28 Şubat 2011 Pazartesi

DÜNYADAN EN GÜZEL MANZARA RESİMLERİ

DUA-CİN--BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-YILDIZNAME-HALÜSÜNASYON-DUA NEDİR-TILSIM NEDİR-TILSIM ÇEŞİTLERİ-BÜYÜ NEDİR-BÜYÜ ÇEŞİTLERİ-SİHİR NEDİR-SİHİR ÇEŞİTLERİ-BATIL İNANIŞLAR-CİN MUSALLATI NEDİR-DİNİMİZ İSLAM-ŞİFALI BİTKİLER-SAĞLIKLI YAŞAM-ASTROLOJİ-GİZEMLİ İLİMLER-İSLAMDA BÜYÜ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNEDE BÜYÜ VE TILSIM-CİNLER VE GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ...

ABD'li gezi yazarı Andrew Harper, bugüne dek seyahat ettiği ülkelerdeki en güzel  manzaraların bir listesini yaptı.

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Resim

Cin Çeşitleri


İnsanların arasında bulunan, yerleşen ve göç eden cinlere, AMMAR denir. Çirkinleşip şirret haline gelen cinlere ŞEYTAN denir. Çocuklara musallat olan cinlere ERVAH denir.Yaramaz ve güçlü cinlere de İFRİT adı verilir.

Dilimizde 6. his olarak tanımladığımız aslında bir cindir. Ve bazı durumları önceden bildirir veya hissettirir. Bizi yönetir.

MELEKLER, yemezler, içmezler, üreyip, çoğalmazlar. CİNLER ise, yerler, içerler, üreyip, çoğalırlar. Sayıları insanlardan daha çoktur. Cinlerin latif ve ince varlık olmaları, üreyip çoğalmalarına engel değildir. Kendilerine iyiliği dokunan insanları ödüllendirirler , saygısızlık yapanları da cezalandırırlar. Bazı insanları etki altına alıp kendi isteklerine alet ederler veya kötü işler yaptırırlar. Hatta bazen insanlara aşık olan cinler bile vardır, bu durumda sevgililerini kaçırarak onlara sahip olurlar.

İslamiyet açısından, iyi huylu "müslüman cinler" ve kötü huylu “kafir cinler“ de vardır. Bu tür cinler daha çok büyücülükle uğraşanların ilgisini çekmektedir. "Huddam" (hizmetçiler) adı altında bulunan bu cinler sayesinde hastalıkların iyileştirildiği, kötülüklerin defedildiği ve bir takım doğaüstü olayların meydana getirildiği varsayılmıştır.

SAKARYA'NIN HAZİNELERİ

SAKARYA'NIN HAZİNELERİ.

Define,definecilik,define işaretleri,define arama yolları,gizli defineleri arama,cinler büyü tılsım,define arama çubukları, ,gizemli defineleri çıkartma,define nasıl aranır hepsi burada.

