyüklüğü, erzak depolarının sayısının ve kiliselerin çokluğu normal bir yeraltı yerleşiminden ziyade askeri garnizon ya da manastır kompleksini akla getirir. Girişten 15 metre uzunluğundaki kavisli bir koridor vasıtasıyla dikdörtgen planla geniş bir mekana ulaşılır. Girişteki 1,5 metre çapında ortası delikli bir sürgü taşı bu mekanın giriş çıkışını kontrol altına alınmasını sağlamaktadır. Sağ taraftaki nişin içinden aşağıya doğru oyulan ve halk tarafından 'Zindan' olarak adlandırılan mekanda 3 iskelet bulunmuştur. Tuvaletin de yer aldığı bu ana mekanın sağ tarafında kiler/ mutfak bulunmaktadır. Bu alanın Roma Dönemi' nde mezarlık alanı, Bizans Dönemi' nde de kiler olarak kullanılmış olması gerekmektedir. Çünkü bu odadaki nişler, yöredeki Roma Dönemi kaya mezarlarındaki -ölülerin yatırıldığı- nişlerden farksızdır. Ancak daha sonraki dönemlerde bu nişlerin tabanları oyulmuş ve içine erzak konulmuştur. İkinci girişte ahır yer alır. Daha önce erzak deposu olarak kullanıldığı şüphesiz olan bu geniş mekan sütunlarla desteklenmiştir. Tabanında beş adet ambar bulunmaktadır. Tavan kısmında yeraltı yerleşiminin başka mekanlarına ulaşılabilen havalandırma bacası yer alır. Birinci büyük mekan ile ikinci büyük mekan dar bir koridorla birbirine bağlanır. Zikzak biçimli bu koridorda tuzak ve bağlantıyı kesen sürgü taşı bulunmaktadır.
KAPADOKYA'DAKİ SELÇUKLU ESERLERİ
Anadolu Selçukluları' nın parlak döneminde Selçuklu Sultanları, yerleşim yerlerini düzenli bir yol şebekesi ile birbirine bağlatmışlar, köprüler, kaleler, hanlar, kervansaraylar, medreseler, camiler ve türbeler yaptırmışlardır. Bunlar daha çok sultan, vezir ve zenginlerin yönlendirdiği vakıflar tarafından inşa edildiğinden sürekli olarak gelirleri bulunmaktaydı. Selçuklular Arap ve İran sanat ve kültüründen büyük ölçüde etkilenmelerine karşın kendilerine özgü sanat anlayışına da sahiptirler.
CAMİLER
Ürgüp/ Taşkınpaşa Camii
Nevşehir, Ürgüp ilçesinin, Damsa köyü merkezinde yer alan Taşkınpaşa Camii, Karamanlılar Dönemi' ne aittir. Bugün beyaz badana ile boyanması nedeniyle çirkinleştirilmiş portali geometrik bezeli bordürlerle süslüdür. Kesme taştan inşa edilmiş Cami, kıble yönünde 3 nefli, on bir tonozla örtülüdür. Kemerler mermer başlıklı payeler üzerine oturur. Camii' nin üzeri ise düz toprak damdır. Halen Ankara Etnoğrafya Müzesi' nde sergilenen cevizden kakma tekniğinde yapılmış mihrabı bugüne kadar kalan tek ahşap örnek olması nedeniyle önemlidir. Mihrabın etrafındaki iki sıra bordür arabesk süsleme ve ayetlerle süslenmiştir.
Niğde Sungur Bey Camii
İlhanlı Sultanı Ebusaid' in hükümdarlığı zamanında Seyfeddin Sungur Ağa tarafından 1335 yılında yaptırılmıştır. Kesme taştan yapılmış, dikdörtgen Planlı Sungur Bey Camii, doğu ve güney portalleri ile mihrabının taş süslemeleri Selçuklu Devri özelliklerini arz eder. Süslemelerde kıvrık dallar arasında arslan, griffon başları, yırtıcı kuşlar, at, ceylan tasvirleri dikkat çekmektedir. Ayrıca güney portalinde, kapı kemerinin üzerindeçift başlı kartal tasviri ve her iki portalde yer alan gotik tarzındaki süslemeler ilginçtir. Camii, orjinalde üçer basık kemerle destekli ve üç nefliydi. Daha geniş olan orta nef üç kubbe, yan nefler ise üçer çapraz tonozla örtülüydü. Camii, 18. yüzyılda yandığından dolayı üst örtü ağaç direklerle desteklenmiş,orjinal durumunu kaybetmiştir. Halen Niğde Dışarı Camii' nde bulunan sedef kakmalı ahşap minberinin kitabesinde, camii' nin Büyük Sultan Ebusaid zamanında, Seyfeddin Sungur Bey' in emriyle, usta Hoca Ebubekir tarafından yapıldığı yazılıdır. Sungur Bey Camii' nin çift minareli portalinin olması, gotik ve islam sanatının birlikte görülmesi nedeniyle ayrı bir özelliğe sahiptir.
