31 Mayıs 2011 Salı

EŞKİYA BELGELERİ/EŞKİYA KAYIT TERCÜMELERİ MANUKYANDAN ÇALINAN EŞKİYA BELGELERİ

MANUKYANDAN ÇALINAN EŞKİYA BELGELERİ ORTA ANADOLU KÜÇÜK ASYA:40 saat içinde olan bölgede Anda dağı Sakarya yeşildağ da denir. Bu merkezde 39 sene 11 ay 29 gün 19 saat eşkıyalık yaptık ve büyük soygunlar yaptık. Deniz korsanı Timoryani ve çete başı maiyeti ile Prepetis Marmara deniz sahilinde mine reis burnu civarında içinde deniz girintisi kıvrıntısı yaptığı Bacalı mağara yakınlarında 4 adacıklar karşısından bir yola çıkarak yürüdük ilerde altından acı su geçen mermer ayaklı kemerli halkalı Efem Avam köprüsünü geçerek 4-4,5 saat ileride 3 gözlü kemer köprüden geçerek doğuya 1,5 saat ilerde oldukça sivri ve yüksek karatepeye vardık. Karatepeye çıkarken de bir yerli anataş üzerine kabartma Çerkez eğerinin takım olarak yaptık. Kantarmasına da katlanmışça vaziyette eğerin üst kaşına taktık. Bu civarda 3 kaynak vardır. Kurt tepenin eteğidir. Zirveye çıktığımızda iki renkli mermerden oldukça büyük boyu iki kulaç 1,85 santim eni bir kulaç 150 santim olan bir tekneyi ana taşa kurnazlıkla yaptık. Ve bir köşesini kasten kırdık şarka,doğuya gelen köşesini. Teknenin sağ ön tarafında rusca yazılar yazılmıştır. Görünmez kapalıdır.bu tekneye çok yakın domuz kotrası vardır. Önünde güneyinde 18 santim bu kotraya 18 basamakla demir ızgaralarla içini girilir. Tekneye kuzeyden güneye gelirken kaldırım bir yol dereye iner yolun bitiminde iki kaya bulunur. Bu kayanın birinde leğen ibrik resmi vardır. Buraya yakın dokuz lokmalı zincir resmi mevcuttur. Karatepenin doğusunda büyük bir mezarlık çok tarihidir. Karatepenin üzerinde yatır mevcuttur. Karatepenin batı kuzeyinde bir taş yığını vardır. Karatepenin üzerinde bir kayada 21 lokma zincir vardır. Karatepedeki işlerimizi bitirdikten sonra vezir tepeye vardık. Vezir tepede tam zirvede etrafı kaldırım taşı döşeli 22 adım boyunda bir vezir mezarı yaptık. Bu tepede 4 köşe bir taşta çıplak sol ayak resmi vardır. Burada kayada yay ok resmi vardır. Tepede bir taşın üzerinde tabanca resmi vardır. Vezir tepeden güneye dönersek bir köy bir de vezir köprüsü vede mandıra yerleri görünür. Vezir tepenin poyrazında bir iki dönüm kadar büyüklüğünde bir sazlı göl vardır. Bu gölün ortasında adacık halinde bir karataşta 2 adet güvercin resmi yaptık. Biri yalaktan su içer, biri içmiş yukarı bakar. Bu taş aslında bir çeşmenin yalak taşıdır. Bu gölün doğu kısmı yarıktır. Bu yarık kanalda 40 adet kaldırım halinde taşlar dizilidir. Bütün taşlarda çeşitli işaretler yapılıdır. Sarı göl doğu tarafında kayalıklarda bir asker ,yeniçeri askeri kayaya tırmanır vaziyette,elinde silah ,kütüklük belinde, sivri külahlı,yan bakar durumda kayaya tırmanır vaziyette resmedilmiştir. Askerin üzerinde bir yan sarkar vaziyettedir. Sarıgölün bir ayağı harami dereye karışır. Suyun karıştığı yerden biraz aşağıda ana kayaya hark(ark) ile domuzluğu oyularak hargın boyu 12 adımdır. Emin ağa namında bir değirmendir. Bu değirmenin içine 3 basamakla inilir. Savak yerine 9 basamakla çıkılır. İlk basamak kırıktır. Domuzluğa yakın sağ duvarın içinde 9 civciv ile bir tavuk, tavuğun başı üzerinde bir civciv yaptık. Bu civcive bir yılan saldırır vaziyettedir. Değirmenden çıkan suyun sağında ve biraz aşağıda bir yerde bir ayağı kırık ayıyı,ayıcıyı yaptık. Ayıcı ayıyı oynatır halde. Ayıcının sopası yanında dayalı ,elinde defi, sigara çubuğu ensesinde sokulu , değirmenin önünde yarık bir kaya,köpek izli taş vardır. Bu taş binek taşıdır. Bu taşın üzerine çıkıp ta arkanı değirmene verip karşıya bakınca küçük bir mağara görülecektir. Bu mağara askıdadır. Kapının yanına kesme bir yol yaptık. Mağaranın kapısından iki kişi girecek genişliktedir. İçinde bir çift öküzü ,bir çocuk çeker vaziyette yaptık. Değirmenin doğusunda bir kaynak arası duvarla yapılıdır. Değirmenin önünde çayırda bir incir ağacı Emin Ağa değirmeninin güneydoğusuna 15-20 dakika mesafede , 7 basamakla çıkılan bir mağara, bu mağaranın kapısının üzerinde 6 civcive bir yılan saldırır halde , bu yılanın kuyruğunda kahve değirmeni vardır. Yılana da şahin kuşu saldırır haldedir. Bunların yanında bakraçlı bir kız resmi vardır. Mağaranın tavanında çatlak, bu çatlaktan sol el ile alınacak bir harita vardır. Bu mağaranın kapısının karşısında ,40 adım mesafede Emin Ağaya ait mezar vardır. Başında siyah putlu bir taş vardır. Bu mağaranın önünden geçen patika yolunun üzerinde 12 dikili taş vardır. Yedinci taş putludur. Haramidereye sarıgölün suyunun karıştığı bir noktadan yukarı doğru yürürsek aynı suyun ayağından dönen 3 değirmeni görüp geçeriz. Dereyi daha yukarı takip edersek dağın alan kısımlarında sarı meşeliğe geliriz. Sarı meşeliğin tam ortasında 2 öküz kıç kıça yatar vaziyette yaptık. Öküzlerden birinin boynunda 7 lokmalı zincir. Diğerinde bir çan vardır. Bu oyalandığımız yerler vezir tepenin batı istikametindedir. Biraz daha yukarılarda ki kısımlarda kirazlı yaylada ,bir tek öküz boynunda çan, otlar halde görülecektir. Bu kirazlı yaylaya 2 saat mesafede , Erikli Yaylada pek çok nişanlarımız vardır. Erikli Yaylaya yakın bir yerde top koru içinde ,hamile kadın, elinde bir çocuk ,top koruda 7 adet mezar vardır. Bu mezarlar aslında bir yığmadır. Ortada ki yığmanın tam ortasından , kıbleden kuzeye bir kaldırım yol gider. Top koru ardıç ağaçlıdır. Bu top koru alanı girişinden geriye dönüp harami derenin yukarı kısmını takip edince dere ikiye ayrılır. Sağ kola giden şeytan deredir. Şeytan derede 3 tarafı ana taştan hargı(ark) dahi ana taşa oyulmuştur. Hargı 5 adımdır. Bu değirmen Alibey değirmenidir. Değirmen ile dere arasında basamakla çıkılan bir sofra kaya vardır. Sofradan aşağıda 200 adım kireç kuyusu vardır. Biri derenin sağ tarafında, diğerleri sol tarafındadır. Derenin taşları mermer kireç taşlarından olup derenin diğer yakasında kızılcık ve ıhlamur ağaçları vardır. Dereden aşağıda siyah kırmızılı topraklık ve karşısında ak topraklık vardır. Alibey değirmeni 3 tarafı ana taşa oymadır. 3 sağ, dördü sol tarafta giriş delikleri vardır. Değirmenin içine 3 basamakla girilir. İçinde sol tarafta bir ocak şömine vardır. Şöminenin içinde bir put vardır. Değirmenin duvarında bir kandil konacak yer vardır. Değirmenin kapısının sağında bir metre boyunda ,bir put değirmenin sol tarafında 7 basamakla savak başına çıkılır. Değirmenin kapısına karşı muska bir çayır, bir dönüm kadar bahçesi vardır. Bu çayırın her üç köşesinde demir kazıklar çakılıdır. Bu değirmenin doğusuna rastlayan dağın birinci tepesini aşarak kazan dereye varırız. Kazan derede her bir tarafı ana taştan oyulmuş ve bizler tarafından kapatılan bir dağarcık değirmeni yaptık. Domuzluktan dökülen suyun altına bir domuz resmini yaptık ve değirmenden biraz aşağıda 5 arşın kadar yükseklikten dökülen suyun altını taşlar ve molozlarla kapadık. Havuza yakın bir yerde bir oturak koltuk taşı vardır. Bu taşın karşısında 30 cm boyunda bir put yaptık. Bu putun bir ucu uzundur. Buradan baktığımızda bir mağara göreceğiz. Bu şelalenin bulunduğu dere suyunda alabalık yaşamaktadır. Şelalenin yukarısında, kayanın yüzünde bir balık resmi vardır. Bu kayada değirmen doğusunda bir fırın ağzı şeklinde bir yer vardır. Dağarcıklı değirmenin önünde yarım dekarlık bir çayır vardır. Orada bir binek taşı, onun yanında karpuz biçiminde yarık bir taş vardır. Yarığın ortasında bir taşta kurt resmi vardır. Değirmene gelen bir kaynak suyu tam 200 arşın mesafeden gelmektedir. Bu sudan su içerken dizimizi dayadığımız taşta küçük bir put,suyun geldiği yerde bir duvar, değirmenin üzerinden bir yol kuzey istikamete doğru talip edersek bir kara orman mevkiinde alnı kesik bir kaya göreceğiz. Bu kayanın ortasında demir halka çakılıdır. Bu taşın yukarısında batıp çıkan su kolsağı vardır. Bu alnı kesik kayanın sol tarafında çam tepesine benzeyen bir yapma oyuk vardır. Bununda sol tarafında tosbağa resmi yapılmıştır. Buranın karşısında ki taşın üzerinde bir koltuk, bu koltuk taşı karşıda ki kayaya bakarsak gözlük biçimindeki halkalı kayayı görürüz. Halkalı kayaya sırtımızı verip , sarp kayalardan döşeme taşlı Bağdat yoluna ineriz. Bu yolu bir arkalayıp oradaki dereden karşıya geçeriz. Halkalı kaya karşısındaki bir yokuşa tırmanırsak bir eski harabelik bir yere geliriz. Harabeliğin önünde çayırda 3 adet taş yığını vardır. Bu havalide sahte bir çok nişanlarımız vardır. Daha yukarıda kayalıklara çıkarsak kalemden çıkma bir oturak taşı görürüz. Üzerine oturduğumuz zaman alnı kesik kayada ki halka ile aynı hizaya gelir. Halkalı kaya 24 santimetre yüksekliktedir. Yerden 18 santimetre yukardan 6 santimetre bulunan halka iki yataklıdır. Her iki tarafa yatar bu halkalı kayanın sağında ki boğaz içinde suyu ayakta içilebilen taş oluktan, akan bir çeşmeyi buluruz. Taş oluklu çeşmenin önünde büyük taşlarla yapılan bir kaldırım vardır. Çeşmenin üstünde ki sırtta Sinekli Mağarayı buluruz. Bu mağara Halkalı Kayanın karşısındaki sırtta Sinekli yamaçta bir yerdedir. Sinekli Mağaranın içine girdiğimiz zaman sağ tarafta bir nal resmi vardır. Daha ileride yol ikiye ayrılır. Halkalı kaya önünden geçen taş döşemeli Bağdat Yolunun güney istikametini takip edersek yukarıda sırtta bir Ceneviz Kalesine girince bir türbe görürüz. Sinekli mağaranın diğer kapısından çıkarsak biraz ileride yol ikiye ayrılır. Sağa gideni kazana benzeyen bir kavis çizerek Kudret Kalesinin dibine gider. Bu kudret kale 14 santimetre yüksekliğinde önü ovaya açılan bir yer altı kalesidir. Kudret kalesinin coğrafyası aslen şöyledir. Dersaadetin güneyinde o zamanlar Dersaadetten tam 7 saatte yelkenliler ile ulaşılan Aksu , Akçay boğazı , dikenli boğazı Yeniköy ormanlarından Kayacık boğazına çok yakın , dört köyün ortasında , Karahasan Köyü, Tahtalı Seyran Köyü, Çukurcambaz köyü, Kayacık Köyü boğazı, Kayacık köyünün her iki tarafı sarımtrak ve kabamsıdır. Toprağı deve tüyü rengindedir. Ve deniz kenarında Yeniköy ormanlarından kuru bir derede, sarp bir yerdedir. Kudret kalenin doğusunda Sarı kaya pamukçu yokuşu, Kirazlı BU BİLGİLER PAYLAŞIM MAKSATLIDIR GERÇEKCİLİYİ TARTIŞILIR