 SAKARYA'NIN HAZİNELERİ..
SAKARYA MÜZESİ
Sakarya Müzesi ilk defa 12.01.1989 tarihinde, İl Kültür Müdürlüğü bünyesinde hizmet vermeye başlamış 07.03.1989 tarihinde şimdiki yerine taşınmıştır. Müze faaliyetlerinin yanı sıra ilimiz sınırları içerisinde bulunan arkeolojik ve etnografik eserleri toplayarak, yapılan teşhir düzenlemesi sonrasında, 21.06.1993 tarihinde halkın ziyaretine açılmıştır. 17 Ağustos 1999 tarihindeki depremde vitrinlerde ve eserlerde meydana gelen hasar nedeniyle ziyarete kapatılmıştır.Deprem sonrasında yapılan çalışmalar sonucu, 28.06.2003 tarihinde yeniden ziyarete açılmıştır.
Müzenin bahçesinde, Sakarya İli sınırları içinde bulunan Roma ve Bizans dönemlerine ait mimari parçalar, mezar taşları, sunaklar, yazıtlı taşlar, ostotek, pişmiş toprak erzak küpü ve sütün kaideleri sergilenmektedir. Müzenin sergi salonunda tarih öncesi çağlar ile Roma ve Bizans Dönemine ait bir grup arkeolojik eser ile Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemine ait etnografik eserler sergilenmektedir.Arkeolojik eserler arasında yassı el baltaları, pişmiş toprak kaplar,koku ve gözyaşı şişeleri, madeni ve cam eserler yer almaktadır.Etnografik eserler arasında Ulu önder Atatürk’ün kullandığı eşyalar ile Osmanlı ve Cumhuriyet dönemine ait ateşli ve kesici silahlar, bakır kaplar , mühürler ve el işlemeleri teşhir edilmektedir.Sikke vitrininde, Klasik, Hellenistik, Roma,Bizans ve Osmanlı Dönemlerine ait sikkeler bulunmaktadır
TARAKLI EVLERİ :
Sakarya İli`nin en güney ucunda yer alan Taraklı, 19. YY. kalma Osmanlı Dönemi evleri ve tarihi yapılarıyla ünlü bir ilçedir. Sokak dokusu bozulmayan görünümü Taraklı Evleri`nin bulunduğu alan SİT alanı ilan edilmiş ve korumaya alınmıştır. Bu alanda 120 adet tarihi ev bulunmaktadır. Yük taşıyanların dinlenmeleri için dinlenme taşları bulunan Arnavut Kaldırımlı sokakları ve bu sokakların buram buram tarih kokan süsleri Osmanlı Evleri ile Taraklı bir kültür müzesi görünümündedir. Bu özellikleri sebebiyle son yıllarda iç turizm açısından belirgin bir canlanma görülmektedir. Yusufbey Mahallesinde bulunan yaklaşık beş asırlık Çınar ağacı Kültür Bakanlığınca Doğal anıt olarak tescillenmiştir. 100 ila 300 yıllık evlerin süslediği Taraklı`nın Osmangazi tarafından alınışından bu yana, halk tahtadan tarak ve kaşık yapımıyla uğraşmıştır. İlçeye ismini veren tarak yapımına çoktan son verilse de, ağaç oyma el işlerine devam edilmektedir. Cumbalı, renkli evleri, doğası, tertemiz sokak ve parkları ile önemli bir iç turizm talebine sahne olan ilçe denizden 800 metre yüksekliktedir. Bu konumu Taraklı`yı, rutubetsiz, temiz havası, betona yenik düşmemiş, odun kokulu daracık sokakları ile önemli bir turistik çekim merkezi yapmaktadır. Taraklı, Adapazarı`na 70 km uzaklıktadır. Ankara`dan ise Göynük istikametinden 3 saatlik mesafededir. Ankara ve İstanbul`a ilçeden günlük otobüs seferleri vardır. Adapazarı`na ise saat başı otobüs bulunmaktadır.
ANTİK TERSİA KENTİ :
Ak Ova’nın hemen ortasında münferit bir tepe olan Şıra Tepenin (Antik Tersia şehri) kuzey doğu eteğinde bulunan bu tümülüs M.Ö. I.asra tarihlendirilmektedir. 1958 yılında açığa çıkartılan tümülüsten ele geçirilen eserler İstanbul Arkeoloji Müzesindedir. Bu tümülüsün bağlı olması gereken iskan yeri, yakınındaki Tersia şehri olmalıdır. Bitinyanın en güzel ve verimli ovası olan bu mıntıka geç antik çağda Regio Tersia ismi ile anılıyordu. Bitinya Krallığı zamanında Nikomedia’dan ( İzmit ) Doğuya Bithynion ( Bolu) ve Karadeniz kıyısındaki Hareklea’ya ( Karadeniz Ereylisi ) giden yollar buradan geçmekte idi .((1) D.Magle, Roman Rule in Asia Minor,Princeten 1950,II,s.1185.)
PAMUKOVA :
Pamukova İlçesi, Hayrettin Köyü, Menete mevkiinde ve Akçakaya Köyünde anıtmezar kalıntıları, Akçakaya Köyünün güney taraf eteklerinde mimari temel kalıntıları, kayaya oyularak yapılmış mezarlar, yazıtlı mezar taşarı, sunaklar ve mozaik kalıntısı tespit edilmiştir.Yine bu bölgeden bulunan ve müzemiz koleksiyonlarına katılan Roma dönemi sikkeleri vardır.
Pamukova İlçesinin değişik bölgelerinden toplanan Mezar siteleri ile Taraklı İlçesi,Hark,Hacıyakup ve Duman köyünden getirilen steller ve sunaklar Müzemiz bahçesinde teşhir edilmektedir.
TEKETABAN TÜMÜLÜSÜ :
Yaklaşık 40 metre çapında ve 8 metre yüksekliğinde tümülüs olduğu anlaşılan tepecikten zaman zaman köylüler tarafından toprak alınması sonucu 3/4'lük kısmının kaldırıldığı ve yine toprak alınırken mezar boşluğuna rastlandığı anlaşılmıştır. Düz bir arazi üzerinde yükselen tümülüsün orta yerinde tepe noktasından 8 metre derinlikte ve büyük bir bölümü açığa çıkmış vaziyetteki mezar boşluğunun olduğu yerde 3x3 metre ebatlarında bir alan temizlenerek mezar tabanı ve ahşap kalas izleri ortaya çıkartılmıştır.
Çürümüş ve kömürleşmiş durumdaki ahşap parçacıkları dışında herhangi bir buluntuya rastlanmamıştır. Kesitte ve tabanda görülen ahşap izdüşümlerden hareketle Mezarın ahşaptan yapıldığı, etrafına doldurulan toprağın ince ve baskılı olduğu ve bu durumda içte kalan ahşabın çürümesi sonucu yanlarda ve tabanda bıraktığı izlerin ahşabın şeklini aynen muhafaza ettiği belirlenmiştir.
Dıştan dışa ölçüleri kısmen tespit edilebilen ahşap mezar odasının doğu-batı istikametinde olduğu, 300 santimetre boyunda, 114 santimetre genişliğinde ve yaklaşık 200 santimetre yüksekliğinde ebatlara sahip bulunduğu belirlenmiştir. Semerdam çatılı mezar odasının yalnızca çatı yüksekliği 83 santimetredir. Her iki uçta mezar tabanının altına yerleştirildiği belirlenen kalasların toprakta bıraktığı izdüşümlerinin derinliği 38 santimetredir, uzunluğu ise 184 santimetredir.
Ahşap mezar odasının bulunduğu yerde herhangi bir buluntuya rastlanmamış ve Jandarma tarafından ilk müdahale esnasında yüzeyde bulunduğu ifade edilen gümüş koku kabının mezar odası dışında olması, tümülüsün tepe kısmında ve kesitte kaçak kazı izinin görülmesi mezarın daha önceden soyulduğunu göstermektedir. Ele geçirilen Gümüş koku kabı 9x7,5 santimetre ebatlarında olup, kısa silindirik boyunlu, armudi gövdeli ve düz diplidir. Omuzuna yapışık olan bileziğin üzeri boğumlu olup yer yer altın kaplama izleri mevcuttur.
BEŞKÖPRÜ ( Justinianus Köprüsü ) :
Erken Bizans Döneminin Anadolu’daki en görkemli anıtsal yapılarındandır. İmparator Justinianus tarafından İ.S.558-560 yıllarında yaptırılmıştır.Sapanca Gölü’nün Sularını Sakarya Nehrine boşaltan çark deresi ( Melas ) üzerindeki bu taş köprü, 430 metre uzunluğunda, 9.85 metre genişliğinde olup, 12 kemer gözlüdür. Batı ucunda tak izi, doğu ucunda apsisli yapı ve köprü ile ilgili tonozlu yapı kalıntıları bulunmaktadır.
Karayolları Genel Müdürlüğünce 1995 yılında onarılan köprünün taşıt trafiğine kapatılması amacıyla her iki ucuna üçer basamak yapılmıştır
PAŞALAR KALESİ :
Sakarya İli Pamukova İlçesi Paşalar Köyünün kuzey tarafında bulunan sarp bir tepe üzerine kurulmuştur.Önündeki ovaya hakim konumda olan bu kaleye Paşalar Köyünden yokuş yukarı tırmanarak,bir saatlik yaya yolculuğu sonucu çıkılabileceği gibi, Karapınar-Kadıköy-Bakacak Köyleri istikametinde giden yoldan sola ayrılarak ormanlık ve taşlık bayırdan yaya yürüyüşle de ulaşılabilir.
Kaletepe diye bilinen bu mevkinin coğrafi yapısına uygun olarak ana kaya üzerine oturtulan sur duvarları tepenin etrafını dairesel olarak çevrelemektedir.Surun 2/3’lük kısmı tamamen tahrip olmuştur.Kuzey ve kuzeybatı tarafta bulunan sur duvarları iri kesme taşlarla yapılmış,taş sıraları arasında tuğla sıraları mevcuttur.Bu duvar üzerinde bulunan Geç Roma dönemi mezar stelleri,sunak parçaları, sütun ve sütun kaideleri ile mimari parçalar devşirme malzeme olarak kullanılmıştır. Sağlam olarak günümüze ulaşabilen kısmın sur duvarı boyunca yaklaşık 9-10 metre aralıklarla yer alan üç adet üçgenimsi çıkıntı vardır.Bu çıkıntıların en kuzeyde bulunanı üzerinde içerisi beşgen şekilli odacık kalıntısı yer almakta olup,yan duvarlarının mimari yapısından üstünün tonoz veya kubbe ile kapatılmış olduğu anlaşılmaktadır.

