28 Kasım 2010 Pazar

Bulgaristan'da bulunan 16.yüzyıldan kalma Osmanlı definesi

http://www.osmanliparalari.com/kitap/bulgaria/16th-century-bulgarian-hoard-page197b.jpg


http://www.osmanliparalari.com/kitap/bulgaria/16th-century-bulgarian-hoard-page231b.jpg

http://www.osmanliparalari.com/kitap/bulgaria/16th-century-bulgarian-hoard-page48b.jpg

Bulunan Hazine Çalışmaları

Alıntı:
Foseptik molası
Belediye bahçesinin define avcılarına açılması tepkiyle karşılanırken yetkililer kepçenin özel bir şirketten kiralandığım ve masrafın kazıyı yaptıran 5 ortak tarafından üstlenildiğini söylüyor. Kazının l günlük maliyetinin de l milyar lira yani 1000 YTL olduğu belirtiliyor. Önce define avcısı Şefik Topçu elindeki metal çubuklarla bahçede geziyor, çubuklar ne yöne kayarsa 'işte altın burada' deyip işareti veriyor, kepçe gösterilen yere dalıyor, kazıyor da kazıyor.... Ancak altın yerine çıka çıka fosseptik çukurları rastgeliyor kepçeye... Ve kazılara ara veriliyor. Ama avcılar kararlı, pes etmeye hiç niyetleri yok. Şefik Topçu harita üzerinde durum değerlendirmesi yapıp kazıyı hafta başında yeniden başlatacaklarını söylüyor: "6.5 metre derinliğinde ve 20 metre uzunluğunda kazı yaptık. Mutlu sona ulaşacağımıza inanıyorum."

Alıntı:
Ya tutarsa IMFden borç almaya gerek kalmaz

Altınların değeri ne kadar?

Para bulunursa 3 milyar dolar gibi bir rakam yapıyor, yüzde 50'si devlete kalıyor. Türkiye IMF'den borç almak için takla atıyor, bu define bulunursa devlete katkımız olur diye düşündüm.

Sizin payınıza ne düşecek?

200 trilyon belediyeye düşecek, gerisini 4 ortakla paylaşmayı düşünüyorduk. Ancak şu ana kadar bir şey çıkmadı

Define avcısı oldunuz, ne hissediyorsunuz?

İlk defa milli oluyorum. Benim için milyarda bir şanstı, biraz heyecanı seviyorum ve Edirne'yi tanıtmak için bu işe girdim. Nasrettin Hoca'nın göle maya çalması gibi 'ya tutarsa' dedim. Hem Edirne Belediyesi hem Türkiye Cumhuriyeti hem de kişisel olarak kendimizi kurtarırız dedik. Zar attık düşeş gelme ihtimali var, inşallah olur!

Alıntı: 300 ton altın bulundu

Hazine avcısı 5 kafadarın başlattığı kazıda, tonlarca altının ilk izine rastlandı. Gelişmiş dedektörler altın yığınlarını tespit etti.



Başkan Da İşin İçinde!
Edirne'de Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'nin oğlunun da aralarında bulunduğu 5 kişinin 'Ya tutarsa' diye başlattığı hazine avında tam 12'den vuruldu. Hazine avcılarının aradığı Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma sikke halindeki 300 ton altının 'izi' bulundu.

9.5 Metre Derinlikte 3 Odacık...
Belediyenin Temizlik İşleri Müdürlüğü bahçesinde yapılan kazıda, 9.5 metre derinlikte bir kapak ve kapağın hemen altında da 3 odacık bulundu. Eski Osmanlı darphanesi olduğu iddia edilen kazı alanında, kapağın altında tomruk şeklinde altın yığınları tespit edildi.

Trilyoner Olacaklar
Avcılar kazıya ara verip, daha büyük bir dedektörle altınların tam yerini tespit edecek. 300 ton altının piyasa değeri yaklaşık 3 milyar dolar. Yasalar gereği bulunan altının yüzde 50'si devlete, yüzde 10'u belediyeye, yüzde 40'ı ise altın arayıcılarına veriliyor.

Bulgarlar'a kaptırmamak için altınları gömdüler...
Edirne'deki hazinenin ilginç bir hikayesi var. Kazı yapılan yerde Osmanlı döneminde darphane binası bulunuyordu. Balkan Savaşları'nda Bulgarlar Edirne'yi işgal edince, Osmanlı yetkilileri ilginç bir yola başvurdu.

"Altınlar düşmanın eline geçmesin" diyen Osmanlılar, bir çukur açarak altınları gömdü. Altınların yerini belirlemek için hazırlanan harita da elden ele dolaştıktan sonra Bulgaristan Türkü olan kadının eline geçti.



***

Hazine göründü!

Edirne Belediyesi'nin bahçesinde süren hazine avında şok gelişme: Kazılan yerin 9.5 metre altında, tomruk halinde 300 ton altın var!.

Edirne'de filmlere, kitaplara konu olabilecek bir heyecan yaşanıyor. Edirne'de gömülü 300 ton altın olduğu söylentisiyle define avına soyunan Edirne Belediye Başkanı Hamdi Sedefçi'nin oğlu ile dört ortağı, hedefi 12'den vurdu. Her şey Bulgaristan'dan getirilen bir haritanın, define avcısı Şefik Topçu'ya verilmesiyle başladı. Harita, belediye bahçesinde büyük bir hazine bulunduğunu gösteriyordu. Ve Başkan Sedefçi'nin izniyle, hemen kazı başladı. Arkeologlar bu işe itiraz ederken, çevredekiler de 'Burada hiçbir şey yok' diyorlardı. Ancak yılmayan hazine avcıları dün Edirne Belediyesi'nin Temizlik İşleri Müdürlüğü bahçesinde dedektörle tomruk şeklinde altın yığınları belirledi.

OSMANLI DARPHANESİ Mİ?
Altın aranan yerde 9,5 metre derinlikte kapak, kapağın altında da 3 odacık bulundu. Osmanlı darphanesine ait olduğu iddia edilen 3 odacıkta, 300 ton altın bulunduğu sanılıyor. Değeri 3 milyar dolar olan bu altınlara ulaşılırsa, hem Türkiye hem Edirne hem de Meriç Belediyesi çalışanları ihya olacaklar. Çünkü hazine avcılarından birinin bacanağı olan Meriç Belediye Başkanı Erol Dübek, "Altınları bulursak çalışanlara bir yıllık maaşlarını ikramiye vereceğim" diyor. Şimdi Edirne'de nefesler tutuldu. 9,5 metre derinlikteki odalara ulaşılmaya çalışılıyor.

Alıntı:
Yasalar gereği bulunan altının yüzde 50'si devlete, yüzde 10'u belediyeye, yüzde 40'ı ise altın arayıcılarına veriliyor.

Yuzde 40 cok ciddi bir rakam degil mi allahaskina? Sonucta kaziyi yapan kisiler, uzerinde kazi yapilan mulkun sahibi degiller.. Eger gercekten dogru ise boyle bir hazinenin varligi ve yuzde 50'si devlete gidecekse, halka da bir yansimasi olur diye dusunuyorum. Konusulanlar gercekten ciddi rakamlar.
Memleketin tasi topragi altin diyorlardi, dogruymus. Kimbilir daha nerelerde neler sakli da haberimiz yok.


bence "izinli define kazısı" haberi doğru olabilir ama "300 ton altın lafı" kesinlikle uydurmaca. Define avcıları hep böyle hayallerle yatar kalkarlar. Osmanlı'nın 300 ton altını olsa o zaman, en başta 1. Balkan Savaşı'nda biraz silah satın alırlar, Bulgarlara yenilip Edirne'yi kaybetmezlerdi!!! Veya ondan bundan borç almazlardı - ki bu borçları genç Türkiye Cumhuriyeti sonra mecburen takır takır ödemiştir.

Heberde yakaladığım en büyük açık şu: Bahsedilen dönemde altın para basan tek darphane İstanbul'dakiydi; Edirne darphanesi artık faal değildi, ve daha eskiden faalken bile sadece gümüş ve bakır sikke basıyordu.

Ayrıca hadi diyelim hakkaten 300 ton altın vardı, gömüldü. Adamlar salak mı? Geri döner Edirne'yi kurtardıktan sonra kazar çıkartırlardı
İkinci açık ise şu: bugün bile Türkiye'de bulunan (devlet hazinesi veya halkın elinde) toplam altın 300-400 ton civarında. Bu rakam bütün külçeleri ve cumhuriyet altınlarını, bilezikleri kapsamakta!!! 19. yy.dan beri altın Güney Afrika'dan ithal edilmektedir; Türkiye üretimi yıllık 1 ton bile değil ve bunların ciddi kaydı tutulmakta. O yüzden 1912 yılının Osmanlısı eğer 300 ton altına sahip olsaydı, döneminin en zengin devletlerinden biri olurdu. Bunun böyle olmadığını 1800'lerin başından beri sürekli Avrupa'dan borç almalarından biliyoruz.

Hadi madem laf definelerden açıldı ben size bilinen en büyük definelerden bahsedeyim:

1- Dünya'da ele geçen en büyük sikke definesi 1980-90 arası Afganistan'da bulunan bir definedir. 8 milyon gümüş Hellenistik dönem Baktria Krallığı sikkesinden oluştuğu rivayet edilmekte. Bunların tanesi 10 gr. civarı; yani 80 ton gümüşten bahsediyoruz. Taliban rejimi altında ele geçen bu definenin sikkeleri, Taliban tarafından uyuşturucu tacirlerine verildi ve dünyanın her tarafında koleksiyonlara dağıldı. Gelen para ile silah aldılar. Kaçakçılar antika, uyuşturucu ve silah kaçırır; bu üçlü hiç ayrılmaz birbirinden Türkiye'de de böyle....

2- Türkiye'de bilinen en büyük define Beçin Kalesi (Milas) da 1990larda arkeolojik kazılar sırasında ele geçen bir 16.yy Osmanlı definesi. 20.000 gümüş sikkeden oluşmakta. Hepsi müzede. Bu sikkeler 1 ile 3 gram arasında değişmekte. Yani 20-30 kilo gümüş sikkeden bahsediyoruz. Boşuna Beçin'e kimse para aramaya gitmesin; hepsi bulundu!!!! Zaten bunun maddi değeri öyle hayaller kurulmaya deyecek bir şey değil, emin olun. Ama tarihsel değeri oldukça fazla bilim adamları için.

Her gün bir sürü kaçak define kazıcısı boş hayaller peşinde koşarken yakalanıyor. Mahkemeler bu tür davalar ile dolu. Hangisine sorsanız 40-50 ton altınlardan bahsederler. Nedense hiç bulan olmaz bunları. Çünkü öyle bir şey yok. Ama kazıları ile arkeolojik katmanları tahrip ederler, tarihi binaları dinamitlerler. Bu hep böyle.

Ayrıca altın falan bulamazlar ama mermer heykeller gibi şeyler ele geçirirler, başarılı olanları bunları yurt dışına kaçırır; ondan sonra devletimiz geri almaya çalışır durur bunları.

Ben bu tür yalan haberlerin gazetelerde basılmasına karşıyım. Adamlar bulsa öyle bir define, bunun haber değeri var belki, ama henüz bulunmamış, rivayetten ibaret bir konu. Muhtemelen fos çıkacak bir başka değinen de olmayacak buna.

Ama bu arada bir sürü insan "vay böyle şeyler var ha, taşımız toprağımız altın" diyecek, boş hayaller kurup orayı burayı deşecek. Çünkü kısa yoldan köşeyi dönmek herkezin hayali. Bizde bu kadar çok hayal varken, kimse oturup, çalışıp Bill Gates gibi bilgisayar programları falan geliştirmeye kalkmaz. Halbuki bakınız, Bill Gates şu an Türkiye Cumhuriyeti devletinden daha zengindir. Belki tekel oluşturdu, bu parayı haketmedi diyebiliriz, ama gene de yöntemleri ne olursa olsun, asıl hazineyi bulan, onu çalışarak elde eden kendisidir. Amerikalıların, Japonların tuzu kuru, topraklarında öyle ahım şahım tarihi eserler olmadığı için, hayal kurmayı bırakıp, çalışarak dünyaya ekonomik güçle hükmediyorlar. Biz ise boş hazine hayalleri peşinde koşuyoruz.

Bugün Türkiye'de definecilerin websiteleri var, "nasıl altın bulunur" gibi kitaplar basıyorlar. Yasalardaki açıkları kullanıp metal dedektörleri üretip satıyorlar; 1 milyon civarında metal dedektörü var bugün Türkiye'de.

Yani görünen o ki her 70 kişiden biri aktif olarak kaçak kazı yapıyor. Tarihi eserleri talan ediyor. Ama etrafıma bakıyorum, öyle hazinelerle, definelerle köşeyi dönmüş o 70 kişiden birine asla rastlayamıyorum. Onun yerine elinde ne var ne yoksa bu işlere harcamış, sahte haritalarla kazıklanmış, fakirleşmiş bir sürü insana rastlıyorum. Ya da yakalandıklarında adli sicili olmuş, ceza almış yüzlercesine.

Bu bir hastalık. Etrafında böyle insanlar olanlar ne demek istediğimi anlayacaktır. Bu hastalığın sonu yok. Kumardan veya uyuşturucu kullanmaktan hiç farkı yok. "Ya çıkarsa?" sorusu kafaları kurcalamaya devam ettiği sürece, ne yasalar ne cezalar bu insanları yıldıramıyor. Ve bu insanlar için "para etsin, ne olursa olsun" mantığı işlediğinden define hazine denince aklınıza sadece antik kalıntılar gelmesin; camiler, kervansaraylar, yani tarihimizin her kalıntısı birer hedef, hepsi yağmalanıyor, zarar görüyor. En korkuncu ise içinde altın vardır diye dinamitlerle kaya mezarlarını falan patlatmaları. Bunları tekrar yerine asla koyamayacağız.

Show TV'de geçen sene bir dizi vardı, ismini hatırlayamıyorum şimdi. Konusu Arykanda antik kentinde geçiyordu. Güya Helios Tapınağı'nda altın bir Helios heykeli varmış, dizide herkez onun peşinde. Ne yazık ki altı üstü bir dizi olmasına rağmen bir sürü salak bu konuya inanmış. Bu kış kazı evimizin demir kapıları kırıldı; depomuz soyuldu. Biz aptalız ya altın heykeller saklıyoruz kazı evinde Halbuki kazımızda çıkan herşey Antalya Müzesi'nde korunmakta. Depomuzda kırık seramiklerden veya taş parçalarından başka hiç bir şey yoktu. Diğer yandan Helios Tapınağı'nın etrafı kaçak kazılarla delik teşik edildi; yapıya zarar verdiler. Ki biz o çevreyi 1990larda doğal kaya zemine kadar kazmıştık. Yani kazılacak toprak bile yok. Ama duvarları yıkmışlar, taşları yerlerinden sökmüşler, kaya zemini oymuşlar.

Arykanda da sadece ve sadece 1 adet altın sikke bulundu kazılar sırasında. O da antik değil, 1856 yılından bir Osmanlı altını; aynısını herhangi bir kuyumcudan "Reşad altını" adıyla satın alabilirsiniz. 100 YTL bile etmiyor değeri. Yani altın bir eser olsa herhalde 1971'den beri her yaz iki ay, günde 50 işçi çalıştırarak, binlerce metreküp toprağı kazan kazı ekibi mutlaka bulurdu.

Gördüğünüz gibi boş hayaller sadece peşinde koşanlara kişisel zarar vermiyor; aynı zamanda arkeolojik ve turistik bir cazibe merkezi olan bir antik kentimize de zarar veriyor. Buradaki tahribatı tamir etmek mümkün değil. Artık yok oldu bazı şeyler.


Alın size Arykanda'dan daha eski yıllardaki defineci tahribatları:

Kırılan Lahit:

Kazılarda bulunan ve içi boşaltılan bu lahit (içinde sadece iskelet vardı, buluntu ele geçmedi), daha sonra balyozla defineciler tarafından parçalandı. Önünde mozaik taban vardı, kaçak kazı ile mozaiye büyük tahribat yapıldı.





Az kalsın duvarı yıkılan Yapı:

Kazılar sonrasında taşları özgün yerlerine konarak kısmen restore edilen bu yapının fotoğrafta görülmeyen soldaki duvarının temelini oluşturan iki blok "içinde altın vardır" diye defineciler tarafından parçalandı. En alttaki bloklar olduğu için binanın statik dengesi bozuldu, zar zor kırılan bloğun yerine taş doldurarak tamir edebildik. Az kalsın bina tamamen çöküyordu.




Hazineler Türkiye'yi Krizden Çıkarır

Babasından miras kalan hazinecilik mesleğini bir ömür boyu sürdüren emekli öğretmen İbrahim Kılınç, kendisinin bulduğu hazinelerin Türkiye'yi krizden çıkaracağına inanıyor


Define arama merakı sizde ne zaman başladı?

- Bu merak babamızdan bize miras kaldı. Babam 1960 yılından beri define arardı. Babama bu bilgileri Konya'nın Karapınar ilçesinden Süleyman Karaduman adındaki bir kişi vermişti. Süleyman'ın babama verdiği bilgiler, Volçan adında bir eşkıyaya ait hazine bilgileriydi. Aynı bilgileri Maraş'ta manifaturacılık yapan Çavdar Emmi'ye de vermişti. Süleyman Karaduman ise bilgileri askerdeyken alay komutanı albaydan almış. Albay, alayındaki tüm erata da bu bilgileri vermiş. "Oğullarım, Volçan denen bu eşkıya, Osmanlı'yı ekonomik yönden çökertmek için yurdumuzun çeşitli bölgelerinde eşkıyalık yapmış.


Ben bu anlatılanlara hayal olarak bakıyordum. O yıllarda ortaokulda okuyordum. İlkokuldan beri Türkiye coğrafyasını çok iyi bilirdim. Babam, 1962 yılında Karaduman'dan aldığı bilgilerle Maraş'ın dağlarını dolaşmaya başladı. Bizler okulları bitirdik, devlet kapısında memur olduk, o ise hâlâ aramaya devam ediyordu.


Kervanları soymuş, tam dört yüz ton altın saklamış. Bu altınlar devletimizin malıdır. Memleketinize döndüğünüzde, çevrenizi gücünüzün yettiği kadar araştırın. Sizlere anlattığım bu bilgilere ait işaretleri bulursanız ya benimle temasa geçin ya da yetkililere bildirin. Ama beni mutlaka arayın!" diye tembihte bulunmuş.

* Siz bu anlatılanlara inanıyor muydunuz?

- Ben bu anlatılanlara hayal olarak bakıyordum. O yıllarda ortaokulda okuyordum. İlkokuldan beri Türkiye coğrafyasını çok iyi bilirdim. Babam, 1962 yılında Karaduman'dan aldığı bilgilerle Maraş'ın dağlarını dolaşmaya başladı. Bizler okulları bitirdik, devlet kapısında memur olduk, o ise hâlâ aramaya devam ediyordu. Bu arayışlar babamı bu konuda uzmanlaştırdı. Dağlarda gezerken kayalara yapılmış tarih öncesi devirlere ait işaretlerin dilini çözer oldu.

* Babanız bu uzun uğraşlar sonunda hazine bulabildi mi?

- Hayır, bulamadı. 30 sene aradı ama hiçbir şey bulamadı.

* Sizdeki bu çaba niye?

- Aslında ben çaba falan göstermiyorum.

Volçan, Osmanlı’yı yıkmak için gönderildi

* Volçan'dan bahsettiniz. Kim bu adam?

- Volçan, genelde Marmara bölgesinde bulunmuş. İstanbul'un çevresinden pek ayrılmamış. Çünkü, Volçan'ın saraydaki dönme vezirlerle iyi ilişkisi vardı. Ayrıca Volçan'ın elinde bütün Bizans hazinelerinin haritası vardı. Birçoğunun yerini değiştirdi. Volçan, Osmanlı'yı çökertmek için Roma katolik kilisesi tarafından İstanbul'a gönderilmiş. Volçan, 20 yıl eşkıyalık yapmış ve 436 ton Osmanlı altınını saklamış.

* Volçan, Osmanlı'yı soymuş, yetmemiş Bizans hazinelerini de bulmuş. Ne yapmış bu kadar altını?

- Yeniden yerin derinliklerine gömmüş.

* Hiç almayı düşünmemiş mi? Niye bu kadar zor yerlere saklamış?

- Alınacaktı ama, kendisi almayacaktı. Bir gün Osmanlı yıkılacak. Buraları bizim torunlarımızın eline geçecek. Hazineleri o zaman torunlarımız çıkaracak dermiş Volçan.

* Umduğunu bulamadı, herhalde...

- Evet... Baharat ve İpek yolu gibi ticaret yolları Osmanlı'nın himayesine girince Avrupa telaşa kapıldı. Avrupa küçülürken, Osmanlı büyüyor, yani genişliyordu. Osmanlı'nın çökertilmesi gerekirdi. Bunun yolu da ekonomik yoldan geçerdi.

Kaçak kazı, maddi güç gerektirir

* İlla ki bu iş için paramı gerekir...

- Tabiki!.. Kaçak olarak elde edebilmek için maddi güç gerekir. Yoksa bir şey yapamaz. Devletin koyduğu ruhsatlı kazı kanunları vardır. Bu kanunlara göre ruhsatlı kazı yapıldığı zaman çıkan malın değerinin yüzde 40'nı kazı yapana devletin vermesi gerekir.

- Birkaç arkadaş bana; 'finansmanı biz sağlarız, sen ruhsatı al' dediler. Gittim müze müdürlüğü'ne, 'böyle böyle bir durum var' dedim. Bana ilk sözleri şu oldu; 'paran var mı?' 'Benim ne param olacak?' dedim. Benim param çok olsa hazine ile işim ne olur. Ne iş yapıyorsun? diye sordular. Öğretmenim, dedim. Bak hocam, kanun koyucu öyle bir madde koymuş ki, ben bunu işlettiğim zaman bir kuruş bile vermem.

* Nedir o madde?

- 14. madde. Yani; 'Ruhsatlı kazı esnasında kazı yerinden çıkan kültür ve tabiat vcarlıkları üzerinde, kazı yaptıran hiçbir hak iddia edemez.' Peki dedim, sikke çıksa. Bırak sikkeyi, kazı sırasında insan eliyle yapılmış bir kağıt parçası dahi çıksa ona da el koyarız' cevabını verdiler.

Defineciler boşa kürek sallıyor

* Bugüne kadar hazine çıkartanlar kaçak olarak mı başarıya ulaşıyorlar?

- Kaçak olarak yapmaya çalışıyorlar. Ama ben kaçak olarak başarı sağlayanı görmedim, duymadım. Yalnız, Yunanistan, Bulgaristan, ABD gibi ülkelerden gelip paraları alıp gidenlerin olduğunu kazı yapılan yerlerdeki köylülerden çok dinledim.

* Medeniyetlere beşiklik eden, geçiş yolları üzerinde bulunan bir coğrafyada toprak altında hazinelerin bulunduğu bir gerçek. Bu zenginlik tamamen ülke dışına kaçırılmış durumda mı, yoksa hâlen mevcut olan var mı? Aransa bulunabilir mi?

- Kolayda olanlar, bir günde alınabilecek olanlar kaçırılmış durumda. Bizim vatadaşlar şu anda boşa kürek sallıyorlar. Ancak çok zorda olan, yerin 15 metre altında olanlar var ki, bunlara da ancak tüneldeki tünellerden ulaşılabilir. Kazılarla imkansız. Bir vatandaşın buna ulaşabilmesi için kepçesi olması gerekir. Buraya ruhsat bile alsa buraya 20 milyarı gözden çıkarması gerekir.

* Peki, devlet kendisi neden bu işe el atmıyor?

- Vallahi, bilemiyorum. Ancak halk arasında dolaşan bir söylenti var; " Gizli anlaşmalara göre devlet hazinelere dokunamıyormuş. 2001 yılına kadar dokunamazmış. 2001 yılı geldi, bu sefer de IMF bastırmış, 2006 yılına ertelemiş.' Bu ne derece doğru, bilmiyorum.

Kolay yoldan zengin olmak istiyorlar

* Veriyor mu peki?

* Bu yolda herşeyini feda edenlerin olduğunu biliyoruz. Nasıl bir ruh hali ki sonucu olumsuz olan bir yolda çaba sarfedenler var?

-Bu yolda işini, çoluk çocuğunu, evini kaybedenleri biliyorum. Bu yola düşüp, 'bugün bulacağım, yarın kesin çıkartacağım' diyerek ömür çürütenler var. Kazma kürekle bu işler olmaz. Bu iş hastalık. Kolay yoldan zengin olma hastalığı. Kendinizi kaptırdığınız zaman kolay kolay vazgeçemiyorsunuz. Peygamberimiz bir hadis-i şerifte buyuruyor: " İnsanoğlunun bir vadi dolusu altını olsa, ikinci vadi dolusunu ister"

Üstün zekalılar okulu kurmak istiyorum

* Sizde öyle bir ruh hali var mı? Zengin olabildiniz mi!

- Bana göre, benim alın terimle kazanmadığım bir kazanç haramdır.

* Neden böyle bir iş, o zaman..

Ben bu işi araştırmaya girdim. Bulmak için değil. Babam da bu işe düşerken devlete şunu yaparım, millet için şu hayrı yaparım diye girdi. Yoksa kendi harcamak için değil. Babam ömrünün son yedi senesini üç küp Ermeni altınını da yanında geçirdi. Yerini de biliyordu, istese çıkarırdı. Ama çıkarmadı. Babama bir gün teklifte bulundum. 'Oğlum iflas etmek mi istiyorsun?" dedi. Ermeninin parası bana hayır getirmez derdi. Niye! Çünkü peygamberimizin bir hadis-i şerifi var: "Bir gün ashabıyla konuşurken, müflis kimdir, biliyor musunuz? diye sormuş. Ashabından biri: Kimdir ya Resulallah? demiş. Allah Rasülü anlatmış: Bir kul ki, dünyada namazını kılmış, orucunu tutmuş, hayır hesanat yapmıştır. Fakat ahirete kul hakkıyla göçmüştür. Mahşer yerinde toplanınca, hakkını yediği kullar, o kişiden haklarını alacaklar. Nasıl? Dünyada kazandığı sevapları alarak. Yetmezse, dünyada hakkını yediği kulların günahlarını yüklenerek. İşte müflis odur." Oğlum bu duruma düşmek istemiyorsan Ermeni saklısına dokunma. Çünkü bu dünyada müslümanın hakkını yersen, yaptığın iyiliklerle öbür dünyada ödersin. Ama gayri müslimin hakkını yersen, o senden imanını ister. Çünkü ona ahirette iman gerek! İşte böyle anlattı babam.

* Eğer hazine bulsaydınız ne yapmak istersiniz?

-Benim bir idealim var. Eğer hazine bulsaydım bir üstün zekalılar okulu kuracaktım. Ben 12 yıl zihinsel özürlü çocuklara öğretmenlik yaptım. Avrupalılar, Amerikalılar araştırmalar yapmışlar. ABD ve Avrupa gibi ülkelerde üstün zekalı sayısı yüzde 4.5. Türkiye'de ise yüzde 12. Dünyada ise doğuştan üstün zekalı sayısında Türkiye yine birinci. Türkiye genelindeki tüm üstün zekalı çocukları orada özel olarak eğitecektim. Türkiye'yi üstün zekalılar kalkındırır diye düşünüyorum.

20 Milyon insan define peşinde

* Bu işi yapanlara tavsiyeniz nedir?

Bu işi yapanlar kazı yapacağı yerin coğrafi ve tarihi özelliklerini çok iyi bilecek. İşareti okuyacak. Arkeolojiden biraz anlayacak. Bunlardan anlamayan kişi bulamaz. Öyle kolay değil, bu işler.

* Türkiye'de tahminlerinize göre bu işlerle uğraşan kaç kişi var?

- En az 20 milyon...

* Abartmıyor musunuz?

- Ben hazineci olmayan, ilgilenmeyen kişi görmedim ki!

* Herkes kısa yoldan zengin olmanın peşinde...

- Bir ülkede ekonomik çöküntü olursa, adam kendini kurtarmak ister. Onun için herkes bu işle ilgileniyor.

* Zengin olan var mı?

-Ben hiç karşılaşmadım.

* Defineyle ilgilenenler kendi aralarında neler konuşurlar, 'sır saklama' konusunda usta oldukları söylenir...

- Kendi aralarında konuşurlar. Ancak çok sıkı bilgi vermezler. Bilginin püf noktalarını kendilerine saklarlar. Defineciler grup guruptur. Bir kısmının hayali çok geniştir. Bu işin sadece lafını yapar. Oturduğu yerde hazine çıkarır. Bir kısmı da çok sessiz sedasız gider. Belki bu tipler ulaşabilir. Diğer kesim ise, 'ben işi çok iyi biliyorum"' diyerek, vurur kazmayı. Şüphelendiği her yeri kazar.

* Ben de Tekirdağ'da 24 yıldır aynı yeri kazan birisi olduğunu duymuştum..

- Doğrudur. Benim öğretmenlik yaptığım yerlerden birisinde, bir adam ben gittiğimde kazıyordu, oradan ayrıldım, 11 sene sonra tekrar oraya gittim, aynı adam kazmaya devam ediyordu. Vefat edince bıraktı.

Yağmayı sermaye çevreleri yapıyor

* "Hazinecinin gözleri, hazineyle ilgili tüm işaretleri görür. Görmüyorsa, hazineci olamaz. Tıpkı bir avcı gibi!" denir. Siz bu işaretleri herhalde görüyorsunuz ki hazineci olmaya karar verdiniz?

- Ben hazineci olmak için çıkmadım yola. Hazineci de değilim. Yaptığım araştırmalar sonucunda birçok yetenekler kazandım. Bir işarete baktığım zaman o işareti ve ondan sonra neler geleceğini anlarım. Yani, hazinenin nerede olduğunu bilebilirim.

* O halde bulmuşsunuzdur?

-Çok... Ancak kolayda olanlar alınmış, zorda olanlar duruyor. Kalanlar için ise bugünkü hazinecilerin ekonomik gücü onları çıkarmaya yetmez.

* Devlet size destek veriyor mu?

- Maalesef vermiyor

* Belki şundan... Değerli eserler defineciler tarafından tahrip ediliyor, iddiası var. Gerçekten hazineciler değerli eserleri tahrip ediyor mu?

-Yağmayı Türkiye'deki hazineciler yapmıyor. Yapan varsa da bunlar ekonomik gücü yüksek olan sermaye çevreleridir. Bunları zaten devlet biliyor. Ve ne yazık ki, göz yumuyor. Tarihi eserlerin yurt dışına kaçırılmasına engel olmuyor. Ben çok hazineci tanıdım. Hepsi bir çay, bir sigara ile yaşıyor. Cebinde çay parası bile yok.,
kaynak: netpano.com/newsdetail.asp?NewsID=409

Türkiyede en cok nerde hazıne vardır

IBRIK :Su veya gölet kenarlarındaki taşlara çizilmiş İbrik figürü su kenarında ve genelde çizilen taş çevresinde para olduğunu ifade eder. Ama bu para büyük değildir.
HALKA : Duvarlarda veya herhangi bir taş üstüne çizilen halka işaretleri veya halkanın kendisi burada birden fazla ve çok büyük tuzakların olduğunu anlatır. Halka figürleri tekte çizilmiş olabilir bir kaç figürün arasında da olabilir. Tuzakların biri aşılırken veya bertaraf edilirken diğer tuzakların çalışabileceğini unutmamak gerekir. Halkanın anlam ve çeşitlerini o yerin önemi ile eşleştirebilirsiniz.
AYAK İZİ :Mağara taban,tavan veya duvarındaki oyulmuş veya çizilmiş ayak izinin herhangi bir yere basıldığında mekanik olarak çalışan bir tuzağın olduğunu ve çalıştıktan sonra durdurulamayacağını simgeler. Basılan yer tuzakları bir tane olabileceği gibi bir kaç tane değişik tuzakta olabilir.<
DEVE eve resim veya figürleri çok çeşitlidir. Yürüyen,duran,ayağı havada,kafası havada, hörgüçlü, hörgüçsüz, tek hörgüçlü,çift hörgüçlü vs.dir. Deve belli bir hazine veya değerli eşyaları simgeler. Çok iyi incelenmeli diğer figürlerle bir çözümlenmelidir. Develer para anlamı taşıdığı gibi deve ile taşınabilecek eşyaları da simgeler.
ÇIPLAK KADIN :Resim ve figürler arasında veya tek başına çıplak kadın resmi ve bir yılanın kadının belinden başlayıp omuz başına çıkması veya hareket edip omuz başında başının olması bu bölgede çok önemli bir kral veya kraliçe mezarları olduğunu simgeler. Bu figürler diğer figürlerle tamamlanıp mezarın yönünü veya yerini işaret eder.
DÜZ YILAN :Yılan kıvrımları ve çeşitleri çok önemlidir. Zehirli yılanlar tehlike anlamlarını da içermektedir. Ancak yılanın her kıvrımları belli bir ölçü olarak kabul edilerek yılanın baktığı tarafta bir hazine veya değerli bir şeyin olduğunu ifade eder.
KİM GÖMDÜ
Gömüyü kimin gömdüğü konusunun bilinmesinde fayda vardır. Bu konuda herkes bir şeyler söyler yazarlar. Bunların iyi bilinmesi varlığın bulunması ve alınması zorluklarının bilinmesinde vardır. Definenin gömülüğü uygarlık ve kültürlere, zaman süreçlerine gömülme mevsimlerine ve hatta gece veya gündüz gömülmesine göre farklılık vardır.
Her gömü aynı olmadığı gibi tuzak ve aldatmacalar, iz ve işaretleri de farklı olabilir. Kazıya başlamadan önce bu konunun iyi etüt edilmesinde fayda vardır. Gömü veya define hangi çağda yıllarda gömüldü ise o çağın kültürel yapısını incelemek, gömen şahıslar bazında kim gömdü ise ona göre fikir yürütmede fayda vardır.
1. Savaşçılar: Fethe gidenler yol üstünde mevcut yerleşim yerlerinden topladıkları ganimetlerin hepsini götüremeyeceğinden belli noktalara sonradan gelip almak şartıyla kimsenin bulamayacağı belli noktalara gömmüşler ancak birçoğu geri gelinip alınmamıştır.
Gömen savaşçıların kültürel yapısı çok önemlidir. Örneğin Araplar ile Avrupalı savaşçıların gömüleri iz ve işaretleri ile tuzak ve aldatmacaları farklıdır. Buralarda özellikle tuzaklara çok dikkat edilmesi gerekir. Bir savaşçı gibi düşünmelisiniz ona göre hareket etmelisiniz.
2. Korsanlar: Kara veya denizde mevcut çete ve korsanları bölgelerinden topladıkları ganimetleri kendilerinin kolay sizin zor bulacağınız bir şekilde gömdüklerini biliniz.
Korsanlarda savaşçılar gibi hazinenin kolay alınmaması için çok fazla tuzakla hazineyi beslerler. Bu uzakları anlamak gerçekten zordur. Anlık hayallere kapılmayıp tuzakları uzman kişilerce aşılmasında fayda vardır. Boşuna riske girilmemelidir.
v Burada önemli olan siz kendinizi onun yerine koyarak “Ne Yapar” sorusunu kendinize sorunuz. Nereye gömer ve nasıl iz ve işaretlerle nasıl tuzak ve aldatmacalar hazırlar. Sorusu önemlidir. İyi bir makine, iyi bir uzman etüdü ile kanunu arkanıza alarak problemleri teker teker aşınız. Riske girmeye hiç ama hiç gerek yoktur.
v Korsanların yıllar sonra bu hazineyi alacağı değerlendirerek belli iz ve işaret koymaları şarttır. Bu iz ve işaretleri iyi tahlil etmek gereklidir.
v Korsanların iz ve işaretleri savaşçılarınkinden farklılıklar gösterir. Korsanlar genelde su, güneş ve denizden kara görüntülerini kullanırlar. Bu konu işaretler bölümünde detaylıca incelenecektir.
3. Dönemin Yöneticileri: İşgallere karşı hazinelerini korumak veya çocuklarının yeniden iktidar veya krallık kurmaları için gerekli finansman çok gizli bir yere konularak gelecek için yatırım yapmışlardır. Bu hazinenin çok planlı ve iyi bir yere saklamalıydılar ki uzun yıllar boyunca kimse ulaşamasın.
v Burada önemli olan yine “Ben olsam nereye koyardım” sorunsudur. Bu kişiler akıllı, kurnaz ve planlı çalışan insanlar olduğu unutulmamalıdır. Etüdü iyi yapıp gözden hiçbir şey kaçırılmaması gerekir. Belki siz çözemezsiniz ancak çözülmeyecek define etüdü olmadığı unutulmamalıdır.
v Yönetim kargaşaları ve iktidar mücadeleleri sonucundaki çekişmelerden kendini garanti altına almak, ailesi ve kendisi için iyi bir yerde kendi ve ancak birkaç kişinin bildiği bir miktar hazineyi sigorta olarak koymak.
v Burada unutulmayacak bir şey vardır. O da çaresiz kalmaktır. Çaresiz insanların gömü yaparken gözönüne alabilecekleri tehlikeleri anlatmaya gerek yoktur. Çünkü “kedinin kuyruğuna basarsınız tırmalar” atasözünü anımsayınız. O anda o kadar çaresiz olabileceklerini unutmayınız.
4. Şahsi Gömüler: Buradaki gömüleri istediğiniz kadar sınıflandırabilirsiniz. Önemli olan hazineyi düşünmenizdir. Şahsi gömüleri bulmak çok kolay diğerlerine göre daha risksiz ancak değer bakımından diğerlerinden daha fakirdir.
Bir insanın serveti ile bir savaşçı, korsan, kral, bey, ağa vs. serveti karşılaştırılamaz. Şahsi servetlerin bir bölümünü ele alıp inceleyelim.
a. Din adamları: Papaz ve haham ağırlıklı olmak üzere elde mevcut hazinenin diğer dinlerdeki insanların eline geçmemek için tekrar alınmak üzere akıllı ve planlı bir şekilde gömmeleridir. Bu durum genelde savaş, istila, korsan-çete baskını, önceden tahmin veya duyum, iç çekişmelerden kaynaklanır.
Bu insanların dönemin akıllı, kurnaz ve alim sayılan insanlar olduğu unutulmamalıdır. Bu durum hazinenin alınma şartlarını ağırlaştırır.
Böyle kişilerin hazinelerini ele geçirmek için ilgili dinde mevcut işaret ve kültürel değerleri iyi tahlil etmek gerekir. Anlatılmak isteneni iyi anlamak gereklidir. Aksi takdirde çalışmalar boşa gidecektir.
b. Göç: Kendi istekleri veya zoraki göçe tabi tutulan köy veya kasabalılar bütün mallarını yanında götüremeyecekleri için oturup titizlik içerisinde hazineleri toplu olarak gömmüşlerdir. Buradaki amaç tekrar geri döndüklerinde bu hazineyi alıp tekrar eski yaşantılarına dönebilmeleridir. Bunların büyük bir bölümü tekrar geri dönmemişlerdir.
Bütün halkın hazinesi tek bir yerde toplanıp gömülmesi düşünülemez. Parça parça ama önemli büyüklükte olmalarıdır. Bu gibi definelerde gömünün hediyesi sizi yanıltmasın. Etüdünüzü iyi yapmalısınız.
Burada dikkat edilmesi gereken siz olsaydınız hazineyi tek bir yere mi gömerdiniz. Bence hayır 3-4 parça şeklinde gömerdim. Bunların bulunma olasılığı daha düşüktür. Biri bulunursa diğerleri bulunamaz. Şeklinde düşünürdüm. Ama mutlaka hediyesi yanıltıcı çalışmalar ve tuzaklarla gömüyü beslerdim. Paramı kolay kolay kimseye yar etmezdim.
c. Yaşlı insanlar: Bir hayat boyu çalışıp uğraştıktan sonra yaşlanan insanlar eğer çocukları yoksa eldeki değerli eşyalarını kimse bulamasın diye saklamalarıdır. Bu hazineler genelde küçük ölçekli olup şahsi eşya ve paralarından ibarettir.
Genelde ev, işyeri, bahçe, tarla, ahır veya kuyularına gömerler. Tuzak ve aldatmacası azdır. Genellikle tarihi ve kültürel değer açısından önemlidir.
d. Ölülere saygı: Eski dönemlerde kültür değerleri içerisinde ölü ile birlikte değerli eşyalarını da beraberinde gömmek vardır. Buradakiler şahsın şahsi eşyaları ve paralarıdır. Önemli bir şahsiyet değilse genelde ufak tefek şeyler gömerlerdi. Buralarda kayda değer eşyalar genelde olmaz.
Mezarlar önemli yerlerdir. Hazine var diye mezarla kazılmamalıdır. Çünkü hangi mezarda hazine olduğu belli olup, orada da ölü yoktur.
Burada yapılacak kazılarda kesinlikle izin alınmalı ve kanuni yapılmalıdır. Doğada mevcut güzellikler bozulmamalıdır.
Mezar kazıları iyi etüt edilmedi ise kesinlikle yapılmamalıdır. Etüt edilemiyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.
Hazine veya defineyi kim gömerse gömsün iyi etüt edilerek risksiz çıkarılacağı bilinmelidir. Önce araştırma (yapılamaz ise uzmana başvurulmalı), sonra makine (maden analizinden arazi özelliklerine, doğal veya yapay durumuna), sonra kanuni izinle hazine rahatlıkla çıkarılıp zengin olmamak mümkün değildir. Ama önemli olan akıllı hareket etmektir. Profesyonelce davranmaktır.
HARİTAYI YÖNÜNE KOYMA
Defineciler bilirler. Haritalarla çalışılmasında en önemli şey haritaları yönüne koymaktır. Haritayı yönüne koyunca doğa (çevre) biliniyorsa gerisi ancak biraz adrenalin yükselmesiyle sonuçlanır.
Haritalarda mevcut ana işaretler (dağ, tepe, ırmak, kaya, mağara vs.) haritayı yönüne koymada size yardımcı olunacaktır. Haritayı doğru yönüne koymazsanız hedefiniz yanlış bir yer olacaktır.
Haritalarda önemli konulardan biriside güneşin doğudan doğuşu ve batıdan batışıdır. Bu konu haritanın genelinde görülebilir. Bir veya birkaç iz ve işaretle bu anlaşılamaz. Olaya üç boyutlu bir resme bakmak gibi bir şeydir.
Haritalarda güneş, rüzgar ve su akış yönü çok önemlidir. Açılarla harita yönüne konmazsa bütün emeğin boşa gideceği unutulmamalıdır.
Haritayı yönüne koyduktan sonra detay, iz ve işaretlerle haritanın tam olarak yönüne girip girmediği test edilmelidir.
Haritayı yönüne koyamıyorsanız hiç boşa uğraşmayın mutlaka yanlış yerde kazı yapacaksınız demektir.
Haritalardaki akarsular haritayı yönüne koymakta önemli bir unsur olarak değerlendirmelidir. Dağ izi ve işaretini doğu – batı yönünde değerlendirilmesi ve beraber işlenmesi gerekir.
Akarsu ve tepeler arazide alanı daraltıp dar bölgede çalışma yapmanızı sağlayacaktır. Akarsu akış yönü ile alanınız daha da daralacağı unutulmamalıdır.
Haritalarda mevcut akarsu ve çeşme işaretleri büyük önem taşır. Bir diğer husus ise çeşmelerin eğime göre ön tarafı aşağı doğru baktığının unutulmaması gerektiğidir. Kaynak ve çeşmelere (pınarlara) önem vererek definecinin beyninde şimşeklerin çakmasını sağlar.
Eski dönemlerde pınar, kaynak gibi su kenarları temel veriler kabul edilirdi. Yapacağınız kazı bölgesinde bu gibi yerlere dikkat etmekte fayda vardır.
Pınar, su kaynağı, çeşme vs. kurumuş veya yer değiştirmiş olabilir. Konuyu etraflıca incelemekte fayda vardır.
Haritadaki akarsular dağdan aşağı veya yüksekten aşağı gelir. İşaretlerin bol olduğu bölge akarsuyun oraya ulaştığının göstergesidir. Bu bize haritayı araziye yerine koymada önemli ipuçları verir.
Unutulmaması gereken diğer bir nokta gömü yapılırken su ihtiyacının nereden giderildiğidir. Mutlaka yakın bölgede bir su kaynağı olması gerekir.
Mevcut mağara, taş, mezar gibi belli yerler haritanın yönüne konduğunun testi için önemlidir.
Mezarların veya mezarlıkların bakış açıları dine göre değiştiğinden hangi dine mensup olduğunun öğrenilmesinden sonra ilgili yöne bakarak harita doğa üzerinde yerine konulabilir.
Haritadaki şelale, pınar, akarsu, mağara, mezar gerçek anlamları ile konulmamış olabilir. Konuyu bütünlük içerisinde değerlendirin.
Haritadaki anlatılmak isteneni iyi anlarsınız haritayı yönüne koymak çocuğun suyla oynaması gibi basit, sade ve zevkli bir iştir.
Haritalar 100 puanlık bilmece sorusuna benzer. Ne kadar çok alıştırma yapılırsa hata payı o kadar az olur.
HARİTAYI ANLAMA
Haritaların çözümlenmesi çok zor ve zevkli bir uğraştır. Genel bilgileri eksik defineciler çözdük diye bir çok kez yanlış yerleri kazarlar. Harita üzerinde her iz ve işareti detaylıca ve bir bütünlük içerisinde ele alarak harita çözülmelidir.
Harita üzerindeki bir noktayı atlamak veya çözememek arazide yanlış kazının yapılmasını sağlayacaktır. Bütün çabalar boşa gidecektir.
Haritadaki iz ve işaretler her yöre, kültür ve uygarlıklar açısından farklılıklar gösterir. Bir işaret her haritada aynı anlama gelmez.
Bütün iz ve işaretlerin tamamı bir bütünlük içerisinde ele alınmazsa işaretler farklı anlamlarda kullanılarak yanlış yere yönlendirecektir.
İşi profesyonelce ele alıp işaretlerin anlamları, haritayı yönüne koyma gibi konularda iyi çalışılmalı veya iyi anlayan birinden yardım alınmalıdır.
Sitemizde birçok noktada uzmandan bahsediyoruz. Burada sıkıştığınız noktaların çözülmesi içindir. Aşılamayan problemleri teker teker aşmanız içindir. Çünkü eksik verilerle kesinlikle kazı yapmamanız içindir.
Haritalardaki birçok iz ve işaretlerin ortak kullanılanları sitemizin işaretler bölümünde izlenebilir.
Haritalardaki işaretler aynı değildir. Haritayı çizen bir çok yanıltıcı yön ve anlamsız işaretlerle yanılmayı planladıklarını unutmamak gerekir.
Define gömenler bunu bulmanın bir bedeli olduğunu düşünmüşlerdir. Bu bedel; iyi araştırılmazsa canla, eksik verilerle zaman ve emek sarfı ile ödenir.
Harita üzerindeki işaretler ilk başta hemen bir nokta işaret edermiş gibi görünse de detaylıca incelendiğinde bunun hazinenin hediyesi veya yanıltma taktiği olduğu anlaşılır.
İz ve işaretleri bir bütün içinde incelemek gerekir. Yanılgı veya yanlış hedef taktiklerine aldanmamak gerekir.
Haritaların çizildikleri dönem, uygarlık, dil ve kültürlerin bir simgesi olduğunu anlamak ve o dönemde yaşıyormuş gibi düşünmek gerekir.
Yazılarımla da açıklamaya çalıştım bir dönemdeki sosyal veya kültürel değerlerle bir başka dönemdeki değerler arasında farklılıklar vardır. İz, işaret ve şekilleri mutlaka dönemleri içerisindeki kültürle bağdaştırılmalı, onlar gibi düşünmelidir. Böyle yapılmazsa sonuç hayal kırıklığından öte gitmeyecektir.
Haritalarda en ufak iz ve işaretler atlanmadan değerlendirilmeli ve anladıktan sonra tekrar tekrar incelenip kendiniz çizmeli ve ben olsam ne yaparım sözünü kendinize sormalısınız.
Çözümün detaylarda olduğunu unutmamalısınız. Haritayı sürekli fikirsel olarak üç boyutlu bakılmalıdır.
Haritalar incelenirken en başta en büyük işaret sonra ufaklarına bakılmalı ve harita yönüne konulduktan sonra detaylara geçip anlamaya çalışmalıdır.
Haritayı okumayı bilmiyorsanız hiç boşuna uğraşmayınız. Önce harita okumayı öğrenin. Normal haritalardan başlayarak egzersiz yapın. Bu işi gerçekten bilen bu işle uğraşan arkadaşlarınızdan bilgi alınız.
Haritayı okumak başlı başına bir sanattır. Günümüz haritalarını okumayanlar ilgili kültüre ait haritaları anlayamazlar. Okumayı bilmiyorsanız hiç boşa emek harcamayın ve yetersiz bilgi ile kazı yapmayın.
Haritalarda ilk okuma belli başlı iz ve işaretlerin anlaşılması ile gerçekleşir. İşaretlerin ortalama ne anlama geldiği bilinirse diğer işaretlerle birleştirilerek özel noktalara varılır. Bunun için birçok defa kendi kendinize alıştırma yapmayı unutmayınız.
Bazı konular vardır ki okulu mektebi olmayan yaşayarak öğrenilen, mantık yürüterek sonuca varılanlardır. Define haritalarını da okumak onun gibi birşeydir. Tamamen merak ve ilgi sonucu kararlılıkla sürekli alıştırma yaparak uzmanlaşılır.
Çok fazla harita üzerinde çalışan insanlar haritaya 5 – 10 dakika baktığında haritanın ne anlatmak istediğini çok iyi anlarlar. Ama bu seviyeye gelmek bilgi, merak ve beceri işidir
Harita okuma ve anlamada uzmanlaşmış kişilerden baktığı anda kitap okur gibi harita okuyan kişilerden istifade etmek menfaatiniz icabıdır.