Niğde Alaaddin Camii
Klasik Selçuklu mimarisinin erken örneklerinden biri olan Niğde Alaaddin Camii, Alaaddin Keykubat zamanında, Abdullah Bin Beşare tarafından 1223 yılında yaptırılmıştır. Mimarı, Sıddık Bin Mahmut ile kardeşi Gazi' dir. Doğu cephesinde bulunan ve duvar yüksekliğini aşan portali, bezemelerin en yoğun olduğu yerdir. Pek az boşluk kalacak kadargeometrik (yarım daire, yarım yıldız, sekiz kollu yıldız v.s.) motiflerle işlenmiştir. Portal nişi 7 sıra mukarnaslıdır. Niş üzerindeki 3 satırlık kitabe camiinin kim tarafından ve ne zaman yapıldığı hakkında bilgiler içermektedir. Kitabenin iki yanında bulunan iki kabartma araştırmacılar tarafından kadın başı yada arslan başı olarak yorumlanmaktadır. Basık kemerli giriş kapısının kemer taşlarının uçları testere dişi biçimindedir. Kuzeydoğu köşesindeki minarenin yanında, daha küçük ikinci bir portal daha bulunmaktadır. Camii kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Yapı iki sıradan dörder ayakla üç nefe ayrılır Diğerlerine nazaran daha geniş olan orta nefin tavanı dört mukarnas sırası ile örülmüş ve burada aydınlık feneri bulunur. Mihrap önü tavanı yan yana üç kubbe ile örtülüdür. Batıdaki kubbe sekiz bölümlü mukarnaslı tromplara sahiptir. Doğudaki kubbe ise iki pandandif ve iki tromp üzerine oturur. Mihrap nişi beş köşeli ve mukarnaslıdır. Alaaddin Camii, taş işçiliği, orjinal minaresi, iç mekandaki kubbe sayısının artışı ve aydınlık feneriyle Anadolu Selçuklu camiilerinn en iyi örneklerindendir.
KERVANSARAYLAR
Selçuklu Devri' ndeki ticarette en önemli üç unsur yol, kervan ve hanlardır. Uzun süren yolculuk esnasında kervanlar yorgunluklarını gidermek için akşam olduğunda bir handa konaklar, dinlenirdi. Gerek hayvanların gerekse kendilerinin ihtiyaçlarını giderdikten sonra yoluna devam ederdi. İlk kez Orta Asya' da Karahanlı, Gazneli ve Büyük Selçuklu Devleti zamanında görülen kervansarayların kökeni 'Ribat' adı verilen yapılardır. Daha önce askeri amaçlı olarak inşa edilmiş küçük boyuttaki bu yapılar, gelişerek daha büyük boyutta inşa edilmeye başlanmış, hem dini amaçla hem de yolcuların konaklamasında kullanılmıştır. Özellikle Selçuklu Sultanlarından II.Kılıçarslan ve I.Alaaddin Keykubat dönemlerinde kervansaray yapımı çoğalmış, Güzergahların güvenliği devlet tarafından sağlanmıştır. Yolculuk esnasında zarar gören tacirin zararı da devlet tarafından tazmin edilirdi.Yani bir tür sigorta sistemi vardı. Gerek iç ticaret gerekse uluslararası ticaret gelişmişti. Böylece ekonomik açıdan güçlü olan Selçuklular siyasi açıdan da güçlenmişti. Kervansaraylarda yerli yabancı ayırt etmeksizin herkese 3 gün boyunca yiyecek, verilirdi. Ayakkabılar tamir edilir, fakirlere