DEFİNE OLMASI MUHTEMEL İŞARETLER VE DEĞERLENDİRİLMESİ

DUA-CİN--BÜYÜ-TILSIM-SİHİR-NAZAR-MUSKA-YILDIZNAME-HALÜSÜNASYON-DUA NEDİR-TILSIM NEDİR-TILSIM ÇEŞİTLERİ-BÜYÜ NEDİR-BÜYÜ ÇEŞİTLERİ-SİHİR NEDİR-SİHİR ÇEŞİTLERİ-BATIL İNANIŞLAR-CİN MUSALLATI NEDİR-DİNİMİZ İSLAM-ŞİFALI BİTKİLER-SAĞLIKLI YAŞAM-ASTROLOJİ-GİZEMLİ İLİMLER-İSLAMDA BÜYÜ-DEFİNE-DEFİNECİLİK-DEFİNEDE BÜYÜ VE TILSIM-CİNLER VE GİZEMLER HAKKINDA BİLGİLENDİRME SİTESİ...

Eski uygarlıkların bıraktıkları her işaret her sembol aynı anlama gelemez.Ancak işaret ve semboller aşağı yukarı aynı mantığı ifade etmesine rağmen benzer işaretler hep aynı anlama geldiğini söylemekte doğru olmayacaktır.İşaret çözümünde, şahısların kendilerine ait özel şifreleri de göz ardı etmemek gerekir.
İşaretin varlığı ile definecinin savaşı başlar, İşaret çözümü bir satranç oyununa benzer, şahı mad eden savaşı kazanır. Böyle bir savaş hazırlığı içinde olmayan defineci olarak geçinenin yapacağı iş kayanın üzerinde gördüğü işaretin içinde hazine var mantığı ile işareti kırar buda olmasa işaretin altını kazmaya çalışır, definecilikten uzaklaşıp bir tarihi izleri tahrip eden tahripçi oluverir. Definecilik işaret kırmak tarihi izleri yok etmek demek değildir.
Zaman ve bölge farklılıklarından dolayı her kültür aynı harf, rakam ,sembolleri ve simgeleri kullanmamışlardır. İşaretler yön ve mesafe verirler.Bu itibarla verecekleri her türlü bilgiyi mantık olarak zaten vermektedir, yapılacak tek iş bu işaretlerin mantığını çok iyi kavramaktır.
Definecilerin en çok sorun yaşadıkları konulardan biri de “işaret çözme” işidir. Bu nedenle azda olsa defineci arkadaşlara yardımcı olmak üzere “işaretler nasıl çözülür” konusuyla ilgili aşağıda maddeler halinde sıralamaya çalışalım.
1- İşretin yağmur,güneş sel gibi doğal afetlerde etkilenmeyecek, birkaç insan gücüyle yerinde oynatılmayacak kayaya yapıldığına dikkat etmek. Yerli ana kaya en makbulüdür.
2- “Ben olsam defineyi nereye gömerdim” sorusunu sorarak arazinin uygun yerini bulmaya çalışınız.
3- Araziyi çıplak gözle geniş tarayınız.
4- Bulduğunuz bir işareti yalnız değil birkaç kişinin tecrübelerinde faydalanınız.
5- Dikkat edin define şifre düzenekleri bir tek işaretle meydana gelmemektedir. Bu nedenle bölgeyi iyi araştırın ikini, üçüncü işareti bulduktan sonra işaretler arasında mantıklı bağlantı kurunuz.
6- Bazı işaretler yön bulmanızda şaşırtıcı olabilir. Yorumlarken bu durumu aklınızda çıkarmayınız.
7- Gömen insanın arayan insandan daha zeki daha becerikli olduğunu aklınızda çıkarmayınız.
8- Öncelikle işaretin hangi uygarlığa ait olduğuna çözmeye çalışınız.
9- Arama alanınızı mümkün mertebe minimuma düşürünüz.
10- Unutmayınız ki hazineyi gömen insan , hazinesini; yaptığı şekiller içine yada altına gömmez.
DEFİNENİN MUHTEMELEN BULUNDUĞU YER VE İŞARETLER
Aşağıda vereceğimiz işaretler paranın varlığını haber veririler yerini değil. Yani bu işaretlerden herhangi birisi varsa orada muhtemelen hazine vardır. Bunlar oyma ve kabartma olarak ikiye ayrılırlar.