Türkiyede en cok nerde hazıne vardır

IBRIK :Su veya gölet kenarlarındaki taşlara çizilmiş İbrik figürü su kenarında ve genelde çizilen taş çevresinde para olduğunu ifade eder. Ama bu para büyük değildir.
HALKA : Duvarlarda veya herhangi bir taş üstüne çizilen halka işaretleri veya halkanın kendisi burada birden fazla ve çok büyük tuzakların olduğunu anlatır. Halka figürleri tekte çizilmiş olabilir bir kaç figürün arasında da olabilir. Tuzakların biri aşılırken veya bertaraf edilirken diğer tuzakların çalışabileceğini unutmamak gerekir. Halkanın anlam ve çeşitlerini o yerin önemi ile eşleştirebilirsiniz.
AYAK İZİ :Mağara taban,tavan veya duvarındaki oyulmuş veya çizilmiş ayak izinin herhangi bir yere basıldığında mekanik olarak çalışan bir tuzağın olduğunu ve çalıştıktan sonra durdurulamayacağını simgeler. Basılan yer tuzakları bir tane olabileceği gibi bir kaç tane değişik tuzakta olabilir.<
DEVE eve resim veya figürleri çok çeşitlidir. Yürüyen,duran,ayağı havada,kafası havada, hörgüçlü, hörgüçsüz, tek hörgüçlü,çift hörgüçlü vs.dir. Deve belli bir hazine veya değerli eşyaları simgeler. Çok iyi incelenmeli diğer figürlerle bir çözümlenmelidir. Develer para anlamı taşıdığı gibi deve ile taşınabilecek eşyaları da simgeler.
ÇIPLAK KADIN :Resim ve figürler arasında veya tek başına çıplak kadın resmi ve bir yılanın kadının belinden başlayıp omuz başına çıkması veya hareket edip omuz başında başının olması bu bölgede çok önemli bir kral veya kraliçe mezarları olduğunu simgeler. Bu figürler diğer figürlerle tamamlanıp mezarın yönünü veya yerini işaret eder.
DÜZ YILAN :Yılan kıvrımları ve çeşitleri çok önemlidir. Zehirli yılanlar tehlike anlamlarını da içermektedir. Ancak yılanın her kıvrımları belli bir ölçü olarak kabul edilerek yılanın baktığı tarafta bir hazine veya değerli bir şeyin olduğunu ifade eder.
KİM GÖMDÜ
Gömüyü kimin gömdüğü konusunun bilinmesinde fayda vardır. Bu konuda herkes bir şeyler söyler yazarlar. Bunların iyi bilinmesi varlığın bulunması ve alınması zorluklarının bilinmesinde vardır. Definenin gömülüğü uygarlık ve kültürlere, zaman süreçlerine gömülme mevsimlerine ve hatta gece veya gündüz gömülmesine göre farklılık vardır.
Her gömü aynı olmadığı gibi tuzak ve aldatmacalar, iz ve işaretleri de farklı olabilir. Kazıya başlamadan önce bu konunun iyi etüt edilmesinde fayda vardır. Gömü veya define hangi çağda yıllarda gömüldü ise o çağın kültürel yapısını incelemek, gömen şahıslar bazında kim gömdü ise ona göre fikir yürütmede fayda vardır.
1. Savaşçılar: Fethe gidenler yol üstünde mevcut yerleşim yerlerinden topladıkları ganimetlerin hepsini götüremeyeceğinden belli noktalara sonradan gelip almak şartıyla kimsenin bulamayacağı belli noktalara gömmüşler ancak birçoğu geri gelinip alınmamıştır.
Gömen savaşçıların kültürel yapısı çok önemlidir. Örneğin Araplar ile Avrupalı savaşçıların gömüleri iz ve işaretleri ile tuzak ve aldatmacaları farklıdır. Buralarda özellikle tuzaklara çok dikkat edilmesi gerekir. Bir savaşçı gibi düşünmelisiniz ona göre hareket etmelisiniz.
2. Korsanlar: Kara veya denizde mevcut çete ve korsanları bölgelerinden topladıkları ganimetleri kendilerinin kolay sizin zor bulacağınız bir şekilde gömdüklerini biliniz.
Korsanlarda savaşçılar gibi hazinenin kolay alınmaması için çok fazla tuzakla hazineyi beslerler. Bu uzakları anlamak gerçekten zordur. Anlık hayallere kapılmayıp tuzakları uzman kişilerce aşılmasında fayda vardır. Boşuna riske girilmemelidir.
v Burada önemli olan siz kendinizi onun yerine koyarak “Ne Yapar” sorusunu kendinize sorunuz. Nereye gömer ve nasıl iz ve işaretlerle nasıl tuzak ve aldatmacalar hazırlar. Sorusu önemlidir. İyi bir makine, iyi bir uzman etüdü ile kanunu arkanıza alarak problemleri teker teker aşınız. Riske girmeye hiç ama hiç gerek yoktur.
v Korsanların yıllar sonra bu hazineyi alacağı değerlendirerek belli iz ve işaret koymaları şarttır. Bu iz ve işaretleri iyi tahlil etmek gereklidir.
v Korsanların iz ve işaretleri savaşçılarınkinden farklılıklar gösterir. Korsanlar genelde su, güneş ve denizden kara görüntülerini kullanırlar. Bu konu işaretler bölümünde detaylıca incelenecektir.
3. Dönemin Yöneticileri: İşgallere karşı hazinelerini korumak veya çocuklarının yeniden iktidar veya krallık kurmaları için gerekli finansman çok gizli bir yere konularak gelecek için yatırım yapmışlardır. Bu hazinenin çok planlı ve iyi bir yere saklamalıydılar ki uzun yıllar boyunca kimse ulaşamasın.
v Burada önemli olan yine “Ben olsam nereye koyardım” sorunsudur. Bu kişiler akıllı, kurnaz ve planlı çalışan insanlar olduğu unutulmamalıdır. Etüdü iyi yapıp gözden hiçbir şey kaçırılmaması gerekir. Belki siz çözemezsiniz ancak çözülmeyecek define etüdü olmadığı unutulmamalıdır.
v Yönetim kargaşaları ve iktidar mücadeleleri sonucundaki çekişmelerden kendini garanti altına almak, ailesi ve kendisi için iyi bir yerde kendi ve ancak birkaç kişinin bildiği bir miktar hazineyi sigorta olarak koymak.
v Burada unutulmayacak bir şey vardır. O da çaresiz kalmaktır. Çaresiz insanların gömü yaparken gözönüne alabilecekleri tehlikeleri anlatmaya gerek yoktur. Çünkü “kedinin kuyruğuna basarsınız tırmalar” atasözünü anımsayınız. O anda o kadar çaresiz olabileceklerini unutmayınız.
4. Şahsi Gömüler: Buradaki gömüleri istediğiniz kadar sınıflandırabilirsiniz. Önemli olan hazineyi düşünmenizdir. Şahsi gömüleri bulmak çok kolay diğerlerine göre daha risksiz ancak değer bakımından diğerlerinden daha fakirdir.
Bir insanın serveti ile bir savaşçı, korsan, kral, bey, ağa vs. serveti karşılaştırılamaz. Şahsi servetlerin bir bölümünü ele alıp inceleyelim.
a. Din adamları: Papaz ve haham ağırlıklı olmak üzere elde mevcut hazinenin diğer dinlerdeki insanların eline geçmemek için tekrar alınmak üzere akıllı ve planlı bir şekilde gömmeleridir. Bu durum genelde savaş, istila, korsan-çete baskını, önceden tahmin veya duyum, iç çekişmelerden kaynaklanır.
Bu insanların dönemin akıllı, kurnaz ve alim sayılan insanlar olduğu unutulmamalıdır. Bu durum hazinenin alınma şartlarını ağırlaştırır.
Böyle kişilerin hazinelerini ele geçirmek için ilgili dinde mevcut işaret ve kültürel değerleri iyi tahlil etmek gerekir. Anlatılmak isteneni iyi anlamak gereklidir. Aksi takdirde çalışmalar boşa gidecektir.
b. Göç: Kendi istekleri veya zoraki göçe tabi tutulan köy veya kasabalılar bütün mallarını yanında götüremeyecekleri için oturup titizlik içerisinde hazineleri toplu olarak gömmüşlerdir. Buradaki amaç tekrar geri döndüklerinde bu hazineyi alıp tekrar eski yaşantılarına dönebilmeleridir. Bunların büyük bir bölümü tekrar geri dönmemişlerdir.
Bütün halkın hazinesi tek bir yerde toplanıp gömülmesi düşünülemez. Parça parça ama önemli büyüklükte olmalarıdır. Bu gibi definelerde gömünün hediyesi sizi yanıltmasın. Etüdünüzü iyi yapmalısınız.
Burada dikkat edilmesi gereken siz olsaydınız hazineyi tek bir yere mi gömerdiniz. Bence hayır 3-4 parça şeklinde gömerdim. Bunların bulunma olasılığı daha düşüktür. Biri bulunursa diğerleri bulunamaz. Şeklinde düşünürdüm. Ama mutlaka hediyesi yanıltıcı çalışmalar ve tuzaklarla gömüyü beslerdim. Paramı kolay kolay kimseye yar etmezdim.
c. Yaşlı insanlar: Bir hayat boyu çalışıp uğraştıktan sonra yaşlanan insanlar eğer çocukları yoksa eldeki değerli eşyalarını kimse bulamasın diye saklamalarıdır. Bu hazineler genelde küçük ölçekli olup şahsi eşya ve paralarından ibarettir.
Genelde ev, işyeri, bahçe, tarla, ahır veya kuyularına gömerler. Tuzak ve aldatmacası azdır. Genellikle tarihi ve kültürel değer açısından önemlidir.
d. Ölülere saygı: Eski dönemlerde kültür değerleri içerisinde ölü ile birlikte değerli eşyalarını da beraberinde gömmek vardır. Buradakiler şahsın şahsi eşyaları ve paralarıdır. Önemli bir şahsiyet değilse genelde ufak tefek şeyler gömerlerdi. Buralarda kayda değer eşyalar genelde olmaz.
Mezarlar önemli yerlerdir. Hazine var diye mezarla kazılmamalıdır. Çünkü hangi mezarda hazine olduğu belli olup, orada da ölü yoktur.
Burada yapılacak kazılarda kesinlikle izin alınmalı ve kanuni yapılmalıdır. Doğada mevcut güzellikler bozulmamalıdır.
Mezar kazıları iyi etüt edilmedi ise kesinlikle yapılmamalıdır. Etüt edilemiyorsa mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır.
Hazine veya defineyi kim gömerse gömsün iyi etüt edilerek risksiz çıkarılacağı bilinmelidir. Önce araştırma (yapılamaz ise uzmana başvurulmalı), sonra makine (maden analizinden arazi özelliklerine, doğal veya yapay durumuna), sonra kanuni izinle hazine rahatlıkla çıkarılıp zengin olmamak mümkün değildir. Ama önemli olan akıllı hareket etmektir. Profesyonelce davranmaktır.
HARİTAYI YÖNÜNE KOYMA
Defineciler bilirler. Haritalarla çalışılmasında en önemli şey haritaları yönüne koymaktır. Haritayı yönüne koyunca doğa (çevre) biliniyorsa gerisi ancak biraz adrenalin yükselmesiyle sonuçlanır.
Haritalarda mevcut ana işaretler (dağ, tepe, ırmak, kaya, mağara vs.) haritayı yönüne koymada size yardımcı olunacaktır. Haritayı doğru yönüne koymazsanız hedefiniz yanlış bir yer olacaktır.
Haritalarda önemli konulardan biriside güneşin doğudan doğuşu ve batıdan batışıdır. Bu konu haritanın genelinde görülebilir. Bir veya birkaç iz ve işaretle bu anlaşılamaz. Olaya üç boyutlu bir resme bakmak gibi bir şeydir.
Haritalarda güneş, rüzgar ve su akış yönü çok önemlidir. Açılarla harita yönüne konmazsa bütün emeğin boşa gideceği unutulmamalıdır.
Haritayı yönüne koyduktan sonra detay, iz ve işaretlerle haritanın tam olarak yönüne girip girmediği test edilmelidir.
Haritayı yönüne koyamıyorsanız hiç boşa uğraşmayın mutlaka yanlış yerde kazı yapacaksınız demektir.
Haritalardaki akarsular haritayı yönüne koymakta önemli bir unsur olarak değerlendirmelidir. Dağ izi ve işaretini doğu – batı yönünde değerlendirilmesi ve beraber işlenmesi gerekir.
Akarsu ve tepeler arazide alanı daraltıp dar bölgede çalışma yapmanızı sağlayacaktır. Akarsu akış yönü ile alanınız daha da daralacağı unutulmamalıdır.
Haritalarda mevcut akarsu ve çeşme işaretleri büyük önem taşır. Bir diğer husus ise çeşmelerin eğime göre ön tarafı aşağı doğru baktığının unutulmaması gerektiğidir. Kaynak ve çeşmelere (pınarlara) önem vererek definecinin beyninde şimşeklerin çakmasını sağlar.
Eski dönemlerde pınar, kaynak gibi su kenarları temel veriler kabul edilirdi. Yapacağınız kazı bölgesinde bu gibi yerlere dikkat etmekte fayda vardır.
Pınar, su kaynağı, çeşme vs. kurumuş veya yer değiştirmiş olabilir. Konuyu etraflıca incelemekte fayda vardır.
Haritadaki akarsular dağdan aşağı veya yüksekten aşağı gelir. İşaretlerin bol olduğu bölge akarsuyun oraya ulaştığının göstergesidir. Bu bize haritayı araziye yerine koymada önemli ipuçları verir.
Unutulmaması gereken diğer bir nokta gömü yapılırken su ihtiyacının nereden giderildiğidir. Mutlaka yakın bölgede bir su kaynağı olması gerekir.
Mevcut mağara, taş, mezar gibi belli yerler haritanın yönüne konduğunun testi için önemlidir.
Mezarların veya mezarlıkların bakış açıları dine göre değiştiğinden hangi dine mensup olduğunun öğrenilmesinden sonra ilgili yöne bakarak harita doğa üzerinde yerine konulabilir.
Haritadaki şelale, pınar, akarsu, mağara, mezar gerçek anlamları ile konulmamış olabilir. Konuyu bütünlük içerisinde değerlendirin.
Haritadaki anlatılmak isteneni iyi anlarsınız haritayı yönüne koymak çocuğun suyla oynaması gibi basit, sade ve zevkli bir iştir.
Haritalar 100 puanlık bilmece sorusuna benzer. Ne kadar çok alıştırma yapılırsa hata payı o kadar az olur.
HARİTAYI ANLAMA
Haritaların çözümlenmesi çok zor ve zevkli bir uğraştır. Genel bilgileri eksik defineciler çözdük diye bir çok kez yanlış yerleri kazarlar. Harita üzerinde her iz ve işareti detaylıca ve bir bütünlük içerisinde ele alarak harita çözülmelidir.
Harita üzerindeki bir noktayı atlamak veya çözememek arazide yanlış kazının yapılmasını sağlayacaktır. Bütün çabalar boşa gidecektir.
Haritadaki iz ve işaretler her yöre, kültür ve uygarlıklar açısından farklılıklar gösterir. Bir işaret her haritada aynı anlama gelmez.
Bütün iz ve işaretlerin tamamı bir bütünlük içerisinde ele alınmazsa işaretler farklı anlamlarda kullanılarak yanlış yere yönlendirecektir.
İşi profesyonelce ele alıp işaretlerin anlamları, haritayı yönüne koyma gibi konularda iyi çalışılmalı veya iyi anlayan birinden yardım alınmalıdır.
Sitemizde birçok noktada uzmandan bahsediyoruz. Burada sıkıştığınız noktaların çözülmesi içindir. Aşılamayan problemleri teker teker aşmanız içindir. Çünkü eksik verilerle kesinlikle kazı yapmamanız içindir.
Haritalardaki birçok iz ve işaretlerin ortak kullanılanları sitemizin işaretler bölümünde izlenebilir.
Haritalardaki işaretler aynı değildir. Haritayı çizen bir çok yanıltıcı yön ve anlamsız işaretlerle yanılmayı planladıklarını unutmamak gerekir.
Define gömenler bunu bulmanın bir bedeli olduğunu düşünmüşlerdir. Bu bedel; iyi araştırılmazsa canla, eksik verilerle zaman ve emek sarfı ile ödenir.
Harita üzerindeki işaretler ilk başta hemen bir nokta işaret edermiş gibi görünse de detaylıca incelendiğinde bunun hazinenin hediyesi veya yanıltma taktiği olduğu anlaşılır.
İz ve işaretleri bir bütün içinde incelemek gerekir. Yanılgı veya yanlış hedef taktiklerine aldanmamak gerekir.
Haritaların çizildikleri dönem, uygarlık, dil ve kültürlerin bir simgesi olduğunu anlamak ve o dönemde yaşıyormuş gibi düşünmek gerekir.
Yazılarımla da açıklamaya çalıştım bir dönemdeki sosyal veya kültürel değerlerle bir başka dönemdeki değerler arasında farklılıklar vardır. İz, işaret ve şekilleri mutlaka dönemleri içerisindeki kültürle bağdaştırılmalı, onlar gibi düşünmelidir. Böyle yapılmazsa sonuç hayal kırıklığından öte gitmeyecektir.
Haritalarda en ufak iz ve işaretler atlanmadan değerlendirilmeli ve anladıktan sonra tekrar tekrar incelenip kendiniz çizmeli ve ben olsam ne yaparım sözünü kendinize sormalısınız.
Çözümün detaylarda olduğunu unutmamalısınız. Haritayı sürekli fikirsel olarak üç boyutlu bakılmalıdır.
Haritalar incelenirken en başta en büyük işaret sonra ufaklarına bakılmalı ve harita yönüne konulduktan sonra detaylara geçip anlamaya çalışmalıdır.
Haritayı okumayı bilmiyorsanız hiç boşuna uğraşmayınız. Önce harita okumayı öğrenin. Normal haritalardan başlayarak egzersiz yapın. Bu işi gerçekten bilen bu işle uğraşan arkadaşlarınızdan bilgi alınız.
Haritayı okumak başlı başına bir sanattır. Günümüz haritalarını okumayanlar ilgili kültüre ait haritaları anlayamazlar. Okumayı bilmiyorsanız hiç boşa emek harcamayın ve yetersiz bilgi ile kazı yapmayın.
Haritalarda ilk okuma belli başlı iz ve işaretlerin anlaşılması ile gerçekleşir. İşaretlerin ortalama ne anlama geldiği bilinirse diğer işaretlerle birleştirilerek özel noktalara varılır. Bunun için birçok defa kendi kendinize alıştırma yapmayı unutmayınız.
Bazı konular vardır ki okulu mektebi olmayan yaşayarak öğrenilen, mantık yürüterek sonuca varılanlardır. Define haritalarını da okumak onun gibi birşeydir. Tamamen merak ve ilgi sonucu kararlılıkla sürekli alıştırma yaparak uzmanlaşılır.
Çok fazla harita üzerinde çalışan insanlar haritaya 5 – 10 dakika baktığında haritanın ne anlatmak istediğini çok iyi anlarlar. Ama bu seviyeye gelmek bilgi, merak ve beceri işidir
Harita okuma ve anlamada uzmanlaşmış kişilerden baktığı anda kitap okur gibi harita okuyan kişilerden istifade etmek menfaatiniz icabıdır.

VOLCAN HAZİNELERİNDE ADI GEÇEN YERLER

Define,definecilik,define işaretleri,define arama yolları,gizli defineleri arama,cinler büyü tılsım,define arama çubukları, ,gizemli defineleri çıkartma,define nasıl aranır hepsi burada.
Deniz Korsanı Timoryani ve çete başı mahiyeti ile PREPETİS-MARMARA Denizi sahilinde EMİNE(EMENE) Reis burnu civarında içinde deniz girintisi kıvrıntı yaptığı BACALI mağra yakınlarında 4 adacıklar karşısından bir yola çıkarak yürüdük ilerde altından acı su geçen mermer ayaklı kemerli halkalı Efem Avam köprüsünü geçerek 4-4,5 saat ileride 3 gözlü kemer köprüden geçerek doğuya 1,5 saat ilerde oldukça sivri ve yüksek karatepeye vardık.
.Kara tepeye çıkarkende bir yerli anataş üzerine Kabartma çerkez eğerini tam takım olarak yaptık.Kantarmasınada katlanmışça vaziyette eğerin üst kaşına taktık. Çerkez Eğerin ön kaşında tek bir altın vardır. Eğerin heriki özengisinin altında birer heybe altın konmuştur. Eğerin altına kirpiyi horasan ile sıvayıp 10 okka mücevherat yerleştirilmiştir. Bu civarda 3 kaynak vardır.Kurt tepenin eteğidir.Zirveye çıktığımızda 2 renkli mermerden oldukça büyük boyu 2 kulaç,1,85 eni eni 1 kulaç 1.50 cm olan bir tekneyi anataşa kurnazlıkla yaptık ve bir köşesini kasten kırdık şarka-doğuya gelen köşesinin kırık parçasını da teknenin sağ önüne gelen bir yerinde ve tam 7 arşın önünde toprağa gömdük. 70 okka altını bu taşın altına yerleştirdik.Bu teknenin sağ ön tarafına rusça yazılar yazılmıştır.Görünmez kapalıdır. SPATT7 DON IETTİ Bu tekneye çok yakın domuz kontrası vardır, önünde güneyinde 18 arşın. Bu kotraya 18 basamakla demir ızgaralarla kapalı mahsene girilir. Bu tekneye kuzeyden güneye gelirken kaldırım bir yol dereye iner.Yolun bitiminde iki kaya vardır.Bunlar Pehlivan Kayalardır. Burada 2000 iki bin okka olan altını mahsene yerleştirdik.Bu kayanın birinde LEĞEN - İBRİK resmi vardır.Leğenin kendisinde horosanla sıvanmış bir miktar altın konmuştur.Buraya yakın bir taşta 9 lokmalı zincir resminin bitiminde yerde bir bakraç mahmudiye altını konmuştur. Kara tepenin doğusunda büyük bir mezarlık çok tarihidir. Kara tepenin üzerinde bir yatır mevcuttur. Bu yatır kuyudur. Bu kuyudabn bizanslardan kalma odalara girilir. Çok tarihi varlık mevcuttur. Tepenin batı kuzeyinde bir taş yığınının altında kapalı bir sofra nın altında bir mahsen dolusu kıymetli varlık vardır. Kara Tepenin üzerinde bir kayada 21 lokma zincir , bunun yanında kapalı bir mağaranın sağ tarafında kuru duvarın ortasından kapısı açılan büyük mahsene girilir. Burada 70 ton altın mevcuttur. Kara tepedeki işlerimizi bitirdikten sonra vezir tepeye vardık.Tam zirvede etrafı kaldırım taş döşeli 22 adım boyunda bir vezir mezarı yaptık. 13 metre derinlikte büyük mahsen vardır. Bu Tepede 4 köşe bir taşta çıplak sol ayak resminin altına bir kazan altın yerleştirilmiştir. Burada kayada yay ok resmi vardır.Tepede bir taşın üzerinde bir tabanca resminin altında bir kazan altın koyduk. Vezir tepeden güneye dönersek bir köy, bir vezir köprü vede mandıra yerleri görünür. Vezir tepenin poyrazında 1,2 dönüm kadar büyüklüğünde bir SAZLI göl vardır. Bu gölün ortasında adacık halinde bir kara taşta iki adet güvercin resmi yaptık. Biri yalaktan su içer diğeri su içmiş havaya bakıyor. Bu taş aslında bir çeşmenin yalak taşıdır. Bu taşta altı okka altın vardır. Bu göle …altını boca ettik, sonra 140 kişi almak için çaba gösterdik alamadık. Dünya durdukça payidar olacaktır.Bu gölün doğu kısmı yarıktır.
Bu yarık kanalda 40 adet kaldırım halinde taşlar dizilidir. Bütün taşlara çeşitli işaretlerler yapılmıştır. 39. taşta oyuk işareti vardır. Bu taşın altına 1500 okka altını yerleştirdik. Bu gölün yanında bir yığmanın altına, bir kazan altını yerleştirdik. Bu göl o zaman sazlı göl idi biz buna sarı göl ismini koyduk.Sarı gölün doğu tarafında kayalıkta bir asker yeniçeri askeri kayaya tırmanır vaziyette elinde silahı kütüklük belinde sivri külahlı yan bakar durumda kayaya tırmanır vaziyette resmedilmiştir.Kütüklük doludur.Askerin üzerine bir yılan sarkar vaziyettedir, bu taşın altına bir teneke altın konulmuştur. Askerin üzerinde tepede siyah bir kara taşın altında anamahsen bulunup kapanmıştır. Askerin yan baktığı yerde omuzunda su bakırları ile bir kız ona bakar vaziyette mağaranın ağzındadır. Su balırları altınla doludur. Bakraçlı kızla yeniçeri askerinin ortasında 3 metre yüksekliğinde 6 metre eninde 12m boyunda bir yığma vardır. Bu yığmaya güneyden 3 basamakla inilen 3 odalar vardır. Çok değerli oda olan oda güneydeki kızın odasıdır. Bu kız Bizans konstantinin kızıdır. Sarı gölün bir ayağı harami dereye karışır. Suyun karıştığı yerden biraz aşağıda anakayaya hark ile domuzluğu oyularak ,hargın boyu 18 adımdır.Eminağa değirmeni namında bir değirmendir.Bu değirmenin içine 3 basamakla inilir, savak yerine 9 basamakla çıkılır.ilk basamak kırıktır,basamağın altına bir bakraç altın konmuştur.Domuzluğa yakın sağ duvarın içinde 9 civciv ile bir tavuk tavuğun başının üzerine bir civciv yaptık.Bu civcive bir yılan saldırır vaziyettedir. Bu civcivin başında bir mahmudiye altın yerleştirilmiştir.Domuzluğun altına çarkın altına bir kazan altın yerleştirilmiştir. Değirmenden çıkan suyun sağında ve biraz aşağıda bir yerde bir ayağı kırık AYIYI ,ayıcıyı yaptık. Ayıcı ayıyı oynatır halde ayıcının sopası yanında dayalı elinde defi sigara çubuğu ensesine sokulu. Ayının topal ayağının altında bir kazan altın horasan ile konmuştur. Ayının 23 adım karşısında ayının topal ayağının resmi yapılmıştır.Bir kara taştır. Bu kara taşın altında bir kazan altın konmuştur. Bu taşın yanında ikinci bir karataş, bu taşta kahve tepsisi resmi ve fincanları vardır. Bu taşın altında hakiki gümüş tabanca ve altın tepsi mevcuttur. Değirmenin önünde bir yarık kaya ile köpek izli bir taş vardır.Bu taş binek taşıdır altında bir bakraç altın vardır. Bu taşın üzerine çıkıp arkanı değirmene verip karşıya bakınca küçük bir mağara görülecektir. Bu mağara askıdadır, kapının yanına kesme bir yol yaptık,mağaranın kapısından iki kişi girecek genişliktedir.İçinde bir çift öküzü bir çocuk çeker vaziyette yaptık. Öküzler burada mahsen kapağıdır. Değirmeni doğusunda bir kaynak arkası duvarla yapılıdır. Bu duvarın arkasında bir kazan altın konmuştur. Değirmenin önünde çayırda bir incir ağacı ve dibinde ufak taş yığını vardır, bu taş yığınının altında tersine konmuş bir şişe içerisinde bu çevrenin haritası vardır. Emin ağa değirmeninin güney doğusuna 15-20 dak.mesafede 7 basamakla çıkılan bir mağara. Bu mağaranın kapısının üzerinde 6 civciv yerde bir civciv tavuğun üzerinde , bu civcive bir yılan saldırır halde. Bu yılanın kuyruğunda bir kahve değirmeni, yılanada bir şahin kuşu saldırır haldedir. Bunların yanında bakraçlı bir kız resmi vardır. Tavuğun tepesindeki civcivin başında tek bir mahmudiye altını ve tavuğun göğsünde bir tokmak elmas konmuştur. Yılanın kuyruğundaki kahve değirmeninde altı okka fındık altını konmuştur. Bakraçlı kız burada ana kapıdır, içeride çok miktarda heykel ve külçe vardır. Yanlız bu kız görünmez ıslanacaktır. Mağaranın tavanında bir çatlak bu çatlak tan sol el ile alınacak bir harita vardır.Bu çatlağın bittiği yerden iki adım geride yerde horosan ile kapalı Emin ağaya ait kanlı gömleğin cebinde 3 adet altın ve bir gümüş tabanca vardır. Bu mağaranın kapısının karşısında 40 adım mesafede Emin ağaya ait mezar, bu mezarda 3 adet çok kıymetli taşlardan işlenmiş o zamanlar her biri yüz bin kuruş değerinde kemer konmuştur. Bu mezarın başında siyah putlu bir taşın altında bir kazan altın konmuştur. Bu mağaranın önünden geçen patika yolun üzerinde 12 dikili taş vardır, 7.taş putludur, bu taşın altında bir kazan altın vardır. .Harami dereye SARI gölün suyunun karıştığı bir noktadan yukarı doğru yürürsek aynı suyun ayağından dönen 3 değirmeni görüp geçeceğiz. Dereyi daha yukarı takip edersek dağın alan kısımlarında SARI MEŞELİĞE geliriz. Sarı meşeliğin tam ortasında iki öküzü kıç kıça yatar vaziyette yaotık.Öküzlerden birini siyah diğerini ise beyaz taşa yaptık. Öküzlerden birinin boynunda 7 lokmalı zincir diğerinde bir çan vardır, bu çanda 3 adet altın vardır. 7 lokmalı zincirli öküzün böğründe harita ve 500 adet altın bulunmaktadır. Beyaz öküzün baktığı yerde tam 51 adım ilerisinde yere yakın bir taşta bir kız elinde bir tutam ot öküze uzatır vaziyettedir. Bu taşın 4,5 arşın altında 900 okka gelen bir kazan altını yerşleştirdik. Bu oyalandığımız yerler, VEZİR tepenin batı istikametidir. Biraz daha yukarıdaki kısımlarda KİRAZLI YAYLAda 1 tek öküz boynunda ÇAN ile otlar vaziyette görülecektir./DEVAMI
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
DAĞARCIK DEĞİRMENİ

Vezirhan’ın altında, Yoğrtlu Köyü doğusundan gelen, Kadıkaltı Köyünün altından birleşerek gelen Kazan Dere içinde Dağarcık Değirmen vardır. Bu değirmenin kapı eşiğinde bir bakır dolusu para ile şişe içinde, ağzı bal mumu ile kapalı kroki vardır. Değirmenini yüz adım altında, üç suyun birleştiği yerin sağında yirmi adım mesafede bir kaynak vardır. Üstü göçük yarda. Bu kaynağın başında bir çaputlu mezara öküz derisi içinde yüz okka para koyduk. Altında ceset, cesedin altına da para koyduk.buraya eski köy yeri on beş dakika mesafede. Değirmenin karşısında, göçüğün üstünde eski köy mezarlığı. Bu mezarlıkta sarıklı bir mezar taşı. Mezarda otuz okka karışık para. Bu mezarın başında ulu bir meşe, meşenin üç adım batısında çocuk mezarı, içinde kazanla yüz okka altın koyduk.


Mağaranın karşısında ve içinde örülü yılanlar bir birinin aynı. Karşılarında ayı, avcı, karaca,güvercinler, tek bir kaya zincirle bağlanmış. Hedef alıp baktığımızda mağaranın ağzında, deliğe pisa vaziyette bir yılan olacak. Mağaranın içinde, ortasındaki tabak şeklinde kısım kırılırsa yirmi dört saat para akar. Altındaki daireli taş boştur. Çevresindeki işaretler akacak meblağla ilgilidir. Mağaranın tabanından tavanına yüksekliği dokuz kulaçtır.

Cambazlar köyünün karşısında kara yamaya karşı bir yamada, poyra tarafından gelen bir taşlık vardır. Burada dikenli bir yerde mağara var ağzını kapattık. Mağaranın işareti bir nal, domuz kafası, bir adam
Bir kartal bir al, bir kılıç, iki çakmaklı tabanca uzunca bir tüfek, bir sıra yazı, iki küçük put ve daha bir çok işaret yaptık. Burada otuz sekiz ester yüklü malımız var. Eşkıya başı Topal Manol otuz iki kişiyi burada kesti… Yalnız bir hekim kurtulup kaçtı. Esterlerin hepsini uçurumdan aşağı attık. Burası harami deresidir. Çukurcambaz Köyünün içindedir bu dere. Alt yanında Çalıca Köyü vardır. Yirmi beş dakika kıblesinde Tahtacı Köyü vardır. Onun üst tarafında Karacık köyü vardır. Son nişanımız mağarayı gösteren kılıçtır. Kılıç yüksektir. 70 cm yüzü, 130 cm sapı vardır. 70 adım önü mağaradır. Çevresi cin deresi. İçinde yedi adet deve, üçü birbirine bağlı dördü bağsızdır. Develerin önünde bir kız resmi. Develerin önünde yine bir namaz taşı. Namaz taşının arkasında bir put, bir parmak izi.

Pazarlı Köyü civarında Sarı Kız mezarı, ziyaret edenler çaput bağlarlar. Bu köyün dere boyunda üst üste iki değirmen, üst köşesinde doğru bir metre boyunda bir taş üzerinde üç put, altında bir aşa bakırı para vardır. Daha ileri kayada demir halka. Dere boyundaki taş yarın ayı izi, sivri burunda üç köşeli taş görülecektir. Üç duvarı ayakta, bir duvarı yıkıldı, tepe üzerinde harabe halinde olan Bizans kilisesi var. Batısındaki derede iki yavrulu ayı, solundaki ayı meme emer, üzerinde oyma put. Burada mahzen içinde zinet doludur. Soluk değirmeni bu civarlardadır.

Papaz köyünün batısında bir kadı mezarı vardı. Buradan kırk dakika aşağıda Gülle Köyü vardır. Üç Kayalar ve Çimenika Kalesi içinde bir havuz, birde kapalı kuyu vardır. Bizans’tan kalama bu kuyuda hazine vardır. Sandık Kaya Üç Kayalara yakındır. Dere sonunda ve Papaz köyü deresinde üç gözlü köprü, köprüde bir put, üç köşeli taş, bunun yakınında meşe ağacı meşe ağacının yakınlarında mezar taşına benzeyen bir taş ve altında 1646 tane karışık para vardır. Yine bu civarda köyün doğusunda, ana kayaya yapılmış olan bir değirmen. Yedi basamakla oluk başına çıkılır. Bu değirmenin batısında bir leğen, bir ibrik, bir tilki, bir yılan, bir ördek , üç balık resimleri olacak.bu resimlerin bazıları oyma bazıları kabartmadır. Değirmenin alt tarafında kapalı mağara var. Mağaranın ağzında çöreklenmiş bir yılan. Üstünde doksan dokuz okkada duran bir kantar. Burada 99 okka altın vardır. Yine bu civarda avcı köpeği, avcı ve karaca resimleri olacak. Avcı diz çökmüş bir Yunan askerine benzer çarıklarının üzeri püsküllüdür. Yine unun yan tarafında gelen üstü kapalı üç gözlü Kara Hasan köprüsü. Bu köprü 12. Kara Hasan köprüsüdür.