de yeni ayakkabı verilirdi. Hastalar tedavi edilir, hayvanların bakımı yapılır, gerektiğinde de nallanırdı. Dini ibadetlerini, genellikle avlunun ortasında bulunan ' Köşk Mescid' adı verilen mekanda yaparlardı. Genelde avlunun ortasında yer alan Köşk Mescit, kervansarayların en önemli bölümüdür. Kemerli bir kaide üzerine oturur. Avlunun etrafındaki mekanlar ise yatakhane, depo, hamam, tuvaletlerden oluşmaktadır. Bu mekanlardaki ısınma, mangal ya da tandırlar sayesinde, aydınlatma ise mum ve kandillerle sağlanıyordu. Tüm bu hizmetleri doktor, imam, hancı, erzak memuru, veteriner, atlı haberci, nalbant ve aşcıdan oluşan kervan-saray görevlileri yerine getirirlerdi. Kapadokya bölgesi'ndeki kervansaraylarda, yapı malzemesi olarak volkanik orjinli kesme taş kullanılmıştır. Duvarları güvenlik açısından kalın bir sur duvarı gibidir. Selçuklu taş işçiliğinin en güzel örnekleri 'Taç Kapı' adı verilen girişlerinde görülür. Ejder, Arslan ve bitkisel motifler yoğun bir şekilde yapılmalarına karşın Kapadokya Bölgesi' nde daha çok geometrik bezemeler tercih edilmiştir. Kale kapısı gibi sağlam olan kapıları demirden yapılmıştır. Bir günlük yol mesafesinde inşa edilmiş ( 30-40 km.)olan kervansaraylar, Antalya- Konya - Aksaray- Kayseri yönünden Erzurum- Tebriz'den geçerek Türkistan' a ; Karadeniz kıyılarından Amasya -Tokat- Sivas- Malatya- Diyarbakır üzerinden Irak'a kadar uzanırdı. Kapadokya Bölgesinde yer alan kervansaraylar da doğu-batı, kuzey-güney yollarının kesiştiği yerde bulunmasından dolayı özellikle Kayseri ve Aksaray güzergahı arasında bunların en güzel örneklerini görmek mümkündür.
Aksaray Sultanhanı
Aksaray-Konya karayolu üzerinde Aksaray' dan 40 km.uzaklıkta, aynı adı taşıyan kasabadadır. 1228 yılında Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubad tarafından yaptırılan kervansaray, Selçuklu kervansarayların en güzellerinden biridir. Ortasında köşk mescidi bulunan dikdörtgen avluya muhteşem taç kapıdan girilir. Avlunun sağında revaklar, solunda depo ve odalar bulunur. Avlunun solunda ikinci bir taç kapıdan ahıra girilir. Burası sekizlerden dört sıra 32 ayakla birleşen sivri kemerlere dayanan tonozlarla örtülüdür. Bu kısmın aydınlanması dıştan koni içten kubbe olan 'Fener' in pencereleriyle sağlanır.
Ağzıkarahan
Aksaray- Nevşehir karayolunun 15.kilometresinde bulunan han, Selçuklu kervansaraylarının en iyi korunanlarındandır. Yapımına 1231 yılında Alaaddin Keykubat zamanında başlanmış, oğlu Keyhüsrev zamanında tamamlanmıştır. Taç kapının karşısında 4 kemer üzerine kurulan köşk mescit bulunur. Ağzıkarahan' ın kapalı bölümü diğer sultanhanlarında olduğu gibi taç kapının karşısında değil; yanda girişin solundadır.