1- Tabanca ve kama
2- Karaca resimleri
3- Balık resimleri
4- Dama oyununa benzer işaretler
5- Üçgen resimleri
6- Gamalı haç resimleri
7- Muhtelif yılan resimleri
8- Boğaya saldıran aslan resmi
9- Çifte balta resmi
10- Çıplak kadın yada erkek resmi
11- Muhtelif yunus balığı resimleri
12- Yel değirmenlerinin kolları
13- Ter yönlere bakan atların resimleri
14- Mağara yada eritme ocaklarına bulunan gül resimleri
15- Geminin ön kısmı
16- Üzüm saklımı
17- Gemin arka kısmı
18- Buğday başağı
19- Üç ayaklı kazan resmi
20- Deve resmi
21- Kanatlı domuz resmi
22- Horoz ve zeytin dalı resimleri
23- Orak resmi…
24- Tekli balta
25- bazı istavrozlar

İstiklâl Marşımız

Birinci dünya savaşından sonra elimizde kalan son vatan parçası Anadolu düşmanlar tarafından işgal edilmiş, ezan sesleri susmuş, Türk milleti tarihinin en karanlık günlerini yaşıyordu. Türk ordusu milleti ile bütünleşerek dört koldan yurdumuza saldıran düşmanlara karşı bir ölüm-kalım savaşına girişti.
İstiklâl Marşı, Türk milletinin yürüttüğü bu kahramanca mücadeleyi dile getirmek, ordumuzun manevi gücünü yükseltmek amacıyla yazıldı. Milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY tarafından yazılan İstiklâl Marşı, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
İstiklâl Marşında, Türk milletinin tarih boyunca kutsal emanet olarak taşıdığı bayrak, vatan, millet, din, iman, istiklâl ve hürriyet gibi milleti millet yapan maddi ve manevi değerler yer almıştır.
İstiklâl Marşı, Milletimizin varlığının, istiklâl ve hürriyetinin bir ifadesidir. İstiklâl Marşında milletimizin imanı, kahramanlığı, şan ve şerefle dolu tarihi yatmaktadır.
İstiklâl Marşı, milli varlığımızın sembolüdür. Mehmet Akif, bu şiiri kahraman ordumuza hediye etmiş, Safahat kitabına bile almamış; "Bu, benim değil milletimindir." demiştir. Türk milletinin evlâtları olarak İstiklâl Marşının heyecanını duymak, ona derinden saygı duymak hepimizin görevidir.
 
İstiklâl Marşı
 
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
 
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl,
Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl.
 
Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
 
Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
 
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.
 
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
 
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
 
Rûhumun senden İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
 
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım;
Her cerîhamdan ilâhî boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na'şım!
O zaman yükselerek Arşa değer, belki, başım.
 
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl.
 
Mehmet Akif ERSOY

ERMENİ HAZİNELERİ

ERMENİ HAZİNELERİ Ermeni Patrikhanesi'nin kutsal hazineleri    Kumkapı'daki Türkiye Ermenileri Patrikhanesi'nin altında bulunan Hıristiyan dünyasının kutsal emanetlerinin korunduğu Patrik IX. Hovhannes Golod Müzesi'ne AKŞAM girdi. Patrikhanede, Hz. İsa'nın 2010 yıl önce gerildiği çarmıh reliğinden (kalıntı) Noel Baba'nın reliğine kadar Hıristiyan dünyasınca 'kutsal' kabul edilen yüzlerce eser, özel bölümlerde saklanıyor. Ermeni Patrikhanesi Birinci Sekreteri Vağarşag Seropyan'ın tanıttığı müzenin en önemli özelliği ise medyanın ilgisinden uzak çok az kişi tarafından biliniyor olması.

Müze, Ruhani Kurul Başkanı Episkopos Aram Ateşyan'ın önderliğinde, Patriklik Kalemi'nde görevli Başkatip Vağarşak Seropyan'ın ve araştırmacı-yazar Arsen Yarmayan'ın da içinde bulunduğu ekip tarafından hazırlandı. Yağlı boya tablolar ise Ermeni cemaatinin tanınan ressamlarından Hagop Egoyan tarafından restore edildi.
Seropyan, müzeyi patrikhaneyi  ziyaret eden önemli devlet adamlarının ve konsolosların daha çok gezdiğini söyledi.

BİRBİRİNDEN DEĞERLİ TABLOLARMüzenin giriş bölümünde tarihi eserler sergileniyor. Osmanlı İmparatorluğu Darphane Emini Harutyun Amira (Kazaz Artin) Bezciyan'ın (1771-1834) yağlı boya port- resi, Bezciyan ile Sultan II. Mahmud'un (1808-1839) birlikte hazırlanmış olan portresi, Osmanlı Hassa Mimarlarının en ünlüsü olan Garabed Amira Balyan'ın (1800-1866) yağlıboya portresi gibi yağlı boya tablolar müzenin bu bölümünde sergileniyor.