Roma Taş Ocakları

 

 

TAŞLARIN OCAKTAN ÇIKARILMASI

Taşların çıkarılma yöntemi, kullanılan aletten çok, maden yatağının jeolojik yapısına, taşın değerine ve işlevine göre değişir ). Bazen, Paros'un "lykhnites" olarak bilinen yüksek saflıktaki heykeltraşlık mermerinde olduğu gibi (yeraltından çıkarıldığından dolayı Grekçe'deki lamba, lykhnos, sözcüğünden gelir), damarı izlemek için yamaçta bir tünel açmak gerekir .Paros'ta hem yeraltında hem de yerüstünde taş ocakları vardı. Aynı durum Roma yakınlarındaki süngertaşı ocakları için de geçerliydi. Bazı durumlarda, örneğin Mons Claudianus'ta, kaya genellikle uygulandığı gibi ocak yüzlerinin tamamı kullanılarak işlenmez. İyi kayaçların yeryüzüne çıkmış pek çok katmanı vardır. Bu yüzden Romalılar kolayca elde edilebilen kalın parçaları ayırarak çalışmayı en aza indirme yoluna gitmişlerdir. Ama asıl yeğlenen yöntem, sürekli olarak bir dikey bir yatay yüzün ya da aynı anda her ikisinin çalışılarak taş ocağının sistematik olarak işletilmesiydi. Genellikle ocaklar yamaçlara açılır ve taş blokları basamaklar halinde alınırdı




Taş çıkarma yöntemleri çok basittir ve Eski Mısır'dan bugüne aslında pek değişmeden gelmiştir: Taşın kesilerek çıkartılması yönteminde ön yüzü ve tepesi açık olan kayanın diğer üç yüzüne derin ve dar açmalar kesilir. Bazen bunun yerine anakaya içindeki çatlaklardan da yararlanılır. Açmaların derinliği, çıkarılmak istenen taş bloğunun yüksekliği kadar olmalıdır.