7. Kara Hasan Köprüsü yolun üzerindedir. Üstü açık gözü biridir. Esas köprü kapalıdır. Açık Kara Hasan Köprüsünden dokuz dakika yukarısındadır. Kapalı köprünün yukarısında siyah bir taş vardır. Üstü muska gibi üç köşe ovulmuştur. Onunda karşısında dört köşe yontulmuş bir taş olup, üzerinde “VA” rakamı vardır işte hazinemiz buradadır. Son koymamızdaki meblağ 2600 okka dır. Köprünün doğu karşısında hora tepesi 43 dakika mesafededir, Horatepe’de nişan olarak iki dikili taş ve birinde kemençe resmi vardır. Yerde yatan dört köşe hazır taşı hazine biraz

TÜRKİYENİN MADENLERİ

Define,definecilik,define işaretleri,define arama yolları,gizli defineleri arama,cinler büyü tılsım,define arama çubukları, ,gizemli defineleri çıkartma,define nasıl aranır hepsi burada.

Türkiyenin madenleri ve Yeraltı zenginliklerimiz


Türkiye madenler bakımından zengin bir ülkedir. Ayrıca bazı madenler bakımından dünyanın önemli ülkeleri arasındadır. Türkiye`nin madenlerinin tamamı henüz belirlenmemiştir. Her yıl yeni maden yataklarının bulunması bunun kanıtıdır.

Ülkemizin madenciliğinin şu andaki üretimi, tümüyle kendi endüstri kuruluşlarımızın gereksinimine yönelik değildir. Bir kısmı ham olarak ya da yarı işlenmiş halde dışarı satılmaktadır.

Bir madenin işletilmesinin karlı olabilmesi için; "cevher oranı" Yedekleriyle birlikte belirtilen miktarı fazla olmalıdır.

Anadolu, madenciliğin eskilere dayandığı bir yerdir. Ancak cumhuriyetin ilanından sonra kurulan maden teknik ve arama (M.T.A) enstitüsü, madenciliğimizi ciddi biçimde ele alınmasına yönelik olan bir kuruluştur. Bu kuruluş, arama çalışmaları gerçekleştirirken yine cumhuriyet döneminde kurulan ETİBANK, işletme ve pazarlama işlerini yürütmeye başlamıştır. Bu devlet kuruluşlarından başka, özel sektör kuruluşları da bulunmaktadır.


DEMİR

Türkiye`nin birçok yerinde çıkarılan bir madendir. Demir çıkarımının %80`ini Doğu Anadolu bölgesi içerisinde kalan Divriği sağlar. Balıkesir`de Eymir ve Çarmık, Ege Bölgesinde Ayazmand ve Torbalı, Kahramanmaraş ile Kayseri arasında Faraşa ve Karamadazı, Sivas Hekimhan arasında Hasan çelebi ve Doğu Marmara`da Çamdağı, önemli demir alanlarıdır. Demir, endüstride en çok kullanılan maden cevheridir. Bu nedenle demir-çelik endüstrisinde ana maddedir.

KROM

Sert, paslanmaz ve iyi parlatılan bir madendir. Kaplamacılık ve çelik yapımında yaygın olarak kullanılır. Türkiye`de yaygın olarak çıkarılan madenlerden biride kromdur. En zengin krom yatakları; Elazığ`da Guleman, Batı akdenizde (fethiye, marmaris arasında) Dalaman havzası, Kütahya ile Bursa arası ve Eskişehir`in doğusundaki Seyitgazi`de yer alır. Adana`nın kuzeyindeki Akdağ yöresinde de yeni krom yatakları bulunmuştur. Akdağ krom yatakları, Dünyanın en zengin yataklarıdır. Türkiye, krom çıkarımında dünyada 3. sıradadır. Türkiye, çıkardığı kromu büyük ölçüde cevher olarak satmaktadır. Bu nedenle çıkarımını dış taleplere bağlı olarak ayarlamaktadır.

BAKIR

Kolay işenen bir madendir. Elazığ`da maden (Ergani bakır işletmeleri), Artvin`de Murgul (Göktaş) ve Kastamonu`da Küre bakır çıkartılan yerlerdir. Rize Çayeli`de yeni bakır yatakları bulunmuştur.

BOR

Kullanım alanı yaygın olan bu maden,boraks ve asitborik elde edilmesi bakımından da önemlidir. Balıkesir`de Sultançayırı ve Bigadiç Eskişehir`de Seyitgazi ve Kütahya çevresi önemli çıkarım alanlarıdır. Türkiye, bor minerallerinde dünyanın en zengin ülkesidir.

BOKSİT

Konya`nın Seydişehir ilçesi ile Antalya`nın Akseki ilçesinde çıkarılır. Bu iki çıkarım alanı da Antalya bölümünde yer alır. Alüminyumun hammaddesidir.

KÜKÜRT
I
sparta`nın Keçiborlu ilçesi ile Denizli`nin Sarayköy ilçesinde bulunmaktadır.

MANGANEZ
Zonguldak`ın Ereğli ve Artvin`in Borkça (Göktaş) çevrelerinde çıkartılır. Denizli Tavas`ta yeni yatakları bulunmuştur

CİVA

İzmir`in Ödemiş ve Karaburun, Konya`nın Sarayönü çevresinde ve ayrıca Niğde civarlarında çıkartılır.

TUZ

Çeşitli yollarla elde edilen bir doğal kaynaktır. Kayatuzu olarak çıkartıldığı gibi, deniz suyundan ve açık işletme olarak Tuz gölünden de elde edilir. En fazla tuz üretimi İzmir`deki Çamaltı tuzlasında, deniz suyundan elde edilir. Çankırı, Erzurum, Kars, Nevşehir, Kırşehir, Yozgat ve Konya`da işletilmektedir.Türkiye, birçok madende zengin bir ülkedir. Bu madenlerden bazıları turistlik eşya yapımında önem taşır. Lületaşı (Eskişehir`de) ve oltutaşı (Erzurum`da) bu özellikte olanların en önemlileridir.

TAŞ KÖMÜRÜ (Maden kömürü):

Yurdumuzda tüketilen enerji kaynakları arasında taş kömürünün önemli bir yeri vardır. Ayrıca demir-çelik ve kimya sanayiilerinin önemli ham maddesidir. Başlıca taş kömürü yataklarımız; Zonguldak ve çevresindedir. Burası Türkiye`nin tek maden kömürü havzasıdır. Bir milyon tonu aşan rezervi vardır.

LİNYİT

Yaygın olarak hemen her bölgemizde çıkarılır. Ege bölgesi linyitleri oldukça kalitelidir. Manisa`da Soma, Kütahya`da Tavşanlı, Tunçbilek ve Değirmisaz, Amasya`da Çeltek ve Erzurum en önemli çıkarım yerleridir. Kahramanmaraş`ın Elbistan, Muğla`nın Yatağan linyitlerinin kalori değeri düşüktür. Bu nedenle termik santrallerde kullanılır.

PETROL

Günümüzde önemli bir enerji kaynağı olan petrol, aynı zamanda kimya sanayiinin de ham maddesidir. Yurdumuzdaki petrol yatakları fazla zengin değildir. Mevcut petrol yataklarımız daha çok Güneydoğu Anadolu Bölgesi`nde Batman, Siirt ve Diyarbakır`dadır. Adıyaman, Şanlı Urfa ve Mardin`de de petrol yatakları vardır. Üretilen petrol, ihtiyacımızın çok az bir kısmını (1/7) karşılamaktadır. Geri kalan kısmını dışardan karşılamaktayız.

Yurdumuzda ham petrolün arıtılması için rafineriler kurulmuştur. Güneydoğu Anadolu Bölgesi`nde üretilen ham petrolün bir kısmı Batman Rafinerisine, bir kısmı da Batman-İskenderun boru hattı ile Dörtyol`a gönderilmektedir. Buradan da tankerlerle Ataş, İzmir ve İzmit rafinerilerine taşınmaktadır. İskenderun Körfezi ile Kırıkkale arasındaki petrol boru hattı ile de Kırıkkale Rafinerisine ham petrol aktarılmaktadır. Ayrıca Türkiye-Irak boru hattı ile Irak petrollerinin bir kısmı Yumurtalık Limanı`na taşınmaktadır. Bu taşımacılıktan Ülkemiz önemli bir gelir sağlamaktadır. Azerbaycan petrolünün de yapılacak boru hattı ile İskenderun Körfezi`ne getirilmesi planlanmaktadır. Yurdumuzda petrol aramalarına hızla devam edilmektedir.

Türkiye`de su gücünden elde edilen elektrik enerjisi üretimi her geçen gün artmaktadır. Barajlara dayalı elektrik üreten pek çok hidroelektrik santralimiz vardır. Bunların başlıcaları; Atatürk, Karakaya, Keban, Hasan Uğurlu, Demirköprü, Hasan Polatkan, Oymapınar ve Hirfanh hidroelektrik santralleridir. Bunların yanında yapımı devam eden hidroelektrik santrallerimiz de vardır.

Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ile Fırat ve Dicle üzerinde 21 baraj, 17 hidroelektrik santrali yapımı öngörülmektedir. Bu proje ile elde edilecek hidroelektrik enerji, Türkiye`deki mevcut hidroelektrik enerjiden çok daha fazla olacaktır.

Ayrıca, Denizli yakınlarında Sarayköy`de yüksek sıcaklıktaki su buharından enerji elde edilmektedir. Bu tür enerjiye "Jeotermal enerji" denir. Birçok yerinde çeşitli sıcaklıkta termal kaynaklar bulunan yurdumuz, bu enerji kaynağı açısından da şanslı görülmektedir. Yine yurdumuzun çeşitli yerlerinde güneş enerjisinden ısı enerjisi olarak yararlanılmaktadır. Yurdumuzda doğal gazdan da faydalanılmaktadır. Bir miktar yerli üretimin yanı sıra Rusya Federasyonu`ndan borularla, Cezayir`den de deniz yolu ile doğal gaz getirilmektedir. Özellikle büyük kentlerimizde daha çok kışın ısınmada kullanılan doğal gaz, hava kirliliğini de büyük ölçüde önlemektedir.

SİKKE

Define,definecilik,define işaretleri,define arama yolları,gizli defineleri arama,cinler büyü tılsım,define arama çubukları, ,gizemli defineleri çıkartma,define nasıl aranır hepsi burada.

Sikke (Arapçadan), belli bir ölçüye göre basılan madeni bir paradır ve ilkel çağlardan beri ticarette geçerli olan değiş-tokuş yöntemleri yerine daha kullanışlı bir değişim aracı olarak icad edilmiştir.

Tanım
Para, malların alımında ve satımında kullanılan değişim aracı biçiminde tanımlanabilir. Para, fiyatlar ile değerleri ifade eden bir araçtır. İnsanlar ve ülkeler arasında el değiştirerek ticari etkinliklerin yürütülmesini sağlar. Bununla birlikte temel bir zenginlik ölçüsüdür. Taşıma ve ölçme kolaylığı sağlamak gibi özellikleri bulunan paranın asıl önemi, biçiminden ve yapıldığı madenden çok mal ve hizmet alımında herkesin benimsediği bir ödeme aracı olmasıdır. Eskiden, aralarında deniz kabuğu, boncuk, taş ve sığırın da bulunduğu bazı değerli mallar para gibi kullanılıyordu. M.Ö. 8. yüzyılda Çin'de, para yerine çapa, tırmık gibi bazı tarım aletlerinin küçük modellerinin yapılıp kullanıldığı bilinmektedir.

Metal paraları inceleyen bilim dalına "nümizmatik" denir. Yunanca "nomisma" ve Latince "numisma" sözcüklerinden türetilmiştir. Osmanlıca'da bu kavram "ilm-i meskukat" ya da kısaca "meskukat" (Arapça 'sikke'den) olarak geçmektedir. İlk olarak Lidya'da bulunmuştur.
Sikkelerin Önemi
Eski metal paralar "sikke" biçiminde adlandırılırlar. Kazılarda, temel altında veya duvar harcı içinde bulunmuş herhangi bir sikke tabakayı kesin biçimde tesbit eder. Aynı zamanda devlet şeklini, bölgesini bildirir, hatta onların incelenmesinden sayısız tarihi olaylar ve gerçekler ortaya çıkar. Ortadan kalkmış şehirlerin isimlerini, kaybolmuş bir heykeli, yıkılmış bir binayı, o zaman var olan ancak bugün yetişmeyen bir bitkiyi, sikkelerdeki tasvirler sayesinde öğrenebiliriz.

Sikke, devletin resmi damgasıyla garantilenmiş, kullanımı kolay madeni bir alım aracıdır. Sikke, M.Ö. 7. yüzyılda Anadolu'da Lidyalılar tarafından icat edilmiştir. Altın ve gümüş karışımından meydana gelen elektrondan yapılmıştır. Bu doğal elektronu ilk kez altın ve gümüşe ayırarak sikke bastıran Krezüs'tür.

Sikkenin kâğıt paraya üstünlüğü madenindendir. Kağıt paranın maddesi değersizdir. Sikkenin hem yapım maddesi değerlidir, hem de daha kullanışlıdır. Bu nedenle daha çok tercih edilmiştir.

Sikkeler, yazılı belgeler ve arkeolojik bulgular ile birlikte incelendiğinde insanlara pek çok konuda bilgi verirler. Örneğin kentlerin ya da devletlerin zenginlik düzeylerine ışık tutarak ekonomi tarihine ışık tutarlar. Devletlerin hangi coğrafyada egemenlik kurdukları ya da ticari ilişkilerinin nereye kadar uzandığı yine bulunan sikkelerle anlaşılabilmektedir.

Sikkelerin ekonomik ve siyasi yaşama ilişkin bilgi vermenin yanısıra diğer bir yönleri de belgesel özellik taşımalarıdır. Sikkeler ve madalyonlar tarihsel kişilerin resimleri konusunda önemli kaynaklardır. Birçok tarihsel kişiliğin yüzleri bu sikkeler aracılığıyla bilinmektedir. Sikkelerde ayrıca devletle ilgili bilgiler, şehir adları, bina, heykel veya bitki tasvirleri bulunabilmaktadir ve bu yönüyle de önemlidirler.

Yapım Malzemesi

Eski çağlarda yapılan sikkelerde kullanılan başlıca metaller arasında altın, gümüş, bakır, altın ve gümüş karışımı olan elektron, tunç ve pirinç sayılabilir. Anadolu'da ilk metal paralar elektrondan yapılmıştır. Değerli metallerin para yapımında kullanılması 20. yüzyıla kadar sürmüş ancak kâğıt paranın yaygınlaşması ile yavaş yavaş terk edilmiştir. Günümüzdeki bozuk para ihtiyacı için yapılan metal paralarda nikel, bakır-nikel, tunç, alüminyum ve tunç-alümiyum gibi metal ve alşımlar kullanılmaktadır.
Paraların metalden yapılması, dayanıklılığının yanı sıra, metalin eritilip bir kalıba dökülerek biçimlendirilmesindeki kolaylıktan da geliyordu. Bu nedenle döküm, para basımının en önemli işlemlerinden biri olmuş, hatta pek çok yerde para yalnız döküm yoluyla üretilmiştir. Ancak içerisine daha değersiz metaller karıştırarak paranın değerinin düşürülebildiği, böyle bir paranın da ilk bakışta gerçek değerde olandan ayırt edilemediği anlaşılınca, bu durumu önlemek için farklı yöntemler denenmeye başlanmıştır.

M.Ö. 7. yüzyılda Batı Anadolu'da para, eriyik haldeki metalin düz bir yüzey üstüne dökülmesiyle yapılıyordu. Altları düz olan bu paraların üsleri metal eriyiğindeki yüzey gerilimi nedeniyle hafif yuvarlak oluyordu. Bunu düzeltmek için çekiç ya da tokmak gibi aletler kullanılıyordu. Bir süre sonra bu aletlerin üzerindeki girinti ve çıkıntıların paranın üstünde iz bıraktığı fark edilince, bunun düşük değerde para basımını engellemekte kullanılabileceği düşünüldü. Ardından paranın üstüne, değişim değerinin resmen onaylanması anlamına gelen yönetici ya da devlet işaretleri işlenmeye başlandı.

Eski çağlardan günümüze ulaşan para kalıplarının çoğu tunçtan yapılmıştır. Romalıların demir kalıplar da kullandığı bilinmektedir. Alt kalıbın içine yerleştirilen metalin üstüne, bir sapın ucundaki üst kalıp konulup çekiçle vurularak arada kalan madene hem ince pul biçimi verilir, hem de istenen işaretler işlenirdi. Vurmaya dayanan bu para basma yönteminde bir süre sonra metal eriyiği doğrudan alt kalıbın içine dökülmeye başlandı. Bu yöntemle, alt kalıp bozulmadan 10-20 bin para basılabileceği, çekiç darbelerinden direk olarak etkilenen üst kalıbın ise bunun yarısı kadar para basımına elvereceği bilinmektedir. Bir kalıpta bir kişinin çalıştığı küçük darphanelerde saatte 100 tane sikke yapılabileceği bilinmektedir.

Kalıplarda yapılan değişiklikler paraların biçiminin yanısıra üretim ekniklerini de etkiledi. Sasaniler döneminde İran'da 220'den sonra ince kalıp kullanıldı. Bu da hem daha ince paraların yapılmasına, hem de bunların üstündeki kabartmaların daha alçak tutulmasına yol açtı. Bizans aracılığı ile Avrupa ülkelerine geçen bu yöntem, Charlemegne'ın bastırdığı paralarda da kullanıldı. Bazı Frank ve Sakson krallıklarında da aynı paranın üstüne, her biri yalın işaretler taşıyan birkaç kalıpla baskı yapılır, böylece daha karmaşık bir kabartma elde edilirdi. Avrupa metal paralarında hem kabartma, hem de oymalar bulunurken, İslam ülkelerinin paralarında oyma daha ağır basmaktaydı.

Gümüş para yapımında, önce gümüş ince bir katman biçiminde dökülür, sonra da eriyik tam soğumadan çekiçle istenilen kalınlığa getirilirdi. Aşağı yukarı 10. yüzyılda gerçek para boyutlarından biraz daha büyük dörtgen parçalar hazırlanmaya, daire biçimindeki kalıbın içine yerleştirilip sıkıştırıldıktan sonra yanlardaki fazlalıklar kesilerek alınmaya başlandı. Metal para bastırmak karşılığında kullanılan "sikke kestirmek" deyimi buradan gelmektedir.

15. yüzyılda para basımının hızlanması, daha iyi kalıpların yapılmasına yol açtı. Bunlardan biri demir kalıptı. Kalıbın içine karbon konup fırına veriliyor, bu da onun çaliğe dönüşerek daha sertleşmesini sağlıyordu. Paraların kenarının kesilip değerlerinin düşürülmesi tehlikesine karşı da buraya çentikler yapmak, tırtıklar açmak ya da bir yazı kazımak gibi önlemler uygulanıyordu. Ayrıca kalıpları, çekiçle vurmak yerine vida ile sıkıştırarak üstlerindeki işaretlerin paraya geçmesini sağlayacak yöntemler de geliştirildi. Bu yöntem 16 yüzyılda İtalya ve İngiltere'de de kullanıldı. 16. yüzyılda Almanya'da döner kalıplar geliştirilmeye başlandı. Bunlar üstüne kabartma yapılacak metali kendi kendine içine alıp baskıdan sonra da dışarı çıkaran eğri yüzlü kalıplardı. Bu yöntemle para yapılacak metalin kalıplara küçük parçalar biçiminde tek tek yerleştirilmesi yerine, baskı yürüyen bir bant üstünde yapılarak üretim hızı artırılabiliyordu. Daha sonra baskıda çekiç yerine vida ile sıkıştırma yöntemi kullanıldı. Bu teknik 18. yüzyıla kadar kullanıldı.

19. yüzyılda geliştirilen buhar makinesi kısa sürede para yapımında kullanılmaya başlandı. Kalıplar için ise niteliği yükseltilmiş çelikten yararlanılmaya başlandı. Günümüzde kalıpların yapımı, paraların basımı gibi işlemler elektrikli makinelerle gerçekleştirilmekte, kullanılan metallerin özelliklerini ve niteliklerini belirlemek, basılan paraların denetimini yapmak için de bilgisayarlardan yararlanılmaktadır. Çeşitli eritme ve arıtma süreçlerinden geçirilen metaller dakikada yüz metal para basan makinelere gelmekte, basımdan sonra, artanlar ya da eskimiş paralar yeniden üretilmek üzere fırınlara gönderilmektedir. Bir kalıpla 200 binden fazla para basılabilmektedir.

İslam ülkelerinde dinar (altın) dirhem (gümüş) ve fels (bakır) olmak üzere üç tür metal para kullanıldı. Yüzyıllarca Roma, Bizans ve Sasani paralarının sürümde kaldığı Ortadoğu'da ilk İslam parası Halife Ömer döneminde (634-644), Sasani paraları üstüne İslama özgü bazı işaretlerin kazınması ile oluşturuldu. Emevi halifesi I. Muaviye, Sasani paralarına kendi kılıçlı tasvirini koydurttu. Halife Abdülmelik ise 693'te bir yüzünde kendi resminin bulunduğu ilk İslam dinarını bastırdı. Bu paranın öbür yüzünde kelime-i tevhid yazılıydı. 694'te Emevi eyaletlerinde gümüş İslam paraları basılmaya başladı. Emevi Dinarı, Bizans solidosuna eşit saf altın, dirhem de saf gümüştü. Metal paraların üzerine hükümdar ve halifelerin adlarının yazılmasını ilk kez Emeviler uyguladı. 9. yüzyılda İslam sikkelerinin biçimi temel kurallara bağlandı. Paranın üstüne egemenliği tanınan halifenin ve hükümdarın adı, sultanın ya da melikin kendisinin ve babasının adı, hükümdarlık unvan ve lakapları, kelime-i tevhid, paranın basıldığı kent ve basım yılı yazılmaya başlandı. Halifeden ve sultandan bağımsızlık izni alan küçük beyler de adlarını taşıyan sikke bastırmayı egemenliklerinin gereği sayıyorlardı. Örneğin parasındaki özel unvanları arasında "ed-devle" ile biten bir tamlamanın bulunması o hükümdarın bağımlılığını, "ed-dünya" sözünü içeren bir unvanın bulunması ise bağımsızlığını belli ediyordu. Bunun gibi "melik", "sultan", "emir" unvanlarının da siyasal anlamları vardı. Bu unvanları tamamlayan "el-kamil", "el-adil", "ebu'l-muzaffer", "ebu'l-feth", "el-gazi" gibi lakaplar da siyasal, dinsel ve askeri anlamlar taşıyordu. Karahanlılar, Samaniler ve Büyük Selçuklular'daki bu gelenek başka devletlere de yayıldı. Müslüman olmayan komşu devletlerle sürdürülen ticaret ilişkileri, insan tasvirli İslam sikkelerinin de çıkarılmasına yol açtı.

İlk Osmanlı gümüş parası akçenin 1326'da Orhan Gazi adına kesildiği kabul edilir. Ancak babası Osman Gazi döneminde basılmış bir akçe parçası da bulunmuştur. I. Beyazid gümüş ve bakır Osmanlı paraları için düzenlemeler getirdi. II. Mehmed dönemine kadar akçe ve pul denilen sikkelerle Venedik Dukası sürümdeydi. II. Mehmed 1447'de sultani olarak bilinen ilk Osmanlı altınını bastırdı. İlk tuğralı Osmanlı paraları III. Mehmed adına basıldı. 1625'te alınan "tashih-i sikke" kararından sonra kuruş, 1640'ta da para adı verilen metal paralar basıldı. 1687'de sikkelerin hepsine darphane damgası vurulması kararlaştırıldı. 18. yüzyılın başında Osmanlı piyasasında cedid, İslambol, şerifi gibi yerli altın paralardan başka yaldız, frengi, esedi, zolata, Abbasi, tümen gibi yabancı altın ve gümüş paralar da sürümdeydi. Yerli ve yabancı paraların pariteleri arasındaki fark altın ve gümüş kaçakçılığına yol açıyor, bu durum da ekonomiyi sarsıyordu.

18. yüzyılın ikinci yarısında "zer-i mahsub" serisi altın ikilik, üçlük, beşlik ve onluklar çıkartılırken, üstlerine "duribe fi Konstantiniye" yerine "duribe fi İslambol" ifadesi konuldu. 19. yüzyılda dünya piyasalarında altının giderek değer kazanması nedeniyle metal paraların paritelerinin sık sık yeniden belirlenmesi gerekti. II. Mahmud'un (1808-39) son yıllarında Osmanlı sikkelerinin basımı ve birimleri konusunda köklü yenilikler gerçekleştirildi. Abdülmecid 1840'ta çıkardığı bir fermanla bütün metal paraların yenilenmesini istedi. Darphanede sarkaç sistemine geçildi. 22 ayar, yüzlük serisi altın ve gümüş Mecidiyeler çıkarıldı. Bakır sikkeler de 5, 10, 20 ve 40 para olarak basıldı. Maliye Nezareti içinde kurulan Meskukat-ı Şahane İdaresi altın ve gümüş fiyatlarındaki değişmeleri de dikkate alarak Osmanlı Mecidiyesi'ne göre eski Osmanlı ve yabancı paraların kurlarını belirliyordu. Osmanlı Bankası'na banknot çıkarma yetkisinin verilmesinden (1863) sonra, 1881'de Meskukat-ı Osmaniye Kararnamesi yayınlandı. 26 Mart 1916'da çıkarılan Tevhid-i Meskukat Kanunu'yla Osmanlı metal paraları altın, gümüş ve nikel olarak belirlendi. Cumhuriyet'in ilk yıllarında Osmanlı metal paraları sürümde kaldı. 1924 ve 1925'te çıkarılan 411 ve 624 sayılı yasalarla altın ve gümüş para sistemine son verildi.Nümismatik sözcüğü; klasik çağ Yunancasında "nomos" (kanun) ve "nomisma" (gelenek, ölçü ve sikke) anlamına gelen sözcüklerden türetilmiştir ve sikke bilimi anlamına gelmektedir. Bu bilim dalı sikkenin her türü ve biçimiyle ilgilenir. Kendisine uğraşı alanı olarak nümismatiği seçen ve bilimsel yaklaşımlarla sikkeleri inceleyen kişilere de nümismat denir.

Sikkeler; ilk basılışlarından bu yana, yüzyıllar önce yaşamış toplumlar hakkında bilgiler veren ve tarihi konuşturan belge niteliğindeki nesnelerdir. Bu özellikleri nedeniyle bu nesnelerin incelenmesi bir bilim dalı olarak kabul görmüş ve nümismatik bilimi doğmuştur.

İlk kez 2600 yıl önce Batı Anadolu'da basılan sikkeler, birbirinden bağımsız olarak yalnızca birkaç toplumda; Anadolu'da, Hindistan'da ve Çin'de ortaya çıkmıştır. Bu nedenle sikke biliminde üç ayrı gelenekten ya da ekolden söz etmek mümkündür.

Yeryüzünün Anadolu-Akdeniz havzası ve Ortadoğu bölgelerini kapsayan bölümünde çeşitli zaman dilimlerini kapsayan sınıflandırmalar da yapılmaktadır. Örneğin sikkenin icadından Bizans Devletinin sonuna kadar basılan sikkeler "Antik Nümismatik" adı altında incelenirken, orta çağ İslam Devletleri ve Osmanlı İmparatorluğu dönemi sikkeleri "İslami Nümismatik" adı altında incelenir...

MADENCİLİK TERİMLERİ SÖZLÜĞÜ

Define,definecilik,define işaretleri,define arama yolları,gizli defineleri arama,cinler büyü tılsım,define arama çubukları, ,gizemli defineleri çıkartma,define nasıl aranır hepsi burada.
A



ABATAJ, 1) Tabii konumundaki madenin, kazma, martopikör, —> dinamit, vb. araçlarla yerinden sökülmesi ve taşımaya hazır hale getirilmesi. 2) —> Kazı.
ABİSAL FASİYES, 1) Derinliği 900 m’den fazla olan deniz diplerindeki çökeller. 2) Derin deniz fasiyesi. —> Fasiyes.
ABSORPSİYON, 1) Absorb etme, emme yani su veya diğer sıvıların, katı malzemenin göze-neklerinin içine girmesi. Yüksek absorpsiyon kapasitesi, malzemenin büyük yüzey alanı, toplam gözenek hacmi ile yeterli gözenek büyüklüğü ve dağılımına sahip olmalarına bağlıdır. Bentonit, fuller toprağı sepiyolit ve atapulgit bu özelliklere büyük ölçüde sahip olduğu için absorbant malzeme olarak kullanı-lırlar. 2) Gaz, ışık, ısı ve ışınların bir maddeden geçerken kısmen veya tamamen çözülmesi ve emilmesi. 3) Kömürün bünyesinde gazların çözünmüş halde ve bir tür molekülsel sızma şeklinde bulunması durumu. 4) Soğurma 5) Az hareketli nötronların ince bor ve kadmiyum tabakaları tarafından yutulması.
ABSORPLAYICI, 1) Elektrikte, yüksek gerilime karşı koruyucu olan araç. 2) Gökbilimde, ışığı emerek azaltma özelliğini gösteren ortam. 3) Tarımda. tahılları içine çekerek aktaran aygıt. 4) Rafinerilerde, petrol gazlarının süzülmesinde kullanılan arıtma tertibatı.
AC ( AMONYUM KLORÜR) YÖNTEMİ, Sentetik soda külü üretim yöntemlerinden biri. DUAL’da denilen ve Japonlar tarafından geliştirilen AC yöntemi, solvay yönteminin değişik bir şeklidir. Bu yöntemle tuzdaki sodyum içeriğinin hepsi soda külüne dönüştürülür. Bu oran Solvay yönteminde % 70 dir. Yan ürün olarak çıkan —> Amonyum klorür ( NH4 CL) yani nışadır en çok kuru pillerde elektrolit olarak, galvanizleme ve kalaylamada, ayrıca metal yüzeylerdeki oksit katmanını gidererek metalin lehim tutmasını kolaylaştırmak amacıyla lehimcilikte de yaygın olarak kullanılır. —> Solvay yöntemi.
AÇI İSTASYONU, 1) Konveyör veya havai hattın yön değiştirme yerindeki düzen. 2) Zaviye.
AÇIK ALEV, 1) Ortamdaki grizuyu tutuşturabilen veya patlatabilen, yeterince kapatılmamış ve korunmamış alev.
AÇIK AYAK İŞLETME METODU, 1) Belli bir plan düşünülmeden, tahkimat yapılmadan arasıra çatal direk vurmak veya topuklar bırakmak suretiyle cevher yatağının gelişmesine göre gayri muntazam bacalar (galeri ve kılavuzlar) sürmek veya muntazam bacalar sürüp topuklar bırakmak ve maden yatağının kalınlığına göre açık işletmelerde olduğu gibi basamaklar yapmak suretiyle cevher ve yan taşı sağlam olan metalik cevher yataklarına uygulanan yeraltı (üretim) işletme metotları. Köstebek, Basit mağara, Sistemsiz topuklu, Sistematik topuklu, Başaşağı, Yeraltı huni (glori hol), Başyukarı, Oda ve topuk, Tali (ara) katlı açık ayak işletme metodu diye sınıflandırılabilir. 2) Tahkimatsız ayak işletme metodu.
AÇIK İŞLETME, 1) Maden üzerindeki örtü tabakasını almak ve bu suretle maden kitlesini istihsal edebilecek bir duruma getirmek amacıyla uygulanan bir maden ocağı işletme sistemi. 2) Açık ocak. 3) Normal açık işletme. —> Yerüstü madenciliği.
AÇIK İŞLETME METODU, Yeryüzüne mostra vermiş veya nisbeten ince bir örtü tabakası ile kaplı bulunan madenin en az zayiatla, emniyetli ve yeraltı işletme metoduna nazaran daha ekonomik olarak çıkarılması için uygulanan sistem. Genel olarak açık işletme metodları; normal açık işletme, —> Plaser işletmesi (kuru veya sulu) ve kapalı işletme ile irtibatlı olan —> Müşterek işletme metodları şeklinde ayrılabilir. Maden yatağı damar şeklinde ise bu yatağın yeryüzüne yakın kısımları, yatay tabaka halinde veya büyük kitle halinde ise dekapaj/maden oranı müsait olduğu takdirde maden yatağının tamamı bu sistem uygulanarak işletilebilir. Açık işletme metodu, uygulamada esas örtü tabakasının kaldırılma-sından sonra madenin kazılıp yüklenmesi ve taşınmasıdır. Açık işletme metodu örtü tabakası ve maden yatağı basamak şeklinde yatay dilim-lere bölünerek ve örtü tabakasının yapısına göre patlayıcı madde kullanarak veya kullanmadan gevşetme ve kazı yapmak; kazı, yükleme, taşıma ve dökme aracı olarak da ekskavatör-kamyon-dökücü, ekskavatör-demiryolu-dökücü, ekskava-tör-bant-dökücü vb. araçlar kullanılmak suretiyle uygulanır. —> Gezer aktarıcı, Döner kepçeli ekskavatör.
AÇIK OCAK, —> Açık işletme.
AÇIK POLİGON, —> Poligon.
AÇIK POZİSYON, Maden ticaretinde kullanılan ve ilerdeki bir pazar durumuna karşı, kesin bağlantı yapılmamış ( tamamı satılmamış) durum. Bazı ABD takas odalarında kesin satışlar önemli olup, günlük olarak yayınlanır ve istatistiklere girer.
AÇILIM YARMASI, 1) Bir açık işletmede, sıfır kotunun aşağısındaki bir basamağı açmak için yapılan ilk giriş ağzı. 2) İlk çukur.
AÇILI DİSKORDANS, —> Aykırı tabakalaşma.
ADAM AY, Belli bir işin projelendirilmesi sırasında personel ihtiyacının, ihtiyaç süresinin de belirtilerek ifadesi.

ADAM YOLU, Bir galeride insanların emniyetle yürümesini sağlayabilmek için bırakılan ve asgari 60 cm. genişlikte olan galeri kısmı veya yol.



ADESE, 1) Kenar zonları ince, ortasına doğru kalınlaşan mercek şeklindeki maden yatağı 2) Mercek.
ADİ BERİL, —> Beril.
ADİ MERMERLER,—> Mermer cinsleri.
ADNAN GÖKSEL YÖNTEMİ, Toz halindeki demir cevherinin sinterleme yerine, buharla sertleştirilerek izabe edilebilir hale getirilmesi. Bu yöntemde demir tozuna % 7-8 oranında kireç karıştırılarak harç yapılır, döner bir teknede granüle edilir ve daha sonra arabalara yüklenir ve içerisine 170-180°C sıcaklıkta 12 at civarında basınçlı doymuş buhar verilen kazana sürülür. Kazanda 7-8 saat tutulduktan sonra buharla sertleştirilmiş granüle malzeme yüksek fırına şarj edilerek pik demir elde edilir. Bu işlem sırasında malzeme sertleşirken metalize olduğundan kupol ocağına da şarj edilmek suretiyle pik demir elde edilebilmektedir.
ADSORPSİYON, Gaz moleküllerinin veya erimiş maddelerin bir katı kütlenin yüzeyine (çekilmesi) yapışması. Relatif olarak gazların veya solüsyonların kontakt yüzeyinde konsantrasyonu. Kegel’e göre kömür katmanlarının yüzeylerinde gaz adsorpsiyonunu kömür içindeki kılcal boşluklar sağlar. Bu görüşe göre, kömür oluşumunda ortaya çıkan metan gazı moleküler kuvvetler vasıtasıyla kılcal boşluklarda saklanır.
ADYABATİK KOMPRESYON ISISI, (SIKIŞMA ISISI), “ Poisson” Kanununa göre taze havanın girdiği yerde uğradığı basınç artışından doğan ısı olup ortalama olarak her 100 metrede hava sıcaklığının 1°C artması. Havanın bu sıkışma veya fazla basıncından ileri gelen hava ısısının yükselişi, havanın tekrar yukarı katlara çıkması ile azalır. Adyabatik kompresyon ısısı derin maden ocaklarında, ocağa gönderilen havanın ısınmasına neden olur. —> Ocak iklimi, Jeotermal Gradyen.
AERAJ, —> Havalandırma.
AEROB, 1) Yaşayabilmesi ve üreyebilmesi için serbest oksijenin bulunduğu ortamlara gereksinim duyan organizma. Serbest oksijen olmadan da yaşayabilenlere “Anaerob” ya da “Havasız yaşar” denir. 2) Havayla yaşar,
AERODİNAMİK, Bir cisimle bu cismin içinde hareket ettiği hava veya gaz arasındaki veya bir boru içinde hareket eden hava veya gazla, boru cidarı arasındaki ilişkileri inceleyen bilim dalı. Gaz şeklindeki ortamın basıncı kısa zamanda değişmiyorsa bu durumda sıvılar için geçerli olan hidrodinamik hareket kanunları bu şekildeki gaz ortamları için de geçerlidir. Gaz ortamı basıncı önemli değişiklikler gösteren gaz hareketleriyle ilgilenen aerodinamik dalına “Gaz Dinamiği” denir. Gaz kütlelerinin denge kanunlarıyla ilgilenen fizik dalına da “ Aerostatik” denir. Madencilikte havalandırma, aerodinamik, gaz dinamiği ve aerostatik fizik kanunlarının uygulanması, işlemlerin temelini oluşturur. Ocak havaladırmasının daha az enerji harcanarak yapılmasında; seçilen galeri kesitlerinin, tahkimatın, vantilatör kanatlarının, ocak kapılarının ve kullanılan taşıma araçlarının aerodinamik bakımından ( hava hareketine karşı az bir direnç verecek şekilde) şekillendirmeleri, büyük önem taşır.
AEROSİKLON, Santrifüj toz ayırıcı, —> Siklon.
AEROSOL, Gaz halindeki bir ortamda, genellikle de havada, çok küçük parçalara bölünüp düzgün biçimde dağılmış olan sıvı ya da katı parçacıkların oluşturduğu sistem. Gerçek aerosol parçacıklarının çapı mikronun birkaç binde biri ile yaklaşık bir mikron arasında değişir. Süspansiyon durumundaki daha küçük parçacıklar söz konusu olduğunda, sistem aerosol olmaktan çıkıp gerçek bir çözelti niteliği kazanır.
AEROSTATİK, —> Aerodinamik.
AFLÖRMAN, —> Mostra.
AGLOMERA, 1) Volkan bombaları ve lapillerin (küçük taneciklerin) gelişi güzel bir şekilde çimentolanması ile meydana gelen kayaç. 2) Şekilsiz, yuvarlaklaşmamış ve birbirlerine sıcaklık sebebiyle kaynamış iri parçalardan oluşan volkanik tüf.
AGLOMERASYON, Küçük tanelerin bir arada kompakt hale getirilmesi işlemi.
AGREGA, 1) Çimentoyla harç yapmak için kullanılan kum, çakıl, mıcır, kırılmış taşlar, v.b. maddelerden oluşan karışım. Agrega ; beton agregaları ve hafif agregalar olarak iki gruba ayrılmıştır. Kum, çakıl ve mıcırdan oluşan beton agregaları, TS 706 ve 707 ile belirlenmiş olup ; ince agrega, iri agrega ve tüvenan agrega olarak ayrılırlar. Hafif beton agregalar imalinde kullanılan hafif agregalar ise ;
a- Doğal hafif agregalar (Pomza, tüf, tüfit, diyatomit, zeolit, asbest ———> puzalonik topraklar)
b- Yapay hafif agregalar ( Perlit, genleşen kil, yüksek fırın cürufu, uçucu kül, vermikülit, cam elyafı, kömür cürufu, zeolit) olarak alt gruplara ayrılır. 2) Beton ya da harç yapmak üzere çimento, katran, kireç, alçıtaşı ya da başka bir yapıştırıcı madde ile karıştırılan malzeme. Agrega, inşaat malzemesinin hacmini, yıpranma veya aşınmaya karşı direncini artırır. En çok kullanılan agregalar arasında kum, öğütülmüş veya kırılmış taş, çakıl (yuvarlak), kırma mucur, cüruf, yakılmış şist ve yakılmış kil sayılabilir. İnce agregalar genellikle kum, öğütülmüş taş veya öğütülmüş mucurdan, kaba agregalar ise çakıl (yuvarlak), kırılmış taş parçaları, mucur veya başka kaba malzemeden oluşur. İnce agrega, ince beton plakların ve başka narin yapı öğelerinin yapımında veya düzgün bir yüzey elde etmek istendiğinde, kaba agrega ise daha kitlesel öğelerin yapımında kullanılır. 3) Başlangıçta birbirinden ayrı çok sayıda parçacığın birbirleri ile karışıp kaynaşması sonucu oluşan kütle.
AGRICOLA, Georgius, 1494-1555 seneleri arasında yaşamış ve mineraloji ilminin kurucusu ( yıl 1546) sayılan Alman bilim adamı. Gözleme dayanan doğa bilimlerinin de kurucularındandır. De Re Metallica ( Metaller üzerine) adlı yapıtının temel konusu madencilik ve ergitme teknikleridir. Mineraloji alanında ilk ders kitabı sayılan De Natura Fossilium da minerâllerin fiziksel özelliklerine dayalı ilk bilimsel sınıflandırmayı yapmış; Agricola bu eserinde bir çok yeni minerâli, oluşmalarını ve birbirleriyle bağlantılarını tanımlamıştır. Bu eser, Agricola’ya mineralojinin babası unvanını kazandırmıştır.
Saksonya’nın madencilik bölgesindeki yasaları ve toplumsal gelenekleri inceleyen Agricola, İtalyada yapmış olduğu tıp tahsili ile ilgili olarak madencilerin meslek hastalıklarına ilişkin ayrıntılı bilgiler vermiştir.
De ortu et causis subterraneorum ( Yeraltı oluşumlarının yeri ve nedenleri) adlı yapıtındsåmaden damarlarının oluşumunu incelemiş ve oluşumları sulu çözeltinin çökelmesine, bağlamıştır.