GÜNIŞIĞINA ÇIKTIPatrikhanede yapılan bakım ve onarım çalışmaları sırasında ilginç bir oda da gün yüzüne çıktı. Tadilatı yapılan oda 'Dua Odası' olarak kullanılıyor. Yapılan araştırmalar sonucu odanın 18'inci yüzyıla ait olduğu anlaşıldı. Bu odaya Partik Mutafyan'ın sağlığında zaman zaman gelip dua ettiği öğrenildi.
Bülent ŞANLIKAN

firavun resimleri ve görüntüleri



Bu resim İsrailoğulları'nın başlarındaki zalim Mısır Firavun'u II. Ramses'in cesedidir ve ceset İngiltere - Londra British müzesinde bulunmaktadır.

Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra'ya getirilmiştir.

ALLAH (c.c) Resulu Hz. Musa'nın zamanında ilahlık iddasında bulunan Firavun'un ölümünden 3 bin sene geçmesine rağmen ALLAH (c.c), cesedini ibret olması için çürütmemiştir

*********************************














































onemli kisimlari Turkceye ceviriyorum:

baslik: Tipik Misir mezari icinde bir adamin dogal korunmus vucudu ve bazi mezar esyalari. Milattan once 3400

Bilimsel kazilar sonucu bulunan bir cok mezar gibi buda o donemin otantik esyalarini ve bir vucudu iceriyor. Bedenin bu muthis korunmuslugunu col kumlarinin dogal hizli kurutmasi sagliyor.


bu mezar Nil nehri yakininda bulunmustur..

aciklamadada gordugunuz gibi genellikle icindeki bedendense mezar uzerinde duruluyor, ayrica bu bir mumya degil colde kurumus bir insan cesedi (anladigim kadariyla baligin gunes altinda salamura edilmesi gibi bir etki olmus)

bu olaydan benim cikardigim sonuc:
insanlari bir seye inandirmak icin yalan bile soyleyecek kadar alcalan insanlarin ben kendi inanclarindan suphe ederim,, ben bu gune kadar bu fotografin gercektende firavuna ait olduguna inanmistim, inandirilmistim (okullarimizda din kitaplarinda oyle yazar)...







“Göklerin ve yerin Rabbi’nden başkasının bu delilleri indirmediğini iyi biliyorsun. Firavun, seni mahvolmuş biri olarak görüyorum!” Onları yeryüzünden kaldırmak isteyince de onu ve beraberindekileri topluca suda boğduk. (17 İsra Suresi, 102-103)


“Çok geç! Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun. Senden sonraki kuşaklara ibret olman için bugün senin cesedini koruyacağız. Ne var ki insanların çoğunluğu işaretlerimizden habersizdirler.” (10 Yunus Suresi, 91-92)



yani Allah cc. diyorki ben onun cesedini muhafaza edicem gelecek nesillere ibret olsun diye.

İstiklâl Marşımız

Birinci dünya savaşından sonra elimizde kalan son vatan parçası Anadolu düşmanlar tarafından işgal edilmiş, ezan sesleri susmuş, Türk milleti tarihinin en karanlık günlerini yaşıyordu. Türk ordusu milleti ile bütünleşerek dört koldan yurdumuza saldıran düşmanlara karşı bir ölüm-kalım savaşına girişti.
İstiklâl Marşı, Türk milletinin yürüttüğü bu kahramanca mücadeleyi dile getirmek, ordumuzun manevi gücünü yükseltmek amacıyla yazıldı. Milli şairimiz Mehmet Akif ERSOY tarafından yazılan İstiklâl Marşı, 12 Mart 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi.
İstiklâl Marşında, Türk milletinin tarih boyunca kutsal emanet olarak taşıdığı bayrak, vatan, millet, din, iman, istiklâl ve hürriyet gibi milleti millet yapan maddi ve manevi değerler yer almıştır.
İstiklâl Marşı, Milletimizin varlığının, istiklâl ve hürriyetinin bir ifadesidir. İstiklâl Marşında milletimizin imanı, kahramanlığı, şan ve şerefle dolu tarihi yatmaktadır.
İstiklâl Marşı, milli varlığımızın sembolüdür. Mehmet Akif, bu şiiri kahraman ordumuza hediye etmiş, Safahat kitabına bile almamış; "Bu, benim değil milletimindir." demiştir. Türk milletinin evlâtları olarak İstiklâl Marşının heyecanını duymak, ona derinden saygı duymak hepimizin görevidir.
 
İstiklâl Marşı
 
Korkma! Sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak;
Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak.
O benim milletimin yıldızıdır, parlayacak;
O benimdir, o benim milletimindir ancak!
 
Çatma, kurban olayım, çehreni ey nazlı hilâl,
Kahraman ırkıma bir gül... Ne bu şiddet bu celâl?
Sana olmaz dökülen kanlarımız sonra helâl;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl.
 
Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım,
Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!
Kükremiş sel gibiyim; bendimi çiğner, aşarım;
Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.
 
Garb'ın âfâkını sarmışsa çelik zırhlı duvar;
Benim îman dolu göğsüm gibi serhaddim var.
Ulusun, korkma! Nasıl böyle bir îmânı boğar,
"Medeniyet!" dediğin tek dişi kalmış canavar?
 
Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma sakın;
Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.
Doğacaktır sana va'dettiği günler Hakk'ın,
Kim bilir, belki yarın... belki yarından da yakın.
 
Bastığın yerleri "toprak!" diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehit oğlusun, incitme, yazıktır, atanı;
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı.
 