Kaya üzerine külünk (kaya ve taş kırmakta kullanılan ucu sivri kazma ile düzgün çizgiler boyunca vurularak ufak parçalar kopara kopara açma içinde derinleşilir. Ama aşağı doğru eğimli biçimde inildiğinden açma gitgide daralacaktır. Bu yüzden açmalar murca sivri uçlu taşçı kalemi.madırga taş oyarken kalem, murç gibi aletlere vurmakta kullanılan kısa, ağır demir tokmak ile vurularak düzeltilir. Bu işlem, açma duvarında birbirine paralel çizgiler oluşmasına yol açar; çizgilerin uzunluğu kullanılan murcun boyuyla doğru orantılıdır.



Taş bloğunun üç yanı açmalar yardımıyla anakayadan ayrıldıktan sonra kayaya bağlı kalan son yanına çatlatma yöntemi uygulanır. Yanyana açılan yuvalara sokulan demir veya tahta kamalara (taşı yarmak için kullanılan sivri uçlu, yassı demir ya da ağaç parçası, takoz) vurularak taş çatlatılır . Sert mermerler ve granit için demir ve tunçtan kamalar, daha yumuşak taşlarda (kireçtaşı, şist gibi) ise tahta kamalar kullanılırdı. Bazen, Prokonnessos mermer ocaklarında olduğu gibi, bloğun kaya yüzeyinden ayrılmasını desteklemek için çatlatılacak yere önce boydan boya sığ bir oluk açılabilir.15-20cm derinlikte V biçimi kesitli bu oluğun sivri dibi 2-3 cm eninde düzlenir ve kamalar buraya yerleştirilirdi. Çatlatma yönteminde trapez (yamuk) ya da yarım yuvarlak yassı kamalar kullanılır. Taş çıkarıldıktan sonra kama yuvalarının izleri kalır



Çok sık olmamakla birlikte kullanılan başka bir yöntem de pointillé (noktalı çizgi) tekniğiydi. Üç yanda açılan ayırma açmalarının tabanına yakın aralıklarla dizilen silindirik deliklerin bir noktasından kesmek gerekirdi. Bu yapılırken, bloğu anakayadan ayırmak için baskı bir köşeden uygulanabilirdi. Bu yöntemin başarısı en başta taşın kendine özgü ayırma tekniklerine bağlıdır. Bazen kama yöntemi ve pointillé yöntemi, Thasos'taki Aliki'de olduğu gibi, birbirine bağlı olarak kullanılırdı. Ayrıca Naksos'taki mermer ocaklarında da bu yöntemin uygulanmış olduğu bilinmektedir. Pointillé tekniği hem blokların hem de sütunların çıkarılmasında kullanılabilir ve özellikle eğimli kayalar için uygundur.

Kaya kütlesi bir tümseğe ya da çıkıntılı kısımlara sahipse ısı şoku uygulanırdı. Bunun için çıkarılacak bloğun boyutları önceden belirlenir ve taşın dört yüzeyinde de çalışılır. Bir kılavuz çizgisi kesilerek bu çizginin her iki ucunda ateş yakılır, ısınan taşa soğuk su dökülerek taşın kesilen çizgiler boyunca yarılması sağlanır.

Çoğunlukla renkli mermerden ve taşlardan yapılan kaplamalar ise Eski Mısır'da olduğu gibi bakır testerelerle kesilirdi. Daha sert kayalar için, dişsiz bıçaklar taneleri bakır üzerine gömülmüş olan zımpara ile kullanılırdı. Bu tür testereler Geç İmparatorluk döneminde bazen su gücüyle çalıştırılmışlardır. Ausonius'un MS 4. yy.'ın ortalarında Moselle Nehri üstüne yazdığı şiirde geçen kısa bir anlatım bu konuda ipucu vermektedir. Bu kısımda Moselle'ye Trier'in hemen aşağısından katılan Erubris'in (Ruwar) kıyılarında su çarkları tarafından çalıştırılan testereler anlatılmaktadır Plinius yine bu bölgede bulunan bir tür sabuntaşının, kiremit olarak kullanılmak üzere testerelerle tahta gibi kolaylıkla kesilebildiğini bildirmektedir.


ROMA'DA KULLANILAN YAPI TAŞLARI

A. TÜF VE DİĞER VOLKANİK TAŞLAR
Tüf ve diğer volkanik taşlar Tiber'in kuzeyindeki Sabatini ve güneyindeki Alban (Latian) yanardağ gruplarının etkinliklerinin çeşitli evrelerinde oluşmuşlardır. Bu malzeme Etrüskler döneminde özellikle Güney Etruria'daki surların ve oda mezarların yapımında kullanılmıştı. Roma'daki Geç Cumhuriyet dönemi yapıları, Hellenistik üsluplar ve oranlardan etkilenmelerine karşın, Augustus dönemine kadar Roma ve çevresinden gelen tüf ile inşa edilmişlerdi.