Agricola’nın Erasmus, Melanchthon ve Göthe gibi meşhur çağdaşları arasında saygın bir yeri olmuştur.



AĞAÇ, Madenlerde tahkimat, kaplama ve birçok yardımcı işlerde kullanılan tabii malzeme. Akasya, beyaz salkım (yalancı akasya), meşe, kayın, karacam, çam, kızılçam, köknar, akköknar ve kızılağaç cinsleri dayanma süreleri, madencilik imalatının önem derecesi, maruz kalacağı basınç miktarı, çürüme, vb. durumlar kaale alınarak bir ağaç diğerine tercih edilir. En iyi direk akasya ağacından yapılır, fakat pahalıdır. Akasya; çekme, basınç ve bükülmeye karşı mukavimdir. Akasyayı meşe takip eder. Madencilikte kayın, karaçam, çam, kızılçam, köknar, akköknar ve kızılağaç sırasıyla tercih edilirler. Kayın yavaş gelişen, kızılağaç hızlı gelişen ağaç türleridir. Gevrek ve kırılgan olan kızılağaç çabuk da çürüdüğü için madencilikte az kullanılır. Ağaç taze veya kuru oluşuna göre 490 ila 1000 kg/m3 yoğunluğunda; 140 ila 540 kg/cm2 basınç mukavemetinde; 190 ila 980 kg/cm2 bükülme mukavemetindedir. 2) —> Ahşap.
AĞAÇ DİREK, Maden ocaklarında kullanılan, henüz maden ocağındaki kullanım için hazırlanmamış ahşap tahkimat mâlzemesi.—> Ağaç, Ahşap.





AĞAÇ KASA, İlerletimli uzun ayakta, taban yollarına paralel olarak tavanı tutmak ve taban yolu tahkimatına destek olması amacıyla eski ağaçların (kullanılmış maden direklerinin) —> domuzdamı şeklinde düzenlenerek içinin taşla doldurulmuş hali. Ağaç kasalar, (kurulu şekilde) ayak arkasında bırakılır. Gerekli dayanımı sağlamak amacıyla dört tarafı ağaç direklerle takviye edilir. —> Şekil.




AĞAÇ TAHKİMAT, 1) Ahşap birimlerle kurulan tahkimat düzenini tümü. 2) Ağaç bağ.
AĞAÇ TAHKİMATLI AYAK İŞLETME METODU, Arazinin bozuk, cevherin sağlam olmadığı taban ve tavanın tutulması icap eden —> Açık-, Rambleli- ve Anbarlı ayak işletme metodlarının uygulanmasına imkan olmayan maden yataklarında, direk fiyatlarının yüksekliği nedeniyle çok zengin damarlarda ve diğer işletme metotlarına yardımcı olarak topukların çalınmasında yani topuklarda bırakılan madenin üretime alınmasında uygulanan tahkimatlı yeraltı (üretim) işletme metodu. Ağaç tahkimatlı ayak işletme metodu basit-, küp-, çapraz çevrçeve- ve eğik kilit tahkimatlı işletme metodu diye sınıflandırılabilir.
AĞAÇ TAHNİDİ, Maden ocaklarında kullanılan ahşah malzemenin, çabuk çürümesini önlemek ve böylece ömrünü uzatmak için koruyucu tuz eriyiği, kreozot, vb. maddelerle özel bir şekilde emprenye edilmesi.
AĞAÇ VİDASI, Ağaç malzemeyi bağlamak için kullanılan konik gövdeli, havşe başlı, uzun hatveli (büyük adımlı), sivri uçlu özel vida.
AĞDALILIK, Akmazlık ya da viskozluk olarak da bilinir. Sıvı ya da gaz halindeki bir akışkanın biçim değişikliğine, başka bir tanımla, bir bölümünün hemen yanındaki bir bölüme göre yer değiştirmesine karşı gösterdiği direnç.
Ağdalılık, akışa ya da biçim değişikliğine karşı koymama özelliği demek olan akışkanlığın tersidir. —> Viskozite.
AĞIR ANFO, Dökme ANFO ve bir patlayıcı emülsiyonunun uygun bir oranda karıştırılmasından elde edilen patlayıcı. Ağır ANFO’nun normal ANFO’ya üstünlükleri; suya karşı daha yüksek direnç, yoğunluk ve enerjide artış, daha yüksek randıman ve toplam patlatma maliyetindeki düşüştür. Ağır anfo ayrıca dökme veya pnömatik doldurmaya müsaade eder. Bu patlayıcıların enerjileri emülsiyonlardaki gibi ölçülür. Ara enerji değeri ANFO ve emülsiyonlarınkiler arasında yer alır. 1,15 gr/cm3 yoğunluğundaki tipik bir %30 emülsiyon ve %70 ANFO karışımının NHG —> (Patlayıcı nisbi hacim gücü) si 125’e eşittir.
AĞIR ÇAMUR, Sondajlarda kullanılmak üzere hazırlanmış bentonitli çamura ince öğütülmüş barit ilave edilmek suretiyle elde edilen devridaim çamuru. Bu çamur basınçlı formasyonlarda kuyudan vuku bulacak erupsiyonları (fışkırma) ve göçükleri önlemek için kullanılır.
AĞIRLIKLI ORTALAMA, İşletmecilikle ilgili planlamada, fizibilite ( işletilebilirlik) hesaplamala-rında dikkate almak üzere; yapılan ölçüm, tenör veya ısıl değer gibi bulguları etkileyen yan faktörleri de dikkate alarak, bu bulguların farklı katsayılarla çarpımı sonunda elde edilen değerlerin ortalaması. Örneğin damar kalınlığı 1 m olan bir kesimdeki tenör ile damar kalınlığı 20 cm fakat farklı tenördeki bir kesimin müştereken değerlendirilmesinde ağırlıklı ortalamayı dikkate almak gerekir. Bir bakır yatağından 6 numune alınmışsa, farklı damar kalınlıkları dikkate alınarak aşağıdaki gibi hesap yapılır:
Numune Damar Analiz sonuçları
no kalınlığı cm % Cu % Cu. cm
1 110 5,5 605
2 85 3,2 272
3 60 2,8 168
4 90 4,8 432
5 95 5,1 484
6 160 3,6 576
600 25,0 2537
Burada aritmetik ortalama 25:6=%4,16 iken; 1 m’lik bir damarın ağırlıklı ortalaması 2537:600=%4,23 Cu olarak bulunur. Ancak işletmecilikte uygulama kabiliyetini de düşünmek gerekir. Örneğin 3 üncü numunenin alındığı yerde 60 cm lik bir ayna teşkil edilmesi zorunluğu tenör değerini düşürecektir ve bunun da % 1,9 Cu olacağı kabul edilirse, fiili durumda tenörün takriben %4 olabileceği hesaplanabilir.
AĞIRLIK SAATİ, Sondaj kulelerinde bulunan ve kuyu dibinde çalışan matkabın üzerine verilen baskıyı doğrudan gösteren ölçü aleti.
AĞIRLIK TİJİ, Normal tijlerden daha kalın ve etli olan; takım dizisinde matkabın veya karotiyerin üzerinde bulunup matkabın üzerine baskı uygulayarak, formasyonun iyi kesilmesini sağlayan ve ayrıca takım dizisinde denge sağlayarak tehlikeli bükülmeleri ve sapmaları önleyen tij.
AĞIR MAYİ, Sanayide ve laboratuvarda cevher veya kömürdeki yabancı maddeleri, yoğunluk farkından istifade ederek ayırmada kullanılan, yoğunluğu sudan büyük homojen bir sıvı veya çözelti. Genel olarak sanayide ağır mayi elde etmek için çok ince toz haline getirilmiş manyetit, barit, şist, ferrosilisyum, çinko klorür vb. maddeler kullanılır.
AĞIR MAYİ İLE AYIRMA, Cevher ve kömür hazırlamada çok yaygın olarak uygu-lanan, minerallerin farklı özgül ağırlıklarından yararlanan, basit ve yüksek randımanlı bir zenginleştirme yöntemi. Bu yönteme ağır ortam ayırması da denir. Ağır ortam ayırmasında içinde belirli yoğunlukta akışkan bulunan bir banyoya konan mineral tanelerinden, akışkan yoğunluğuna göre, daha ağır olanlar batar ve daha hafif olanlar yüzer, böylece batan ve yüzen olmak üzere iki ürün alınarak ayrışma sağlanır. Kömür zenginleş-tirmede genellikle temiz kömürü ayırmak için yoğunluğu 1,3-1,4, şistle miksti ayırmak için de yoğunluğu 1,8-1,9 olan ağır mayi kullanılır. Hidrolik ayırma yöntemi kullanılan lavvarlarda kömür kurtarma randımanı %97,5, ağır mayi ile ayırma yöntemi kullanılarak ayırma yapan lavvarlarda ise kömür kurtarma randımanı %99,5 ve daha yüksek oranlarda olur. Ağır mayi ile ayırmada ayırma yoğunluğunun 1,9’un üstünde olması durumunda viskozitenin artması nedeni ile ayırmanın kontrolü ve ağır ortamı elde etmek için kullanılan maddenin geri kazanılması zorlaşır. Ağır ortam ayırıcıları genel olarak statik ve santrifüjlü (dinamik) ağır ortam ayırıcıları olmak üzere iki gruba ayrılabilir. —>Ağır mayi, Ağır ortam ayırıcıları, Santrifüjlü ayırıcılar, Kömür yıkama yöntemleri.
AĞIR ORTAM AYIRMASI, —> Ağır mayi ile ayırma.
AĞIR ORTAM SİKLONU, DSM (Dense media) Siklonları.—> Hata faktörü (Ep değeri.)
AĞIR SODA KÜLÜ, Dökme yoğunluğu 0,96-1,06 gr/cm3 arasında değişen—>Soda külü. Ağır soda külü üretimi, hafif soda külünün hidratas-yonu ile sağlanır. Ağır soda külü düşük toz içeren serbest akışlı bir maddedir ve daha pahalı olmasına rağmen, genel olarak toz oranının dezavantaj olarak kabul edildiği cam ve demir-çelik endüstrisinde kuru olarak kullanılır.
AĞIR VE ORTA PROFİLLER,—> Uzun hadde ürünleri.
AĞIZ, 1) Baca, kuyu vb. madencilik imalatının başlangıç kısmı. 2) Giriş.
AHIRCI, —> Seyis.
AHŞAP, 1) —> Kereste. 2) Ağaç malzeme.
AIRDOX, —> Basınçlı hava ile patlama.
AİSİ-DOE YÖNTEMİ, Ham demir ve çelik arasında bir yerde sıvı metal üretmeyi amaçlayan yeni bir teknoloji. Bu yöntemin amacı, yüksek fırın, oksijen konverterine ilaveten sinter ve kok fabrikalarını ortadan kaldırarak sıcak metal üretimi yapmaktadır. AİSİ-DOE yönteminde peletlenmiş cevher kullanılır.
AJUR, Maden işletmelerinde hazırlık ve istihsal işlerinde yapılan her çeşit imalata ait aşamaların usullere uygun olarak ölçülmesi sonunda ocak haritalarına işlenmesi. —> Ocak planları.
AJÜSTÖR, Ocaklarda su, havalandırma, basınçlı hava borularının takılıp sökülmesini, tulumba, vinç, pervane, oluk gibi küçük yeraltı makinelerinin günlük onarım ve bakım işlerini yapan işçi. —> Makinist.
AKAÇLAMA, 1) Ocakta biriken suların boşaltılması. 2) Açık işletmelerde şev güvenliği için suyun araziden boşaltılması. 3) —> Drenaj.
AKIŞKAN YATAKLI YAKICILAR, —> Akışkan yataklı yakma sistemi, Kömür yakma sistemleri, Yanma
AKIMLA KLASİFİKASYON, Akışkan ortam içerisinde tane iriliğine göre sınıflandırma işlemi. Bu ortam gaz veya sıvı olabilir.
AKIM ŞEMASI, Madencilikte uygulanan zenginleştirme işlemlerinde, tuvönan girdiye uygulanan prosesin çeşitli aşamalarında kullanılan cihazları sembollerle gösteren diyagram.
AKIŞKAN DOKU, —> Fluidal tekstür.
AKIŞKAN YATAKLI YAKMA SİSTEMİ, Toz halindeki katı yakıtların kolay bir şekilde yakılabilmesi için geliştirilmiş katı yakıt yakma kazanının çalışma düzeni. Kazana hava akımı yardımı ile toz kömür üflenip alttan üflenen hava ile de yatak hareketli tutulmak suretiyle kömürün diğer sistemlere nazaran daha iyi yanması sağlanır. Küller de diğer taraftan hava akmı ile dışarı atılır. Kükürdü yüksek toz kömürler yakıldığı zaman, çevre sorunları bakımından, yanma sonucu çıkan SO2 ‘yi zararsız hâle getirmek için kazana



kömürle birlikte kalker tozu da verilir. —> Şekil, Kömür yakma sistemleri, Yanma. Akışkan yatak yakma sistemlerinden biri de basınçlı akışkan yataklı yakma sistemidir. —> Şekil.



Bu tip akışkan yataklı toz kömür yakma tesislerinin boyutları; atmosferik basınçlılara nazaran; küçük ve verimleri daha yüksektir.


AKİFER, Yeraltı suyunu taşıyan geçirimli (sutaşır) katman.
AKİK, Üstü şeritli veya çeşitli renkli bir —> Kalsedon. Kayacın meydana gelişine göre şeritler birbirine paralel veya dalgalı olur. Akik sun’i olarak renklendirilebilir. Fosilleşmiş odun, akik haline gelmiş odundur.
AKİK JASPLARI,—> Jasp.
AKİS ÇİVİSİ, Mermer ocaklarında, mermer blokların sedimantasyon istikametinde yırtılmalarını temin için kullanılan, genellikle otomobil akslarından yapılan, 5-8 cm. çapında, yaklaşık 30 cm. uzunluğunda, ucu yassı ve keskin çelik çivi.
AKMA SINIRI, —> Çekme deneyi.
AKMA ŞEKLİNDE HEYELAN, İçinde plastik fakat daha ince ve akıcı bir formasyon bulunan kitlede genellikle sızan suların etkisi ile ani olarak oluşan —> Heyelan türü.
AKORT İŞÇİLİK, 1) Bir işçiye, birim üretim için, belirli bir ücretin ödenmesine dayanan ücret sistemi. 2) Parça başına işçilik.
AKROSAJ, 1) Dik ve meyilli kuyuların dip ve başları ile ara katlardaki manevra yerleri ve bunlarla ilgili diğer yerlerin tamamı. 2) Kuyunun etrafını çevreleyen —> Röset lağımı. 3) Kontur. —> Şekil s. 8.
AKSİYAL VANTİLATÖR, —> Vantilatör.





AKTARICI KAZICI, —> Dreglayn gibi kullanılan uzun bumlu klasik —> Ekskavatör, Bager, Kepçeli bager. Bunlara aktarıcı şovel veya striping (şerit halinde dekapaj yapma) şovel de denir. —> Şekil 3 damarlı örtü kazı geometri-sinde aktarıcı kazıcı anma kapasitesi, s. 7.









AKTARICI ŞOVEL, —> Aktarıcı kazıcı.
AKTARILAN ORTAM, Öğütme işlemi yapan değirmenleri tanımlamada kullanılan bir kavram olup; değirmen içerisindeki bilya, çubuk veya iri parçalı cevheri aktararak darbe ve sürtünme kuvvetleri etkisiyle cevher parçalarının ufaltılmasını sağlayan ortam. Aktarılan ortam, öğütülen cevher ve su olarak tüm yük, döme hareketiyle şekillenen çıkış ucundan boşalan hacimce sürekli besleme yapılan yapay bir sıvı olarak değerlendirilebilir. Aktarılan ortamla çalışan değirmenler, ortam çelik bilya olduğunda —> Bilyalı, Çelik çubuk olduğunda —> Çubuklu, Çakıl olduğunda çakıllı ve öğütülen cevherin iri parçaları olduğunda —> Otojen değirmen olarak adlandırılır.

AKTARMA NOKTASI, 1) Bir nakliye bandından diğerine maden akışını sağlayan yer. 2) Transfer istasyonu.
AKTİF ENERJİ, İstenilen tür enerji elde edebilmek için tüketilen elektrik enerjisi. Elektrik enerjisinin, elektrik motorları vasıtasıyla mekanik enerjiye, lambalarla ışık haline dönüşen kısmı. —> Şebekeden çekilen enerji. Reaktif enerji.
AKTİF PERLİT, —> Perlit.
AKTİFLEYİCİ REAKTİF, —> Reaktif.
AKTİNOMETRE, —> Radyometre.
AKVAMARİN, —> Beril.
AKÜLÜ LOKOMOTİF, Hareket edebilmek için ihtiyacı olan elektrik enerjisini, ocak şebekesi yerine, bünyesinde taşıdığı akümüla-törden alan —> Ocak lokomotifi. Bunlar grizu emniyetini haizdir ve kapalı işletmenin her yerinde çalıştırılabilir. Ocak havasını kirletmemesi, duruşlarda enerji harcamaması ve mekanik parçaların azlığı gibi hususlarda, dizel lokomotiflerine nazaran üstünlüğü vardır.
ALACA SOMAKİ, —> Balgam taşı.
ALANGUR, Vinç ve varagellerde meylin başladığı kısım. Bu kısımdaki bükülmüş demirlere de alangur demiri denir.
ALAŞIM, Metalurjide birkaç metalin beraber eritilip birbirleriyle içten karışması ve katılaşması sonucu oluşan ve erimeye karışan metallerin özelliklerinden daha başka özellikler gösteren metalik madde. Alaşımlarda müşterek ergime noktası alaşımı meydana getiren metallerin ergime noktalarının her birinden düşüktür; genellikle sertlik ve kopma mukavemetleri yüksektir. Birbiri ile karışmış kristal yapıları dolayısıyle genellikle korozyona karşı mukavemetleri yüksektir.
ALAŞIM DÖKME DEMİR, —> Dökme demir.
ALBATR, 1) —> Oniks mermeri. 2) Su mermeri. —> Kaymaktaşı. —> Kalsit
ALÇAK FREKANS İNDÜKSİYON FIRINI , —> Direnç fırınları.
ALÇAK GERİLİM DAĞITIM ŞEBEKESİ, —> Elektrik enerjisi dağıtım şebekeleri.
ALÇITAŞI, Doğada jips (CaSO4.2H2O) ve anhidrit (CaSO4) olmak üzere iki türü bulunan ve ticarette alçı elde edilmesine yarayan endüstriyel hammadde. Anhidrit (kristal susuz) bazı ülkelerde sülfürik asit üretiminde kullanılır; bunun dışında kullanım alanı pek yaygın olmamakla beraber, son yıllarda kimya endüstrisinde önem kazanmıştır. Jips (kristal sulu), düşük derecede ısıtılınca kristal suyunun yarısından fazlasını kaybeder ve alçıya dönüşür. Beyaz toz halinde olan alçı, yeniden su emdiğinde sert bir kütle haline gelir ve bu özelliğinden dolayı, bazı katkı maddeleriyle beraber geniş bir kullanım alanı bulmuştur. Çimento üretiminde % 3-5 oranında alçı taşı ilave edilerek klinker elde edilir. Ticari değeri olan jips % 85-95 saflıkta olup, % 5-15 lik kısmı kireçtaşı, dolomit, kil mineralleri ve diğer evaporik çökellerden ibarettir. Jipsden alçı elde edilmesi dehidratasyon işlemi ile ve aşağıdaki formüle göre oluşur:
160-180° Yüksek su buharı basıncı altında
CaSO4.2H2O —> CaSO4 1/2 H2O+3/2 H2O
böylece elde edilen yarım hidratlı kalsiyum sülfat; iri kristallidir ve bunun öğütülmesiyle a- Alçı elde edilir. Bunun çekme dayanımı 66 kg/cm2, basınç dayanımı 560 kg/cm2 olup priz süresi 15-20 dk’dır. Aynı yarım hidrat sülfat; 150°C ısı ve atmosfer basıncı altında elde edilirse; b- Alçı olarak tefrik edilen tür oluşur. b- Alçının çekme dayanımı 13 kg/cm2, basınç dayanımı, 56 kg/cm2 ve priz süresi 25-35 dk dır. Ham jips, beyaz boya ve dolgu maddesi olarak kağıt ve pamuklu tekstil maddelerine katılır. b- alçısı bilinen normal yani adi alçı olup, dünya tüketiminin % 90'ını teşkil eder. a alçısı daha kaliteli ve ince öğütülmüş olup, kalıp, seramik ve tıpta kullanılır ve dünya tüketiminin % 10’unu oluşturur. Çimento sanayiinde pirizlenmeyi geciktirmek, kömür tozlarında kül oranını arttırmak, nikel izabesinde eritmeyi kolaylaştırma ve bira sanayiinde mayalandırma için kullanılır. Alçı, sıcak ve soğuk yalıtım malzemesi olarak da tercih edilir. Ayrıca yangını geciktirme, nemi dengeleyici özellikleri ile de kullanım yerleri bulmuştur. Ayrıca kimya sanayiinde de alçıdan yararlanılır.
ÂLET, Kesme, biçme, sürtme, sıkıştırma, öğütme, çekme ve başka yollarla bir nesne üzerinde maddesel değişiklik yaratmak, maddeye biçim vermek veya nesneleri ölçmek amacıyla kullanılan araç. Kullananın kas gücü ile çalışan türlerine el aleti, hareket verici bir güç mekanizmasıyla donatılmış olanlarına ise işleme makinesi veya takım tezgâhı adı verilir.
Modern el aletleri; 1- Çekiç, balta ve keser vb. aletler vurma aletleri, 2-Bıçak, biz,testere, törpü, keski, matkap ve rende gibi aletler; kesici, delici ve kazıyıcı aletler, 3- Tornavida gibi aletler, vidalama aletleri , 4- Metre, mira, teodolit, nivo, takeometre gibi ölçme aletleri, 5- Tezgaha monte edilen mengene gibi tamamlayıcı aletler; yardımcı aletler; olarak sınıflandırılabilmektedir.
ALEV KESİCİ, Emilen metanın dışarı atılması veya kullanılması sırasında oluşacak alevin gerideki tesislere geçişini önleyen düzen.
ALEV SIZDIRMAZ CİHAZ, Patlayıcı gaz ortamında çalışmak üzere ALSz standart isteklerine göre dizayn edilip teste tabi tutulmuş, sertifika ve imal lisansı verilmiş cihaz. Patlayıcı gaz ortamında çalışabilen bu tür cihaz veya tesisat (Ex) Explosion Proof, (ALSz) alev sızdırmaz cihaz veya tesisat diye isimlendirilir. Bir cihazın alev sızdırmaz olabilmesi için —> Alev sızdırmazlık konusu ile ilgili özel standart, yönetmelik ve şartnamelerle belirlenen koruma tiplerinden biri veya daha fazlasının bütün özelliklerini dizayn ve yapısında sağlaması ve bunların testler neticesinde de sağlandığının yetkili otoritelerce onaylanması lazımdır. —> Patlayıcı gaz grupları. Alev sızdırmazlık test istasyonu.
ALEV SIZDIRMAZ CİHAZ TANITMA KODU, ASLz (Alev sızdırmaz) test sertifikası ve imal lisansı alınmış bir cihazın etiketinde bulunan ve cihazın alev sızdırmazlık karakterini belirten kod. Bu kod aşağıdaki şekilde verilir.
Ex d.e I.II T5
Alev
sızdırmaz cihaz x — — —
Alev sızdırmaz
koruma tipi — x — —
Patlayıcı
gaz grubu — — x —
Cihazın
sıcaklık sınıfı — — — x

ALEV SIZDIRMAZLIK (ALSz), Devamlı veya zaman zaman ark ve kıvılcım çıkararak çalışan cihazların, bilhassa elektrik motorlarının patlayıcı toz, buhar, gaz bulunan işyerlerinde yani patlayıcı ortamlarda, kullanılabilmelerini sağlayan özellikleri. Bu tür cihazların patlayıcı ortamlarda kullanılmaları için yapılışlarında ve kullanılışlarında özel tedbirler alınması gerekmekt ve bu konu genel olarak “Alev sızdırmazlık” kapsamı içinde tanımlanmaktadır. —> Patlayıcı gaz ortamı.
ALEV SIZDIRMAZLIK KORUMALARI, Alev sızdırmaz cihaz ve tesislerin, alev sızdırmazlık özelliğinde olmalarını sağlamak için kullanılan koruyucu aksesuar. Alev sızdırmaz cihaz ve tesislerin koruma tipleri ve sembolleri:
(d) Alev sızdırmaz muhafaza
(e) Artırılmış emniyet
(i), a, b Kendinden emniyetli
(p) Basınçlı koruma
(q) Tozla koruma
(c) Yağla koruma
(s) Özel koruma
(N) Sınırlı hava sızdırmaz
ALEV SIZDIRMAZLIK TEST İSTASYO-NU, Alev sızdırmazlık test sertifikası ve imâl lisansı vermeye yetkili otorite olan Maden Dairesi Başkanlığı adına alev sızdırmazlık konularını inceleyen, testlerini yapan, bu testlerden elde edilen neticeleri değerlendirip ilgililere aktaran, sertifika ve imâl lisans şartlarını takip ve kontrol eden kuruluş. —> Patlayıcı ortam standartları.
ALFA ALÇI, —> Alçıtaşı.
ALFA SEPİYOLİT, —> Lületaşı.
ALFRED (BERNHARD) NOBEL, (d. 21 Ekim 1833, Stokholm, İsveç-Ö.10 Aralık 1896, San Remo, İtalya); Dinamiti ve daha güçlü patlayıcı maddeleri geliştiren İsveçli kimyacı, mühendis ve sanayici. Ayrıca Nobel ödüllerini dağıtan vakfın kurucusu.
ALIN, 1) Ayak, taban veya galeri ( lağım, kılavuz, başaşağı, başyukarı vb.) ilerlemelerinde ve açık işletmelerde cevher, kömür veya taşta üretim ve ilerleme çalışmalarının yöneldiği dikey yüzey parçası. 2) Mermer işletmelerinde taşın çıkıntı yapan en ileri yüzü. 3) Ayna. 4) Arın.
ALINDA TAVAN BASINCI, İstihsal yerindeki alınmamış kömür damarı üzerinde tavan katmanlarının oluşturduğu basınç birikimi.




ALINDI BELGESİ, Maden hakkı için müracaatlarda ilgili dairece verilen ve üzerinde gün, saat ve dakika yazılı ve öncelik hakkını belirleyen belge.
ALIN KONVEYÖRÜ, Kazılan madenin ayak boyunca taşınmasını sağlayan konveyör.
ALIN MEKANİZASYONU, Alında madenin çıkarılmasında gevşetme ve yükleme işleminin makine ile yapılması. Alında madeni gevşetme ve yükleme işleminin; hemen hemen tamamı makine ile yapılan ayaklar “Tam Mekanize Ayak”, kısmen yapılan ayaklar da “Yarı Mekanize Ayak” diye isimlendirilir. Bu ayaklarda tahkimatın yerleştirilmesi el veya makine ile yapılabilir. Mekanize kömür kazısında tavanın, taban taşlarının sağlam veya çürüklüğüne, kömürün sertliği veya yumuşaklığına göre genel olarak, rendeliyici (hobel, kesici veya kesip yükleyici potkabaç makinesi veya tanburlu kesici) ve darbeyle koparıcı (ramgeret) makineler, tahkimat ünitesi olarak da alına dik testere veya sıra halinde sarma ile hidrolik veya sürtünmeli münferit madeni direkler veya takım halinde hidrolik yürüyen tahkimat kullanılır.
ALİDAT, 1) Bir ucu üzerinde dönebilen ve öteki ucu bölümler veya bir topografya plançetesi üzerinde yer değiştiren tahta veya madeni cetvel. 2) Bir teolitin hareket eden kısmı.
ALİYMAN YÖNTEMİ, Heyelanlı sahada alınan izleme noktalarının , ilk konumlarına göre ortaya çıkabilecek değişikliklerin, hareketsiz zemin üzerinde alınan iki nokta arasındaki bir referans doğrultuya göre belirlenmesi şekli. Bunun için aliyman başlangıçlarından birisine kurulan elektronik takeometre ile izleme noktasının doğrultudan sapma açısı ve noktaya olan mesafe ölçülür. Bu ölçüler belli zaman aralıkları ile tekrarlanarak izlenen noktanın hareket yönü ve miktarı değerlendirilir.
ALLOMETAMORFOZ, —> Metamorfoz.
ALLOTROPİ, Kimyasal elementlerin farklı görünebilme özelliği. Örneğin, fosfor, allotropik değişim özelliğinden dolayı sarı ve kırmızı görünebilmekte; karbon; elmas, grafit ve amorf ( is) şekillerinde olabilmekte; gazlar arasında oksijen, ozon hâline dönüşebilmektedir. Berzelius tarafından isimlendirilen allotropi, bir strüktür ( iç yapı) olayıdır. Allotropik maddelerin bir yapıdan diğer yapıya dönüşmesi herzaman mümkündür; diğer taraftan kimyasal özellikleri temelde farklı değildir.
ALLOTROPİK METAL, Çeşitli kristal strüktürüne (yapısına) sahip olan metal. Misal olarak demir, a, ß, d ve Ğ olmak üzere dört ayrı strüktürde olabilen allotropik bir metaldir. Miknatisi ve yumuşak olan a demir “ferrit” 768 ½C da ß demire, ß demir 910½C’da “austenit” d demire, d demir 1390½C Ğ demire dönüşür. a demir d demir haline geçerken kristal strüktürü değiştiğinden hacmi küçülür.

APLİKASYON, 1) Harita plan ve ölçü belgelerinde bulunan bilgilerin arazide gösterilmesi. 2) İnşaattan önce bir yapının temelinin ve kolon yerlerinin arsa üzerinde saptanarak işaretlenmesi. 3) Süslemek veya dayanıklığını artırmak için kumaş veya deri bir eşya üzerine düz veya desenli başka bir parçanın uygulanması. —> Yol aplikasyonu.
APOFİZ, 1) Derinlik kayaçlarının veya gang’ların komşu oluşumlar içine nüfuz etmiş uzantıları veya yan kolları. 2) Çıkıntı, kambur.
APLİT, Derinlik kayaçlarının açık renkli, ince taneli, asidik karakterli gang şeklindeki uzantıları. Batolitten en son kalıp uçucu maddelerle birlikte çatlaklarda katılaşan hemen yalnız kuars ve feldspattan ibaret kısım. —> Pegmatit.
ARABA, —> Ocak arabası.
ARA-BAĞ, İki bağ arasına sonradan yapılan takviye tahkimat.
ARABA KANCASI, Arabaları birbirine veya lokomotife bağlamaya yarayan düzen.
ARABALI PERFORATÖR, Tekerlekli bir şasi üzerine yerleştirilmiş lağım makinesi. —> Jumbo.
ARAÇSAL EPİSANTER, Deprem hareketi kayıtlarının araçla incelenmesi sonucunda bulunan koordinatlar (enlem ve boylam) yardımıyla deprem yerinin belirlenmesi. Böyle bir çalışmanın yapılabilmesi için en az üç sismik istasyonunun kayıtlarının incelenmesi lazımdır.
ARADEKAPAJ, Açık işletmelerde maden içerisinde arakatlar halinde bulunan sokmaların ve yabancı katmanların iş makinaları vasıtasıyla ayrı olarak alınması.
ARAGONİT (CaCO3), Kimyasal bakımdan kalsitten farkı olmayan fakat kristal şekli ayrı (rombusal), doğada daha az bulunan, kalsitten daha sert ve ağır, sertliği 3,5-4, özgül ağırlığı 2,9 dilinimi olmayan kolay kırılır, kırılma yüzeyi midye kabuğu şekilli, cam parıltılı, kırılan yüzeyi ise yağımsı, yağ parıltılı, saydam, bulanık ve yarı saydam mineral.
Aragonit umumiyetle beyaz, gri veya krem renklidir. Deniz hayvanlarının kabuklarının sedef kaplı olan iç kısmı aragonittir. Demir cevherli aragonit, beyaz aragonitin mağara ve madenlerde dallanarak büyümesinden meydana gelir. Sıcak denizlerde yaşayan hayvan ve bitkilerin meydana getirildikleri mercanlar da aragonittir. Kıymetli mercan, mücevher taşı veya süs eşyası olarak kullanılır. —> Kalsit.
Aragonit de kalsit gibi asit içinde kaynayarak ve kabarcıklar meydana getirerek erir.
ARA KAT, İki ana kat arasında bulunan ve hazırlık işlerinin bir bölümünü teşkil eden ve ana ihraç sistemine bağlı olmayan kat.
ARA KAT LAĞIMI, —> Kat lağımı.
ARA KATLI GÖÇERTMELİ AYAK İŞ-LETME METODU, Orta sertlikte cevher ve kömürün teşkil ettiği, üstte kalan tabaka göçmeğe elverişli fakat bir dereceye kadar ufak açıklıklara dayanacak şekilde olan geniş maden yataklarında —> Dilimli göçertmeli ayak işletme metodunda olduğu gibi alt ve üst ana nakliyat yolları sürülüp kelebe veya başyukarı (aykırı) ile birleştirildikten sonra dilimler halinde yukarıdan aşağı doğru çalışırken dilimler arasında 3-4 m. kalınlıkta topuklar bırakıp dönüşte bu topuklar da göçertilerek alınmak suretiyle uygulanan yeraltı (üretim) işletme metodu. Bu usulde işletme zayiatı (kayıp) fazladır. Cevhere yantaş karışabilir. Taban döşeme işi topuk göçertilmeden yapılır. Bu şekilde uygulama yapılan işletme metoduna “Ara katlı sun’i tavanlı (taban döşemeli) göçertmeli ayak işletme metodu” denir. —> Şekil.







ARA KATLI SUN’İ TAVANLI (TABAN DÖŞEMELİ) VE GÖÇERTMELİ AYAK İŞLETME METODU, —> Ara katlı göçertmeli ayak işletme metodu.
ARAKESME, Kömür tabakaları arasında bulunan ve kömür olmayan katman, kömür ocaklarında ara kesme veya fay zonlarında bulunan plastik killer. Bu plastik killer şist olarak da isimlendirilir.

ARALIKLI KAPSÜL, Kovan içindeki tel uçları ark oluşturacak biçimde aralıklı olan ve alev alıcı hassas maddenin içinde bulunan ve yaklaşık 50 voltluk elektrik gerilimiyle patlayan kapsül.
ARAMA, Ümitli sahaların incelenmesi ve maden yatağının tesbiti ile sınırlandırılmasında, kesin rezerv tesbitine kadar geçen evre.
ARAMA GALERİSİ, Jeolojik ve jeofizik çalışmalar sonucunda elde edilmiş bilgilerin ışığında veya mevcut bir işletmede; maden yatağı varlığını tesbit amacıyla sürülen galeri.
ARAMA RUHSATI, —> Maden arama ruhsatnamesi.

ARAMA SONDAJI, 1) Jeolojik, jeofizik vb. çalışmaların ümitli gösterdiği sahalarda yeraltı zenginliklerinin bulunması ve daha belirgin hale getirilmesi, jeolojik ve jeofizik vb. çalışmalardan elde edilen verilerin tahkiki ve derinlerden numune alınarak keşfedilen yeraltı zenginlik-lerinin mineralojik, petrografik, fiziki ve kimyevi nitelikleri hakkında en güvenilir bilgileri edinebilmek için yapılan sondaj. 2) Bulunmuş veya işletilmekte olan bir madenin devamını, uzantısını sağlamak amacıyla yapılan sondaj.





ARAŞTIRMA PARKI, —> Teknopark
ARA ÜRÜN, Ayırma esnasında, elde edilen konsantre ve artıkta hatalı tasnif edilmiş veya birleşik parçalar oranını en düşük seviyeye indirebilmek ve dolayısiyle bu ürünlerin kalitesini yükseltebilmek ve kaçakları azaltmak amacı ile elde edilen ek ürün —> (Mikst.). Ara ürün kısmen birleşik, kısmen yanlış tasnif edilmiş parçalardan oluşabilir. İmkan olan hallerde ara ürün veya mikst; kırma işlemine tabi tutularak, serbestleştirmek suretiyle zenginleştirme devresine verilerek tekrar ayırma işlemine tabi tutulur.
ARAZİ, 1) Maden yatağı ve yatağın içinde bulunduğu jeolojik ortam. 2) Prospeksiyon ve maden etüt sahası.
ARAZİ DÜZENLEMESİ, Yeraltında bulunan madenin açık işletme metodu ile çıkarılmasından sonra arazinin yine eski haline getirilmesi veya araziye yeni bir şekil verilmesi. Bu düzenlemeyi yapmak için işletme sırasında örtü tabakasının üzerini örten humuslu toprak ayrı bir yere stok edilir. Daha sonra dekapaj döküm sahasının üzerine serilerek arazinin tekrar eski verimli haline gelmesi sağlanır.
ARBİTRAJ, 1) Kelime anlamı “hakemlik” olan ve ürünlerin değerlendirilmesinde kullanılan ticari bir terim. Diğer bir deyişle, bir yerden para, kıymetli maden, ticari senet veya menkul kıymetler satın alarak, bunları fiyatı daha yüksek olan bir başka yerde satmağa dayanan banka işlemi. 2) Fazla pahalı sayılan bir menkul kıymeti satarak yerine, yüksek verimi veya gelecekte yükselme ihtimalleri bakımından daha elverişli görünen başka bir menkul kıymet koymağa dayanan borsa işlemi. 3) Ticaret tellallarının, teslim edilen malları, örneğe uygunsa kabul etmesine, değilse alış fiyatında indirim istemesine dayanan işlem. Arbitraj, gerek aynı borsada benzer kıymetler arasında, gerekse ayrı borsalarda aynı menkul kıymet veya mallar arasındaki fiyat farklarına dayanır. Bu anlamda kıymet veya malların arbitrajı, en ucuzlarını en ucuz oldukları yerde satın alabilmek için , en pahalılarını en pahalı oldukları yerde satmak demektir. Arbitraj, çeşitli yollarla yapılabilir; peşin veya vadeli olabilir. Peşin arbitraj, portföydeki kıymetlerin daha güvenilir veya daha yüksek kazanç getireceği sanılan başka kıymetlerle değiştirilmesine dayanır. Vadeli arbitraj bir kıymeti vadesi aynı olan başka bir kıymeti satın alarak vade ile satmaktır; bu işlemde, satılan kıymette ileride bir düşüş ve satın almada bir artış olacağı gözönünde tutulur. Arbitraj, çoğu zaman “ayrı yerler” arasında yapılır; o zaman çeşitli kıymetlerin değil, çeşitli borsalarda kote edilmiş aynı senetlerin alım satımı söz konusudur.
ARDAK DİREK, Çürümüş, mukavemetini kaybetmiş direk.
ARDUVAZ, İnce levhalara ayrılabiler, yoğun ve homojen metomorfize killi şist.
ARGİLOLİT, —> Killi şist.
ARGİRİT, Bilşiminde gümüş sülfür Ag2 S olan kûbik sistemde kristalleşen siyahımtrak, grimsi, parlaklığı az bir mineral. İçinde % 87 gümüş bulunduğundan kıymetli bir gümüş cevheridir.
ARGON IŞINI,—> Ultraviyole ışın.
ARIN, —> Alın.
ARITMA, Atık suların alıcı ortama verilmeden ya da tekrar kullanmak üzere devreye sokulmadan önce kirletici özelliklerini ortadan kaldırmak üzere bu kirleticilerin müsaade edilen ortam parametreleri değerlerine indirgeme işlemi.
ARIZA, 1) Tabaka veya damarlarda rastlanan kırık, kıvrılma, sıkma vb. oluşumlar. 2) —> Fay.
ARK FIRINI, İç boşluğunda elektrik arkı meydana getirmek suretiyle ergitme yapan fırın. Bu ark ya sadece radyasyon yoluyla veya radyasyon ve kondüksiyon yoluyla ısısını şarja geçirir. Ark, iki elektrot arasında veya bir elektrot ile şarjın temas ettirilmesiyle meydana getirilir. Şarjın elektrot olarak kullanıldığı haller de mevcuttur.
ARKA, Mermer işletmeciliğinde taşın yüzüne paralel olan geri taraf.
ARKOZ, 1) Feldspat bakımından zengin gre. 2) Granitin dış etkilerle ayrışıp tanelerin taşınma sırasında tasnifi sonucu teşekkül eden gre.
ARSENİK, Metalik parlaklıkta, hava rutubetinde matlaşan, gümüş grisi bir metal. Önemli arsenik cevherleri; turuncu rengindeki realgar (As2 S2 ) ve limon sarısı rengindeki orpiment (As2 S3), metal arsenürler ve mispikel ( Fe AsS) gibi arseno sülfürlerdir. Arsenik metali ve bunun trioksidi, asidi, kurşun asetat, kalsiyum asetat ve diğer asetat bileşikleri tehlikeli madde olarak sınıflandırılır. Arseniğin gümrük poz numarası 28048000’dır. Atom numarası 33 ve atom ağırlığı 74,91 olan ( As); özellikleri bakımından metallerle ametaller arasında yer alır. Arsenik ve bileşikleri zehirlidir ve halk arasında doğal arsenik sülfüre “ zırnık” denir. Arsenik bakır, kurşun, çinko, altın ve gümüş gibi metallerin üretimleri esnasında yan ürün olarak elde edilir. Genel olarak izabe işlemlerinde arseniğin varlığı olumsuz değerlendirilir. Arseniğin kullanılış şekli genellikle arsenik trioksit şeklinde olur. Kullanım alanlarının dağılımı ise; % 55 endüstriyel kimyasal ( özellikle ağaç korumada) olarak, % 33 kadarı zirai kimya maddelerinde, % 5 kadarı cam üretiminde ve % 3 kadarı metal arsen olarak demir dışı arsenikli alaşımlardadır.
ARSENOPİRİT, —> Arsenik.
ARTEZYEN, Basınçlı akifere yapılan sondaj kuyusundan suyun yükseğe fışkırması veya çıkması.
ARTEZYEN AKİFERİ, —> Basınçlı akifer.
ARTIK, 1) Cevher zenginleştirme ve kömür hazırlama işlemi sırasında ayrılan ve ekonomik değeri olmadığı için atılan kısım. 2) —> Pasa.
ARTIK ISI KAZANI, Enerji tasarrufu bakımından sanayide ve izabecilikte, bacalardan kaçan artık ısıyı değerlendirmek amacı ile kurulan kazan tesisleri.
ASBEST, Genel olarak lifli yapıya sahip bir grup silikat minerali . İki ana gruba ayrılan asbestlerde birinci grupta serpantinden oluşan “Krizotil”, ikinci grupta ise amfibol serisinden 5 mineral içeren krokidolit, amosit, antofillit, tremolit ve aktinolit bulunur. Krizotil ; Kanada (Quebec) ve Rusya tarafından, liflerin uzunluğuna göre, ayrı ayrı şekilde sınıflandırılır. Gruplandırmaya esas olarak alınan alet, Quebec standart test kutusudur. Bu kutuda; 0,5 , 4, 10 meş’lik üç elek bulunur. Testi yapılması istenen açılmış krizotil lifinden 16 onz (453, 6 gr) üst eleğin üzerine konur ve kutu kapatılır. Daha sonra kutu bağlı olduğu motor vasıtasıyla 600 devirde ve 110 sn süresinde sallantıya tabi tutulur. Bu süre sonunda kutu açılır ve her elek üstünde kalan kısım tartılır. Böylece numunenin grubu öğrenilir. Fiyatlar da gruplara göre belirlenir. Rus sınıflandırması için testi yapılması istenen açılmış krizotil lifinden 500 gr’lık numune alınır ve Quebec standart test kutusuna konur, 120 sn süre ile sarsıntıya tabi tutulur. Asbest sıcağı geçirmediğinden ateşe dayanıklı elbise, karton, yüksek ısıya dayanıklı çimento yapımında, yer karoları ve eternit adı verilen malzemenin imalinde kullanılır. Kısa lifler ise jipsle karıştırılarak asbest levhalar yapılır.
Asbestin kanserojen etkisi olduğu iddası tüketimi azaltmıştır. Asbestosis hastalığı ile mücadele yönetmeliği İngiltere’de 1 cm3 hava içinde 2 adetten fazla krizotille amozit lifi bulunmasını yasaklar. Bu oran ABD’de başlangıçta 5 lif/cm3 olarak kabul edilmiştir. İşletmelerde; kuru asbestin ıslak çimentoya katıldığı an hastalığa yakalanmaya en uygun an olarak kabul edilir.
ASBESTOZ, —> Pnomokonyoz, Toz.
ASENDAN HAVA AKIMI, Yukarı doğru yükselen hava akımı (Asendan havalandırma).
ASETİLEN, H2 C2 formülüyle gösterilen gaz şeklinde alkin grubunun ilki bir hidrokarbon. 1836 yılında keşfedildi ve 1860 yılında Berthelot karbon ve hidrojeni elektrik arkında birleştirerek asetileni elde etti. Asetilenin sanayide kullanımı, kalsiyum karbür (CaC2) elde edilip bunun su ile hidroliz edilerek asetilenin üretilmesiyle başladı.
Asetilen bol oksijenle karıştırılıp yakıldığında 2000°C sıcaklık elde edilir; şalomede mavi alevle yanar. Bu özelliğinden dolayı kaynak yapmada ve metal kesmede kullanılır.
Asetilen, kimya sanayiinde, çözücü, monomer, asetaldehit türevleri, yapay kauçuk ve poliamit imâlinde ara ürün olarak kullanılır.
Sınırlı kullanımlar için asetilen, asetilen kazanlarında üretilir.
Petrol türevlerinin kullanımı sonucu asetilenin yerini propilen ve etilen almıştır. Kömür kullanımının ağırlıklı olduğu yerde asetilen üretimi ön plana geçer. —> Karpit lambası.
ASETİLEN LAMBASI, —> Karpit lambası.
ASFALT, —> Bitüm.
ASFALTİT, 1) Koyu renkli, sert, zor eriyen bitümlü organik maddeler karışımından oluşan kömür. 2) 120-135½C arasında erime gösteren masif hidrokarbonun sert bir cinsi. Bu kömürler, daha yaşlı tabakalarda teşekkül etmiş petrolün, tektonik olaylar sonucu üst örtü tabakalarında meydana gelen çatlakların doldurması, uçucu ve akıcı maddelerin çatlağı terketmesi sonunda; çatlakta kalan petrol artığı maddelerden ibarettir.
ASİL BERİL, Bünyesine giren Cr nedeniyle yeşil olan Zümrüt (Smaragd). Akvamarin (Fe), Morganit, Herderit, Barilit, Ödidimit, Gadolinit, (Th-redyoaktif), Bertrandit (Şeffaf, renksiz, sarı). Fenasit, Gökzümrüt, Goşenit, Helyolit, Kedigözü (Krizoberil), Çkalovit, önemli beril minerallerine verilen isim. —> Beril.