Kim bu cennet vatanın uğruna olmaz ki fedâ?
Şühedâ fışkıracak toprağı sıksan, şühedâ
Cânı, cânânı, bütün varımı alsın da Hudâ,
Etmesin tek vatanımdan beni dünyada cüdâ.
 
Rûhumun senden İlâhî, şudur ancak emeli:
Değmesin ma'bedimin göğsüne nâ-mahrem eli;
Bu ezanlar -ki şehâdetleri dînin temeli-
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
 
O zaman vecd ile bin secde eder -varsa- taşım;
Her cerîhamdan ilâhî boşanıp kanlı yaşım,
Fışkırır rûh-i mücerred gibi yerden na'şım!
O zaman yükselerek Arşa değer, belki, başım.
 
Dalgalan sen de şafaklar gibi ey şanlı hilâl!
Olsun artık dökülen kanlarımın hepsi helâl.
Ebediyyen sana yok, ırkıma yok izmihlâl:
Hakkıdır, hür yaşamış, bayrağımın hürriyet;
Hakkıdır, Hakk'a tapan, milletimin istiklâl.
 
Mehmet Akif ERSOY

DEĞERLİ TAŞ RESİMLERİ-DEĞERLİ TAŞLAR VE ÖZELLİKLERİ



kayaç üzeridne ametist
kayaç üzeridne ametist
elmas Resimleri
elmas
altın Resimleri
altın
doğal akuamarin Resimleri
doğal akuamarin
zümrüt Resimleri
zümrüt

Oltu Tesbih Resimleri
Oltu Tesbih
işlenmiş ametist Resimleri
işlenmiş ametist
Akik Taşı Resimleri
Akik Taşı
değerli taş Resimleri
değerli taş

İSLAMİYETTE DOĞAL TAŞLARIN YERİ - ŞİFALI DOĞAL TAŞLARIN ESRARI ..

Takı dünyasında ayrı bir yeri olan yarı değerli taşlar, güzellik merkezlerinden sonra dekorasyon amaçlı olarak evlerde de yerini aldı. Müslümanlar için son derece anlamlı olan ve modern tıbbın stresi önlediğini ispat ettiği akik ise hala en çok satan taşlar arasında.

Takılardan sonra güzellik merkezlerinde görmeye alıştığımız yarı değerli taslar artık evlerimizi de süslemeye başladı. Yüzyıllardır şifa kaynağı olarak kabul gören taslar hiçbir isleme tabi tutulmadan doğal olarak satılıyor. Ev ve işyerlerinde dekor amaçlı süs eşyası olarak kullanılan tasların özellikle ruhsal sıkıntılara ve bazı psikolojik sorunlara iyi geldiğine inanılıyor. Dün olduğu gibi bugün de yarı değerli taslar arasında akik, Müslümanlar için ayrı bir önem taşıyor.


Üç yıl önce asıl mesleği tekstilciliği bırakarak taslarla uğrasan Baki Cihangiroğlu, dünyanın dört bir yanından doğal, yarı değerli taşları getiriyor. Tahtakale `deki dükkanının üst katı bu taslarla dolu. Akademisyenler, güzellik merkezi sahipleri, Kapalıçarşı esnafı, koleksiyonerler dükkanın müdavimleri arasında. Rengarenk, irili ufaklı tasların her birinin ayrı özelliği var. Ametist, sitrin, opal , inci ne aranırsa bu asma katta bulmak mümkün. Hatta aralarında avuç içi büyüklüğünde açık kahverengi bir uzay tası bile var.


Takı için alınan taslar arasında akik ve ametistin ilk sırada olduğunu söyleyen Baki Cihangiroğlu, yine takıda tercih edilen inci ve mercanın tahtını hep koruduğunu dile getiriyor. Ev aksesuarı olarak satılan taslar arasında ise ametist, kuvars kristali ve sitrinin yanında son zamanlarda turmalinin de rağbet gördüğünü belirtiyor.


Cennet taşlarla anlatılır


Tas merakının, tekstilcilik yaptığı yıllarda başladığını ve gittiği ülkelerden tas toplayıp biriktirmeye başladığını söyleyen Cihangiroğlu bir yandan tasları toplarken diğer yandan da taslarla ilgili araştırmalar yapmaya başlamış.


Bu araştırmalar ışığında Beyazıt Kütüp-hanesi`nde taşların büyülü dünyasını anlatan el yazması bir esere ulaştığını ifade eden Cihangiroğlu, Be -diüzzaman Said Nursi `nin (k.s) eserlerinde de tasların şifalı dünyası üzerine yazılar okuduğunu dile getiriyor. Kur`an-ı Kerim `de cennetin zümrüt ve yakut taşlarıyla tarif edilmesinin boşuna olmadığını düşünen Cihangiroğlu akik kullanmanın dinimizde sünnet olduğunu da hatırlatıyor ve modern bilimin de bu tasın faydası üzerine ciddi araştırmalar yaptığını ve stresle basa çıkmanın doğal yolunun akik olduğunu tespit ettiğini söylüyor.