Capellaccio Roma'nın tepelerini ince bir tabaka halinde kaplayan bir tüf çeşididir. MÖ 6. ve 5. yüzyıllar boyunca Roma'da kullanılan tek yapı taşıydı. Ama fethedilen bölgelerde bulunan daha sert taşların Romalıların kullanımına açılması, capellaccionun rolünün, temellerin kaplanması, kuyuların, su kemerlerinin ve lağımların astarlanması ve kaldırımlara temel yapılması gibi işlerle sınırlanmasına neden oldu. Çabuk dağılabilen bir taş olduğundan anıtsal mimari için uygun değildir. MÖ 1. yy.'dan sonra çok az kullanılmıştır.

Başka bir tüf çeşidi olan Grotta Oscura tüfü, Roma'dan on beş km uzaklıktaki Grotta Oscura'dan çıkarılmaktaydı (resim 1). Bu bölge MÖ 396'da Veii'nin yıkılışına kadar Etrüskler'in elindeydi. Ocakların ne zaman açıldığı bilinmemekle birlikte MÖ 4. yy.'a kadar yaygın biçimde kullanılmadığı kesindir. Gevrek ve gözenekli yapısı yüzünden iyi bir taş değildir. Yine de MÖ 2. yy.'ın sonuna kadar dörtgen taş duvarlarda ve temellerde kullanılmıştır. Köprü inşaatlarında çekirdek olarak kullanılması Romalılar'ın bu taşın suya karşı duyarlı olduğunu tam olarak anlamadıklarını gösterir. Hafif bir malzeme olan Grotta Oscura tüfü, tonoz yapılırken harca katılmaktaydı. Grotta Oscura ocakları MÖ 4. yy.'dan 2. yy.'ın ortalarına kadar yapılar için malzeme sağladı.



Monte Verde tüfü ve onun dördüncü katmanı olan Anio tüfü bu kronolojik farklılık dışında birbirine çok benzer. Yapı malzemesi olarak Monto Verde tüfü Anio'dan az çok daha serttir ama daha kolay kırılabilir. Monte Verde tüfü Tiber nehrinin karşısında çıkarılıyor ve nehir yoluyla taşınıyordu. Bu malzeme MÖ 125 ile 75 arasında çok popülerdi, MÖ 50'den sonra ise çok az kullanılmıştı. Anio tüfünün kullanımı MÖ 1. yy.'da artmıştı; Augustus döneminde kullanılan tüfler Anio ocaklarından sağlanıyordu.

Peperino (saxum Albanum), koyu lava, beyaz kireçtaşı parçaları ve başka maddeler içeren sert, ince taneli koyu gri bir tüf çeşidiydi. Ağırlığa dayanıklı, iyi bir yapı malzemesiydi. Oyulmaya uygun olduğundan yazıtlar, sütun başlıkları, silmeler için istenmekteydi. Üstü stucco kaplanarak kötü görüntüsü gizlenebiliyordu. Başlıca eksikliği ise ocaklardan 24 km uzaklıktaki kente taşınmasının pahalı olması ve elverişli bir su yolu bulunmamasıydı. MÖ 1. yy.'daki tapınak inşaatlarında peperino daha çok traverten ile birlikte kullanıldı. Augustus döneminin ortalarından Nero'nun imparatorluğuna kadar neredeyse terk edildi. Yangına dayanıklı olması başka bir özelliğiydi ve öteki taşlara göre bu üstünlüğü Nero dönemindeki yangından sonra yeniden yaygınlaşmasını sağladı.

Gabin taşı (saxum Gabinum), içindeki kahverengi kül karışımına karşın renginden çok yapısı ile peperinodan ayrılır. Sağlamlık ve ateşe dayanıklılık özellikleri ile peperinoya benzer ama içindeki kaba maddeler stucco ile kaplanmasına ve oyulabilmesine engel olur. Bilinen en erken kullanımı su kemerlerindedir. MÖ 2. yy.'ın sonuna doğru yapılarda kullanılmaya başlanan Gabine taşına, peperinodan daha aşağı kalitede olduğundan sınırlı yer verilmişti. Yine de, herhalde ekonomik nedenlerle Iulius Caesar ve Augustus forumlarında kullanılmıştı.

Süngertaşı (pumix), Roma yapılarında pek büyük rol oynamamıştır. Ama başka amaçlarla çeşitli kullanımları söz konusudur: Örneğin toz haline getirilen süngertaşı mermer kesimi ve cilası için kullanılırdı. Antik yazarlar, bu terimi nymphelerin sözde mağaralarında bulunan sarkıt oluşumları için de kullanmışlardır.