ASİMETRİK RENDELEME, Hobelin ileri ve geri hareketlerini farklı seviyelerde yapması suretiyle motorların gücünden düzenli ve eşit şekilde istifade edilmesini sağlayan mekanik kazı metodu.





ASİTBORİK, Üç değerli bor asidi (H3BO3). Asit borikli su tıpta antiseptik olarak kullanılır.
ASİT KAYAÇ, Bileşimlerinde % 65-80 kuars ve alkali feldspat bulunan (granit % 68-72) magmatik kayaç. —> Nötr kayaç.
ASKIDA BIRAKILAN TOPUK, 1) Üretim yapılan yere ramble malzemesinin akmasına mani olmak veya tahkimata ve üretim metodunun uygulanmasına yardımcı olmak gayesi ile tavanda ve yanlarda —> emniyet topuğu olarak bırakılan cevher veya kömür blokları. Bu topuklar ileride tamamen veya kısmen alınabilir. 2) Tavan topuğu.
ASKIYA ALMAK, Maden işletmeciliğinde istihsali planlanmış olan bir pano veya bloğun hazırlanmasından sonra, tavanın kendi ağırlığı ile göçmesini sağlamak üzere altının boşaltılması.
ASMA PUSULA, —> Madenci pusulası.
ASPİRATÖR, 1) Ocak havasını emmeye yarayan tesis. 2) Akışkan maddeleri ya da tozları emmeye yarayan aygıt. —> Vantilatör.
ASTAR, Mermer madenciliğinde, taşın arkasına başka malzeme ile yapılan dolgu.
ASTRALON, Bir firmanın imâl ettiği harita altlığı.
ASTARYA, —> Starya.
AŞAĞIDAN YUKARI RAMBLELİ AYAK İŞLETME METODU, Dik yatımlı veya kitle halindeki maden yataklarında —> Başyukarı açık ayak işletme metodunda olduğu gibi hazırlık yapılarak kazısı yapılan cevher alt ana nakliyat yolundan alınıp, rample malzemesi de üst ana nakliyat yolundan getirilmesi ve böylece alınan madenin yerine ramble edilip yeni bir çalışma platformu teşkili suretiyle uygulanan usül.
AŞINMA DÜZLÜĞÜ, —> Peneplen.
ATAK, Demiryolunda eğimin fazla olduğu kısım.
ATAPULGİT, (OH)2 Mg5 Si8 O2 (H2O)4. 4H2O formülü ile ifade edilen polygorskit grubuna ait sulu bir magnezyum, alüminyum silikat. Alüminyum, magnezyum veya silis yerine geçebilir. Absorbant ve adsorbant olarak kullanılan killerdendir. Bu tür killerin, yapılarında mikro gözenek ve kanallara ve büyük yüzeye sahip olmaları kullanım alanını belirler.
ATEŞÇİ, 1) —> Barutçu. 2) Buharlı lokomotiflerde ve buhar kazanlarında kazanda ateşi yakma ile görevli kişi.
ATEŞE DAYANIKLI MALZEME, —> Refrakter malzeme.
ATEŞLEME, Kazı yapma veya gevşetme amaçları ile patlayıcı madde doldurulmuş, sıkılanmış lağım delikleri içerisine yerleştirilmiş kapsülün ve dolayısiyle patlayıcı maddenin patlatılması için yapılan işlem.
ATEŞLEME DEVRELERİ, Elektrikle yapılan ateşlemelerde birkaç lağımın; kapsül kablolarının birbirleriyle paralel, seri ve karışık bağlanması suretiyle teşkil edilen devre. En son kalan iki uç elektrik üreticisine bağlanarak devre tamamlanır ve ateşlenir.
ATEŞLEME KABLOLARI, Elektrikli kapsül kullanılarak doldurulmuş ve sıkılanmış deliklerin ateşlenmesi için döşenen elektrik kabloları. Bu kablolar iki hat halinde ikisi de izoleli veya dönüş hattı izolesiz kablo olarak ayrı ayrı çekilir; devre, muayene cihazı ile kontrol edilir. —> Elektrikle ateşleme.
ATEŞLEME KARTUŞU, Ateşlemeyi sağlayan kapsülü ihtiva eden lokum (kartuş).
ATEŞLEME MAKİNESİ, 1) Elektrikli kapsülleri ateşlemek için kullanılan taşınabilir, elle çalıştırılan küçük dinamo. Patlayıcı gaz tehlikesi olan yerlerde elektrik ceryanı veriş süresi çok kısa olan antigrizu ateşleme makinesi kullanılır. 2) Manyeto.
ATIL POTANSİYEL, —> Potansiyel rezerv.
ATIK , Maden ocağı işletilmesi, maden zen-ginleştirilmesi ve metalurjik işlemler uygulan-dıktan sonra, devreden çıkartılması gereken ve mevcut şartlarda ekonomik değeri bulun-mayan yan ürün.
ATIM, Ateşleme işlemi sonunda serbestleşen maden veya örtü tabakası kitlesi.
ATIM BOYU, Galeri sürülmesinde, başyukarı veya başaşağı ilerlemelerinde ve kuyu inilmesinde bir atımda yapılan —> ilerleme. Bu ilerleme, orta çekmenin cinsine ve derinliğine, çevre lağımlarının boyuna, patlayıcı maddeye ve kayacın mukavemetine bağlıdır.

ATIM PAYI, Patlayıcı madde ile atılması istenen yani lağım deliği dibi serbest yüzey arasındaki kısım.



ATIM YÜKÜ, Kapalı işletmelerde delik dibi ile, açık işletme basamaklarında ise delik (lağım) ekseni ile serbest yüzey arasında kalan kitle. Bu kitlenin bir boyutu metre olarak ifade edildiğinde, ana kitle ile serbest yüzey arasındaki koparılma mesafesini ifade eder ki, bu durumda “dilim kalınlığı” kavramı kullanılır.
ATOM SANTRALLARI, —> Elektrik enerjisi üretim tesisleri.
ATÖLYE (ATELYE), 1) Bir zanaatkârın genellikle kol emeğine dayalı olarak mesleğini uyguladığı yer, işlik. Madencilikte ocakların karolarında maden makinelerinin tamir ve bakımlarının yapıldığı motor atelyesi, elektrik atelyesi, marangoz atelyesi (marangozhane), yeraltında motor atelyesi vb. işyerleri. Genel olarak atelyeler çalışma ve üretim amaçlarına göre marangoz atelyesi, demirci atelyesi vb. şekilde isimlendirilir. 2) Seri üretim yapılan varlığı başka bir şeyin varlığına bağlı olan büyük bir işyerinde bir grup işçinin çalıştığı bölüm. Döküm atelyesi, Kalıp atölyesi, Montaj atelyesi vb. 3) Bir ressamın, bir heykeltraşın çalıştığı (bir akademide, bir sanat okulunda) özel düzenlenmiş yer. Resim atelyesi, heykel atelyesi, seramik atelyesi.
ATTERBERG SKALASI, Desimal sistem bazında 2 mm ile başlayan sediman tane iriliği sınıflamasının skala olarak derecelendirilmesi. Ürün ölçüleri, bazı matematik işlemlerden geçirilerek tane iriliği sınıflamasının Avrupada kabul edilen stardardına ulaşılır.
AVADANLIK, Bir işi yapmak, bir aracı onarmak için kullanılan alet takımı. —> Âlet.
AVARE BLOK, —> Moren.
AVRUPA EŞYA NUMARASI ( EAN), —> Barkod.
AUGER MİNİNG, —> Burgu makinesiyle yapılan açık işletme metodu.
AYAK, Yeraltı işletmelerinde, maden içerisinde iki galeri arasında cephe halinde maden üretimi yapılan yer.

AYAK BOYU, Damar meyli boyunca alt taban yolu ile üst taban yolu arasında kalan ve ömür alınan ayak alnı. Ayak damar meyli boyunca düzenlediği takdirde ayak boyu pano boyuna eşit olur. Ayak diyagonal olarak düzenlediği takdirde ayak boyu pano boyundan daha uzun olur. —> Pano boyu.




AYAK İLERLEME HIZI, Ayağın kazı yönünde ve belirli bir zaman içindeki ilerlemesi. Birim olarak m/vardiye, m/gün veya m/ay alınabilir. Damar kalınlığına, ayak boyuna, kazı metoduna, jeolojik şartlara bağlı olmak üzere bu hız genellikle 1 m/gün ile 12 m/gün arasında değişebilir.
AYAK İLERLEMESİ, Kazı yönünde ayağın metre cinsinden ilerleme miktarı. Bu kavramın ilerleme hızı kavramından farkı, ilerlemenin zaman birimi içindeifade edilmeyişidir.
AYAK KONVEYÖRÜ, —> Alın konveyörü.
AYAK RANDIMANI, ayak veya bacada yapılan üretimin; ayakta veya bacada üretim için yapılan işçi yevmiyesi sayısına bölümü ile bulunan (kg/yev veya t/yev.) değer.
AYIRIM EĞRİSİ, —> Tromp eğrisi.
AYIRMA, 1) Cevherdeki kıymetli mineralleri (veya tüvenan kömürün içinde bulunan kesme, yantaş gibi istenmeyen maddeleri) çeşitli fiziksel özelliklerinden yararlanmak suretiyle birbirinden ve damartaşı (gang) minerallerinden ayıklama işlemi. Bu işlem, cevher ve kömür hazırlama ve zenginleştirme işleminin bir aşamasıdır. 2) Zenginleştirme. —> Renk farkına göre ayırma, Radyoaktiviteye dayalı ayırma.
AYIRMA BOYU, Ürünün —> Granülomet-resinden hesaplanan ve genellikle bölünme boyutu veya eşit hatalar boyutu olarak ifade edilen, ayırmanın oluştuğu fiili boyut.
AYKIRI, 1) Başyukarı, başaşağı gibi ana yollardan ayrılan ikinci derecedeki kılavuzlar. 2) Normal olarak damar meylinde sürülen bir başyukarı içinde diyagonal olarak başlanan ikinci başyukarı. 3) Gerektiğinde açılan geçici bağlantı yolu. 4) Alışılmış ve doğru diye bellenmiş şekle uygun olmayan. 5) Yönleri birbirine dikey ya da buna yakın bir durumda olan. —> Kılavuz, Baca, Ara katlı göçertmeli ayak işletme metodu.

AYKIRI TABAKALAŞMA, Uygun bir tabaka serisinin altında eğimli veya kıvrımlı diğer bir tabaka serisinin bulunması halini belirten tabakalaşma şekli. Bu iki tabaka serisi ayrı zamanlarda teşekkül ettiğinden bunların arasındaki düzleme de diskordans düzlemi adı verilir. Genel olarak kontak hattında bir taban (kaide) konglomerası bulunur. İki tabaka düzlemi arasında açı farkı bulunması haline “açılı diskordans” aralarında paralellik bulunması haline “paralel diskordans”, diskordans yüzeyinin her iki tabaka ile karışık olması haline de “karma diskordans” denir. Diskordans, aykırı (uyumsuz) demektir.



AYLIK DENETİM, 1) Gerekli önlemlerin alınmasını sağlamak amacıyla; tozlu kömür ocaklarının tavan, taban ve çevresindeki tozun en az ayda bir kez denetlenmesi. 2) Genel anlamda periyodu bir ay olan denetimler.
AYNA, 1) Madencilikte —> alın. 2) Optikte, bir ışını, yansıma yasasına uygun biçimde saptıran parlak yüzey. 3) Dekoratif sanatlarda yansıma yolu ile görüntü veren parlatılmış maden parçası ya da arkası sırlanmış cam tabaka. Cam ayna yapımında—> Elektriksiz Kaplama Yönteminden yararlanılır. Bu amaçla temiz bir cam yüzey, nitrik asit ve şeker kamışından elde edilmiş bir alkol çözeltisi ile, amonyaklı bir gümüş çözeltisinin karışımından oluşan sıvının içine daldırılarak cam yüzeyinin gümüş ile kaplanması sağlanır.
AYNA DEMİRİ, —> Manganlı çelik.
AYNALI GÖNYE, Birbirini 45° lik bir açı ile kesen iki aynadan oluşan bir topoğrafik ölçü cihazı. Düz ve hafif meyilli arazide bir noktadan belirli bir doğruya dik çizmek için kullanılır. —> Prizma, Mimari gönye, Çift beşgen prizma.
AYIRMA YOĞUNLUĞU, —> Ağır mayi, Yıkama eğrisi.
AYIKLAMA, Zenginleştirmeye tabi tutulan cevherin veya kömürün ya içindeki yabancı maddelerin veya cevher veya kömürün el ile seçilmesi. 2) Tavuklama. 3) —> Krible. 4) Triyaj.
AYNA, Metal madenciliğinde —> Alın.
AYRIK KAYAÇ, Sular tarafından sürüklenen ve alüvyon adı verilen kum, mıcır, çakıl, vb. parçalardan ibaret kayaç. Rüzgarların sürüklediği kumlar ile buzullar tarafından taşınan morenler ve avare bloklar ve dağ yamaçlarında biriken molozlar da ayrık kayaçlardır.
AYRILIM YÜZEYİ, Mermer işletmeciliğinde katsal taşların massın içindeki katlar arası yüzeyleri. Massın kırılması bu yüzeyde kolay olur.
AYTAŞI, Mavimsi gri renkte ve çok iyi cila tutan bir feldispat türü. Adular, sanidin ve bazı plajyoklasların iyi ışık karşısında tatlı ışıldama gösteren çeşitleri, bu şekilde isimlendirilir.
AZ BULUNAN ÖNEMLİ METALLER, Volframit (Fe, Mn) WO4, Şelit (Ca WO4) Vanadinit [ Pb5 (Vo4)3 Cl ], Molibdenit (MoS2), kolonbit (Fe,Mn) Cb2O6 ve tantalit (Fe,Mn) Ta2O6, Beril Be3Al2 (SiO3)6. Monazit Ce PO4 gibi minerallerinden elde edilen metaller.

AZİMUT, 1) Gözlem yapılan nokta ile gözlenen noktadan geçen doğrunun içinde bulunduğu dik düzlemin, saat ibresinin hareketi yönünde gözlem yapılan nokta ile küzey istikametinin içinde bulunduğu dik düzlem (meridyen düzlemi) arasındaki yatay açı. 2) Semt açısı.3) Yön açısı.



AZOT (N), Nefes almada herhangi bir etkisi olmayan renksiz, kokusuz, lezzetsiz, atom numarası 7, atom kütlesi 14,006 olan havaya göre yoğunluğu 0,97, kaynama noktası -210°C ( O°C ve 760 mm civa basıncı altında), yoğunluğu 1,2505 kg/m3 olan kimyasal element ( gaz madde).
Çoğunlukla azot, maden ocaklarında teneffüs, yangın ve patlama olaylarında oksijeni kısmen veya tamamen çekilen hava kitlesinin bakiyesini teşkil eder, kömür damarlarında veya bunları kaplayan kayaçların boşluklarında ve yarıklarında ve kısmen de mineral ve potasyum tuzu yataklarında hidrojenle birlikte önemli miktarda bulunabilir. Ayrıca ocaklarda kullanılan patlayıcı maddelerin gazlarında da bulunur.
AZOT OKSİTLERİ ( N2O, NO, NO2), Kömür yangını gazlarında, patlamayan lağımlarda ortaya çıkan, nefes almada boğucu ve yakıcı bir etki yapan ve genel bir ifade olarak “ Nitros” adı verilen gaz maddeler.
Nitros gazları meyanında bazan yangın gazlarında bulunan esasen renksiz fakat havanın oksijeni ile birleşince sarı kırmızı renkte ve solunuma elverişsiz bir şekilde NO2 ye dönüşen NO ile koyu kırmızı, solunuma elverişsiz bir gaz olan N2O çok tehlikeli ve çoğunlukla yangın gazlarının solunumunda karbonmonoksitten fazla etkili olur. Nitros gazları patlamayan, yanan lağım atımlarında hissedilen keskin ve yakıcı koku ile beraber yayılan sarı kırmızımtrak renkteki duman içinde de bulunur.
B

BACA, 1) Kömür ocaklarında kömürün kazılarak çıkarıldığı yer veya kara tumba metodu ile çalışılan panolarda sürülen kılavuz ve başyukarılar. 2) Cevher içinde açılan boşluk. 3) Kazanlarda, fırınlarda, sobalarda ve ocaklarda zararlı gazların yanması sonucu meydana gelen gazları dışarı atmak ve lüzumlu çekişi sağlamak için yapılan sistem.
BACACI RANDIMANI, —> Ayak randımanı.

BAGER, 1) Örtü tabakasını veya madeni kazıyarak yüklemek için kullanılan, elektrik, mazot veya bezinle çalışan, çarklı (döner kepçeli), zincirli, kepçeli vb. tipleri olan, paletler veya yürüme takımı üzerine monte edilmiş ağır iş makinası. 2) Ekskavatör. —> Dreglayn, Döner kepçeli ekskavatör, Kepçeli bager, Aktarıcı kazıcı, anma kapasitesi.



BAĞ, Normal olarak iki yan direk ve bir boyunduruktan ibaret ağaç veya madeni tahkimat ünitesi. Kullanılan malzemeye göre bağın tavan kısmı yarım daire, sepet kulpu, çok döşeli (—> Poligon tahkimatı) olduğu gibi tamamı daire, dikdörtgen ve çokgen şeklinde de yapılır. Bağ yapmakla görevli işçilere bağcı denir. —> Galeri tahkimatı.
BAĞIMSIZ SERBEST ZAMAN, —> Şebeke planlaması.
BAĞLAMA KİLİ, Kaolinit türü killerin alt grubu olup “ Ball Clay” olarak da bilinir. Bağlama killeri, kaolenlerden daha ince tane yapısına sahiptirler ve daha fazla empürite içerirler. Özellikle karbonat miktarı fazladır. Bağlama killerinin içindeki empüritelerin çokluğu ve çeşitliliği özellikle ısı ile renk değişimi özelliğini kazandırır. Bunların su absorbe ve plastik özellikleri daha fazladır. Kullanım alanlarına göre; a) Seramik sanayiinde kullanılanlar, b) Yapay aşındırıcılar, emaye gibi diğer sanayi dallarında kullanılanlar olarak sınıflandırılır. Bu tür killerin kullanım spesifikasyonlarını belirleyen en önemli özellik ise içindeki empüritelerdir, —> Kil.
BAĞLANTI KANCASI, Çatal raptiye.





BAĞLANTI PABUCU, 1) Madeni bağların itme-ye karşı birlikte çalışmalarını, bağların eşit aralıklarla bağlanmalarını ve fırçaların yerinde durmalarını sağlamaya yarayan iki ucu tırnak şeklinde bükülmüş madeni parça. 2) Tahkimat laması.



BAĞLI POLİGON, —> Poligon.
BAĞ PABUCU, Madeni bağ parçalarını birbirine bağlayan ve bağın bir bütün olarak çalışmasını sağlayan özel imal edilmiş parça.
BAĞTAMİR HALKASI, Bozulan bağların veya kırılan direklerin değiştirilmesinde kullanılan sürenleri tutan (ray, ağaç vb.) ve yan direğe takılarak kullanılan özel halka.—> Tahkimat takviyesi.
BAKA PİSTON, Yıkama kasası. —> Jig.
BAKIR, Kimyasal simgesi Cu, rengi ve çizgisi bakır kırmızısı, sertliği 2,3, özgül ağırlığı 8,93 gr/cm3 ergime derecesi 1080°C, olan ince levha ve tel hâline sokulabilen, ısıyı iyi geçiren, iletkenliği yüksek, kullanım sahası çok geniş metal. Bakırın kristal yapısı kübiktir. Alevi yeşile boyar, asitlerde kolay çözünür. Nabit bakır olarak tabiatta ender rastlanır; sülfitli ve oksitli bakır cevherlerinden zenginleştirme ve izabe yoluyla metalik bakır elde edilir. En önemli bakır cevherleri: kalkopirit (CuFeS2) , kovelin (CuS), bornit (Cu5FeS4), kuprit (Cu2O) , kalkosit (Cu2S), krizokol (CuSiO32H2O) malakit [ Cu Co3. Cu (OH)2] ve azurit [ 2 Cu CO3 Cu (OH)2 ] .
BAKIR ALAŞIMLARI, Bakıra; çinko, kalay, gümüş, nikel gibi metallerin katılması sonucu elde edilen ürünler (—> Alaşım). Bakıra başka elementlerin katılması, eletrik ve ısı iletkenliklerini düşürür ama mekanik özellikleri arttırır, erimede kalıplama kolaylıkları sağlar (saf bakıra nazaran daha düşük erime noktası ve daha iyi döküm) ve özellikle tuzlu ortamlarda, aşındırmaya karşı daha iyi dayanıklılık kazandırır.
Bakır alaşımlarını iki ana grupta toplamak mümkündür. 1) Bakırın döküm alaşımları ve 2) Bakırın işlenmiş alaşımları. a) Pirinçler (kızıl pirinçler, sarı pirinçler, silis pirinci) (—> Pirinç) , b) Bronzlar veya tunçlar (silis bronzları, kalay bronzları, nikel-kalay bronzları, alüminyum bronzları), c) Bakır-nikel alaşımları, d) Kurşunlu bakır alaşımları, e) Bakır, nikel, çinko alaşımları; bakırının döküm alaşımları grubuna girerler. Bakırın işlenmiş alaşımlarını ise aşağıdaki ürünler oluşturur:
a) Pirinçler (kurşunlu pirinçler, kalay pirinci, kızıl pirinç), b) Bronzlar (fosfor bronzu, kurşunlu fosfor bronzu, alüminyum bronzu, silis bronzu), c) Bakır-nikeller (bakırlı nikel) , d) Bakır-nikel-çinko alaşımları (nikel gümüşü). Bakırın çinko ile yapmış olduğu alaşımlara genel olarak pirinç denir. Pirinç, en yaygın bakır alaşımı olup; çubuk, levha, şerit, boru (özellikle kondenser boruları) ve pres döküm ürünleri şeklinde geniş kullanım alanı bulur. Sanayide kullanılan yaklaşık 20 çeşit pirinç vardır. Pirinçler yapılarında bulunan bakır yüzdesine göre ticari ad alırlar. Bakırın çinko dışında kalan diğer metallerle yapmış olduğu alaşımlara bronz denir ve bunlar alaşım yapısındaki metalin adı ile anılır. Bakırın nikelle yapmış olduğu alaşımlara ise nikel-gümüş veya —> Alman gümüşü adı verilir. Ticari öneme sahip 20 çeşit bronz ve 5 çeşit nikel alaşımı vardır.
BAKIR ÇELİĞİ, İçine % 3,0 Cu ilave edilerek elde edilen korozyona mukavim çelik.
BAKIR İNGOTU, Yeniden eritildikten sonra şekillendirilen, 20-35 libre arasında ağırlığı olan ve daha küçük parçalara kırılabilmesi için genellikle çentiklenmiş bakır kül.
BAKIR İPEĞİ, Tekstil sanayiinde kullanılan ve bakır sülfatın katılması ile elde edilen bir cins yapay ipek. Pamuk yağından temizlenen pamuk artıkları (lentersler) bakır sülfat ile sodyum hidroksitten elde edilen hamura iyice karıştırılır. Bu karışım içine, indirgen ilâve edilmiş koyu amonyak eriyiğinde iyice eritilip süzülür ve kalıntı, içinde bulunan havadan tamamen arındıktan sonra, 250-750 mikron delikleri bulunan kevgirden baskıyla geçirilir. Bu şekilde elde edilen lifler önce dondurma banyosundan ve sonra da çekme işleminden geçirilerek viskoz ipeğine benzeyen bakır ipeği elde edilir.

BAKIR LİÇİ, Klasik bakır hidrometalurjisi. —> Ek-9. Hidrometalurjik bakır üretimi, düşük tenörlü cevher ve madencilik işlem artıklarındaki bakır minerallerinin uygun sıvılarla çözündürülmesine, yani liçine dayanır. Metal yüklü liç solüsyonlarından bakır hurda veya sünger demirle çöktürülerek (—> Şekil)veya elektroliz yoluyla kazanılır. —> Bakır üretimi. Liç yapmak suretiyle bakır üretimi;



a) Yerinde (İn-Situ) Liç : Cevher bulunduğu yerde ve çok basit bazı madencilik işlemlerini takiben liç edilir.
b) Yığma liç: Cevher “ madencilik işlemleri ile bulunduğu yerden çıkartılıp tabanı geçirgen olmayan bir bölgeye yığılır ve üzerine liç solüsyonu dökülerek liç edilir.
c) Süzülme (Perkolasyon) liçi: Kırılmış cevher büyük tanklara doldurularak ve liç solüsyonu aşağıdan yukarı veya ters yönde hareket ettirilerek liç edilir.
d) Karıştırma Liçi: Öğütülmüş cevher veya zenginleştirme tesisinden elde edilen konsantre, tanklar içinde liç solüsyonu ile karıştırılarak liç edilir.—> Liçing.
Genel olarak kullanılan liç solüsyonları, silisli gang içeren bakır cevherleri için sülfürik asit, karbonatlı gang içerenler veya nabit bakır için ise amonyaklı solüsyonlardır. Bunlar içinde en uygun olarak tatbik edileni asit liçtir.
1947 yılında Colmer ve Hinkle ilk defa sülfürlü minerallerin liçinde bakterilerin de rol oynadıklarını ispatlamışlardır. Bunu takiben yapılan çalışmalar, bilhassa bakır ve uranyum madenlerinden çıkan suların bakterilerle yüklü olduklarını göstermiştir. Maden sularında bulunan en önemli bakteriler, bunların yaşamaları için gerekli enerji kaynakları ve en fazla bulundukları pH aralıkları şöyledir.—> Çizelge.
Son yıllardaki çalışmalar ise; liç ile metal üretimini hızlandırmak için bakterilerin optimum bir şekilde nasıl kullanılması gerektiği ve biyoloji mühendisliğindeki çalışmalarda “ yalnız bakteriler yardımı ile liç “ yapan tesislerin kurulmasını mümkün kılma araştırması şeklindedir.

Hidrometalurjide önemli bakteriler ve özellikleri:






BAKIR ÜRETİMİ, Bakır cevherlerinden, sülfitli, oksitli veya kompleks bakır konsantrelerinden bakır elde edilmesi. Bu işlem; çeşitli pirometalurjik, hidrometalurjik ve —> Elektrometalurjik yöntemlerle yapılır. Pirometalurji yöntemleri; sülfürlü, oksitli ve nabit bakır cevherlerine; —> Hidrometalurji yöntemleri, düşük tenörlü oksitli bakır cevherlerine uygulanır. Elektrometalurjik yöntemler ise, bir saflaştırma işlemi olup, hidrometalurjik ve pirometalurjik işlemlerden sonra uygulanır. Pirometalurjik yöntemler ile elde edilen ve saf olmayan bakır, elektrolitik rafinasyona tabi tutularak saf katot bakıra çevrilir. Bu arada bakır, elektroliz işleminden önce, içindeki yabancı maddelerden önemli kısmını bünyesinden ayırmak için ateşle rafinasyona tabi tutulur. Benzer şekilde hidrometalurjik yöntemlerle çözeltiye alınan bakır da elektroliz işlemi ile katotta saf olarak toplanır. Elektroliz sonucu elde edilen —> Katot bakır’a, daha sonraki şekillendirme işlemlerinde istenen fiziksel özellikleri (süneklik, mukavemet, sertlik gibi) kazandırmak için tekrar ateş rafinasyonu uygulanır. Oksijensiz yüksek iletgenlik özelliğine sahip bakır (OFHC) üretilecek ise, katot bakır, ateş rafinasyonuna tabi tutulmaksızın, koruyucu gaz ortamında ergitilmek suretiyle—> İngot veya profil şeklinde dökülebilir.
Pirometalurjik bakır üretim yöntemlerini;
1. Endüstriyel uygulanırlığı ispatlanmış konvansiyonel teknolojiler,
2. Endüstriyel uygulanırlığı ispatlanmış yeni teknolojiler,
3. Endüstriyel uygulanırlığı henüz (1996) ispatlanmamış yeni teknolojiler olmak üzere üç gruba; ayırmak mümkündür. 1inci gruba yaş beslemeli reverber izabesi, kalsine beslemeli reverber izabesi, elektrikli fırın izabesi, —> Otokumpu flaş izabesi, Inco flaş izabesi; 2inci gruba —> Noranda yöntemi,—> Mitsubishi yöntemi, Oksijen-yakıt (OXY-fuel) reverber izabesi; ve 3 üncü gruba ise,—> Top blown konverter izabesi, —> QSL yöntemi, Oxygen Sprinkle izabesi, AMAX dead roast blast fırın izabesi, segregation prosesi, thermo-electron chlorination prosesi girerler. Klasik pirometalurjik yöntemlerle bakır üretimi şeması şekilde verilmiştir.—> Ek-10 Hidrometalurjik yöntemlerde; karbonatlı; silikatlı, sülfatlı bakır minerallerinden bakırca fakir olanları (% 1 den az Cu), içerisinde % 1-2 Cu olan cevherler ve oksitli bakır konsantreleri veya kavrulmuş sülfürler, şekilde gösterilen işlemlerden geçtikten sonra katot bakır elde edilir.—> Ek-9. Okside cevherlerden bakır üretimi dünya bakır üretiminin yaklaşık % 10 kadarını karşılar.
BAKIR ÜRÜNLERİ, Metalik bakır elde edilmesi amacıyla ve endüstrideki kullanımına göre yapılmış olan sınıflandırma. Buna göre en genel anlamda bakır ürünleri iki grupta toplanır. Bunlar 1) Yarı bitmiş ürünler ve. 2) Bitmiş ürünlerdir. Bakır konsantresi (Konsantre),—> Blister bakır, rafine (anot) bakır (—> Yüksek kaliteli bakır) ve katot bakır (—> Standart katot bakırı) yarı bitmiş ürünler grubuna dahildir. Bitmiş ürünler de a) Elektrolitik ürünler (—> Filmaşin,tel,blok,takoz; levha, lama, şerit; çubuk, boru,profil.)
b) Elektrolitik olmayan ürünler (levha, lama, şerit çubuk,boru,profil). ve c) Alaşımlar olarak üç gruba ayrılırlar.—> Bakır alaşımları.
BAKİYE MADEN YATAĞI, —> Otokton maden yatağı.
BAKTERİLERİN MİNERALLERİN LİÇİNE ETKİLERİ,—> Bakır Liçi.
BALAST, 1) Demiryolu döşemesinde traverslerin altına, karayollarında düzeltilmiş toprak veya blokaj üzerine döşenen kırılmış taşlar. 2) Kırmataş.
BALAST TAŞI,Mermer işletmeciliğinde, 3-7 cm arasındaki ebatlarda kırılmış taş. —> Balast.
BALATA, Motorlu araçlarda ve vinçlerde fren yapmayı sağlayan tambur, kampana veya disk üzerine yerleştirilmiş yarım ay biçimindeki fren koluna çakılan aşınma parçası. —> Takoz.
BALGAM TAŞI, Bir kalsedon minerali olan jaspisin yeşil damarlı türü. Balgamtaşı deyimi alaca somaki veya mühresenk de denilen oniks için de kullanılır, —> Mühresenk.
BALIK KUYRUĞU MATKAP, —> Softbit.
BALONLAŞTIRMA, —> Hazneleştirme.
BALTA, 1) Kablolu sondajda kullanılan delici uç (matkap). 2) Ağaç kesmeye yarayan gereç.
BALTATAŞI, —> Yeşimtaşı.
BALYOS, 1) Çok iri ve ağır çekiç. 2) Tokmak (Kömür madenciliğinde). 3) Varyos. Keskin ucu sapa dik olana “düz balyos”, paralel olana “çapraz balyos” denir.
BANCHMARKING, 1) Bilgileşim 2) Ekonomide sektör içinde rekabet, sektör dışında işbirliği esasına dayanan, boşa zaman harcanmasını önleyip geliştirme ve yaratıcılığa sarfedilecek zamanın kazanılmasına olanak tanıyan, rekabet gücünü artırıcı kalite aracı. Bu sayede sektör içinde üstün uygulamalar tespit edilir, anlaşılır hâle getirilir; adapte edilerek deneyim ve bilgilerin paylaşımı ve transferi sağlanır. Daha iyi yapandan öğrenilir veya daha iyi yapan öğretir; bu şekilde zaman ve kaynak tasarruf edilir. Böylece tasarruf edilen zaman geliştirme ve yaratıcılığa ayrılır. 3) Entegre tedarik zinciri. Rekâbet ve maliyet faktörlerinin uygulanması madencilik faaliyetlerinde eskisinden daha çok önem kazanmıştır. Banchmarking’in madenciliğe katkı aracı olarak girmesi bu yönde olumlu gelişmeler sağlayacaktır.
BANK, Mermer işletmeciliğinde iki yatak sathı arasında kalan taş tabakası.
BANDJASP,—> Jasp.
BANT, 1) Devamlı nakliye yapan ünite. 2) Devamlı nakliye yapan ünitenin keten veya çelik kordlu (örgü ile pekiştirilmiş) lâstik, PVC vb. madde kaplı kendine mahsus standardı olan maden veya taş taşıma kayışı. Kullanım amaçlarına göre bantlar değişik tiplerde üretilirler. Genel olarak a) Çelik kordlu, b) Tekstil kordlu bantlar olmak üzere iki ana gruba ayrılırlar. Çelik kordlu bantlar da karkas yapım şekillerine göre, çelik örgülü bant ve çelik halatlı bant olarak ikiye ayrılır. Tekstil kordlu bantları; pamuk dokulu, polyamit dokulu, polyester dokulu, aramit dokulu ve yapay ipek dokulu bantlar oluşturur. Çelik örgülü bantlar, genellikle 500-3000 mm genişliğinde olmak üzere ençok 250 m uzunluklarda üretilirler.—> Şekil.
Şekil bozuk düzelecek**************************










BANT ARABASI, Ana iş makinesinin ilerleme ve hareket sahasını ve kabiliyetini artırmak —> Döner kepçeli ekskavatör (kazıcı) ile bant konveyör veya bant konveyör ile —> Dökücü makine arasında kullanılan, paletleri üzerinde hareket edebilen bir bağlantı makinesi, —> Şekil. a) Veriş bumu sağa sola hareketli. Atış bumu da veriş bumuna uyumlu hareket düzenini haiz olup, ayrıca her iki bum aşağı yukarı kaldırıp indirilebilir. b) Sağa sola hareketli düzene sahip ve her iki bum yukarı aşağı hareket ettirilebilir.




BANT EKLEME, Montaj sırasında veya kopma durumlarında bandın iki ucunun bağlanarak sonsuz bant haline getirme işlemi. Bu işlem, tırnaklar veya menteşe bağlarıyla çözülebilir; sıcak kauçuk kaynak (vulkani-zasyon) vasıtasıyla tekstil veya çelik halat özlü bantlarda çözülemez (birbirinden ayrılamaz) bir şekilde yapılır. Ekleme yeri, 0 ila % 40’a varan bant zayıflaması sonucunu doğurabilir.









BANT KANTARI, Rulolar üzerine gelen ağırlık ve hand hızı vasıtasıyla, taşınan malzemenin ağırlığını tartmaya yarayan düzen.

BANT KONVEYÖR, Bir tahrik tamburu yardımıyla bandın makaralar üzerinden çekildiği mâlzeme taşıma düzeni. Bant konveyörlerde gerdirme düzenleri çeşitli şekillerde imâl edilir. Bant tahrik tamburu, band sıyırıcıdır.




BANT SIYIRICI, Bant tesisinde malzeme naklinde bandın alt yüzeyine dökülebilecek malzemenin tamburla bant arasından geçerek banda zarar vermemesi için kuyruk tamburundan önce bandın hareket yönüne göre diyagonal olarak yerleştirilen ve alt kenarına kauçuk takılan bant yüzeyinin korunmasına yarayan sac levha. (—> Şekil). Bant tesisinde ağırlıklı gerdirme tamburunun bulunması halinde ağırlık tamburunun ve bandın korunması için gergi sistemi öncesi bant kayışı üzerine konulan sıyırıcı düzene de bant silgisi denir.—> Şekil. Bant silgisi ise lastik veya kauçuk malzemeden yapılır. —
> Band Konveyör, Band Tahrik Tamburu.






BANT SİLGİSİ, —> Bant Sıyırıcı.



BANT TAHRİK TAMBURU, Bant kayışına hareket veren tambur. Bant boyunun uzun olması halinde bir bant tesisinde birden fazla tahrik tamburu kullanılabilir.(—-> Şekil) Çift tahrik tamburlu olarak kurulan bir tesiste tahrik tamburları bant başına veya biri bant başına diğeri bant kuyruğuna konabilir. Bant tamburlarının çapı ise; tambur yüzeyinin, (sürtünme katsayısını artırmak bakımından) seramik, çelik vb. malzeme ile kaplı olmasına göre değişir.—> Bant Konveyör, Bant Sıyırıcı, Bant.
BARAJ, Yeraltı işletmelerinde yangın, su, zararlı gazlar veya infilakin başka panolara (işyerlerine) yayılmasını, galerilerden hava, gaz ve su geçirmesini önlemek için yapılan sızdırmaz engel. Barajların yapımında kum torbaları, kil, yapı malzemeleri vb. maddeler kullanılır.
BARAJ KAPISI, Su baskınına veya su patlamasına karşı ocağı veya ocağın bir bölümünü emniyete almak için yapılan baraj içine yerleştirilmiş dirençli, bombeli, çelik kapı, —> Bekleme barajı.
BARELİ KÖMÜR, —> Mikst.
BARBARA SANCTA (Azize), Din kurbanı bakire. M.S. 235’te İzmit’te (Nikomedia) öldürülmüştür. Sancta Barbara yıldırım çarpmasına ve ani ölüme karşı insanları koruyan bir ermiş olarak kabul edilmektedir. Ayrıca topçu sınıfı, madenci, duvarcı ve mahpusların koruyucusu addedilir. Her yıl 4 aralık’ta dünya çapında madenciler günü kutlanır ve Sancta Barbara anılır.