Saruhan
Nevşehir' in Avanos ilçesinin 5km. güney doğusunda Ürgüp' ün ise 6 km. kuzeyinde, Damsa vadisinde yer alır. Han, Doğu- Batı bağlantısındaki Aksaray- Kayseri güzergahındadır.II.İz zettin Keykavus zamanında-belki de onun tarafından 1249 yılında yaptırılan Saruhan 2000 m2lik bir alanı kaplamaktadır. Saruhan'da yapı malzemesi olarak sarı, kırmızımsı pembe ve açık kahverengi, oldukça düzgün kesme taşlar kullanılmıştır. Gerek anıtsal portalin, gerekse iç portalin kapı kemerlerinde iki renkli taşlar kullanılmış, böylece dekoratif bir görünüm sağlanmıştır. Üst kısımları kısmen yıkılmış olan dış portalde diğer sultanhanlarında olduğu gibi daha çok geometrik süslemeler tercih edilmiştir. Kubbeli köşk mescidi ise diğer kervansarayların aksine anıtsal portalin üzerine yapılmıştır. Avluya bakan mescit kapısı mukarnaslı troplarla süslüdür. Geniş avlunun solunda çeşmeli bir revak, sağında ise konaklama ve hamama ait mekanlar yer alır. Revaklarda kullanılan bazı taşların üzerindeki küçük çizgiler taş ustalarının özel işaretleridir. Hayvanların ve seyislerin konakladığı holü Aksaray Sultanhanı ve Ağzıkarahan holunun benzeridir. Pandantifleri üzerine oturan aydınlık kubbesi oldukça sadedir. Üst kısımları yer yer yıkılan Han, 1991yılında restorasyonu tamamlanarak orjinal haline getirilmiştir. Sultanhanların en son örneklerinden olan Saruhan' dan sonra Selçuklu Sultanları han yaptırmamışlardır.
MEDRESELER
Selçukluların kültür, bilim ve sanat konularında elemanların yetiştirildiği yapılardı. Bugünkü orta ve yüksek öğrenimle aynı düzeyde eğitim veren medreselerde öğretim dört ana dalda yürütülürdü: Din ve hukuk, dil ve edebiyat, felsefe ve temel bilimler. Belli bir öğretim süresi yoktu. Kitap bitirme söz konusu olduğundan öğrenciler farklı zamanlarda öğrenimlerini tamamlardı. Eğitim sabah namazından sonra başlar, öğle namazına kadar devam ederdi. Öğrenciler daha sonra avlu etrafındaki çalışma hücrelerine çekilirlerdi. Genellikle salı, perşembe ve cuma günü tatil yapılırdı. İlk medreseler camilere ve mescitlere bağlı, onların yanında ya da içinde öğretime ayrılmış özel yerlerdi. Daha sonra Selçuklu sultanları kendi adlarına olduğu kadar eşlerinin adına da -çoğu tıp alanında öğrenim veren medreseler inşa ettirdiler. Araştırmacılar, medrese mimarlığının kökenini Mısır' a ve Orta Asya' ya bağlarlar. XII.yüzyıldan itibaren görülen Anadolu Selçuklu Medreseleri, açık ya da kapalı avluludur. Açık avlulu medrese tipi ise en yaygın olanıdır. Bunlarda tek, çift, üç ve dört eyvanın yanı sıra avlu yerine, büyük bir kubbeyle örtülü merkezi bir mekanın bulunduğu medreseler de ikinci temel tipi oluşturmaktadır. Kapadokya Bölgesi' ndeki önemli medreseler Kayseri' de Hunat Hatun Medresesi, Gıyasiye medresesi Nevşehir' de Taşkınpaşa Medresesi' dir.
Taşkınpaşa Medresesi
Ürgüp- soğanlı yolu kenarında, Ürgüp' ün 20 km. güneyindeki Damsa ( Taşkınpaşa ) köyündedir. Karamanoğulları'na ait Medrese, 22.60x23.85m. ölçülerindedir. Portali, mescitteki mihrabı, kapı ve pencereleri düzgün kesme taşlardan duvarları ise moloz taşlarla örtülüdür. Üst örtüsü tamamen yıkılmış olmasına karşın girişin hemen solundaki merdivenlerden en az iki katlı olduğu anlaşılmaktadır. Batı taraftaki portalinde görülen zengin taş işçiliği klasik Selçuklu üslubundadır. Portal, tamamen geometrik ve bitkisel motiflerle süslüdür. Girişin üstünde yer alması gereken kitabesi kayıptır. Basık kemerli girişin hemen sağında medresenin mescidi bulunur. Mihrabı portalde olduğu gibi zengin bitkisel motiflerle süslüdür. Üst kısım palmet dizileri, çift sıra bordürü ise bitkisel motiflerle bezelidir. Dikdörtgen planlı üzeri açık avlunun etrafında birbirinden bağımsız mekanlar yer alır.