B. TRAVERTEN
Traverten erken dönemde kullanılmış sert taşlar arasındaydı. Tüf olmamakla birlikte yanardağ etkinliğinin dolaylı bir sonucuydu. Roma ile Tivoli arasında büyük traverten yatakları vardı ve Alba yanardağlarının erken dönemdeki püskürmeleriyle ilgili olan sülfürlü kaynak suları tarafından yığılmıştı. Kremrengi ve ince yapılı olması güzel bir görünüm vermekteydi, tüf taşlarının çoğu gibi estetik nedenlerle yüzeyinin gizlenmesine gerek yoktu, ayrıca oyulmaya da uygundu. Yine de Romalılar'ın gözünde bazı kusurları vardı: Dikildiğinde çatlayabilirdi, ateşe maruz kaldığında toz haline geliyordu ve çıkarılması pahalıydı. Bunlara karşın, MÖ 1. yy.'da yapının tamamı için kullanılmaya başlandı ve İmparatorluk döneminde de kullanımı sürdü. Köprülerin kemer taşlarında uygulanmasının ardından öteki kemerler için de bundan yararlanıldı. Kemerlerin, tiyatroların yapımında geniş yer almaya başlamasıyla, traverten aranan bir malzeme oldu. Mezar cephelerinde kullanıldığı gibi kaldırımlar ve basamaklar için de uygun bir malzemeydi. İnşaat sırasında artan traverten parçaları Iulius Caesar, Augustus ve Tiberius dönemindeki betonda kendilerine yer buldular. Traverten parçaları beton tabakaları arasında bir çeşit bağlantı oluşturmak üzere değerlendiriliyordu.


C. MERMER VE GRANİT
Mermer sıcaklık ve basınç altında kristalize olmuş kireçtaşıdır. Romalılar "marmor" sözcüğünü çok geniş anlamda, her tür ince, sert heykeltraşlık ya da mimarlıkta kullanılabilecek yüksek kalite taşları kapsayacak biçimde kullanmışlardır. "Mermer"in granit, porfir, diorit, bazalt ve daha iyi bazı kireçtaşlarını olduğu kadar tüm mermer ve breş çeşitlerini içine aldığı düşünülebilir. Bu mermerlerin büyük çoğunluğu iki ana bölgeden, her ikisi de Akdeniz'den -Ege dünyası ve Mısır- gelmektedir. Batıda da iyi mermerler vardır ama pek azı Akdeniz'deki ocaklarla karşılaştırılacak ölçüde işletilmektedir. Bunlardan biri Luna'nın beyaz mermeridir. Bu taş ocağına sahip olan Etrüskler'in malzemeyi çok az kullanmış olması dikkati çeker Bir diğeri antik Numidia'daki Simitthus'un sarı mermeridir (giallo antico). Kuzey'de, Galia'da Pireneler'de de taş ocakları vardır ama Ege ve Mısır en büyük mermer kaynağı olarak kalmıştır.

Roma'daki ilk mermer tapınak (Q. Caecilius Metellius tarafından yaptırılan Iupiter Stator Tapınağı) MÖ 146'dan sonraya tarihlenmektedir ve Yunan mermerindendir (BOETHIUS 1970: 116). Sulla, MÖ 83'teki yangından sonra Capitolinum Tapınağına Atina'daki Olympieion'un Korinth stili mermer sütunlarını göndermişti. Plinius'a göre evinin duvarlarını mermerle kaplayan ilk Romalı, Caesar'ın praefectus fabrumu olan Mamurra'ydı ve ayrıca evini Luna ve Karystos mermerinden sütunlar süslemekteydi (Plinius, NH 36.7(48)). Mamurra, Caesar'ın bayındırlık etkinliklerinde kullanılması için Luna'daki büyük yatakların açılmasında da herhalde doğrudan aracı olmuştu. Cumhuriyet dönemi, MÖ 177'de "colonia civium romanorum"un kurulmasının üstünden çok zaman geçmeden Apua Alpleri'ndeki Luna mermer endüstrisinin doğuşuna tanık oldu. Üretim kapasitesi yerel taleplerin ötesine ulaşarak çok çabuk büyüdü. Roma'da mermer kullanımının az olması yüzünden MÖ 1. yy.'ın başında ne Luna'da ne de İtalya'nın başka yerinde bir mermer endüstrisi yoktu ve az miktarda kullanılan mermerler Küçük Asya ve Yunanistan'daki taş ocaklarından getirtiliyordu. Yaklaşık yarım yüzyıl sonra, MÖ 48'de Plinius, Luna mermerlerinin Roma'da yaygın olarak kullanıldığını, neredeyse Yunanistan'ın beyaz mermeri ve Küçük Asya'nın gri ve beyaz mermeriyle rekabet ettiğini yazar. Ocaklarındaki iyi malzemenin bolluğu Luna'nın elindeki tek koz değildi. Gerçekte Luna kenti iyi bir ticari limana (portus Lunae) sahipti ve Via Aemilia Scauri kenti Roma'ya ulaşan yollara bağlıyordu.