BARET, 1) Can güvenliği bakımından madende veya tehlikeli yerlerde çalışanlara verilen sert bir maddeden (kösele, preslenmiş mukavva, alüminyum veya plastik) yapılmış şapka. Enerji nakil hatlarının tehlike arzettiğiyerlerde iletken olmayan baret kullanılır. 2) Emniyet şapkası.




BARİT, Baryum sulfatın (BaSO4) doğal zuhuru ve baryumun ana cevheri. Saf barit rombik kristalli, hidrotermal fazda oluşan bir minerâldir. Yaprak yaprak, sütunlu, kabuk şeklinde iğneli veya masif olarak zuhur eder. Renksiz (şeffaf), kahverengine kadar dönüşen sarı, kırmızımsı, kırmızı, mavimsi camsı veya mat-parlak görünümdedir. Yoğunluğunun yüksek oluşu (4,5 gr/cm3), beyaz rengi ve kimyasal etkilere dayanıklığı ile x ve gama ışınlarını absorblayıcı özellikleri nedeniyle yaygın bir kullanım alanı vardır. Filon dolgusu, gang minerali veya sedimanter halde oluşur. İkincil mineral olarak kurşun-çinko, fluorit, demir, bakır ve gümüş cevherleri içinde bulunur. Baritin % 75-90 kadarı petrol ve gaz arama ve geliştirme sondajlarında tüketilir. Sondaj çamurunda kullanılacak barit OCMA (Oil Companies Mineral Association) veya API (American Petroleum Institute) standardlarına göre ticari işlem görür. Bu standardlarda özgül ağırlık (en az 4.20 gr/cm3), yaş elek analizi, suda çözülebilir katı maddeler, çözünebilir toprak alkaliler ve fan viskozitesi belirlenmiştir. Türkiye’de TSE tarafından “ Sondaj çamuru katkı maddesi Barit “ adı ile TS 919 numaralı standart 14101 sayısı Resmi Gazete’de yayınlanmıştır.
Barit; %60 ZnS ve % 40BaSO4 karışımından oluşan beyaz boyaların ana maddesi olan litopon’u oluşturur ve en çok %15 oranında konulur. Boya sanayiinde kullanılacak baritin BaSO4 oranı %94'ün üzerinde ve 20 mikrona kadar öğütülmüş olması gerekir. Renk bozucu olarak kabul edilen Fe2 O3 oranın ise %0,05’den az olması gerekir.
Cam sanayi için kullanılacak baritin %98 BaSO4, en çok % 0,15 Fe2O3, % 15 Al2O3 ve %1,5 SiO2 içermesi ve 16-140 mesh arasında öğütülmüş olması istenir. Kimya sanayii için BaSO4 oranı en az %94, Fe2O3 ençok %1, Si SO4 en çok %2, CaF2 en çok %0,5 ve öğütme inceliği 4-20 mesh arasında olmalıdır.
BARİYER, —> Karakol.BARKOD, Ambalajların üzerindeki dikdörtgen şeklindeki çubuklar ve aralıklardan oluşmuş çubuk kodların adı. Çubuk kod, ( çizgili kod ) mamulü belirleyen bir sayıdır. Daha önce belirlenen bir yapı ve standardı temsil eden aralıklardan oluşmaktadır. Bu sembol elektronik olarak bir ışıklı kalem yardımı ile veya bilgisayara bağlantılanmış düşük şiddetli lazer tarayıcı ile okunabilmektedir.
Muntazam ( standard) bir çubuk kod, kodu temsil eden çubuklarla birlikte sağda, solda ve merkezde koruyucu çubuklardan ( guard bars) oluşmaktadır. Tarayıcı, soldaki koruyucu çubukları geçince okumaya başlar ve sağdaki koruyucu çubukları geçince durur. Merkezdeki koruyucu çubuklar ise soldaki üreticinin kodu ile sağda bulunan ( üreticinin) mamul kodunu ayırır.
Dünya çapında iki çubuk kodlama sistemi kabul edilmektedir. Bunlardan biri MAMUL KODU (Uniform Product Code) UPC, diğeri de AVRUPA EŞYA NUMARASI ( European Article Number) EAN dır. UPC ABD’de ve Kanadada kullanılmakta ve bazen de evrensel bir sistem olarak değerlendirilmektedir. Bu sistemin normal uygulaması on rakamdan meydana gelmiştir. —> Şekil. EAN ise —> Şekil onüç sayıdan oluşan eşya numarasını geliştirmiştir. Bu sistem Avusturya, Avustralya, Belçika, Fransa, İrlanda, Çekoslovakya, Danimarka, İtalya, Japonya, Lüksemburg, Hollanda, Yeni Zelanda, Norveç, Güney Afrika, İspanya, İsveç, İngiltere, Almanya ve Yugoslavya tarafından kabul edilmiştir.







BAROGRAF, Belirli bir süre içerisinde, mutlak hava basıncını m bar (0,750062 mm Hg) veya tor (1 mm Hg) cinsinden yazılı olarak kaydeden basınç ölçü cihazı.
BAROLUKS, Maden işletmelerinde yeraltı ve yerüstü hava basıncını m bar (0,750062 mm Hg) veya tor (1 mm Hg) olarak gösteren mutlak hava basıncı ölçme cihazı. Baroluks ile hava şebekesinin belirli noktalarında ölçme yapılır ve bulunan basınç değerleri vasıtasıyla ölçülen noktalar arasındaki basınç farkı tesbit edilir.
BAROMETRE, 1) Hava basıncını ölçmeye yarayan cihaz. 2) Basınçölçer.
BAROMETRİK YÜKSEKLİK TAYİNİ, Açıkhava basıncı kullanılarak yapılan yükseklik tayini. Deniz seviyesinden itibaren, 20½C ısı ortamında her 11m yükseklik için civa seviyesi 1 mm düşer. Yükseklik arttıkça bu rakam değişir. Örneğin 3000 m den sonra civa sütununun 1 mm değişmesi için yaklaşık 14 m yükseğe çıkılması gerekir. Havanın nem durumu ile enlem derecesi ve özellikle meterolojik koşulların değişmesi bu olayda etkili olur. Bu yüzden önemli düzeltmeler yapılır. İki tip barometre mevcuttur. Madeni ve cıvalı, cıvalı olanları ise üç tiptir.
1
Yükseklik, h= 8019 ———— (1+0,0037 tm) Bm

formülü ile hesaplanır.
Bm: Ortalama hava basıncı
tm: Ortalama ısı derecesi
BARUT, Patlama hızı düşük, güherçile (NaNO3 veya KNO3 - %70-80), kükürt (% 3-14) ve odun kömürü tozu (% 12-20) karışımından meydana gelen patlayıcı madde. Buna “karabarut“ veya “madencilik barutu“ da denir. Oldukça yavaş yanar; bu nedenle itici bir etki yapar. Fazla duman çıkarır. Bir patlama deliğine hapsedilmiş barut ateşlendiğinde 400m/s hızla yanar fakat şok dalgası oluşmaz. Âni yanma sonucu oluşan gazlar kaya kütlesine baskı yaparak delik boyunca kayacı blok şeklinde kırar; ayrılan kaya blok kütlesinde daha fazla hasar oluşmaz. Bu sebeple barut tercihen dekorasyon taşlarını büyük bloklara ayırmada kullanılır. Bu patlayıcı suya karşı çok hassastır; bu yüzden su içeren patlatma deliklerinde kullanılmaz. —> Pamuk barutu, Dumansız barut.
BARUTÇU, Kayaçları ve madenleri kolay kazılabilir hale getirmek için patlatılmak amacı ile delinen deliklerin, patlayıcı madde ile doldurulması ve ateşlenmesi işlerini yapabilen eğitilmiş, ehliyetli kişi . Patlayıcı maddenin kullanılması ve taşınması yalnız barutçu tarafından yapılır.
BARUT HAKKI, —> İmla hakkı.
BASAMAK, 1) Küçük atımlı fay. —> Kerti. 2) Açık işletmelerde, örtükazı ve üretim işinin verimli ve güvenli yapılabilmesi için oluşturulan teras şeklindeki kademelerde oluşturulan düzlük. 3) Graden.
BASAMAK EĞİMİ, Basamağın üst noktası ile dip noktasını birleştiren düzlem ile basamak düzlemi arasındaki açı değeri.
BASAMAK YÜKSEKLİĞİ, Açık işletmede basamak üst seviyesi ile alt seviyesi arasındaki dikey mesafe.
BASAMAK TAŞI, Mermer işletmeciliğinde, merdiven genişliğinde veya en az boyu 80 cm olan ve basamak profili kesidinde masif ve yekpare olan taşlar.
BASIC, (Beginneer’s All-purpose Symbolic Instruction Code). Bilgisayar veya elektronik veri işleme sisteminde programlama öğrenmeye yeni başlayanların kolayca kullanabileceği genel amaçlı bir programlama dili. En büyük özelliği etkileşimli (interactive) olmasıdır. BASIC yorumlayıcısı, bir programı doğrudan işletebileceği gibi, tek bir program komutunu da işletebilir. Program, yazılım esnasında söz dizim hatası varsa hangi satırda olduğunu ekranda anında bildirir ve kullanıcıya düzeltme şansı verir. BASIC dili iki önemli kısım ile tanımlanabilir. Bunlar, kaynak program ve programı oluşturan satırlar ile sistem komutlarıdır. Bu iki kısım kullanıcıya denetleme ve biçimleme olanağı sağlar.—> Bilgisayar.
BASINÇLI AKIŞKAN YATAKLI YAKMA SİSTEMİ,—> Akışkan yataklı yakma sistemi.
BASINÇLI AKİFER, Altı ve üstü su geçirmez tabakalarla sınırlanmış akifer.
BASINÇ ÇATLAKLARI, —> Oturuşma çatlağı.
BASINÇLI FİLTRE, Linyit, kil ve kaolan şlamı gibi süzmesi zor sıvıların süzme hızını artırmak için münavebeli olarak vakum ve basınç (pres) uygulanan, kesintili çalışan filtre.







BASINÇLI HAVA, 1) Havanın, pistonlu, santrifuj veya turbo kompresörlerle sıkıştırılması ile elde edilen, daha ziyade patlayıcı gaz ortamı olan yerlerde ve özellikle madencilikte grizu tehlikesi olan yerlerde vinç, martopikör, martoperforatör, vantilatör vb. makineleri çalıştırmakta kullanılan; emniyetli fakat elektrik enerjisi kullanımına nazaran çok daha pahalı olan güç kaynağı. 2) Sitim. 3) Tazyikli hava. 4) Muzayyik hava. 5) Sıkıştırılmış hava.





BASINÇLI HAVA ALTINDA TUNEL AÇMA, —> Keson.
BASINÇLI HAVA İLE PATLAMA (AIR-DOX), Çok yüksek basınçlı (sıvı) havanın, lağım deliğine yerleştirilen çelik bir kovan içine basılmasından sonra aniden boşaltılması ile patlama yöntemi —> Patlayıcı madde.
BASINÇLI HAVA İLE RAMBLE, —> Pnömatik ramble.
BASINÇLI HAVA KAÇAĞI, Tesisatı iyi döşenmemiş veya peryodik bakımı yapılmamış basınçlı hava şebekesinden sızan basınçlı hava. Basınçlı hava kaçakları aşağıda örnek olarak belirtilen güç kayıplarına sebep olur.
Havanın Kaçan havayı
kaçtığı 7 Bar’da üretmek için
delik çapı hava kaçağı gereken güç
(gerçek
boyut)
mm dm3/sn kW
––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––––
0,4 0,2 0,1
1,6 3,1 1,0
3,0 11,0 3,5
BASINÇLI HAVA TENEFFÜS İSTASYO-NU, Ani boşalma tehlikesi olan yerlerde ge-rektiği zaman kullanılmak üzere hazırlanmış basınçlı hava teneffüs tertibatlarının bulunduğu yer.
BASINÇLI HAVA TENEFFÜS TERTİBA-TI, Ani boşalma tehlikesi bulunan işyerlerinde ocağın basınçlı hava şebekesinden faydalanılarak kurulan ve gazlı bir ortamda belirli bir süre orada bulunanların yaşamlarını devam ettirmelerini sağlayan teneffüs tesisi.
BASINÇLI SU DÜZEYİ, Basınçlı akiferdeki suyun hidrostatik basınç altında yükselebileceği düzey.
BASINÇ METAMORFOZU, Yalnız üst tabakaların basıncı ile meydana gelen başkalaşım. —> Metamorfoz.
BASİT MAĞARA AÇIKAYAK İŞLETME METODU, Daha ziyade tavanı çok sağlam, şekli gayrimuntazam ve kalınlığı fazla olmayan maden yataklarına tatbik edilen hazırlık işleri bir kuyu ve rekuptan veya yalnız bir rekuptan ibaret olan, cevher kesildikten sonra ilerletimli veya dönümlü olarak çalışmak suretiyle gerektiği takdirde topuk da bırakılarak cevher yatağını oyup boşaltma esasına dayanan tahkimatsız yeraltı (üretim) işletme metodu. Bu usulde cevherden kalan boşluk bir mağara teşkil eder. Pratik, fazla yatırım gerektirmeyen, randımanlı olmakla beraber uygulanma sahası çok dar olan bir işletme metodudur.
BASİT TAHKİMATLI AYAK İŞLETME METODU, Esas itibariyle çeşitli meyillerdeki ince damarlara (damar kalınlaşırsa ramble usulüne geçilir) tahkimatsız, —> Başaşağı ve başyukarı açıkayak işletme metotlarının bir uygulaması olan; kabak direk, domuzdamı, beton ayak vb. malzeme kullanılarak tavan göçmesinin önlenmesi esasına dayanan, aşağıdan yukarı mail (eğik) dilimli veya dik dilimli olarak çalışan, ağaç veya karışık tahkimatlı (üretim) işletme metodu. Bu usulde tavan sadece direklerle tutulur. Sonradan dolgu kullanmak gerekebilir. Usulün hazırlık safhası başyukarı veya başaşağı çalışan açıkayak işletme metodlarının aynıdır. Bu usulün bir de ufki (yatay) dilimli uygulaması vardır. Ufki dilimli uygulama da, iki ana galeri arasında kalan cevher, ufki dilimlere ayrılır ve üstteki dilimden başlayarak dönümlü bir şekilde alınır; dilimlerdeki ayaklar dikkate alınarak teşkil edilen genel işletme düzeni yaklaşık 45½’lik bir açı yapacak şekilde yürütülür.

BASİT SARIMLI DAMAR, Bir çelik halat sarım şeklini belirten ve damarı oluşturan her sıradaki tellerin ayrı operasyonlar ile aynı yönde, fakat farklı açı altında örülen konstrüksiyonları. Sıra telleri ile diğer teller arasında küçük bir açı farkı bulunur.—> Şekil.
Basit Sarımlı Demetler
BASKI KUVVETİ, 1) Sondaj esnasında arazinin cinsine göre kesici uca verilmesi gereken kuvvet (kontrollu ağırlık). Graviteden dolayı gelen kuvvet fazla ise azaltılır, az ise artırılır. Baskı kuvveti sondajda en önemli faktörlerden biridir. Genelde baskı arttıkça ilerleme de artar. Sert formasyonlarda artırılan baskı, ilerlemeyi artırır. Ampirik olarak ilerleme, devir sayısının baskının k kuvvetiyle çarpımına eşittir. Yani i (cm) = n (D/dk.) . pk (ton). Burada k yumuşak formasyon için 1,2, sert formasyon için 2,3 kabul edilmektedir. Çeşitli şartlarda sınırlı olan baskı kuvveti sondajda kompleks bir karakter arzeder.
2) Delik delme esnasında martoperforatöre tatbik edilen ilave kuvvet. —> Martoperfaratörün delme hızı.

Baskı Kuvveti




BAŞAŞAĞI, 1) Yan taşta veya damar içerisinde yukarıdan aşağı doğru sürülen meyilli yollar. 2) Desandri.
BASMA, —> Tavan basması.
BASTIRICI, —> Reaktif.
BAŞAŞAĞI AÇIKAYAK İŞLETME METO-DU, Bilhassa fazla yatımlı, tavan ve tabanı sağlam olan, cevheri sağlam olmayan filonlarla ince damarlarda ve kazılan cevheri sağlam olan kalın damarlarda alt katlarda hazırlık yapmadan cevheri aşağıdan yukarı taşımak, alt katta hazırlık yapılmışsa kazılan cevheri maden yatağı içinde sürülmüş başyukarıdan veya bürden aşağı akıtarak panodaki nakliyatı sağlamak esasına dayanan, alın iki tarafa doğru basamak şeklinde, tahkimatsız veya çok az tahkimatlı (üretim) işletme metodu. Bu usulde gerekirse bir kısım cevher topuk olarak da bırakılabilir.

BAŞKALAŞIM, —> Metamorfoz.
BAŞKALAŞMA, —> Metamorfoz.
BAŞKALAŞIM KAYAÇLARI,—> Petroloji.
BAŞKALAŞIM MADEN YATAKLARI, —> Metamorf maden yatakları.
BAŞ LAMBASI, —> Madenci baş lambası.
BAŞYUKARI, Yan taşta veya damar içerisinde aşağıdan yukarı doğru sürülen meyilli yol. Taş içerisinde sürülen meyilli yollar içinde nakliyat ünitesi yoksa taşbaşyukarı, vinç veya varagel gibi taşıma üniteleri varsa, vinç veya varagel diye isimlendirilir.
BAŞYUKARI AÇIKAYAK İŞLETME ME-TODU, —> Başaşağı açıkayak işletme meto-dunun aşağıdan yukarı uygulanması esasına dayanan ve panodaki nakliyat aşağıya doğru gravite ile sağlanan, hem aşağıda çalışan işçileri korumak ve hem de alt kılavuzun cevherle dolmasını önlemek için ayakla pano arasında ya topuk bırakılarak ya da çatal direklerle kapak yapılmak suretiyle çalışan tahkimatsız (üretim) işletme metodu. Başaşağı açık ayak işletme metodunda olduğu gibi bu metodun tatbikinde de alın, ters merdiven, eğik veya düz olarak düzenlenebilir.
BAŞYUKARI RAMBLELİ AYAK İŞLET-ME METODU, 5-6 m. genişliği olan sağlam cevherli (tavanı ve tabanı sağlam olmayabilir) dik yatımlı maden yataklarında —> Başyukarı açıkayak işletme metodunda olduğu gibi hazırlık yapılarak kazısı yapılan cevher alt ana nakliyat yolundan alınıp ramble malzemesi de üst ana nakliyat yolundan getirilmek suretiyle metal, kömür ve tuz maden yataklarında uygulanabilen rambleli (üretim) işletme metodu. Bu usulde alın düz veya diyagonal dişli (ters graden), ters V veya piramit şeklinde olabilir. Cevher nakliyatı ve insan inişi çıkışı için ramble içinde bırakılan (şütler) kelebeler ağaç, çelik, beton veya tuğladan yapılabilir. Bu metot orta kalınlıkta ve kalın damarlarda da uygulanabilir.
BATAK JİG, Batak yıkama kasası denir. Sabit elekli jigler grubuna girer. Batak (Batac) kelimesi Baum ve Tacub kasaları sözcüklerinden üretilmiştir . Baum tip kasada olduğu gibi, kasası hava ve yıkama bölgesi halinde ikiye bölünmeyip ; kasanın tüm alanı yıkamaya tahsis edilmiş, böylece yıkama alanı genişletilmiş, kasası seri halde hava çemberleri ile donatılmış, bu çemberlerden iki adedi her bölmede sabit elek altında ve eleğin tüm genişliği boyunca uzatılarak kasaya verilen havanın kasada üniform dağılımla her noktada eşit pulsasyon sağlanmış yıkama (zenginleştirme) ünitesi. —> Şekil, Jig, Baum jig, Kömür yıkama yöntemleri.
BATARLAMA, 1) Büyük atımlardan çıkan ve yüklemesi yapılamayan iri parçaları, martoperforatörlerle yeniden delerek yapılan ikinci bir ateşleme işlemi. 2) Yeraltı işletmeciliğinde normal ateşleme ile kazılmamış kısımların kazısını sağlamak için kısa lağım delikleri delinmek suretiyle yapılan ateşleme. 3) Batar atma.
BATARYA, 1) Birbirine benzer birkaç ünitenin biraraya getirilerek belirli biçimde eklenmesinden oluşan takım. 2) Akümülatör. —> Selül.
BATIRMALI KUYU, —> Keson kuyu.
BATİYAL FASİYES, Denizlerin ışık geçirme-yen 200-800 m. arasındaki derinliklerinde biriken çökeller.
BAUM JİG, Malzeme ve yıkama suyunun verildiği kasada suyun, piston yerine hava basıncı ile aşağı yukarı hareketini sağlayarak zenginleştirme yapmaya yarayan yıkama (zenginleştirme) ünitesi. Sabit elekli jiglerdendir. —> Şekil, jig, Batak jig, Kömür yıkama yöntemleri.
BAYER YÖNTEMİ, Boksit cevherinden sodyum hidroksit katkısıyla otoklavlarda yüksek basınç (15 atm) ve sıcaklıkta (210°C) sodyum aluminat çözeltisi elde edilerek, bunun; buharlaştırıcı, seyreltici, durultucu (aluminat çözeltisinin çamurlardan ayrılması için), bozundurucu (aluminatın çözüşmesi ve alüminin yaklaşık % 55’nin çökmesi için), durultucu (hidratlı alüminin çözeltiden ayrılması için), döner süzgeç (hidratlı alüminin suyundan ayrılması) ve döner fırın (hidratlı alüminin 1200°C’de kavrulması ve alümina haline dönüşme için) gibi ünitelerden geçilerek —> Alümina (Al2 O3)’nın elde edilmesi.
BAZ, 1) Nirengi şebekesinde hassas ölçülmüş kenar. 2) Kazı işlerinde yapılan veya yapılan işi belirlemeye esas olarak alınan doğru parçası. 3) Asitle birleşince tuz oluşturan madde. 4) Hassas olarak ölçülen ve koordinat değerleri belli olan doğru parçası.
BAZ LATASI, Optik yöntemle uzunluk ölçmede kullanılan ve hesaplama kolaylığı bakımından 2 m uzunluğunda olan özel gereç. Baz latası, sehpası üzerinde olmak üzere uzunluğu ölçülecek doğrunun uç noktasına kurulur. Diğer ucunda saniye teodoliti bulunur. 75 m ye kadar olan uzunluklar hassas olarak bu yöntemle ölçülebilir. —> Şekil.
BAZALT, Dar anlamda melafir ve diyabaz ile birlikte anılan ve tersiyerden günümüze kadar geçen jeolojik zamanda oluşmuş bazik volkanik kayaç. Seyrek kullanılan bir terim olan melafir ve sık kullanılan diyabaz, mezozoik ve paleozoik devirlerinde oluşmuşlardır. Diyabaz genellikle gang şeklinde tezahür ettiğinden farklı bir iç yapı gösterir. Yapı taşı olarak tercih edilen bu kayaçlar, sağlam ve dayanıklı yapı özelliğinden dolayı eritilerek içi bazaltla kaplanan borular madencilikte ramble malzemesi naklinde, plaka halinde dökülmüş olanlar da aşındırıcı malzemelerin stoklandığı siloların ve olukların kaplanmasında kullanılır. Ayrıca bazalt, parke taşı olarak yol kaplamalarında da kullanılır.
BAZALTİK POMZA, —> Pomza taşı.
BAZALTLI BORU, Ramble malzemesi vb. aşındırıcı malzemenin boru içinden geçmesi gibi durumlarda, sürtünmenin aşındırıcı etkisini azaltmak için sinterleme suretiyle ergitilmiş bazalttan (sinter-bazalt) dökülerek elde edilen ve dışına çelik zarf geçirilen özel boru.
BAZİK BESSEMER METODU, —> Thomas metodu.
BAZİK KAYAÇ, Bileşiminde kuars bulunmayan ve silis miktarı % 40-52 olan, bünyesindeki minerallerin büyük kısmı magnezyum, kalsiyum ve demirli, koyu renkli kayaç (Örnek: Peridotit % 41-45 silis ihtiva eder.)
BEKHU (BACK HOE), —> Terskepçe.
BEKLEME BARAJI, 1) Maden ocağında yangına müsait panoların, herhangi bir yangın vukuunda çabuk kapatılmalarını sağlamak üzere, bu panoların giriş ve çıkış yollarında önceden yapılmış, panoda çalışma süresinde geçişe imkan veren baraj gövdesi ve barajın kapanması için yeterli hazır malzeme. 2) Su patlamasına karşı kapısı ile birlikte önceden inşa edilmiş baraj.
BELÇİKA GRANİTİ, Küçük, beyaz lekeli siyah mermer çeşidi.
BELİRLİ MÜMKÜN REZERV, 1) Cevher yatağı en az bir taraftan tesbit edilmiş veya 2-3 taraftan ortaya çıkarılmış olmasına rağmen cevher kalitesi genel durumu ile tesbit edilmemiş, işletme esasları yaklaşık olarak bilinen rezerv. 2) Evvelce aranan ve kısmen işletilmiş maden yataklarında madenin çökmüş olması veya dökümanların yeterli olmaması halinde veya arama sıklığı muhtemel rezerv sınıfına alınmasına yeterli olmayan rezerv. 3) Düzenli yataklarda 1600-400 m. aralıklarla, düzensiz yataklarda da 400-100 m. aralıklarla yapılan sondajlarla tesbit edilen rezerv.
BELLEME, Uzun ayaklarda ayak tahkimatını takviye için alına paralel sarmaların altına ve ayak alnına dik olarak yerleştirilen sarma. Gerekirse takviye olarak, bellemelerin üzerinden, takviye ettikleri sarma direklerine paralel olarak süren direkleri de sürülür. —> Süren.
BELİRSİZ HATALAR, —> Tesadüfi hatalar.
BENT, 1) Basıncı veya temperatürü farklı iki ortamın arasında bırakılan ve bu iki ortamın birinden diğerine geçişte uyum sağlanmasına yarayan yer. 2) Küçük baraj.
BENTONİT ; Formülü Al4Si8O20(OH4). nH2O olan,genellikle ayrışmış volkanik küllerden oluşup; dökümcülükte, renk açmakta, sabun ve diğer temizleme malzemelerinin yapımında, ıslandığı zaman kabarıp gözenekleri kapadığı için sondaj kuyularında kullanılan, aluminyum ve magnezyum silikat minerali ihtiva eden, montmorillonit bakımından zengin kil.Bentonitin ticari olabilmesi için kendi hacminin en az beş katı şişebilmesi gerekir. Normal olarak iyi nitelikli bentonitler 10-20, çok ender bentonitler ise 15-30 kat şişebilirler. Genellikle kendi ağırlığının 5-6 katındaki suyu absorbe ederek 12-15 kat hacim artışı gösteren bentonitler kaliteli sayılırlar.Bentonitleri beş grupta toplamak mümkündür:
1) Alkali bentonit (Na-Bentonit), 2) Yarı alkali bentonit (Ca-Na-Bentonit), 3) Toprak alkali bentonit (Ca-Bentonit), 4) Toprak alkali yarı bentonit, 5) Aktifleştirilmiş bentonit. Alkali bentonit, çok gelişmiş vizkozite, tiksotropik ve plastik özelliklerine sahip iken, Ca-Bentonit üstün ağartıcı ve absorpsiyon özelliklerini haizdir. Buna göre, Na-Bentonit sondaj çamuru hazırlanmasında (%40); döküm kumu ve pelet bağlayıcı olarak (%30) uygulama alanı bulurken; Ca-Bentonit yağların, şeker, meyve suları v.b.’nin rafinasyonunda (%15) kullanılır. Ticari işlemler OCMA (Oil Companies Material Association) ve APİ (The American Petroleum Institude) standartlarına göre yapılır.
BENZİN, Karbonlu hidrojenlerin (petrol, bitümlü şist, -marn, maden kömürü ve linyit) damıtılması ve petrolün kraking’i ile elde edilen çok uçucu renksiz ve ıtır kokulu akaryakıt. Yağları ve kauçuğu eritme özelliği vardır. Kolay yanar. Buharı, hava ile patlayıcı bir karışım meydana getirir. Yoğunluğu 0,65, kaynama noktası 65½-95½C.
BENZİNLİ LAMBA, —> Emniyet lambası.
BENZOL, Aromat birleşiklerinin temel maddesi (C6H6), su berraklığında, ışık kırıcı, yoğunluğu 0,88, kaynama noktası 80,5½C, eter kokulu, kolay yanan bir akaryakıt. İyot, kükürt, fosfor, reçine ve yağları eritir. Taşkömürü katranından yan ürün olarak elde edilir.
BERİLYUM BRONZU,—> Paris bronzu.
BEŞİK ARABASI, V kesitinde, yana devrilmek suretiyle tumba edilen ocak arabası.
BETA SEPİYOLİT, —> Lületaşı
BETON KOVASI, —> Fonsaj kovası.
BETON, Kum, çakıl, cüruf vb. maddelerin çimento ve su ile karışımıyla elde edilen bir yapı malzemesi.
BETONARME KIRMASI, Mermer işletmeciliğinde, 0,7-25 cm arasında kırılmış taş.
BETON MUAYENE ÇEKİCİ, Kayaçların ve betonun mekanik özelliğinden yararlanmak suretiyle kırılma mukavemetlerini tesbit etmeye yarayan gereç.
BERİL, [ Be3 Al2 (Si O3)6 ], Hem bir berilyum cevheri hem de kıymetli taş olarak kullanılan, doğada altı köşeli iri kristaller halinde yeşil,mavi, beyaz, sarı, kırmızı, pembe renklerde olabilen berilyum aluminyum silikat minerali. Sertliği 7,5-8, yoğunluğu 2,8 gr/cm3’dir.
Sanayide (alaşım,metal,seramik) kullanılan berilin en önemli kaynağı berilyum cevheridir. Beril, asil ve adi olmak üzere iki tür olarak sınıflandırılır. Berilin büyük bölümü feldispat ve mika madenciliğinin yan ürünü olarak üretilir.
Rengi bulanık olan adi beril granit, gnays, pegmatit ve mikaşistlerin arasında tali mineral olarak bulunur. Şeffaf, güzel yeşil ve güzel mavi renkli olan asil beril ise mücevher olarak kullanılır. Yeşil berile zümrüt denir. Zümrütün rengi, içindeki kromoksitten gelir. Sarı, yeşilimsi, deniz suyu renginde ve mavi renkli beril kristallerine “ akvamarin” denir.
Bütün beril kristalleri fırınlanırsa yani kızdırılırsa hem renk hem de şekil değişikliğine uğrar.

BERİLYUM (Be), Hava ve uzay sanayiinde, nükleer reaktörlerde, bakır alaşımlarında ve atomik araştırmalarda kullanılan gri renkli hafif metal element (özgül ağırlığı 1,85 gr/cm3, atom numarası 4, atom kütlesi 9,012). X ışınlarını geçirmesi nedeniyle x ışınları tüpünde çıkış ve ışınım penceresi olarak ince levhacıklar hâlinde kullanılır. Yüksek ergime sıcaklığı ve çok ince levhaların bile nötronlara karşı etkili olması, saf berilyumdan nükleer sanayide nötron yavaşlatıcı olarak yararlanılmasını sağlamıştır. Berilyum oksidi (BeO) nükleer reaktörlerde seramik malzeme olarak kullanılır. Be ve bileşiklerinin tozları akciğerlerde öldürücü zehir etkisi yapar. —> Beril.
BERİLYUM TUNCU, Bakır ve berilyum (% 2) alaşımı. Nikel ya da kobalt da katılabilir. Bakır alaşımları arasında en serti ve en esnek olanıdır. Su verilirse yumuşar ve kütleye kolay biçim verilir, —> Menevişlemeden sonra ise sertleşir ve esneklik kazanır. Mekanik ve elektriki özellikleri dolayısiyle makine sanayiinde ve elektroteknikte; kesicilerin , kontakların, yayların imalinde ve maden ocakları için kıvılcım çıkarmayan takımlarda kullanılır. Korozyona dayanıklıdır.
BETA ALÇI, —> Alçıtaşı.
BEYAN, 1) “3213 sayılı Maden Kanunu”unda kullanılan bir terim olup, maden işletmeciliği yapan veya bunlar adına hareket eden yetkililerin, resmi kuruluşlara herhangi bir durumu belirlemek veya açıklamak amacıyla vermiş oldukları yazılı belge. 2) Genel anlamda, söyleme, açıklama. 3) Bir hukukî durumu veya bir olayın varlığını doğrulama, bildirme.
BEYAZ BAKIR, Bir tür bakır, çinko ve arsenik alaşımı.
BEYAZ ÇİMENTO, Demiri düşük ve CaCO3 tenörü yüksek mermer ile kaolinin 1450-1500½C arasında pişirilerek elde edilen klinkerin % 3-5 arasında alçı taşı karıştırılarak öğütülmesi ile üretilen çimento. —> Çimento.
BEYAZ DÖKME DEMİR, —> Dökme demir.
BEYLER, 1) Bilhassa darbeli sondajda kuyuda oluşan formasyon-su karışımını (bulamaç-çamur) kuyudan boşaltmaya yarayan ve halatla kuyuya indirilip çekilen alt klapeli özel kap. 2) Sondaj kovası.
BİLANÇO, 1) Madencilikte her işletme izni için ayrı ayrı, yönetmelikteki örneğe göre hazırlanacak ve sadece Devlet hakkı, madencilik fon katkısı, ihbar ve buluculuk haklarının hesaplanmasında geçerliliği olan belge. 2) Her firma veya işletmenin bir yıllık faaliyet sonucunu gösteren belge.
BİLANÇO BRÜT KÂRI, Yönetmelikteki örneğe göre hazırlanmış bilançoda; genel yönetim giderleri payı hariç tutularak hesaplanan kâr.
BİLANÇO REZERVİ, Doğu bloku ülkelerinde kullanılan bir rezerv sınıfı. Varlığı belirlenmiş olan cevher kütlesinin yani jeolojik rezervin ulusal ekonomi açısından yararlanılabilecek nitelikte olan bölümü.
BİLEZİKLİ YAĞLAMA, —> Yağlama sistemleri
BİLEŞİK GÜÇ VE ISI SİSTEMLERİ, —> Kojenerasyon sistemi.
BİLGİ, 1) İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütününe verilen ad. 2) Öğrenme araştırma veya gözlem yoluyla ulaşılan gerçeklik. Bir nesneyi derinlemesine incelemek için yapılan zihinsel işlemlerin sağladığı sonuç. Malumat. Vukuf.
Belirli bir alanda öğrenilen bilginin tümüne BİLİM, insanların teknik ekonomik ve toplumsal alanlardaki iletişiminde kullandığı ve bilimin dayanağı olan bilginin, özellikle elektronik makineler aracılığıyla, düzenli ve akılcı biçimde işlenmesini konu alan bilim dalına BİLİŞİM (informatik), bilgilerin sistemli olarak düzenlenmesi, saklanması, iletilmesi ve kullanılmasına da BİLGİ İŞLEM denir. —> Teknoloji.
BİLGİSAYAR, Çok sayıda aritmetiksel veya mantıksal işlemlerden oluşan bir işi, önceden verilmiş bir programa göre yapıp sonuçlandıran elektronik araç, elektronik beyin, kompüter. Bilgisayarın bilgileri işleyebilmesi için iki ana unsurun biraraya gelmesi gerekmektedir. Bunlardan birincisi ; bilgisayarın tüm elektronik ve mekanik birimlerinden (Ana işlem birimi “Main Frame”, giriş birimleri “İnput”, çıkış birimleri “Output”) yani cihazlardan oluşan BİLGİSAYAR DONANIMI (HARDWARE) dir . İkincisi ise, bilgisayar donanımlarının hangi işlemi nasıl yapacakları, bilgileri nasıl değerlendirecekleri, bilgilerin nasıl saklanacağı gibi konularda bilgisayarı yönetmek veya bir bilgiyi işlemek üzere yapılan programlama, yani bilgilerin nasıl alınacağını, bilgilerin hangi kurallara göre hangi sıra ile işleneceğini belirleyen programlar, yordamlar, deyimler ve kısacası BİLGİSAYAR YAZILIMLARI (SOFT-WARE)dir.Bilgisayarın yönetilmesi işlevini üstlenen program ise İŞLETİM SİSTEMİ olarak adlandırılır.Bütün program derleyicilerini ve programları kapsayan yazılımları yöneten işletim sistemi de DİSK İŞLETİM SİSTEMİ (DOS = Disk Operating System) olarak isimlendirilir.Bir programın ana belleğe alınmasına bu PROGRAMIN YÜKLENMESİ denir. Günümüzde madenciliğin hemen hemen her dalına bilgisayarlar girmiş durumdadır. Özellikle etkileşimli (interaktif) bilgisayar programları bilgisayar kullanımını basitleştirmiştir. —> Çizelge


BİLİRKİŞİ, 1) Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaşmazlığı çözümlemek veya bir işkazasında kazanın oluş nedenini belirlemek için kendisine başvurulan kimse, uzman, ehlihibre, ehlivukuf, eksper. 2) Hukukta çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düşüncesine başvurulan kimse, ehlihibre (bilirkişi), ehlivukuf (bilirkişi).
BİLYALI DEĞİRMEN, Bir eksen etrafında dönen ve içine zor aşınan öğütücü bilyalar konan iç cıdarı takoz, lastik veya zırhla kaplı, kuru veya sulu öğütme yapmaya yarayan değirmen.
BİMS, 1) Birbirine bağlantısız, boşluklu, sünger görünümlü silikat esaslı, birim hacim ağırlığı genellikle 1 g/cm3’ten küçük, sertliği Mohs skalasına göre 6 civarında, camsı doku gösteren volkanik (kayaç) madde. 2) Pomzataşı. 3) Süngertaşı. —> Pomza taşı.
BİRERİM BİLEŞİMİ,—> Ötektik karışım.
BİRERİM SICAKLIĞI, —> Ötektik karışım.
BİRERİM NOKTASI,—> Ötektik karışım.
BİRLEŞTİRİCİ, Mermer işletmeciliğinde,taşı teşkil eden muhtelif parçaları dağılmıyacak şekilde birbiriyle bağlıyan tabiî çimento.
BİRİNCİL ALÜMİNYUM, —> Aluminanın elektroliz yöntemi ile indirgenmesi ile elde edilen alüminyum.
BİSKÜVİ, Seramik endüstrisinde tek pişirimde elde edilen sırlanmamış ara ürün, —> Hamlama.
BİTÜM, 1) Atmosferik ve kimyevi tesirlerden etkilenmeyen, yanıcı karakterde kahverengimsi sarı, kahverengi veya siyah renkli tabii karbonhidratlar karışımı. Bitüm sert (ozokerit, asfalt), yumuşak sıvımsı (petrol) veya gaz (tabii gaz) şeklinde olabilir. 2) Tabii asfaltın karbonsülfürde eriyen kısmı ile petrolün damıtılmasında arta kalan kısım.
BİTÜMLÜ KALKER, Bileşiminde bitümlü maddeler bulunan ve çekiç ile vurulunca bitüm kokusu veren kalker.
BİTÜMLÜ ŞİST, Genellikle ince taneli ve yapraklı yapıda olan ve “kerojen” adlı organik madde içeren, ısıtıldığı zaman sentetik petrol ve gaz üretebilen tortul kayaçlara verilen isim. Bitümlü şist ; bitümlü şeyl ve petrollü şeyl olarak da adlandırılır.Dünyadaki bitümlü şist yatakları ; çökelme ortamları, kalınlık, organik madde içeriği, kömür ve diğer hammadde kaynakları ile birlikte bulunuşuna göre ;
1- Kahverengi-siyah denizel platform tipi ; 2- Gölsel, 3- Linyitlerle birlikte bulunan bitümlü şistler olmak üzere başlıca üç ana grupta toplanabilirler.
BİYEL KOLU, Makinelerde bir ucu pistona bağlı öbür ucu —> Volanı (düzenteker) çeviren (çubuk) kol. Biyel tertibatı pistonun itme hareketini (doğrusal hareket), volan dönme hareketine (dairesel hareket) çevirmeye yarar.
BİYOGAZ, Organik artıkların, hava alışverişi ile büyük ölçüde ilişiğinin kesildiği oldukça kapalı bir yerde, başlangıçta muayyen bir sıcaklığın üzerinde, kimyevi bir değişikliğe uğrayarak yanıcı gazlar neşretmeye başlaması olayı sonucu ortaya çıkan gaz. Gelişmiş toplumlarda kırsal alandaki aileler için bir enerji kaynağı teşkil eden bu uygulama yeryüzünde yayılma göstermekte olup, ülkemizde son senelerde Tarım Bakanlığı bünyesinde bu konu ile ilgili bir birim oluşturulmuştur.
BİYOKÖMÜR, Linyit kömürlerinin 4-5 cm çapında ve oval olarak kireçle biriketlenmesi sonucu elde edilen ürün.
BİYOSTRATİGRAFİK BİRİM, İçinde bulunan özel bir fosil topluluğu dolayısiyle, komşu kayaçlardan ayrılabilen kayaç tabakaları.
BİYOTİT , Formülü K (Fe, Mg)3 (Al,Fe) Si3 O10 (OH, F)2 olan monoklinik mika; karamika, siyah renkli, heksagonal yapraklar biçiminde bulunur. Biyotitler, demir-II, demir-III, magnezyum kutupları arasında bir seri oluşturur. —> Mika.
BLİSTER BAKIR, İçindeki oksitlenebilen empüriteler (yabancı maddeler) cüruf ve gaz haline getirilmek suretiyle ayrılmış olan, yüksek tenörlü metalik bakır. Blister bakırın içindeki bakır oranı % 77-99 arasında değişir. Kükürt oranı ise % 0,25-0,75 arasında olabilir.
BLOK, Planlı olarak ve belirli bir süre içerisinde yapılması düşünülmüş üretim için hazırlanan ve boyutlandırılmış maden yatağı kısmı. Bu hudutlamada kitle, genellikle dikdörtgen prizma şeklinde, yüksekliği, eninden ve genişliğinden daha fazla olarak boyutlandırılır.
BLOK ÇALIŞMA YÖNTEMİ, Döner kepçeli ekskavatör (bager, kazıcı)’nın kullanıldığı örtü-kazı işinde uyğulanan çalışma. Bu yöntemde kazıcı, blok içinde olup, paletlerin konumu ve yürüyüş yönü dilim yönüne (kademe boyuna) paraleldir. Nakil aracı (bant konveyör veya demiryolu nakliyatı) dilim dışında ve dilim doğrultusundadır. Blok büyüklüğü, kullanılan kazıcının boyutlarına göre değişir.—> Şekil. Bu yöntem blok çalışma ve —> Yarı blok çalışma yöntemi olarak iki şekilde uygulanır. —> Kazı Yönü, İşletme Yönü, Kapalı İşletme, Açık İşletme.
BLOK ÇÖZELTi YÖNTEMİ, Yerinde çözelti madenciliği (liçing) ile bilinen kapalı işletmeciliğin birlikte uygulandığı maden işletmeciliği. Bu yöntemde düşük tenörlü madenler yeraltı odalarına doldurulur ve odanın üst kısmına konulan çözücü sıvı aşağıya cevher içine sızdırılır. Bu durumda maden yüklü çözelti, madeni elde etmek için yeryüzüne pompalanır. —> Liçing.
BLOK DÜŞMESİ, —> Şev duraysızlık.