TÜRBELER
Arapça ' üstü kubbe ile örtülü mezar'; Farsca' da çatısı kubbe biçiminde olan yapı' anlamında olan türbeler, sultanlar, emirler gibi önemli kişiler için yapılmış mezar anıtlardır. Türkistan' daki Türklere ait çadır sanatından esinlenerek mimariye uygulanmıştır. İslam öncesinde değişik ölü gömme gelenekleri olmasına karşın ölü önce yıkanır, daha sonra kefen giydirilirdi. Tabuta konan ceset ilkbahar ya da sonbaharda toprağa gömülmek üzere mumyalanarak çadırlarda bekletilirdi. İşte bu gelenek, anıtsal türbe yapılarının doğmasına neden olmuştur. İlk örnekleri tuğladan ya da taştan yapılan türbeler, daha sonra sadece kesme taştan yapılmışlardır. Ancak hem taş hem de tuğlanın birlikte kullanıldığı türbeler de çoğunluktadır. Birbirlerinden bağımsız inşa edildikleri gibi cami, medrese kompleksleri içine de inşa edilmişlerdir. Türbeler genellikle iki katlıdır. Merdivenle inilen alt kat türbenin kaidesini oluşturur. Ölünün mumyalanarak toprağa ya da lahite konulduğu hücre biçimindeki mezar odası burasıdır. Ziyaret ya da ibadet için kullanılan bu odada mihrap nişi olduğu gibi sembolik bir lahit de bulunabilir. Doğu, Batı, Kuzey yönünden olan gösterişli kapısına tekli ya da karşılıklı merdivenlerle ulaşılır. Plan açısından dışta ve içte farklılıklar arzedebilen türbeler, çokgen, silindirik gövdeli olabildikleri gibi, kare kare planlı örnekleri de bulunmaktadır. Ancak kare planlı örnekler, XIII. yüzyıldan sonra görülür. Üst örtüsü iç kısımda kubbe, dışta ise konik veya piramidal çatılıdır. Yapının dış yüzeyi, kapısı, pencereleri, saçak ve çatısında oldukça zengin geometrik ve bitkisel süslemeler görülür. Kapadokya Bölgesi' ndeki önemli türbeler, Kayseri'de Döner Kümbet, Hunad Hatun Türbesi, Çifte Kümbet; Niğde' de Hüdavent Hatun Türbesi, Ürgüp'te Taşkınpaşa Türbesi ve Altı kapılı Türbe' dir.
Döner Kümbet
Kayseri'de bulunan Döner Kümbet' in, 1276 ya da daha sonra yapıldığı sanılmaktadır. Kapı üzerindeki iki satırdan oluşan mermer kitabede Şah Cihan Hatun için yaptırıldığı yazılıdır. Tamamen kesme taştan yapılan türbenin tabanı kare planlı, dış yüzeyi on iki köşeli, iç kısmı ise silindir biçimindedir. Anıtsal bir çadırı andıran Döner Kümbet' in çatısı üzeri kabartmalarla süslü konik olarak inşa edilmiştir. Portal cephesi üstünde insan başlı, kanatlı iki pars figürü arasında çift başlı kartal kabartması yer alır. Portalin solunda hurma ağacının üstünde çift başlı kartal ve iki tarafında birer arslan sağında ise hurma ağacı kabartması bulunmaktadır.