Aslında taşların şifa kaynağı olduğu sadece bizim dinimizde vurgulanmıyor. Taslar birçok din ve medeniyette önemli bir yere sahip. Mesela Kızılderili kültüründe pirit tasının aileye uyum getirdiğine inanılıyor ve bu inancın uzantısı olarak Amerika `da inşaat temellerinin dört köşesine pirit parçaları konuluyor. Çinliler yeşim taşına, iranlılar turkuaza, Avrupalılar ise kuvartza ayrı bir önem veriyor. Yurt dışı gezilerinin birinde bir akademisyenin odasının bir kösesine yer


leştirdiği uzay taşına rast geldiğini ve odaya gelen kişilerin bir sobanın etrafında ısınır gibi tasın etrafında dizilip ellerini o taşa doğru uzatarak terapi uyguladıklarına tanık olduğunu anlatan Cihangiroğlu, burada önemli bir noktanın altını çiziyor: "Tasların bir enerjisi var ve bu enerji insandaki olumsuz enerjiyi alıp kendi enerjisini insana yüklüyor. Yoksa tasların şans getirdiği, uğur sayıldığı bir düşünce bizim inancımızda yok. Bu daha çok Uzak Doğu `daki kültürden bize yerleşmiş."


Taşlarla ilk iletişim önemli


Her tasın enerjisi farklı. Tıpkı insanların enerjisi gibi. Bu yüzden bir tas her insana farklı şekilde bir enerji veriyor. Yani her tas herkese aynı faydayı sağlamıyor. Bazı taşları birlikte kullanmanın sakıncası olduğu mesela kaplangözü ile hematitin birbirleriyle temasının olumsuz bir enerji açığa çıkardığı hatta kişiyi şizofreniye kadar götürdüğü söyleniyor. "Malahit taşı ile ilk karşılaşmada olumlu bir enerji almadıysanız kullanmayın" diyen Cihangiroğlu, bu tasın kişideki kararsızlığı giderdiğini fakat yan etkisinin de kişide çift karak-terlilik oluşturduğunu söylüyor.


Sitrin tasını daha çok isine ve dersine konsantrasyon sorunu yaşayan kişiler tercih ediyor. Özellikle öğrenciler çalışma masalarının üzerinde bu tasa özel bir yer açıyor. Cep telefonu ya da bilgisayar ile çok fazla uğraşanlara ametist verdiklerini söyleyen Cihangiroğlu, yine doktor tavsiyesi ile sua tedavisi gören kanserli hastalara vücuttaki radyoatkifleri çeken dumanlı kuvars tası, guatr hastalarına ise kehribar sattıklarını dile getiriyor.


Cihangiroğlu taslara ilgi duyanlara önemli bir uyarıda bulunarak taslara son yıllarda ilginin arttığını fark eden pek cok sahte firmanın taslan boyayıp piyasaya sürdüğünü ve bunları gerçeğinden ayırt etmenin nerdeyse imkansız olduğunu dile getiriyor.


Semerkand Aile

TÜRK VE YUNAN MİTOLOJİSİ


Geçmişten gelen iki büyük toplumun mitlerini, yani Türk-Yunan mitolojilerini ve farklarını incelemek kesinlikle isabetli olacaktır.
Yunan Mitoloji Özellikleri
Yunan mitolojisinde, soylular hep ön plandadır. Halk savaşta sadece savaşan araçlardan değildir.
Kahramanlar hep soylulardan gelir.
Savaşçı kahraman soylular, tanrı gibi gözükür.
motiflerinde kralların savaş arabaları ve savaş giysileri çok fazla yer alır.
Halkın ekonomik durumu iyi değildir ve tek geçim kaynağı topraktan gelen ürünlerdir. Soylular ise madenlere sahip çıkmıştır. Alışveriş değiş-tokuşla yapılmaktadır.
Türk Mitolojisinin Özellikleri
Türk mitolojisinin genel motifleri türeyiş, ışık ve ışıkla gelen iyilik, kutsal ağaç ve ağaç kökündeki ana-tanrıdır.
Kut anlayışı yaygındır.
Türkler’de özellikle Oğuzlar çok geniş bir coğrafyayı gezdikleri için kültürel ve ticari olarak diğer halklarla alışverişte bulunmuşlardır. Bu yüzden halkın durumu mitlerde genellikle iyi gözükmektedir.
Daha çok mitlerin konusu tanrısal, dinsel ve mistik olaylar çerçevesinde gelişmiştir.
Türk-Yunan Mitolojileri ve Farkları
Görüldüğü gibi;
  • Yunan mitlerinde önde tutulan kral ve soylular, Türk mitlerin de ise tanrısal olgular ve daha çok türeyişle ilgilidir.
  • Motifler farklıdır: Yunan mitlerinde savaş kıyafetleri ve araçları; Türk mitlerinde ise kutsal öğeler motiflerin başında gelir.
  • Sınıfsal özellikler mitlerin içinde farklıdır: Türklerde halk daha özgür ve rahat, Yunanlılar da ise baskı gören yönetilen halktır.
  • Ekonomik ve toplumsal yaşamlar ticari ve yaşam stili bakımından(göçebe-yerleşik yaşam) farklıdır.

firavun resimleri ve görüntüleri



Bu resim İsrailoğulları'nın başlarındaki zalim Mısır Firavun'u II. Ramses'in cesedidir ve ceset İngiltere - Londra British müzesinde bulunmaktadır.

Süveyş kanalı açılırken denizin kenarında küçük bir tepecikte bulunmuş ve Londra'ya getirilmiştir.

ALLAH (c.c) Resulu Hz. Musa'nın zamanında ilahlık iddasında bulunan Firavun'un ölümünden 3 bin sene geçmesine rağmen ALLAH (c.c), cesedini ibret olması için çürütmemiştir

*********************************














































onemli kisimlari Turkceye ceviriyorum:

baslik: Tipik Misir mezari icinde bir adamin dogal korunmus vucudu ve bazi mezar esyalari. Milattan once 3400

Bilimsel kazilar sonucu bulunan bir cok mezar gibi buda o donemin otantik esyalarini ve bir vucudu iceriyor. Bedenin bu muthis korunmuslugunu col kumlarinin dogal hizli kurutmasi sagliyor.


bu mezar Nil nehri yakininda bulunmustur..

aciklamadada gordugunuz gibi genellikle icindeki bedendense mezar uzerinde duruluyor, ayrica bu bir mumya degil colde kurumus bir insan cesedi (anladigim kadariyla baligin gunes altinda salamura edilmesi gibi bir etki olmus)

bu olaydan benim cikardigim sonuc:
insanlari bir seye inandirmak icin yalan bile soyleyecek kadar alcalan insanlarin ben kendi inanclarindan suphe ederim,, ben bu gune kadar bu fotografin gercektende firavuna ait olduguna inanmistim, inandirilmistim (okullarimizda din kitaplarinda oyle yazar)...