BLOK GÖÇERTMELİ AYAK İŞLETME METODU, 100 metreye kadar yükseklikleri olan cevher kitlelerinin, belirli boyutlarda (30x50x100 m) altları kesilerek üstündeki tabakaların tazyiği veya cevherin kendi stabilitesinin azlığı nedeni ile göçmesi veya blokların etrafının kesilmesi sağlanarak damar halinde veya kitle halindeki maden yataklarına uygulanan yeraltı (üretim) işletme metodu. Blok göçertmeli ayak işletme metodu, cevheri yatay bloklara ayırarak veya ayırmadan panonun bir ucundan başlayarak cevherin altını tavandan tabana kadar kesip geri çekilerek tavandaki göçen cevheri almak suretiyle de yürütülür. Usul emniyetli, merkezi üretime (konsantrasyona) müsait olmakla beraber uygulamada aksaklıklar olması halinde başka metoda geçmek güçtür.
BLOK GÖÇERTMESİ, Çok kalın ve kırılgan cevheri ihtiva eden maden yatakları, bloklara ayrıldıktan sonra bu blokların altları (topukları) ateşlenerek bloğun göçmesi sağlanmak suretiyle üretim yapılan işletme yöntemi.
BLOK KAYMA, —> Şev duraysızlık.
BLOK TARZINDA İŞLETME, Kalın ve genellikle mukavemeti az olan maden yataklarında kitlenin, üst üste veya yanyana gelen panolara bölünerek alınması metodu. Maden kitlesi, ya panonun dilimlere ayrılarak veya kitlenin ağırlığından istifade edilerek göçertilmesi suretiyle alınır.
BLOKAJ TAŞLARI, Mermer işletmeciliğinde 7-25cm arasındaki ebatlarda kırılmış taş.
BLOV AVT PREVENTER, 1) Sondaj yapıldığı sırada rastlanacak basınçlı gaz ve sıvıların dışarıya kontrolsüz fışkırmasını önlemeye yarayan koruyucu kuyu ağzı tertibatı (vana). 2) Noel ağacı. 3) B.O.P. —> Şekil.
BLUM, 12,5-12,5 cm’den daha büyük ve kare kesitli olan genellikle, kütüklerden haddeleme veya doğrudan sürekli döküm suretiyle elde edilen haddelenmiş demir külçesi.
BOME, —> Gravite.
BONANZA, Bilhassa altın ve gümüş madenlerinde rastlanan fevkalade derecede zenginleşmiş durumdaki cevher kapanı.
BOND KANUNU, Tanelerin hacimleri ve yüzey alanlarının, gerekli kırma işinin hesabında ele alınması gerektiği görüşünden hareket ederek, ortaya konulan, modern kırma işlemi kabûllerine dayanan ve kırma işleminde harcanan iş miktarını ifade eder.—> Charles genel kırma kanunu.
BOR, Periyodik sistemin üçüncü grubunun başında bulunan 2,34 gr/cm3 özgül ağırlıklı ve 2300°C’da ergiyen element. Doğada serbest olarak bulunmaz; oksijenle birleşerek bor tuzları şeklinde veya silikatlar hâlinde bulunur. Doğada 200’e yakın bilinen bor bileşikleri içinde ticari önemi olan bor minerâlleri, —> Boraks,—> Kernit, —> Üleksit, —> Probertit, —> Kolemanit, —> Pandermit, —> Szaybelit, —> Hidroborasittir.
Çok geniş ve çeşitli alanlarda ticari olarak kullanılan bor mineral ve ürünlerinin kullanım alanları giderek artmaktadır. Bor minerâlleri ve ürünlerinin kullanıldığı sanayi sektörleri, cam, seramik, temizleme ve beyazlatma, yanmayı önleyici maddeler, tarım, metalurji, nükleer sanayileri vb’ dir. Bor elementi oksijenli bileşikleri çeşitli elementlerle tek tek veya birkaç elementle birlikte minerâl grubu oluşturur. Bor minerâlleri B2O3 içeriğine göre değerlendirilir. Bor minerâllerini gruplandırmak gerekirse; 1)Kristal suyu içeren boratlar, 2) Bileşik boratlar (hidroksil ve / veya diğer tuzlar ile), 3)Borik asit (sassolit veya doğal borik asit), 4)Susuz boratlar, 5) Borofluoritler, 6)Borosilikat minerâlleri olarak tefrik edilirler.
Bor mineralleri genelde konsantre ve rafine ürün olarak pazarlanırlar. Rafine ürünler boraks dekahidrat, (10 sulu boraks; kolemanit + soda külü reaksiyonuyla veya tinkalın çözündürülüp tekrar kristalleştirilmesiyle); boraks penta hidrat (5 sulu boraks), anhidrik boraks (susuz boraks) ve borik asittir. Çeşitli bor minerâllerinden rafine bor ürünlerinin elde edilmesi EK-12 şemada gösterilmiştir.
Bor minerallerinden elde edilen ürünlerin çok geniş bir kullanım alanı vardır. Rafine bor ürünleri, doğrudan doğruya kullanıldıkları gibi, sodyum metaborat, sodyum pentaborat ve sodyum perborat gibi bileşikleri de endüstrinin çeşitli alanlarına katkı maddesi olarak girerler. —> Şema. Bor ürünleri ve bileşiklerinin kullanım alanları.
BORAKS, 1) Boron minerallerinden 10 molekül kristal suyu ihtiva eden rafine soydum borat (monoklinal kristalli bor tuzu). Na2B4O7.10H2O. 2) Tinkal.
BORASİT, Sert kristal veya yumuşak beyaz kütle halinde bulunan magnezyum borat (Mg6Cl2B14O26). Müstakilen bir yatak halinde oluşabileceği gibi jips ve anhidrit yataklarında da bulunur.
BORAT, Bor asidi ile bir oksidin birleşmesinden oluşan tuz. Hekimlikte ve lehim işlerinde kullanılan borat, sodyum borat olup, boraks ya da tenekar adları ile de alınır.
BORKARBÜR, Borik anhidritin elektrik arkında karbonla indirgenmesiyle elde edilen (B4 C) çok sert bir madde.
BOR KARPİT , Boraks ve kok kömürünün karışımdan elde edilen ; yapay elmasdan sonra, en sert yapay aşındırıcı (B6C).
BOR MİNERALLERİ, Bor elementi oksijenli bileşiklerinin, çeşitli elementlerle münferiden veya müştereken oluşturdukları mineral grubu. —> Çizelge. Bunların en önemlileri —> Tinkal, Üleksit, Kolemanit, Pandermit gibi minerallerdir. Bor mineralleri B2O3 içeriğine göre değerlendirilir. Bor minerallerini gruplandırmak gerekirse; 1) Kristal suyu içeren boratlar, 2) Bileşik boratlar (hidroksil ve/ veya diğer tuzlar ile), 3) Borik asit (sassolit veya doğal borik asit), 4) Susuz boratlar, 5) Borofluoritler, 6) Borosilikat mineralleri olarak tefrik edilirler. Ancak ticari önemi olan bor mineralleri sınırlı olup, yukarıdaki listede gösterilmiştir:
Bor mineralleri genelde konsantre ve rafine ürün olarak pazarlanırlar. Rafine ürünler boraks dekahidrat (10 sulu boraks; kolemanit+soda külü reaksiyonuyla veya tinkalin çözündürülüp tekrar kristalleştirilmesiyle); boraks penta hidrat (5 sulu boraks), anhidrik boraks (susuz boraks) ve borikasittir. Çeşitli bor minerallerinden rafine bor ürünlerinin elde edilmesi aşağıdaki şemada gösterilmiştir.
Bor minerallerinden elde edilen ürünlerin çok geniş bir kullanım alanı vardır. Rafine bor ürünleri, doğrudan doğruya kullanıldıkları gibi; sodyum metaborat, sodyum pentaborat ve sodyum perborat gibi bileşikleri de endüstrinin çeşitli alanlarına katkı maddesi olarak girerler. Sayfa 48 ’de özet olarak bor ürünleri ve bileşiklerinin kullanım alanları gösterilmiştir.
BOŞ, Mermer ocaklarındaki bloklarda rastlanan sedimantasyon boşlukları. Büyük olanlara “Ana Boş”, küçük olanlara “Ara Boş” denir; blokların yırtılıp ayrılmasında genellikle bu boş yüzeylerden yararlanılır.
BOŞLUK, —> Oda.
BOŞLUK DUYARLIĞI, Fünye (ateşleyici) içeren yemlenmiş bir şarjın (verici), fünyesiz bir şarjı (alıcı) patlatacağı hava aralığı mesafesi.
BOŞLUK TAHKİMİ, Galeri tahkimatı boyunduruğunun üzerindeki boşluğu tahkim etmek için vurulan takoz ve yastık.
BOYNUZ TAŞI, Bozuk renkli (esmer sarı, kırmızı) , saydam olmayan —> Jasp. Boynuza benzediği için bu isimle anılır ve ince taneli türüne skarn içinde rastlanır. —> Sileks.
BOYUNA KAMA, Manivela kolu, çark, dişli, kasnak vb. makine parçalarını mil ve akslara tesbit için kullanılan kama.
BOYUNA KESİT, Bir maden yatağının, galerinin veya demiryolu şebekesinin uzun ekseni boyunca dikey bir düzlemdeki izdüşümü.
BOYUNA PROFİL, —> Profil nivelmanı.
BOYUNDURUK, Galerilerde ağaç bağ tahkimatında iki ucu yan ve tavan basıncını karşılayacak şekilde çintili olarak hazırlanıp yandirekler üzerine yerleştirilen yatay veya tavan taşına uyumlu direk. Boyunduruk metal profilden de yapılabilir.
BOZUK DİNAMİT, Koku yayan veya sızıntı yaparak ambalaj kağıdını yağlamış olan dinamit. Bozulmuş dinamitlerin ambalajında boşluk görülür. Bunlar turnusol kağıdını 15 dakikadan kısa bir zamanda kırmızıya boyar.
BOZULMAMIŞ NUMUNE, Özel karotiyer veya sempler kullanılarak alınan, arazinin (temelin) özelliğini aynen vermesi istenen hiçbir deformasyona uğramamış ve atmosferik etkilerden korunmuş özel numune.
BOYUTA GÖRE AYIRMA, Çeşitli büyüklükteki tanelerin karışımından oluşan malzeme tanelerini belirli boyutlara göre tasnif etmek suretiyle birbirinden ayırma işlemi. Bu işleme tane büyüklüğüne göre tasnif de denir. Genellikle boyuta göre ayırma hava ceryanı, elek (—> Eleme), su (—> Klasifikatör) kullanılarak gerçekleştirilir.
BÖLGE, Madencilikte birkaç bölümden oluşan, üretim ve yönetim birimi.
BÖLGESEL BAŞKALAŞIM, —> Rejyonal-metamorfoz.
BÖLÜM, Birkaç kartiyeden ve karodan oluşan üretim birimi.
BÖLÜNME BOYUTU, —> Ayırma boyutu.
BREŞ, 1) Tektonik hareketlerden meydana gelen basıncın etkisi ile ortaya çıkan, köşeli kayaç parçaları arasındaki boşluğun pudinglerde olduğu gibi silisli, kalkerli, killi, demirli vb. bir çimento ile birlikte; sertleşmesinden meydana gelen kayaç ( tektonik breş). Genellikle çimentonun rengi kayaç parçalarının renginden farklı olduğu için bu cins kayaçlar cilalandıkları zaman güzel bir görünüm arzederler. 2) Köşeli kayaç parçalarının aralarındaki boşluğun çimento vazifesini gören magma ile dolarak sertleşmesinden meydana gelen kayaç (volkanik breş).
BREŞ MERMERİ, —> Mermer.
BREŞOİD STRÜKTÜR, 1) Köşeli çakılların doğal bir çimento ile birleşmesinden hasıl olan kayaç yapısı. Kayacın çimentosu madensel suların bıraktığı çökellerden meydana gelmişse buna tortul breş, magmanın çimento ödevini yaptığı hallerde meydana gelen kayaca da püskürük breş adı verilir. 2) Breş yapısı.
BREŞ YAPISI, —> Breşoid strüktür.
BRİKET, Toz ve kırıntılardan oluşan maddelerin preslerde belirli fiziksel şartlar altındaki katkılı veya katkısız bir şekilde muntazam geometrik hacimli olarak sıkıştırılması ile elde edilen tüketim maddesi. Briket elde etme prosesine de briketleme denir. Bilhassa kömürler, yapı ve yol malzemeleri briketlenerek tüketime daha yararlı ve kullanışlı hale getirilirler.
BRİKETLEME, İnce taneli maddelerin yüksek basınç altında veya bir bağlayıcı kullanarak presle daha büyük parçalar haline dönüştürülmesi.
Briketleme;
a) Uygulanan sıcaklık bakımından: -Sıcak briketleme-Soğuk briketleme
b) Kullanım yerine göre: -Sanayi briketi -Ev yakıtı briketi
c) Uygulanan yönteme göre: - Katkı maddeli - Katkı maddesiz olarak gruplandırılabilir.
En yaygın briketleme kömürde yapılır ve burada iki amaç sağlanır.Birincisi, yeterli ısıl değere sahip tozlaşan kömürleri değerlendirmek ; ikincisi ise yüksek su içerikleri nedeniyle tuvönan olarak yakılması güç olan kömürlerin kurutma yoluyla ısıl değerlerinin arttırılması ve arkasından briketleme ile yüksek ısıl değerli, sağlam bir yakıt haline dönüştürülmesidir. Briketleme kömür dışında ; krom konsantreleri, demir tozları, bakır konsantreleri, grafit, nikel tozları v.b gibi malzemelere de değişik katkı maddeleri kullanılarak uygulanır. —> Linyitlerin briketlenmesi.
BRİNEL SERTLİĞİ, Sertleştirilmiş çelik bir bilyenin muayyen bir yükle (P) sertliği ölçülecek cismin yüzeyine bastırılarak bilyenin cisim yüzeyinde meydana getirdiği küçük daire şeklindeki çukurun HB = [2P/şD(D–šD2–d2)] formülü ile bulunmuş kg/m m2 cinsinden değeri. Formülde D bilyenin, d daire şeklindeki çukurun çaplarıdır. —> Rokvel Sertliği.
BRONZ, Bakır ve kalay metallerin belirli oranlarda karıştırılarak ergitilmesi suretiyle elde edilen alaşım.
BROYNERİT, —> Manyezit.
BTU (British thermal unit), Bir libre (454 gr) suyun sıcaklığını bir fahrenhayt artırmak için gerekli olan ısı miktarı, ki bu yaklaşık bir kilokalorinin dörtte biri kadardır. —> Kısaltmalar.
BUHAR, 1) Kaynama sıcaklığının çok üzerinde ısıtılmış maddenin yoğunlaşmaya yakın gaz hali. 2) Az basınç artması veya sıcaklık düşmesi ile tamamen sıvı haline geçmeye hazır yani yoğunlaşıp sıvı hale geçmeye yakın durumda bulunan bir maddenin hali. 3) Yoğunlaşma noktasına yakın bir sıcaklıkta buharlaşma fazında bulunan bir maddenin sis ve gaz olarak birarada bulunduğu durum.
BUHAR KAZANI, Buhar elde etmek için; alev borulu, su borulu, alev ve su borulu olmak üzere çeşitli sistemler halinde hareketli veya sabit ızgaralı veya yakıt püskürtmeli olarak imal edilen tesis.
BUHAR SANTRALI, —> Elektrik enerjisi üretim tesisleri.
BULAMAÇ, —> Palp. Şlam.
BULDOZER, Önündeki bıçağı sağa ve sola döndürme hareketi verilemeyen; ancak yukarı ve aşağı doğru hareket verilebilen kazıyıp taşıyıcı (yayıcı) iş makinası. —> Angldozer.
BULON, —> Temel cıvatası.
BULUCULUK, Herhangi bir ruhsat döneminde, yönetmeliğinde belirtildiği şekilde, bir maden zuhurunun ortaya çıkarılması.
BULUCULUK HAKKI, Maden yataklarının bulunmasına yardımcı olanlara tanınan (maden hakkı) maddi imkanlar.
BUM, 1) Bagerde kepçeyi taşıyan uzun kol. 2) Seren.
BUNKER, —> Silo.
BUREAU OF MİNES YÖNTEMİ, Ferrik klorürün oksitleyici özelliğini kullanan ABD “ Maden Bürosu” araştırma merkezinde geliştirilen hidrometalurji prensiplerine dayalı bakır üretim yöntemi. —> Şekil.
BURGU, 1) Gevşek formasyonda delik delmek ve kırıntı numune almak için kullanılan helezon çubuk. 2) —> Matkap çubuğu.
BURGULU NUMUNE ALMA AYGITI, Tane büyüklüğü 25mm ye kadar olan —> Toz kömür stoklarından nümune almada kullanılan, boyut ve biçimi TSE tarafından belirlenmiş, uzunluğu 1m olan boru şeklindeki çelik veya aluminyum sapa iliştirilen çapraz parçaya monte edilmiş iki durağan bıçak ağızlı kanatlardan oluşan gereç.—> Şekil, Numune.
BURGU MAKİNESİYLE YAPILAN AÇIK İŞLETME METODU (AUGER MINING), Yatay veya yataya yakın tabaka halindeki maden yataklarında, açık işletme panosunda D/K oranı ekonomik sınıra geldiği zaman, yeraltı işletmesine geçmeden, pano alnında galeri açma makineleri- bant veya spiral nakliyat sistemi kullanarak veya klasik usullerle birbirine yakın ve paralel; tavan, taban ve madenin stabilitesine göre; 50-150 m’lik tahkimatsız galeriler açmak suretiyle açık işletme panosundan daha fazla üretim yapılmasına imkan veren (üretim) işletme metodu.—> Şekil 1 ve 2.
BURGU UCU, —> Lağım burgusu.
BUSTER, Yardımcı ünite.
BUSTER KOMPRESÖR, Ana kompresörden daha yüksek basınçlı hava elde etmek için kompresörün hava emiş tarafına veya basınçlı havanın kullanıldığı yerde basıncı yükseltmek için, devreye seri olarak kurulan yardımcı kompresör.
BUSTER PERVANE, Bir galeriden geçen tüm havanın basıncını yükselterek hava akımını artırmak için galeride kullanılan yardımcı pervane.
BUSTER TULUMBA, Ana tulumbaya emiş kolaylığı sağlamak için kullanılan yardımcı tulumba.
BUSTER VANTİLATÖR, Havalandırma sisteminde ana vantilatörün yüksek depresyonla çalıştırılmaması için, direnci yüksek olan yollara kurulan yardımcı vantilatör.
BUZULTAŞI, —> Moren.
BÜNYE NEMİ, Havada kuru kömür numunesinin 105°C sıcaklıkta oksijensiz ortamda kalıcı bir ağırlığa ulaşıncaya kadar kaybettiği—> Rutubet.
BÜR, Katlar veya tali katlar arasında bulunan; özellikle maden naklinde kullanılan —> Kelebe veya iç kuyu.
BÜYÜK AÇIK İŞLETME, Günlük istihsali 1000 ton’dan fazla olan açık işletme.
BÜYÜK HAZIRLIK, Ocaklarda ana kuyular, kat lağımlarının sürülmesi, ana havalandırma ile su ihraç sistemleri, tumba ve yükleme istasyonları hazırlanması ve bunların teçhizi gibi amenajman işleri.
BÜYÜK ONARIM, 1) Tesis, makine, cihaz ve aletlerin sürekli ve kuvvetli bir basınç ve temas veya ısı ve nem altında bulunmayan veya bulunsa dahi kısa bir süre içinde kırılması, aşınması, çürümesi olağan olmayan ana parçaların veya tesis kısmının fabrikasyon hatası, ayar bozukluğu veya kaza gibi arızi nedenlerle kırılması, çürümesi ve bozulması sonucu değiştirilmesi. 2) Olağan uzun dönemli revizyonların gerektirdiği değiştirme ve onarım.
C



CAM, 1) Silis veya bor anhidriti gibi cam haline gelebilen, alkaliler gibi kolay eriyen ve kireç gibi dayanıklılığı arttırıcı elementlerden meydana gelmiŞ bir karıŞımın ergitilmesiyle yapılan saydam ve çabuk kırılan madde. 2) Sırça. 3) Kadeh.
CAMBO, —> Jumbo.
CAM CİLA, Saydam minerallerinin çoğunda bulunan cila olup cam, dağ kristali, barit ve birçok silikatlar bu görünümü verirler.—> Minerallerin parlaklığı.
CAM İPLİĞİ, —>Cam yününden veya pamuğundan, normal iplik yapım sistemlerine göre çekilmiŞ veya süzgeçlerden basınç altında elde edilmiŞ cam iplik. Cam maddesi inceldikçe elastikiyet kazanır. Bu özellikten dolayı, yaklaŞık 0,5 mikron incelikteki cam iplikleri birbirleriyle katlayarak bükmek ve istenilen kalınlığa getirmek mümkündür. Cam ipliği sanayide özel Şekilde yapılmıŞ süs veya kadın eŞyaları dokunmasında kullanılmakta ve bazen de fantezi iplik yapımında diğer mensucat ham maddeleriyle karıŞtırılabilmektedir.
CAM PAMUĞU, Pamuk yığını halinde elde edilmiŞ cam lifi. Cam pamuğu, erimiŞ cam kitlesinin 1500-1700°C arası sıcaklıkta ve yüksek basınçla gayet ince delikli (takriben 0,5-4 mikron) eleklerden geçirilmesiyle elde edilir. Lif haline gelen camın, süzgeç deliklerinden fıŞkırma hızı dakikada yaklaŞık 21.000m. olmalı ve çıkan lifler dönen bir Şerit üzerine düŞerek fırın ağzından derhal uzaklaŞtırılmalıdır. Pamuk yığını görünüŞünde olan cam pamuğundan, normal iplik yapma sistemleri ile iplik yapılabildiği gibi, ısıyı ve elektiği iletmediği için kurutma sobalarında veya buzdolaplarında izolan olarak kullanılabilir.
CAM YÜNÜ, İnce elyaf haline getirilmiŞ cam yığını. Elyaf incelikleri 3-4 mikron arasında değiŞir. Bu malzemenin ısıya karŞı kötü iletken olması izolan olarak kullanılmasını sağlar.
CANAVAR DÜDÜĞÜ, 1) İçinden hava ya da buhar geçince uyarıcı ses çıkaran ve uzaklara kadar tehlike iŞareti vermek için kullanılan araç. 2) Siren.
CAP ROCK (Keprok), Petrol, gaz, tuz domu yataklarını örten geçirimsiz örtü tabakası. —> Petrol yatakları. —> Örtü tabakası.
CARALOX, —> Korund.
CARDOX SİSTEMİ, —> Kardoks yöntemi.
CASİNG, —> Muhafaza borusu.
CEBİRE, Rayları birbirine bağlamaya yarayan pabuç.
CEBRİ HAVALANDIRMA, —> Tali havalandırma.
CEP, 1) Her tip galeri, varagel, vinç dip ve baŞlarıyla ara katlarda; korunma, malzeme koyma vb. amaçlarla genellikle bu galeri istikametine dik istikamette açılan kısa ve kör rekup veya sığınılabilecek boyuttaki yuva. 2) Petrol, doğalgaz ve cevher yataklarında ana kütleden ayrı veya bağlantılı olarak teŞekkül etmiŞ küçük zuhur. 3) —> NiŞ.
CEP SANTRALI, —> Kojenerasyon sistemi.
CER HALATI, Varagel ve vinçte yükü (arabaları) çeken halat.
CER KUESİ, Havai hatların taŞıyıcı halatlarını gerdirmeye yarayan, özel Şekilde hazırlanmıŞ çelik konstrüksiyon pilon.
CER MAKARASI, —> Molet.
CEVHER, Doğrudan doğruya veya bazı iŞlemler sonucu zenginleŞtirilerek endüstride tüketim yeri bulunabilen ve ekonomik değeri olan bir veya birkaç mineralden oluŞmuŞ kayaç. Cevher, metal üretiminin hammaddesini teŞkil eder. Değerli mineraller metalik elementleri içermiyorsa cevher tabiri yerine endüstriyel hammadde deyimi kullanılır.
CEVHER HAZIRLAMA, Cevheri, zenginleŞtir-meye hazır duruma getirebilmek amacıyla yapılan; kırma, öğütme, tane büyüklüğüne göre sınıflan-dırma gibi iŞlemler topluluğu.
CEVHER ZENGİNLEŞTİRME, Cevher hazırlama iŞlemlerine tabi olmuŞ ürünün; flotasyon, ağır mayi, manyetik, elektrostatik vb. usullerin uygulanması suretiyle metalurjik iŞlemler yapılabilir veya satılabilir niteliğe getirilmesini sağlamak amacıyla yapılması gereken iŞlemler topluluğu.
CEVHER ZENGİNLEŞTİRME EĞRİSİ, —> Yıkama eğrileri.
CEVİZ, —> Satılabilir.
CHANGE KUM KONİSİ, Derin ağır ortam (ağır mayi) ayırıcısı.—> Statik ağır ortam (ağır mayi) ayırıcıları, —> Kömür yıkama yöntemleri —> Şekil.



CHARLES GENEL KIRILMA KANUNU, Kırılma hakkında yalnızca belirli kırılma Şartlarını karŞılayan;—> Rittinger, —> Bond ve —> Kick kanunlarını genel bir diferansiyel denklemle ifade eden bir kırılma kanunu:
d(d)
A=ƒ - C ———— kwh / t,
d 01 da
burada C ve a, ıntegrasyon için aynı zamanda değiŞken kabul edilen yalnız kaba çözümler için sabite olarak kabul edilen değerler,
d01 : Besleme malın ortalama tane iriliğini,
d02 : KırılmıŞ malın ortalama tane iriliğini ifade
eder.
Bu formülden a=2 için —> Rittinger, a= 1 için —> Kick, a= 1,5 için —> Bond kanunu elde edilir. Kırılmada a değeri yalnız 1, 1,5 veya 2 değerlerini değil, kırılma Şartlarına bağlı olarak 1 ile 2 arasındaki bütün değerleri alabilir.
CFR (COST AND FREIGHT- MAL BEDELİ VE NAVLUN), İŞleme konu olan malların belirtilen varıŞ yerine kadar taŞınması için gerekli olan masrafları ve navlun bedelini satıcının ödemesi anlamına gelen uluslararası ticaret kavramı. Ancak CFR anlaŞmasında, mallara iliŞkin kayıp ve hasar riski ile birlikte, malların gemi bordasına aktarılmasından itibaren meydana gelebilecek olaylardan kaynaklanan bütün ek masraflar, mallar yükleme limanında gemi bordasına geçtiği andan itibaren satıcıdan alıcıya devrolur. CFR terimi, malların ihraç iŞlemlerinin satıcı tarafından yapılmasını öngörür. (Incoterms 1990).
CIF (COST, INSURANCE AND FREIGHT-MAL BEDELİ SİGORTA VE NAVLUN), —> CFR terimindeki yükümlülüklerine ek olarak taŞıma sırasında malların kayıp ve hasar riskine karŞı deniz sigortası yaptırma yükümlüğünü ifade eden uluslararası ticaret terimi. Alıcının, CIF anlaŞmasında dikkate alması gereken husus, satıcının asgari düzeyde bir sigorta yaptırabileceğinin beklenmesidir. CIF terimi, malların ihraç iŞlemlerinin satıcı tarafından yapılmasını öngörür. (Incoterms 1990).
CLAUS YÖNTEMİ,—> Kükürt.
CIP (CARRİAGE AND INSURANCE PAİD TO - TAŞIMA VE SİGORTA BEDELİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM), Satıcının— —> CPT teriminde belirtilen yükümlülüklerine ek olarak; malların taŞınması sırasında kayıp ve hasar riskine karŞı alıcıya yük sigortası sağlama zorunda olduğu durumunu ifade eden uluslararası ticaret terimi. Diğer bir deyiŞle; satıcı, sigorta sözleŞmesini akdeder ve sigorta primini öder. Ancak; alıcı; asgari sigorta kapsamına göre, sigorta iŞleminin yapılacağını dikkate almalıdır. CIP terimi, malların ihraç çıkıŞ iŞlemlerinin satıcı tarafından yapılmasını öngörür. (Incoterms 1990).
CIP-YÖNTEMİ, —> Karbon in pulp yöntemi.
CIVA (Hg), Özgül ağırlığı 13,6 gr/cm3, atom numarası 80, atom ağırlığı 200,61 olan ve normal ısıda sıvı halinde bulunan gümüŞ renkli metal. Cıva yalnız ısıtıldığında değil, normal sıcaklıkta da zehirli buhar çıkartır. Cıvanın en önemli minerali sinober (HgS) dir. Termometre, barometre, vakum tulumbaları, cıva buharlı lambalar ve redresörlerde cıva kullanılır. Ayrıca aynaların sırlanmasında, altın ve gümüŞ üretiminde, tıpta tedavi maddesi olarak cıvadan faydalanılır. Cıva elde edilmesi, prensipte civanın 400°C cıvarında buharlaŞtırılarak soğutulması esasına dayanır. Dünya cıva ticareti, sinober cevheri olarak değil,özel olarak imal edilmiŞ metal ŞiŞeler içinde ve 76 pound olarak yapılır ve üretim miktarı ve rezervler de ŞiŞe olarak ifade edilir.
İlk üretim (birincil) cıva metalinin % 99,9 derecesinde saf, temiz ve parlak bir görüntüye sahip olması, diğer baz metallerin bünyesinde 1 ppm (part per million)’den az olması istenir ve bu durum da her türlü kullanım alanında ticari iŞlem görür. Daha saf cıvanın elde edilmesi için birkaç kademeli destilasyon iŞlemine ve elektrolitik rafinasyona tabi tutulması gerekir. 1970’li yıllarda cıva fiyatlarındaki dalgalanmaları önlemek, arz ve talep dengesini sağlamak amacıyla ASSIMER (Assocition of Mercury Producer), Meksika, Cezayir, İtalya, Ispanya ve Yugoslavya’nın katılımıyla kurulmuŞ, fakat aktif olamamıŞtır.
CIVATA, Birbirine bağlanmak istenen ağaç veya metal parçalar üzerinde hazırlanmıŞ olan deliğe yerleŞtirilerek somunu sıkılmak suretiyle bağlamayı sağlayan tesbit ve ekleme parçası. Cıvataların tesir tarzı, vidalar ve kamalarda olduğu gibi eğik düzlem kanunlarına dayanır. Cıvata diŞleri üçgen, yuvarlak, trapez, testere vb. Şekillerde tek ağızlı (tek helezon), iki ağızlı (çift helezon) olarak da yapılır. Cıvatanın baŞı altı köŞe, çekiç, silindirik veya yarım yuvarlak olabilir. BaŞının Şekline göre altı köŞe-, çekiç-havŞe-, dörtköŞe-, gömme (havŞe)-, gömme ve mercimek-, ve yarım yuvarlak baŞlı cıvata vb. Şeklinde isimlendirilir.
CİLA, 1) Bir yüzeyi dıŞ etkenlerden (yağmur, su, sıcaklık gibi) korumak ve, veya parlaklık gibi güzel bir görünüm vermek için kullanılan kimyasal bileŞik. 2) Parlaklık. Cilalı (parlak) yüzeylerin ayırımını ve tarifini yapabilmek ve ayrıca minerallerin doğal görünümünü belirtmek için kullanılan kelime. —> Minerallerin parlaklığı.
CİLALI PLAK, Mermer iŞletmeciliğinde perdahlı plâkların cilâ makinalarında cilâ taŞı ve cilâ malzemesiyle cilâlanmıŞ hali.
CMC, İçine büyük miktarda alkali ve toprak alkali tuzlar karıŞan sondaj çamurunun bozulan özelliğini düzelten bir bakıma çamuru stabilize eden bir kimyevi madde olup, kimyasal ismi karboksimetilselülöz’dür.
COĞRAFİ İŞARETLER, —> Patent.
CONTA, İçerisinden sıvı, buhar, basınçlı hava ve gaz nakledilecek olan boruların ve bu nevi maddelerin içinde saklanacağı veya sıkıŞtırılacağı muhafaza düzenlerinin parçaları arasında sızdırma ve kaçağı önlemek (geçirmezliği sağlamak) amacıyla kullanılan lastik, plastik, bakır, kurŞun, bazı alaŞımlar, mantar, amyant, klingirit vb. maddelerden imal edilmiŞ malzeme.
COREX YÖNTEMİ, Demir-çelik üretiminde yüksek fırın teknolojisine alternatif olarak geliŞtirilen çelik üretimine yönelik bir direkt ergitmeli redüksiyon prosesi. —> Yüksek fırın prosesine benzeyen bu yöntem koklaŞamayan kömüre dayalı sıcak metal üretimi yapar. Corex prosesinde kok fabrikası ortadan kalktığı için maliyeti oldukça düŞüktür. Corex yöntemine göre çalıŞan tesis ilk olarak Güney Afrika, Iscor-Pretoria iŞletmelerinde kurulmuŞtur.

COWARD ÜÇGENİ, Metan, oksijen ve azot karıŞımlarından oluŞan grizu ortamını gösteren patlama diyagramı. —> Şekil.
CPM, Kritik Yol Metodu (Critical Path Method) deyiminin kısaltılması. —> Kritik yol metodu. Şebeke planlaması.
CPT (TAŞIMA ÜCRETİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM), Malların belirlenen varıŞ yerine taŞınmasında navlunun satıcı tarafından ödendiğini ifade eden uluslararası ticaret terimi. CPT anlaŞmasında, malların taŞıyıcıya aktarılmasından sonra mallarla ilgili kayıp ve hasar riski ayrıca bu teslim iŞleminden sonra meydana gelebilecek olayların yarattığı bütün ek masraflar satıcıdan alıcının üzerine geçer. “ TaŞıyıcı” bir taŞıma sözleŞmesi çerçevesinde malların demiryolu, karayolu, denizyolu, havayolu, nehir ya da bunlardan bazılarının birarada kullanılmasıyla taŞınması iŞlemini bizzat üzerine alan ya da bunu yapma taahhüdünde bulunan herhangi bir Şahsı tanımlar. Eğer malların belirlenen varıŞ yerine ulaŞtırılması için birbiri ardına taŞıyıcılar kullanılıyorsa, birlikte risk de devredilmiŞ olur. CPT terimi, malların gümrük çıkıŞ iŞlemlerinin satıcı tarafından tamamlanmasını öngörür. (Incoterms 1990).
CROSS METODU, Kesitler üzerindeki eğitim değiŞtiği her noktanın kotları ve baza olan yatay mesafeleri ile yapılan ve böylece alan bulmaya yönelik hesap Şekli.
CUT OFF GRADE, 1) Bir madenin üretim miktarının ayarlanması ile değiŞen ve ekonomik iŞletilebilirlik sınırını belirleyen en düŞük tenör. 2) Tenörün iŞletilebilirlik noktası.
CÜRUF, 1) Katı yakıtların yanması sonucu artakalan, eriyip katılaŞmıŞ maddeler. 2) Metallerin izabesinde fırında en üst kısımda toplanan ve yerine göre atılan veya özel iŞleme tabi tutularak inŞaat kumu, kaldırımtaŞı, cüruf çimentosu vb. imalatta kullanılabilen artık. —> Yüksek fırın cürufu.
CÜRUF ÇİMENTOSU, Yüksek fırın cürufların-dan da yararlanılarak imal edilen çimento.
CYMET YÖNTEMİ, Ferrik klorürün oksitleyici özelliğini kullanan hidrometalurjik prensiplerine dayalı bakır üretim yöntemi. —> Şekil.Ç



ÇAĞLAYAN, —> şelale.
ÇAKIL, 5 mm.’den büyük ve 200 mm.den küçük olan, çimentolanmamış taş veya mineral parçaları. Çakılın büyüklerine moloz, küçüklerine de fiske çakıl denir.
ÇAKMAKTAŞI , a) Gri, kahverengi veya siyah renkli kuars türü. Konkoidal olarak kırıldığından kenarları keskindir. ilk insanlar tarafından alet yapmakta kullanılmıştır. b) Jaspis ile opal karışımından oluşan amorf bir taş. Rengi genellikle kahverengi olup, sedefsel kırılımlıdır. Bünyesindeki suyu kaybederse üzerinde beyaz bir kabuk oluşur. Süstaşı olarak değersizdir, sertliği ve aşındırıcı özellikleri vardır. Çelikle çarpma sonucu yaydığı kıvılcım kav veya pamuk fitili tutuşturarak ilkel anlamda kibrit yerine kullanılmıştır. Mekanize olmamış tarımda biçilmiş ekinler harman sürmede kullanılan döğenlerin altına muayyen bir şekilde yerleştirilen çakmaktaşlarının kesici özelliğinden yararlanılarak; harman döğüldükten sonra yaba kullanarak; tabii rüzgarın itme gücünden de yararlanılarak; tahıl ve samanın birbirinden ayrılmaları sağlanır. —> Gizli kristalin kuars, Sileks.
ÇAMUR, —> şlam.
ÇAMURLAMA, 1) Yanmaya elverişli madenin bir kısmının eski üretim alanlarında bırakılması nedeniyle çıkan veya çıkabilecek yangının önlenmesi için havadan yalıtma amacıyla eski üretim alanının çamurlu su ile doldurulması. 2) —> Ambuaj.
ÇAMUR KLAPESİ, —> Tarak Gemisi.
ÇAMUR POMPASI, 1) Sondaj sıvısını kuyu dibine basarak kuyu cidarından yükselmesi devrini tamamlatan, genellikle, pistonlu pompa.
ÇAMAŞIR TOPRAĞI, —> Kil
ÇAMUR TABANCASI, —> Karıştırıcı.
ÇAMUR TERAZİSİ, Sondaj çamurunun yoğunluğunu ölçmeye yarayan bir tür kollu terazi. Kolun bir tarafındaki ölçek içine doldurulan çamurun yoğunluğu kolun diğer tarafındaki denge göstergesi vasıtasıyla okunur.


ÇAN, Kuyu, vinç ve varagel dip ve başlarında veya bunların ara katlarında bulunan sesle işaret verme düzeni.
ÇANCI, 1) Varagel, vinç ve kuyuda işaret vermekle görevli kişi. 2) işaretçi. 3) Kampanacı. 4) Saçcı.
ÇAPRAZ AYAK , —> Diyagonal ayak.
ÇAPRAZ ÇERÇEVE TAHKİMATLI AYAK İŞLETME METODU, Küp tahkimatlı ayak işletme metodunda olduğu gibi, özel bir şekilde çentili olarak hazırlanıp ocağa indirilen ağaçların çapraz olarak (daha ziyade tavan ve tabana uyumlu), yerleştirilmesine dayanan ağaç tahkimatlı (üretim) işletme metodu.




ÇAPRAZ SARIMLI HALAT, Kordon içindeki tellerin sarım yönü ile halatı teşkil eden kordonların sarım yönü birbirininin aksi istikamette olan halat. Kordonlar sağ tarafa doğru sarılmışsa çapraz sargılı sağ halat; sol tarafa doğru sarılmışsa çapraz sargılı sol halat diye ayrılırlar. —> Çelik halat, Halat dolamı.

ÇARIK, 1) Sondajda muhafaza boru sisteminin en ucuna takılan ve borular kuyuya inerken küçük engelleri bertaraf ederek boruyu koruyan özel kron. 2) Keysing şu. 3) şu.

ÇARKLI BAGER, —> Döner kepçeli ekskavatör.
ÇARKLI HAVÖZ, Çarklı potkapaç makinesi.
ÇARPMALI DELME SİSTEMİ, Delici ucun (balta) mekanik bir kuvvet veya yerçekimi etkisinden yararlanılarak kayaç veya cevher kitlesine çarpıp kırıntılar koparması suretiyle delik delme (sondaj yapma) sistemi.
ÇATAL DİREK, Boyunduruk, sarma veya belleme altına, destek veya ek destek olarak yetiştirilen bir ucu kurt ağızlı diğer ucu sivriltilmiş maden direği.
ÇATAL RAPTİYE, 1) iki ucu dövülerek sivritilmiş ve dik olarak geniş U şeklinde bükülmüş demir. Çatal raptiye ağaç bağla ilerleyen galerilerde hem alındaki bağların devrilmemesini ve hem de aralıklarının muhafazasını sağlamak için yan direklere çakılarak kullanılır. 2) —> Bağlantı kancası.
ÇATLAK FAYLARI, —> Gül diyagramı.
ÇATLAK SÖKÜMÜ, Açık işletmelerde patlayıcı madde kullanarak yapılan atımlarda meydana gelen çatlaklar arasında kalan parçaların düşerek tehlike yaratmalarını önlemek amacıyla yapılan temizleme işi.
ÇEKİCİ LAĞIMDA ÇALIŞAN DELİCİ, 1) Çekici hemen matkabın arkasında bulunan bir tip martoperforatör. 2) Down the hole hammer.
ÇEKİÇ BAŞLI CIVATA, Başının genişliği şaft (mil) çapına eşit çekiç görünümünde özel civata.
ÇEKİÇLEME, Mermer işletmeciliğinde sadece çekiç kullanılarak taşların işlenmesi.
ÇEKİÇLE YÜZLENMİŞ MOZAİK TAŞ (ÇEKİÇLEME MOZAİKİ), Mermer işletmeciliğinde, imalât yüzünün bilinen bir kural gereğince şekillendirilmesi için, taş yüzlerinin ve yanlarının çekiçle düzeltilmiş hali.
ÇEKİÇLİ KIRICI, Silindirik bir gövde içinde; dökülen madene çarpacak şekilde yerleştirilmiş olan sabit veya hareketli parçaların monte edildiği milden (rotor) oluşan kırıcı.