Geç Cumhuriyet döneminde, Luna mermer endüstrisi Roma'nın yeni yönetici ve tüccar sınıfı arasında yaygın olan lüks tutkusu yüzünden önemli ölçüde ilerledi. Plinius, bu dönemde görülen lüksün İmparatorluk dönemindekini bastırdığını söyler. Antik kaynaklarda, evlerde mermer kullanımının yaygınlaşması Roma ahlakının çöküşünün ilk belirtilerinden biri olarak gösterilmekteydi (DOLCI 1988: 78). MÖ 95'te evine Hymettos memerinden altı sütun yerleştirdiği için L. Crassus'u "bastırılamayan savurganlıkla" suçlayan M Brutus, Roma'da özel evlerde mermer kullanımının ilk örnekleri görüldüğünde de bunları sert biçimde eleştirmişti (Plinius, NH, 36.1(39; 2(6); 3(8); 5(44-5); 9(51)). Augustus'un Roma'yı tuğlalar kenti olarak kurup mermerler kenti olarak bırakmakla övündüğü bilinmektedir. Aslında Augustus döneminde, hem beyaz ve hem de Geç Hellenistik zevki sürdüren renkli mermerler anıtsal yapılarda pek de yaygın değildi ve çoğu kaplama olarak kullanılıyordu. Forum Augustus ve Basilica Aemilia mermerden yapılan Augustus dönemi yapılarıdır. MÖ 28'e tarihlenen Palatin'deki Apollon Tapınağı Luna mermerinden yapılmış, yanındaki portikoda ise Numidia mermerinden sütunlar kullanılmıştı. Castor Tapınağı'nın podiumu tamamen Luna mermeriyle kaplıydı. Forum Romanum'daki Concordia Tapınağı'nın kaplamalarında africano (Teos), giallo antico (Numidia), pavonazzetto (Dokimeion) ve cipollino (Euboea) mermerleri kullanılmıştı. Luna ocaklarının, en yüksek çalışma düzeyine Traian döneminde ulaştığı söylenebilir. Yine de MS erken 2. yy.'dan itibaren Luna'nın yerini Prokonnessos'tan gelen beyaz mermer almaya başladı. Luna mermerinin kullanımı mimari süslemeler ve heykeltraşlıkta sürse de geç 2. yy. ve erken 3. yy.'lardan itibaren doğu mermerleri mimarlıkta ve lahitlerde baskın duruma geldi. Örneğin Panteon'un başlıkları Pentelikon mermerindendi. 4. yy.'da ise Luna mermerine geri dönüş yaşandı.

Mısır Roma mimarları için önemli bir yapı malzemesi kaynağıydı, buradaki ocaklarda çok çeşitli taşlar çıkarılırdı (kaymaktaşı, breş, dolerit, granit, alçıtaşı, kireçtaşı, mermer, kuvarsit, kumtaşı, şist, yılantaşı ve sabuntaşı). Mısır'daki taş ocaklarının Romalılar tarafından tam olarak ne zaman işletildiği tartışma konusudur. Plinius bunların çoğunun Augustus ve Tiberius döneminde çıkarıldığını bildirir. İmparator Claudius Mısır'ın Doğu Çölü'ndeki Mons Claudianus'un hornblende (doğal alüminyum, kalsiyum, demir ve magnezyum silikatından oluşmuş koyu yeşil ya da siyah parlak bir amfibol/silikat grubu türü) granit ocaklarını Yahudi tutsaklarla çalıştırmıştı. Traian Forumu'nda kullanıldığından "Forum'un graniti" olarak anılırdı. Mor porfir ocaklarının büyük ölçüde çalıştırılmaya başlaması için genellikle Plinius'a dayanarak Claudius dönemi verilir. Arkeolojik kanıtlar ise mor porfirin az miktarlarda da olsa Caligula döneminde İtalya'da kullanıldığını gösterir. Septimius Severus döneminde Syene yakınındaki kırmızı granit çıkarılan bir ocak işletilmeye başlamıştı. Aslında bu granit ocakları Eski Mısır'da yüzlerce yıldan beri çalıştırılıyordu. Mons Claudianus'tan çıkan gri granit ise Mısırlılar tarafından çıkarılmamıştı ve Flaviuslar döneminden itibaren Roma'da yaygın olarak kullanılmıştı. Suriye'de, Damascus yakınında Baalbek'teki büyük mermer ocakları Antonius Pius zamanında (138-161) yoğun içimde çalıştırılmıştı.

30 Mayıs 2011 Pazartesi

ok işareti

 



Ok işareti: yön verir.gidilmesi gereken istikameti gösterir.bulunan ok işareti çok iyi incelenip ayrıntıları gözden kaçırmamak gereklidir.


1-okun kanatları ölçülür.kısa olanı uzun olanından çıkarılıp fark kadar uzun kanadın baktığı yöne doğru adımlanır.
son adımda araştırmalar yapılır.


2-okun sol kanat ölçülür.bir cm bir adım olarak değerlendirilir.açık kanadın bulunduğu yönde araştırma yapılır.


3-okun sağ kanat ölçülür.bir cm bir adım olarak değerlendirilir. açık kanadın bulunduğu yönde araştırma yapılır.



4-okun kanatları eşitse 70 adım geriye doğru gidilir ve ilgili alan içinde araştırma yapılır.






başka yorum:ok işareti ekseriyeten kulanıldığı yerler ormanda yol- büyük mezar - ibadethane-büyük anıt mezarlarını işaret etmektedir. bu işaretleri çok iyi alğılayarak çözmek lazım sade düz ok 17adım mesafe verir.17 adım sonra 2. bir işaret ölçüm vere bilir.