“Göklerin ve yerin Rabbi’nden başkasının bu delilleri indirmediğini iyi biliyorsun. Firavun, seni mahvolmuş biri olarak görüyorum!” Onları yeryüzünden kaldırmak isteyince de onu ve beraberindekileri topluca suda boğduk. (17 İsra Suresi, 102-103)


“Çok geç! Daha önce baş kaldırmış ve bozgunculardan olmuştun. Senden sonraki kuşaklara ibret olman için bugün senin cesedini koruyacağız. Ne var ki insanların çoğunluğu işaretlerimizden habersizdirler.” (10 Yunus Suresi, 91-92)



yani Allah cc. diyorki ben onun cesedini muhafaza edicem gelecek nesillere ibret olsun diye.

Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri / Aquila (Kartal)



Aquila takımyıldızının temsili resmi.

Milattan önce 8. Yüzyılda yaşamış olan Hesiodos’ın Theogonia adlı eseri mitolojinin en eski kaynaklarındandır. Theogonia evrenin ve tanrıların nasıl yaratıldıklarını anlatır. Hesiodos’a göre başlangıçta khaos vardı. Khaos karışık ve hiçbir şekil almamış olan uçsuz bucaksız boşluk ve karanlıktır. Khaos’tan geniş göğüslü, herşeyin dayanağı olan toprak ana Gaia çıktı. Gaia ölmezlerin yeri olan ve yıldızlarla bezeli bulunan göğü Uranos’u doğurdu. Gaia’nın kendi öz oğlu Uranos’la birleşmesinden Titanlar doğdu. Altısı erkek, altısı dişi olmak üzere oniki tanedir. Bu erkek titanlardan İapetos’un oğullarından biri insanlığın kurtarıcısı Prometheus’tur. Titan Prometheus ilk insanı yaratan tanrıdır.

Tanrılarla ölümlü insanlar Mekone’de toplanmışlardı. Prometheus’da orada bulunuyordu. Kocaman bir öküz kesilmişti. Bunun paylaştırılması Prometheus’a düşmüştü. Bir tarafa hayvanın etinin en güzel parçalarını ayırdı, üstünü örtmüştü. Diğer tarafa hayvanın kemiklerini yığarak, üstüne yağlı parçalar koymuştu. Prometheus, Zeus’a, iki parçadan birini seçmesini söylemişti. Zeus kötü tarafı seçerse aslan payı insanların olacaktı; tersi olursa üstünlük yine tanrılarda kalacaktı. Baş tanrı daha iyi ve yağlı görünen parçayı seçmişti. Aldatılıp, kemik yığınını seçtiğinin farkına varınca öfkelenmiş ve insanları cezalandırmak için ellerinden ateşi almıştır. Prometheus bunun da bir çaresini bulmuştur. İçi baştan başa oyuk fakat tutuşabilir bir özle kaplı olan Ferule (şeytantersi ağacı) denilen ağaçtan eline bir dal aldı ve Olympos’a çıktı. Bu sopanın içine bir kıvılcım saklayarak, yeryüzüne insanlara getirmiştir. Kendi haberi olmadan ateşi çalarak insana verdiği ve insanı şımarttığı için Zeus, Prometheus’a öfkelenir ve onu cezalandırır.

Kartal, Olympos tanrılarının lideri olan Zeus’a hizmet eden yırtıcı bir kuştur. Bazen yıldırım kuşu olarak da adlandırılır. Çünkü Zeus’un yıldırımlarını taşıdığı ve atıldıktan sonra geri getirebildiğine inanılır. Zeus, Kartal’ı Prometheus’un cezasını infaz etmek üzere görevlendirir. Zeus, yanardağların, ateşin ve sanayinin tanrısı Hephaistos’a emir vererek, bu saygısız titanı Caucasus (Kafkas) dağlarına zincirletir. Hephaistos, Prometheus’un ayaklarına ve kollarına kırılmaz zinciri geçirdi ve onları sağlamca kayaya çaktı. Zeus Kartal’a her gün Prometheus’un ciğerini yemesi için emir verir. Ancak Zeus, Prometheus’un ciğerinin her gün kendisini yenilemesini sağlayarak, ölmesini engeller ve acısının sürekli olmasını sağlar. Uzun bir zaman sonra Zeus, Prometheus’a acır ve onu affeder.

Bir başka masala göre, Sagitta (Okçuk) takımyıldızı Kartal’ı öldüren oku temsil etmektedir. Prometheus’u acısından kurtarmak için, Herkül oku öldürmüş olduğu Hydra’nın (Su yılanı) kanıyla zehirleyip Kartal’a fırlatmış ve onu öldürmüştür. Zeus ise sadık hizmetlerinden dolayı Kartal’ı gökyüzünde yıldızlar arasına koymuştur.

Aquila takımyıldızının gökyüzündeki görüntüsü


Kaynak:
Yasemin ÖRS
Ankara Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri
Takımyıldızların Mitolojik Öyküleri
Ankara 2001

GÜZEL LAHİT MEZAR RESİMLERİ