Hüdavent Hatun Türbesi
Niğde' de Selçuklu mimarisinin en güzel örneklerinden biri olan Türbe, Selçuklu Sultanı IV. Rükneddin Kılıçarslan' ın kızı Hüdavent Hatun adına Anadolu' daki İlhanlı egemenliği sırasında 1312 yılında yaptırılmıştır.Türbe yaklaşık 80 cm. yüksekliğinde sekizgen tabanlı, tavan ile gövde arası bir sıra mukarnas sıralı, sekizgen gövdeli ve onaltıgen başlıklıdır. İki taraflı, üç basamaklı merdivenle ulaşılabilen giriş portali, Türbe' nin doğu cephesindedir. Kapının her iki yanında yer alan üzeri geometrik motiflerle süslü sütun ve başlığı yüksek kabartma olarak yapılmıştır. Aynı tipteki sütunlar gövdenin her köşe-sinde de yer alır. Üst kısımlarda sekizgen gövde dışa doğru kırıklık yaparak ikiye bölünmüş; böylece sekizgen plan onaltıgene dönüştürülmüştür. Türbe' de yüksek ve alçak kabartma olarak yapılmış, arslan, çift başlı kartal, karışık varlıklar ve bitkisel motiflerin arasına gizlenmiş insan tasvirleri dikkati çekmektedir.Türbedeki dört arslan tasvirinden ikisi güneybatı cephesinde, yüksek kabartmalı, simetrik, arka ayakları üzerine oturur vaziyette; diğer ikisi ise batı cephesinde, alçak kabartmalı, birbirinin aksi yönde yürürdurumdadır. Çift başlı kartal kabartması türbenin batı tarafında çatıya geçişi sağlayan tabur kısmındaki kemerli niş içine yapılmıştır. Kanat uçlarının ejder biçiminde olması tipik Selçuklu stili özelliğidir. Dört karışık varlık ise, ikisi türbenin güneybatı cephesindeki pencere kemerinin üstüne, diğer ikisi ise kuzey cephesindeki pencere üzerine birbirine simetrik olarak yerleştirilmiştir. Başları insan gövdeleri ise kuş biçiminde işlenmiştir. Bu motifler Orta Asya Şaman inançlarına göre yeraltı ve gökyüzü yolculuğunda insanlara refakat eden kuş şeklinde koruyucu yaratıklardır.
KAPADOKYA SİVİL MİMARİSİ
19. Yüzyıl Kapadokya evleri yamaçlara, ya kayaların oyulması suretiyle ya da kesme taştan inşa edilmişlerdir. Bölgenin tek mimari malzemesi olan taş, yörenin volkanik yapısından dolayı ocaktan çıktığında yumuşak olduğundan çok rahat işlenebilmekte ancak hava ile temas ettikten sonra sertleşerek çok dayanıklı bir yapı malzemesine dönüşmektedir. Kullanılan malzemelerin bol olması ve kolay işlenebilmesinden dolayı yöreye has olan taş işçiliği gelişerek mimari bir gelenek halini almıştır. Gerek avlu gerekse ev kapılarının malzemesi ahşaptır. Kemerli olarak yapılmış kapıların üst kısmı stilize sarmaşık veyarozet motifleriyle süslenmiştir. Evlerin kat aralarında bulunan konsolların araları bazen tek bazen de 2-3 sıralı rozet, yıldız, palmet, yelpaze, fırıldak ve stilize bitki motifleriyle doldurulmuştur.Çoğunl ukla konsolların yüzeyi perde püskülünü andırır yüksek kabartma motifleriyle kaplıdır. Evlerin pencereleri ikişer veya üçerli olup etrafları daha çok stilize bitki motifleriyle süslüdür. Pencereler 'kanatlı' ve 'giyotin' tarzda olmak üzere iki tiptir. Her iki tip evlerde çok sayıda oturacak odalar, mutfak, kiler, depo, tandır, şarap-pekmez yapma bölümleri v.s.bulunmaktadır. Misafir odalarındaki nişlerde sıva üzerine boyalı bezemeler bulunmakta; genelde püsküllü perde motifinin altında çiçek doldurulmuş kulplu vazolar, su dolduran veya taşıyan bayanlar resmedilmiştir. Yöresel mimarinin en ilgi çekici örnekleri 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başlarına tarihlenmektedir. Bu ilginç mimari gelenek, Ürgüp, Ortahisar, Mustafapaşa, Uçhisar, Göreme, Avanos, Kayseri sınırları içindekiGüzelöz ve Hemen yanındaki Başköy, Ihlara Vadisi civarında Güzelyurt başta olmak üzere tüm Kapadokya kasaba ve köylerinde de görülebilmektedir.
KAPADOKYA GÜVERCİNLİKLERİ
İslam inancında güvercin, aileye bağlılığın ve barışın, hıristiyanlıkta ise Tanrı' nın ruhu' nun simgesidir. Hemen hemen bütün vadilerin yüksek kısımlarına ya da peribacalarının üst kısımlarına inşa edilen güvercinliklerin yönleri genellikle vadilerin doğu ya da güney tarafına bakmaktadır. Güvercinler, kursaklarına doldurdukları tahıl tanelerini sindirebilmek için sık sık su içme gereksinimi duymalarından dolayı 'Su pınarlarının koruyucu kuşu' olarak da anılırlar. Bu nedenle güvercinliklerde su kaynaklarına yakın yerlere inşa edilmişler.