KUDRET KALE/KUDRET KALESİ

KUDRET KALENİN COĞRAFYASI: Dersadetin güneyinde tam yedi saatle yelkenli ile ulaşan Aksu Boğazı, Dikenli Boğaz, Yeniköy ormanları Kayacık Köyüne ve boğazına çok yakın, dört köyün ortasındadır. Bu köyler:
1- KARAHASAN KÖYÜ
2- TAHTALI KÖYÜ
3- ÇUKURCAMBAZ KÖYÜ
4- KAYACIK KÖYÜ

Kayacık köyünün her iki tarafı sarımtırak ve kabasımdır. Toprağı deve tüyü rengi yaklaşık bir renktir. Deniz kenarındaki yeni köy ormanlarında, kuru bir derede sarp bir yerdir.

Kudret kayanın doğusunda: Sakarya, Pamukçu Yokuşu, Kirazlı Yayla, Kel Tepe, Kara Tepe, Vezir Tepe, Kuru Tepe, Tarihi Bent, Kuru duvar, Top koru, Zehirli Kuyu yer alır. Kudret kayanın güneyinde: Emin Ağa Değirmeni, Kara Dere, Ayran Pınarı, Hora Tepe, Kapı Kaya, Sarı Göl, İki Öküzler, Meşelik, Harami Dere, Şeytan Dere, Büyük Şarlak, Topal Ayılar vardır. Güney batısında ise: Ara Çardağı, Büyük Ayı, Şarlak, Üç Çakıl Yığını, İsli Mağara, Dağarcık Değirmeni, Cineviz Kalesi, Çimenika Kalesi, Oluklu Çeşme (suyu ayakta içilen çeşme), Topkoru, Yedi Mezarlar yer alır. Batısında ise Kiremitli Mandıra, Ömür Kuyusu, Kız Çeşmesi, iki yol ayrımında birde mezar vardır. Kuzey batısında ise: Kurt Kaya vardır.

29 Mayıs 2011 Pazar

murçlu kayalar

 

 




Murçlu kayalarKayalarda veya taş zeminlerde veya çeşmelerde bulunan ufak delikçikler gibi sıralı ve belli bir sayıya hitabeden murç izleri şu şekilde yorumlanır

Bu tür düzenekler Frig,Roma Bizans medeniyetlerine aittir.Sayma sistemidir.


Her bir murç izi bir adımdır.Batı yönlerine doğru adımla ve değişik bir kaya bulmanız gerekir. unutmayın define işaretleri tek başına olmaz mutlaka ikinci yada üçüncü işareti de bulmanız gerekir.



Yada bölgede mezarlık alanı vardır iyi bir yüzey araştırması yapılmalı.

KAYA MEZARI ÖRNEKLERİ/KAYA MEZARI RESİMLERİ































28 Mayıs 2011 Cumartesi

İŞARET NEDİR?

İŞARET (Epigrafi) : Bir tür şifreleme yöntemidir.Sakladığı varlıkları, değerleri herhangi bir tehlikeye karşı korumak ve sonrada gelip almaya yarayan şifreleme
düzeneği ile birlikte bir çeşit anlatım ve bir dildir. Bunlar oyma kabartma ve boyalama şeklinde günümüze kadar ulaşmıştır. Kayalara yapılan her figürün motifin mutlaka bir anlamı vardır. anlamsız manasız hiç bir emek sarf edilemez. ancak her kaya damgası da define için değildir. Direkt gömünün işareti olmaz . bunu unutmayalım.

Kaya damgaları mutlaka bize bir şey söylüyordur, yapım amacıda bu olmalı, örneğin kayalarda çoğunlukta gözüken yuvarlak oymalar mezarı işaret eder, bu oymanın yapılış amacı; Mezarın yanında ki kayaya oyularak içine yağ dökülüp yakılıyordu, Bu günkü mezarların üstünde yakılan mumlar gibi biz buna mumyalık desek daha mantıklı olacak. kare veya dikdörtgen oymalarda aynıdır. Bir ok yön için kullanılmıştır. Özetleyecek olursak her figür ancak özellikleri ile okunur. Örnek verecek olursak bir buğday başağı berekettir, bereketi sembolize etmişlerdir, direkt defineyi değil.
Her kaya damgası define olamayacağı kesindir. Buna göre bunları biz bir kategoriye ayrılarım

1- Devlet ve yöneticilerine ait damgalar.devleti ve devlet adamalarının makamlarını ve devlet sınırlarını sembolize eder
2- Dini kurum ve din adamlarına ait damgalar. dini ve din adamını sembolize eder
3- Kavimlere (aşiret) ait damgalar. kavmi sembolize eder
4- Şahısa ait damgalar. şahısı sembolize eder.
5- Süsleme sanatı . Sadece sanat içindir.

mezar çeşitleri

 

 




Makedonya Kralı Büyük İskerderin Lahiti








Demir çağı mezar örneği

Urartu mezarlarının giriş ağızları bir kuyuyu andırıyor. Cesetler alttaki küçük gömü odasına bu açıklıktan yararlanılarak indiriliyordu. Kalecik mezarlığındaki kaya odalarının tümü define avcıları tarafından önceden keşfedilmişti. Arkeologlar onlardan arta kalanlarla yetinmek zorunda