ÇEKME DENEYİ, Bir tele veya çubuğa artırılan kuvvet tatbik edilmesi halinde kuvvet ve uzama arasındaki bağıntıyı tesbit için yapılan deney. Çekme deneyinden elde edilen verilerle çizilen eğriye de çeki-uzama diyagramı denir. Kuvvetin çubuk üzerinde kalıcı deformasyon bırakmaya başladığı P noktasına “Elastikiyet Sınırı” ve kuvvet daha artırılmaya devam edildiği takdirde telin kuvvetle orantılı olarak uzamasının devam etmesinin durduğu Fº noktasına “Akma Sınırı” denir. Diyagramdaki Fº - Fu bölgesi akma bölgesidir.


ÇEKME KEPÇELİ TARAK DUBASI, —> Tarak Gemisi.
ÇEKTİRME BAĞLAMALARI, —> Presli ve sıcak geçme.
ÇELİĞE SU VERME, Allotropik bir metal olan demirin osternit fazında uygun bir sıcaklığa kadar ısıtılarak su, yağ veya havada ani olarak soğutulma işlemi. Ani soğutma işlemi sonucunda demirin bünyesinde ferrit ve pörlik teşekkül etmez; strüktürü ostenit halinde kalır. Demir, ostenit fazında sert ve kırılgandır.
ÇELİĞİ HAVADA TAVLAMA, Dövüldüğü veya haddelendiği zaman kristalleri muayyen bir istikamete dizilen ve muhtelif istikametlerde değişik fiziki özellik gösteren çeliğin tavlanıp havada soğutulmak suretiyle strüktürünün homojen bir hâle getirilmesi işlemi.
ÇELİĞİ MENEVİŞLEME, Söndürme işlemine tâbi tutulmuş bir çeliğin sertliğini azaltmak ve selabetini (sağlamlığını) çoğaltmak için tekrar 723ºC’nın altında bir sıcaklığa kadar ısıtılarak havada soğumaya bırakılması. Menevişlemede ısıtma, çeliğin arzu edilen sertliğine göre ayarlanır.
ÇELİĞİ SÖNDÜRME, Çeliğin kritik suhunetin üstüne kadar ısıtılarak suya, yağa veya uygun bir sıvıya atılarak soğutulması.
ÇELİĞİN KARBÜRASYONU, —>Çeliğin sementasyonu.
ÇELİK KORDLU BANT, —> Bant.
ÇELİĞİN NİTRASYONU, Demirin Cr-Al-Mo, Cr-Mo, V; Cr-V gibi metallerle alaşımından elde edilen kaliteli çeliklerin amonyak gazıl ile (500º - 650º) ısıtılarak amonyaktaki azotun 0,5 mm derinliğe kadar çeliğin yüzeyine nüfuz etmesi olayı. Nitratlama suretiyle çeliğin yüzeyinin sertliği bazen, Rockvel C-72 sertliğine kadar ulaşabilir.
ÇELİĞİN SEMANTİT HALİ, %6,55 C ihtiva eden çelik (Fe3C). Çelikteki C bu miktardan az olursa pörlit meydana gelir.
ÇELİĞİN SEMENTASYONU, Çeliğin yüzeyine dışardan karbon ilave etmek için çelik karbonlu bir madde veya karbonlu bir gaz veya karbonlayıcı bir sıvı içinde kritik suhunetin üstüne kadar ısıtılarak yapılan işlem. Sementasyonla çeliğin yüzeyinin karbonu arttığından su verme suretiyle çeliğin dış kısmı sert, iç kısmının da selabetinin (sağlamlığının) yüksek olması sağlanır.
ÇELİĞİ TAVLAMA, Çeliğin fırında veya havada ısıtılması.
ÇELİK, —> Pik demirin özel fırınlarda ısıl işleme tabi tutularak asilleştirilmesi sonucu elde edilen ürün. içinde en fazla %1,7 C bulunduran bir Fe-C alaşımıdır. Çelikler ayırca çok az miktarlarda Mn, Si, P, S gibi cevherden gelen elementlerle Cr, Mo, Ni, W, V gibi özel olarak katılan alaşım elementleri ihtiva edebilirler. Bu alaşım elementleri çeliğin fiziksel ve mekaniksel özelliklerini geliştirmeye yarar. Karbon oranı %0,2 - 0,4 arasında olana “Orta Karbonlu”; 0,4’den fazla olana da “Yüksek Karbonlu” çelik deniz.
ÇELİK 18/8, Bünyesinde % 18 krom ve % 8 nikel içeren çelik.
ÇELİK BAĞ, Çelik profilden yapılmış tahkimat birimi.
ÇELİK DİREK, 1) Genellikle iç içe geçmiş çelik iki profilden mamûl, uzatılıp kısaltılabilen tahkimat ünitesi, 2) Etanson metalik.
ÇELİK DÖKÜM, Muhtelif fırınlarda elde edilen çeliğin hazırlanmış kalıplara dökülmesi işlemi. Dökümden sonra, parça, özelliklerini iyileştirmek için normalize tavına tâbi tutulur.
ÇELİK DÖVME, Karbonlu ve alaşımlı çeliklerin belli bir tav sıcaklığında bir dövme tezgâhı yardımıyla plastik deformasyonu. Dövme parçaların ağır hizmet koşullarında iş gören parçalar olması nedeniyle, emniyet ve mukavemet özelliklerinin kazandırılması, dövme sanayinin konusunu teşkil eder. Dövme sanayi mamüllerinin dövme taslakları adı altında ithalat mevzuatına göre gümrük tarife istatistik pozisyonları şöyledir: 7207.19.40 Dövme taslakları (karbonlu çeliklerin) , 7207.20.93/99 Dövme taslakları (karbonlu çeliklerin), 7224.90. 61/73 Dövme taslakları (alaşımlı çeliklerin). Karbonlu çelikler ayırımı, bünyesinde % 0,25’den az karbon ihtiva edenler için 19.40; % 0,25’den fazla karbon ihtiva edenler içi ise 20.93/99 pozisyon numaraları ile ifade edilmektedir. —> Dökme demir.
ÇELİK HALAT, Muhtelif çaplarda (Ø0,03 ilâ 4 mm.) çelik (56 ilâ 210 kg./mm2 mukavemetli) tellerden oluşmuş yuvarlak veya üçgen toronların (kordonların) bir öz üzerine (halat özü) çeşitli yönlerde sarılmasıyla meydana gelmiş bir kuvvet nakil elemanı. Tellerin ve toronların aynı yönde, aksi yönde, sağ yönlü, sol yönlü sarılmalarıyla —> Paralel sarımlı, —> Çapraz sarımlı, —> Karışık sarımlı, sağ veya sol sarımlı halat diye isimlendirilirler. Çelik halat; bazı işyerlerinde; çelik tel halat, tel halat ve kablo olarak da isimlendirilir. —> Plastik kaplı çelik halat, Halat damar düzenleri, Halat dolamı, Metalik alan, Yassı halat, Halat simgeleri, Oval-, Yuvarlak-, Üçgen damarlı halat-, Preforma halat-, Halat dolamı-, Metalik alan-, Seale filler-, Basit sarımlı-, Filler-, Warrington seale, Seale-, Warrington-, Lifözlü damar-, Halat simgeleri, Halat damar (toran) düzenleri, Dönmez tip halatlar, Yassı halat.


ÇELİK ÖRGÜLÜ BANT, —> Bant.
ÇELİK SARMA, Genellikle çelik direkle birlikte kullanılan özel çelik profilden yapılmış başlık. —> Sarma.

ÇELİK TAHKİMAT, Çelikten yapılmış birimlerle kurulan tahkimat düzeninin tümü. —> Madeni tahkimat.
ÇELİKTE KRİTİK SUHUNET, Çelikteki ferrit, pörlit veya semantitin tamamen austenite dönüşmesi için çeliğin ısıtılması gereken asgari sıcaklık. —> Allotropik metal.
ÇENE, Sondaj çalışmalarında kullanılan anahtar, fren ve morsetlerde tij ve boruları kavrayan özel parçalar. Bu parçalar genelikle lokma denilen özel cıvatalarla sıkılır.

ÇENELİ KIRICI, iri kırma aşamasında kullanılan biri sabit biri hareketli iki kırma yüzeyinin (yanak) yukardan aşağıya doğru daralan açılı bir konumda monte edilip kısa titreşim hareketi tesiriyle taşı veya madeni ezerek kıran ve kırılan parçaların alttaki dar aralıktan ayağıya düşmesini sağlayan makine. 2) Konkasör.
ÇENTİ, 1) Ağaç tahkimatta, dikme, boyundu-ruk, sarma, belleme vb. direklerin balğantısı için direk başlarında balta veya testere ile açılan, özel biçimli diş veya oyuntu. 2) —> Çinti.
ÇERÇEVELİ YONU, Mermer işletmeciliğin-de, taşın derz kenarının kalemle dar bir şerit halinde işlenmiş olanı.
ÇEVRESEL ETKİ DEĞERLENDİRMESİ (ÇED), Gerçekleştirilmesi planlanan faa-liyetlerin çevreye olabilecek olumlu ya da olumsuz etkilerinin belirlenmesinde, olumsuz yönde etkilerin önlenmesi ya da çevreye zarar vermeyecek ölçüde en aza indirilmesi için alınacak önlemlerin, seçilen yer ve teknoloji alternatiflerinin tesbit edilerek değerlendirilmesinde ve faaliyetlerin uygulanmasının izlenmesi ve denetlenmesinde sürdürülecek çalışmalar. Canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları fiziki, biyolojik, sosyal, ekonomik ve kültürel ortam da çevre diye ifade edilir.
ÇEYN KONVEYÖR, —> Zincirli konveyör
ÇIKARILMAYA HAZIR REZERV, —> Görünür rezerv.
ÇIKIŞ HAVASI, Ocakta kullanılıp nefeslikten dışarı atılan kirli hava.
ÇIKMAZ YOL, 1) Nefesliği olmayan galeri. 2) —> Çuval dibi. 3) Cul de sac.
ÇIMA, Maden damarının fay zonlarında incelip iz haline gelmesi.

ÇİFT BEŞGEN PRİZMA, Dik çıkmak istenilen doğrultunun iki tarafınında görülmesine olanak sağlayan çift prizma düzeni. —> şekil. Mimari gönye, Prizma.

ÇİFT DRAGLAYN YÖNTEMİ, (TANDEM DRAGLAYN YÖNTEMİ), Örtükazı diliminin fazla kalın olması durumunda uygulanan dekapaj yöntemi. Bu yöntemde dilim, üst ve alt kademe olarak ikiye ayrılır. Üst kademede çalışan kısa bumlu draglayn tekrar kazı yapmaksızın kazdığı malzemeyi alt kademe önüne yığar. ikinci draglayn, birincinin çalışma alanı dışında ve takriben 100-150m gerisinde ve dilim kalınlığının altyarısı üstünde çalışır. ikinci draglayn’ın bumu daha uzun olup % 25 civarında tekrar kazı yapar ve çalışmasının ilk safhasında birinci draglayn tarafından dökülen yığının üstüne çıkmak suretiyle ve buldozerin de yardımı ile kendine çalışma platformu hazırlar. Daha sonra 90° ve daha az açı altında çalışarak ve tekrar kazı yaparak ilerler. —> ­şekil: çift draglayn yönteminde 1. ve 2. draglayn’ın konumu.
ÇİFT KAPI, Ocak içinde kapı ile ayrılan bir bölümde, insan veya araçların kapıdan geçişleri sırasında ocak havasının kaçması için belli aralıklı iki kapıdan oluşan kapı düzeni. —> Havalandırma kapısı.
ÇİMALAR- (GRELİN), Bir kendir öz üzerine veya yedinci bir halatın meydana getirdiği öz üzerine sarılan altı halatın kendi aralarında halatlama yapılarak elde edilen halat. Bu halatlar elastikiyet ve bükülgenliğinden dolayı, genellikle sapan ve gemi palamarları yapımında kullanılır. —> şekil, Çelik halat.
ÇİMENTO, Başlıca silisyum, kalsiyum, aluminyum ve demir oksitleri içeren hammaddelerin (kireçtaşı, kil, marn, killi şist) belirli oranlarda karıştırılıp öğütülerek en az sinterleşme (Pluzolonik maddeler) temperatürüne kadar pişirilmesi ile sağlanan kilnkerin, tek veya daha fazla cins katkı maddesi ile birlikte belli bir incelikte öğütülmesi ile elde edilen hidrolik bağlayıcı. Çimento, uluslararası standart sanayi tasnifinde (ISIC), 369 ana grup ve 3692 kod numarası ile sanayide kullanılan esas kimyasal maddeler grubunda yer alır. Türk standartları katoloğuna göre aşağıdaki belirtildiği gibi çeşitlendirilir :
1- Portland çimentoları ve katkılı portland çimentosu (TS-19)
2- Yüksek fırın curuf çimentoları (TS-20)
3- Traslı çimento (TS-26)
4- Beyaz portland çimentosu (TS-21)
5- Harç çimentosu (TS-22)
6- Uçucu küllü çimento (TS-640)
7- Sülfatlı curuf çimentosu (TS-809)
8- Erken dayanımlı yüksek çimento (TS 36-46)
—> Beyaz çimento, Curuf çimentosu.
ÇİMENTOLAMA, 1) Sondaj kuyularının yıkıntılı zonlarının çimento ile özel şekilde sağlamlaştırılması işlemi. 2) Muhafaza borularının içinde bulunduğu formasyona sağlam ve sızdırmaz bir şekilde bağlanması için özel düzenlerle boru arkasına çimento enjekte edilmesi. Çimentolama tapası muhafaza borusu ucundaki çarığa ulaştığında pompa basıncıyla kauçuk deforme olur ve çimentolu çamur halka boşlukta yükselir. ikinci tapa ilk tapaya ulaştığında yeteri kadar çimento, halka boşluğu doldurdu demektir. Tapadaki valf tertibatı, pompalama durduktan sonra çimentonun geri dönmesine engel olur. 3) Su geçirir tabakaların boşluklarına çimento, kil, bitüm vb. enjekte edilerek su geçirmez duruma getirilmeleri işlemi.
ÇİMENTOLANMA, Kayaç parçacıklarından oluşan kırıntı (klastik) tortullarının, mineral maddelerin gözeneklerine çökelmesi sonucu kaynaşması ve sertleşmesi. Bu süreç bir tortul kayacın oluşumunun son evresini oluşturur. Çimento (bağlayıcı malzeme), kayacın ayrılmaz ve önemli bir parçasını oluşturur ve kayacın gözenekliliği ve geçirgenliği çökelme sürecini belirler. Pek çok mineral, hidrotermal eriyik olarak bağlayıcı malzeme rolünü üstlenebilir; en yaygın bağlayıcı malzeme türü silistir. Kalsit ve diğer karbonatlar ile demir oksitler, barit anhidrit, zeolitler ve kil mineralleri de benzeri rol oynayabilirler. —> Sementasyon.
ÇİMENTO SEKTÖRÜ, Başlıca silisyum (Si), aluminyum (Al), kalsiyum (Ca) ve demiroksitleri (Fe2O3) içeren hammaddelerin, teknolojik yöntemlerle sinterleşme derecelerine kadar pişirilmesi (kavrulması) ile elde edilen yarı mamul madde klinkerin tek veya daha fazla katkı maddesi ile ögütülmesi yoluyla üretilen hidrolik bağlayıcıları içeren bir üretim sektörü.
ÇİMENTO ŞERBETİ, —> Sondaj çimentola-masında kullanılan su ve çimento karışımı. Çimento şerbetine; duruma göre, çimentonun katılaşmasının çabuklaştırılması, geciktirilmesi, viskozite düşürülmesi, hafifletilmesi veya ağırlaştırılması için ilave maddeler de katılır.
ÇİNKO, Periyodik sistemin 30 numaralı elemanı. Demir dışı metal grubuna dahildir. Atom ağırlığı 65,38, ergime noktası 419°C, kaynama noktası 906°C, özgül ağırlığı 7,14 gr/cm3 500°C civarında buharlaşmaya başlayan çinko bu özelliği ile 100°C’ın çok altında buharlaşmaya başlayan su’ya benzer. Hadde - Çinkosunun çekme mukavemeti 14-36kg/mm2, uzama %20-60’dır. Katı dökme çinko, 90-120°C ve 140-170°C aralıklarında iyi haddelenir ve preslenir, lehimlenir ve kaynaklanır. Rutubetli havada, çinko yüzeyi koruyucu bir çinko karbonat tabakası oluşturur.
En önemli çinko cevherleri zinkblende, çinko-karbonat’tır. Kavrulma ve redüksiyonla elde edilen ürüne elektroliz yoluyla %99,999 saflık kazandırılır. Çinkonun alaşımları birçok yerde kullanılır. Plâka hâlinde evlerin çatılarında, tel ve boru olarak, oksitleri boyalarda, çelik sacların galvanizasyonunda kullanılır.
ÇİNKO SPESİFİKASYONLARI, Ticarette işlem gören çinko metâlinin bazı ülkeler standardına uygun olarak belirlenen muhteva oranları. (1) ASTM’ye göre azami Pb, Fe ve Cd dikkate alınır: (a) Prime western (P.W) Pb %1,400; Fe %0,050; Cd % 0.200; Zn %98,00. (b) High Grade Pb %0,030; Fe %0,020; Cd %0,020; Zn %99,90; (c) Sepcial High Grade Pb %0,003; Fe %0,003; Cd %0,003; Zn %99,99.(2) ingiltere’de G.O.B. spesifikasyonu P.W’ne yakın olup, azami %1,35 Pb ve %0,04 Fe sınırları vardır. Bunun dış “Continous Galvanising Grade” (azami %0,35 Pb ve biraz Al) ile “Controlled Lead Grade” (azami 0,18 Pb, Al yok) gibi galvanizciler için bazı kaliteler mevcuttur. P.W. veya G.O.B. sıcak daldırma için, daha saf kaliteler ise kalıp döküm için kullanılır. (3) Ayrıca ABD normlarında kalıp döküm maksadı için “ZAMAK” adı verilen alaşım kullanılır. Zamak 3; Al%3,5-4,3; Cu %0-0,25; Mg %0,03-0,08; Fe % 0-0,10; Pb %0-0,007; Cd %0-005; Sn %0-005 ihtiva eder ve geri kalan kısmı çinkodan ibarettir.
ÇİN PORSELENİ, Hamuru genellikle yüzde 50 kaolen, yüzde 25-30 feldispat, yüzde 20-35 kuars karışımından meydana gelen sert porselen. Buna feldispatlı porselen de denir. —> Porselen.
ÇİNTİ, Tahkimat direklerinin uçlarının balta veya testere ile özel kesilmiş şekli.
ÇİNTİLİ BAĞ, Birer uçları çintili iki yan direk ile iki ucu çintili bir boyunduruktan teşkil edilen yamuk biçimindeki ağaç tahkimat türü. —> Ağaç tahkimat.
ÇİZGİLİ KOD, —> Barkod.
ÇİZİCİ, —> Plotter.
ÇİZİK SERTLİĞİ, Ağzının şekli belli olan küçük bir bıçağın muayene parçası üzerinde bastırılıp çekilmesi sırasında meydana gelen çizginin genişliğinin ölçülmesi suretiyle tesbit edilen sertlik.
ÇİZİLMİŞ ÇAKIL, —> Moren.
ÇOK DERİN İŞLETME, Derinlere inebilmek için huni şeklinde açılmış olan ve derinliği 80 m den fazla olan açık işletme. Bu işletmelerde basamaklar; taşıma araçlarının işletmenin en derin noktasına inebilmelerini sağlamak için, spiral şeklinde düzenlenir. Kaya mekaniği bakımından meydana gelebilecek heyelânlar işletme derinliğini sınırlar.
ÇOK JETLİ YAKICILAR, —> Toz kömür yakıcılar.
ÇOK KATLI İŞLETME, Maden yatağının işletmeye elverişli, biri diğerinin üzerine konumlu en az iki kata ayrılabildiği işletme şekli. Katlar arası mesafe diğer birçok faktörün yanısıra bilhassa mineral rezerv miktarı ve günlük üretime bağlantılı olarak saptanır.
ÇOK ŞEKİLLİ MİNERALLER, —> Polimorf mineraller.
ÇOMAK, —> Köstek. Köstek atma.
ÇÖKELTME HAVUZU, Sulu dolgu yönteminde çamurlu sularda askıda bulunan maddeler çökeltilip temiz su elde edilmesini sağlayan havuz.
ÇÖKME, —> Tasman.
ÇÖKTÜRÜCÜ REAKTİF, —> Reaktif. Flokulant
ÇÖMLEK KİLİ, Bileşiminde bir miktar kalker bulunan ve parmaklar arasında toz hâline gelebilen bir çeşit plâstik kil. Su ile kolaylıkla yoğrulduğundan tuğla ve çömlek yapımına elverişlidir.
ÇÖRT (ÇERT), —> Çakmaktaşının daha çabuk kırılan beyaz, sarı, gri veya kahverenginde olabilen katışık cinsi. Buna boynuztaşı da denir.
ÇÖRT BİT, Silisli formasyonun delinmesinde veya çakmaktaşı geçilmesinde kullanılan aşınmaya dayanıklı özel matkap.
ÇÖZELTİ, Çözeltme işleminden sonra faydalı element veya elementleri içeren eriyik.
ÇÖZÜLEBİLEN BAĞLAMALAR, Kama, cıvata, düz, konik veya kertikli pimlerle yapılan bağlamalar.
ÇÖZÜLEMEYEN BAĞLAMALAR, Perçin, sıcak geçme, kaynak, lehim, tutkal vb. bağlayıcılarla yapılan bağamalar.
ÇÖZÜNÜRLÜK, —> Solübilite.
ÇÖZÜŞME, —> Dissosiyasyon.

ÇUBUKLU DEĞİRMEN, Silindirik bir gövde içine yerleştirilmiş aşınmaya dayanıklı çok sayıda çubukların öğütülecek mâlzeme ile birlikte düşük hızda (—> Kritik hız altında) döndürülmesi suretiyle kuru veya sulu öğütme yapan değirmen.

ÇUBUKKOD,—>Barkod.
ÇUBUK KÜKÜRT,—> Kalkaroni usulü.
ÇUKUR, Madeni alınmış açık işletmelerin geride bıraktığı topoğrafik görünüm. Büyük açık işletmelerde; tabii topografyası madencilik faaliyeti nedeniyle bozulan arazinin ıslah edilmesi masrafları da fizibilite (yapılabilirlik) hesaplarına dahil edilir. Bazı durumlarda çukurlar sun’i bir göl hâline getirilir.
ÇUVAL DİBİ, 1) Taşdolgu ile kapatılmış galeri veya taş dolgu içinde bırakılan ve ayrı bir çıkış yolu olmayan kısa galeri. 2) Cul de sac. 3) —> Çıkmaz yol.
ÇÜRÜK DOLGU, Mermer madenciliğinde kullanılan bir terim olup taş boşluklarına oluşumun direncinden daha az direnci olan bir malzemenin dolması.
ÇÜRÜKGAZ, —> Egzos.
ÇÜRÜME, Fiziksel, kimyasal ve organik olayların etkisi ile minerallerin ve kayaçların değişmesi sonucu yeni mineraller ve eriyiklerin teşekkülü. 2) Bozuşma. 3) Alterasyon. 4) Tefessüh
D

DAF (DELİVERED AT FRONTİER - SINIRDA TESLİM), Malların gümrük çıkış işlemleri tamamlanmış olarak sınırda, ancak bitişik ülkenin gümrük sınırından önce ve belirlenmiş bir yerde ve noktada teslime hazır hale getirilmesiyle satıcının yükümlülüklerinin sona ereceği anlamına gelen uluslararası ticaret terimi. Burada “ sınır” kelimesi, ihracatın yapıldığı ülkeninki dahil her türlü sınırı tanımlar. Bu nedenle sözü edilen “ sınır”ın atıfta bulunulan yerini ve noktasını mutlaka isim olarak belirtmek ve böylece kesinleştirmek gerekir. Bu terim özellikle demiryolu ve karayolu taşımacılığı için düşünülmüşse de, herhangi bir taşıma biçiminde de kullanılabilir. (Incoterms 1990).
DAĞ BİLLURU, —> Neceftaşı.
DAĞILMA EĞRİSİ, Ayırma ürünlerinden birinde bulunan ve her yoğunluk veya boyut kesiminin yüzdesini gösteren ve laboratuvar deneyleri sonucu çizilmiş eğri.
DAĞILIM EĞRİSİ, —> Tromp eğrisi.
DAĞ KRİSTALİ , —> Kuars.
DOĞAL ELEMENTLER, Doğada başka elementlerle bileşikler oluşturmaksızın yalnız halde bulunabilen kimyasal elementler. Atmosferde gaz halinde bulunan elementler bu gruptan sayılmaz.
Doğada bulunan 96 kimyasal elementten yalnızca 19’u katışıksız veya çok az katışıklı mineraller halindedir. Yalın halde bulunabilen element sayısının bu kadar az olması, kimyasal elementlerden çoğunun oksijen, kükürt ve halojenlerle bileşikler oluşturmaya çok yatkın olmalarından kaynaklanır.
Doğal elementler, kimyasal özelliklerine göre başlıca üç grupta toplanır. Metaller (platin, iridyum, osminyum, demir, çinko, kalay, altın, gümüş, bakır, civa, tantal), yarı metaller (bizmut, antimon, arsenik, tellür selenyum) ve ametaller (kükürt, karbon).
DAHİLİ KUYU, —> Körkuyu.
DAHLİT, Genel formülü , Ca 5 (PO4)3 F, Cl, OH, CO3 olan apatitin kristal öz şekilsiz olanına verilen isim.
DAİMİ NEZARETÇİ, Fenni nezaretçinin emrinde ve iş başında daimi bulunmak suretiyle görev yapan ve maden mevzuatına göre tayin edilmiş olan kişi. Bu kişi maden teknisyeni, maden teknikeri veya maden başçavuşu olabilir.
DAİRESEL (Eğrisel) KAYMA, —> Heyelân.
DAKBİL, —> Ördek gagası.

DALGIÇ TULUMBA, Su içine daldırılmak suretiyle çalıştırılacak şekilde imâl edilmiş tulumba. Bu tulumbalar elektrik veya basınçlı hava ile çalıştırılacak şekilde, suyu basacağı yüksekliğe göre tek veya çok kademeli olarak, sondaj kuyusuna sarkıtılıp da kullanılabilecek şekilde imâl edilir.

DAMAR, —> Maden damarı.

DAMAR İSTİKAMETİ, Damar düzlemi ile yatay düzlemin arakesiti.

DAMAR KALINLIĞI, Tabaka hâlinde teşekkül etmiş bir kömür veya cevher damarının tavanı ile tabanını birleştiren dik doğru parçasının uzunluğu, yani ara kesme ve yalancı tavan kalınlıkları dikkate alınarak ölçülen kalınlık. Kömür madenciliğinde ara kesme ve yalancı tavan kalınlıkları dikkate alınmadan damardaki kömür bantlarının toplam kalınlığına da kömür kalınlığı demir. —> İşletilen ortalama damar kalınlığı.



DAMARLI MERMER, Mermerin lekelerini ve damarlarını taklit ederek boya ile yapılmış mermer taklidi süsleme.
DAMAR MEYLİ, 1)Damar düzemi ile yatay düzlem arasındaki dar açı. 2) Yatım.
Damarlar meyil açılarına göre:
0º - 20º az meyilli -,
20º - 40º orta meyilli -,
40º - 60º yarıdik -
>60º dik damar olarak tanımlanır.
Meyli 80ºden fazla olan dik damarlara kılıç damar da denir.
DAMAR PATLAMASI, —> Ani gaz boşalması.
DAMAR TAŞI, 1) Maden yatağının içinde bulunan madenle birlikte teşekkül etmiş veya maden yatağının teşekkülü sırasında yatağın içinde kalmış yantaş parçalarında oluşan kayaç ve mineraller. 2) Gang.
DAMITMA, Bir sıvının, buharlaştırıldıktan sonra yeniden yoğunlaştırılarak sıvı hale dönüştürülmesi.
Damıtma, sıvıları uçucu olmayan katkılardan ayırmada veya kaynama noktaları ayrı olan iki ya da daha çok sıvının birbirinden ayrılmasında kullanılır. Örneğin, damıtma yoluyla ham petrolden benzin, gazyağı ve makine yağı elde edilmesinde bu sıvıların kaynama noktalarının farklı olmasından yararlanılır. —> Özütleme.
DAMLALIK TAŞ, Mermer işletmeciliğinde imalat yüzünü su tesirinden korumak gayesiyle dışarıya doğru çıkıntı verilmiş ve altı su damlamasına imkân verecek şekilde oyulmuş taşlar.
DAMLALIKLI YAĞDANLIK, —> Yağlama sistemleri.
DAR ALIN, 1) Kazı (üretim) yapılan nisbeten dar yüzey parçası. 2) Damar istikametinde, damar meyli boyunca (başyukarı veya başaşağı), damara dik veya diyagonal olarak yürütülen pano şeridindeki kazı yeri.
DAR ALIN TARZINDA İŞLETME METO-DU, Maden yatağı panosunun dar şeritler halinde; yan yana, üst üste veya alt alta kesilmesi ve arka arkaya istihsal edilmesi tarzında uygulanan işletme metodu.

DARALAN OLUK, Küçük boyutlu olan ve tabaka halinde akan mineral tanelerinin, yataya yakın sabit bir yüzey üzerinde ve akışkan ortam içinde özgül ağırlık farklarına göre ayrılmalarını sağlayan; beslenme tarafında geniş ve boşalma kısmına doğru darlaşan oluk şeklindeki ayırıcı. Beslenen pülp , oluğun daralması nedeniyle gittikçe kalınlaşan bir tabaka halinde akarak, boşalma tarafına doğru engelli çöküş sınıflandırması ve küçük tanelerin ara boşluklardan sızması koşullarını meydana getirir. Bu durumda akan tabakanın alt tarafında yer alan ve daha yavaş hareket eden ağır mineraller yakına, üst taraftaki hafif mineraller uzağa boşalır. Ürünleri ayırmak için ayırıcı levhalar kullanılır. —> Şekil.

DARBELİ SONDAJ, Halat ucuna bağlı özel matkaplarla (balta) formasyonun dövülerek veya çarpılarak ufalanması sistemi ile yapılan sondaj.
DARBELİ-ROTARİ SONDAJ, Çok sert formasyonlarda hızlı ilerleme sağlamak için özel takımlarla çalışan matkaba aynı anda dönme ve darbe hareketi iletebilen sondaj sistemi.
DAR LAĞIM ATEŞLEMESİ, Çapı 50 mm’ye kadar olan birçok lağımın seri ateşlenmesi için yapılan işlem.
DAYAK, —> Payanda.
DAYANAK NOKTASI, Arazide detay ölçümler sonrası veya fotoğraf çiftinden yapılan ölçmelerle belirlenen ve araziyi tanımlayan (xyz) değerleri belli nokta.
DAYK, 1) Komşu ve kendisinden yaşlı formasyonların strüktürlerini kesen nisbeten ince ve uzun magmatik kayaç. 2) Aşınma ile filonların yeryüzünde meydana getirdiği duvara benzeyen düzensiz setler. 3) Kayaç çatlaklarına yerleşmiş genellikle tabla şeklindeki dolgu. 4) Gang. 5) Dike.
DDP (GÜMRÜK RESMİ ÖDENMİŞ OLARAK TESLİM), Malların ithalatçı ülkede belirlenen yerde hazır bulundurulmasıyla, satıcının teslim yükümlüğünün yerine getirilmiş olacağını anlatan uluslararası ticaret terimi. Burada satıcı, malların gümrük giriş işlemleri tamamlanmış olarak tesliminde gümrük resmi dahil olmak üzere, vergiler ve diğer ödemelerle birlikte bütün risk ve masrafları üstlenir,—> EXW terimi satıcı açısından asgari yükümlülük ifade ederken, DDP terimi, tersine, azami yükümlülüğü içerir. Eğer satıcı doğrudan ya da dolaylı biçimde ithal lisansı alamıyorsa, bu terim kullanılmamalıdır. (Incoterms 1990).
DDU (GÜMRÜK RESMİ ÖDENMEKSİZİN TESLİM), Malların ithalatçı ülkede belirtilen yerde hazır bulundurulmasıyla satıcının teslim yükümlülüğünün yerine getirilmiş olması anlamına gelen uluslararası ticaret terimi. Satıcı, malların belirlenen noktaya getirilmesiyle ilgili olan (ithalattan alınan resim, vergi ve diğer paylar hariç) bütün risk ve masraflarla birlikte, gümrük giriş formalitelerinden doğan masrafları da karşılamak zorundadır. Malların gümrük girişini zamanında yapmamaktan doğan ek masraf ve riskler alıcıya aittir. (Incoterms 1990).
DEBİ, Gaz veya sıvıların, aktığı yerin muayyen bir kesitinden, birim zamanda geçen miktarı.
DEDEKTÖR , 1) Bulucu aygıt 2) Sismometre.
DEFLAGRASYON, 1) Ateşleme işleminde patlayıcı maddenin kimyevi reaksiyonla alev alması ve ses hızının altında bir hızla yayılması. 2) Yavaş yanma. Deflagrasyon oluşturan patlayıcı maddenin (kara barut gibi) zayıf tarafa doğru itici bir etkisi vardır. Bu tip patlayaıcı maddelerin parçalama (kırıcı) gücü azdır.
DEGAJ, —> Ani gaz boşalması.
DEĞİRMENTAŞI, 1) Bileşiminde CaCO3 ile silis bulunan bir kayaç. 2) Silisli kalker. 3) Büyük kütleler halinde oluşan, özgül ağırlığı 2,6-2,7 gr/cm3 olan sert kalsedon.
DEKANTÖR, Su içerisindeki çok ince taneleri ayırma veya sınıflandırma işlerinde kullanılabilen merkezkaç kuvvet etkisi ile çalışan makine.
DEKONVERTİSAJ, —> QSL yöntemi.
DEKAPAJ, 1) Açık işletme projesine göre maden yatağının üzerindeki veya kontağındaki örtü tabakasının gevşetilmesi, kazılması, yüklenmesi, taşınması, toprak harmanınıa dökülmesi, serilmesi, harman sahasının düzeltilmesi, toprak harmanı ve kademe yollarının yapımı ve bakımı gibi muhtelif ameliyeleri kapsayan işlemlerin tümü. 2) Örtükazı. —> Ön-, Ana-, Aradekapaj, Örtükazı, Delik boyunun tesbiti, Örtü kazıda hacim, Paralel ve düşey kazı.
DEKAPAJ MEVSİMİ, İklim ve arazi şartlarına bağlı olarak dekapaj işlerinin sürekli yapılabildiği dönem.
DEKAPAJ ORANI, 1) Dekapaj yapılarak kaldırılması gereken örtü tabakası miktarı ile, bunun altında çıkarıılacak olan maden miktarı arasındaki oran (D: K), Dekapaj oranı m3/ton, m3/m3 olarak ifade edilir. 2) Örtükazı oranı.
DEKLİNASYON, Pusulanın gösterdiği manyetik meridiyen istikameti ile astronomik meridiyen arasındaki açı. Mağnetik deklinasyon veya yanlış gösterme.
DEKOMPOZE, —> Aluminaistihsali sırasında ortaya çıkan sodyum aluminata aşılama hidratı ilave edilip bu şekilde aşılanmış sodyum aluminatın soğutulup karıştırılması işlemi.
DEKONTAMİNASYON, Radyoaktif maddelerin çökelmesiyle meydana gelmiş çevre kirliliğinin yıkama, filtre etme veya buharlaştırma suretiyle temizlenmesi.
DEKOVİL , Dar hatlı, kazısı ve inşası fazla harcama gerektirmeyen, araziye daha kolaylıkla uyabilen bir demiryolu. Bu sistemin yol açıklığı 0,6 veya 1,00 m’dir ve cer vasıtaları da normal demiryolununkine göre daha hafiftir.
DEKREPİDASYON, —> Isıtmayla kırma.
DELİCİ UÇ, —> Lagım burgusu. Matkap. Uç.
DELİK ÇAPI, Delme ve patlatma işlerinde, en az malzeme, emek ve zaman kullanarak, istenilen maden veya kayacı en uygun boyutta ve en çok miktarda serbestleştirmeye yarayan etkenlerden biri. Başarılı bir atımı sağlayan diğer etkenler ise ; patlayıcı madde cinsi ve miktarı, ateşleme sistemi ve delik geometrisidir. Delik çapı öncelikle patlayıcı miktarının kayaç yapısı içinde dağılma durumunu sağlar. Küçük çaplarda, delik geometrisi de buna uygun boyutlarda dar olmakta, böylece patlayıcı kayaç içinde daha iyi dağıtılmış olmaktadır. Geniş çaplı deliklerde ise tersi söz konusudur. Ancak dar çaplı lağımlarda, kazı birim hacmi için daha fazla delik metrajı zorunludur. Bunun sonucu olarak da daha fazla işçilik gerekir ve ateşleme sistemini oluşturan malzeme tüketimi artar. Çapın genişlemesi ile belirtilen tüketim kalemlerinde ucuzluk elde edilir. Delik çapı tercihindeki bir diğer etken de patlayıcı madde cinsidir. ANFO ve emulsiyon patlayıcı maddelerin detonasyon hızı, delik çapı küçüldükçe düşer. Bu sebeple ANFO kullanıcılarının en küçük 76 mm, emulsiyon kullanıcılarının en küçük 89 mm delik çapını göz önüne almaları tavsiye edilir. Kartuş tipi patlayıcı kullananların da kartuş boyutuna bağlı olarak çap seçmeleri gerekir. Diğer yandan ; delik çapı ayna yüksekliği ve atım yükü aralığı ile orantılandırılmalıdır. Delik çapı seçiminde, her deliğin alacağı patlayıcı miktarı ve bunun da çevreye verebileceği sarsıntı da değerlendirmeye dahil edilmelidir.
DELİK DELME, Lağım deliği delme işlemi
DELİK DELME VAGONU, —> Jumbo.
DELİK TOZU, Fazla delinen lağım deliğinin istenen seviyeye kadar doldurulması amacıyla kullanılan toz.
DELME HIZI, Delme esnasında matkabın kitle içerisindeki ilerlemesinin cm/dk birimiyle ifadesi.
DELİKLİ SAC ELEK, Sac veya plastik plakalar üzerine çeşitli biçimde; genellikle kare, daire ve çokgen şeklinde delikler açılmak suretiyle hazırlanarak eleme işlemi yapacak ünitelerin imalinde kullanılan eleman. —> Elek. Elek yapımında kullanılacak sac plâkaların aşınmaya ve paslanmaya karşı, dayanıklı olması gerekir. Seçilecek sac kalınlıkları delik çaplarına göre değişir. Eşit delik aralığında sac kalınlığı arttıkça, eleme randımanı düşer. Bu nedenle, elek açıklığı ve eleme randımanı dikkate alınarak ekonomik ömür bakımından uygun sac kalınlığı seçilir.—> Tel örgülü elek. Elek altı, Elek üstü, Elek açık alanı, Elek anma alanı.
DELTA, 1) Yunan alfabesinin dördüncü harfi (D, d) . 2) Akarsuyun göl ya da denize ulaştığı yerde yani ağzında oluşturduğu kabaca üçgen biçiminde alüvyon birikimi bölgesi. 3) Çatalağız.
DEMARAJ, 1) Bir vagonun belirli bir sürate ulaşıncaya kadarki ilk hareketi. 2) Kömür madenciliğinde yeni grup işçi tertibinde üretimin istenen düzeye ulaşması için geçen süre. 3) Maden ticaretinde, malın geç sevk edilmesi veya zamanında ulaştırılmaması.
DEMARAJ PRİMİ, Yeni grup işçi tertibinde ocağın üretim kapasitesine kısa sürede ulaştırılmasını sağlamaya yarayan teşvik ücreti.
DEMİR ALAŞIMLARI, Demirin diğer metallerle yaptığı alaşımlar.
Ferroaluminyum, % 10 Al
Ferrocerium % 50-94 Ce
Ferrokrom % 56-70 Cr
Ferrokobalt % 50 Co
Ferromanganez % 7-45 veya daha fazla
Mn. % 7-45 Mn ihtiva eden demire ayna demiri denir. Standart ferromanganez % 80’den fazla Mn ihtiva eder.
Ferromolibden % 45-80 Mo
Ferronikel % 24-75 Ni
Ferrofosfor % 10-25 P
Ferrotungsten % 70-92 W + % 0.3 C
Ferrotitan “Ferrokarbon titanyum” % 10 -15 Ti
Ferrosilikon % 7-92 Si
Ferrovanadyum
% 20-50 V
Ferrouranyum
% 20-40 U
Ferrostronsiyum % 20-50 Sr
Demirin ferroboron, ferroboron-silikon, ferrokobalt-krom, ferromagnezyum, ferrosodyum ve ferrotantalyum alaşımları da vardır. Düşük derecede ergiyen demir alaşımları yüksek fırınlarda ve elektrik fırınlarında, karbonsuz demir alaşımları da aluminotermik prosesle elde edilir. —> Ferro alaşımlar.
DEMİR DİREK, İç içe geçmiş iki borudan ve kilit tertibatından oluşan krikoya benzer madeni tahkimat ünitesi. Bunlar sürtünmeli ve hidrolik sistemde imal edilir. Tek direk halinde kullanıldığı gibi ikili veya dörtlü imal edilip yürüyen tahkimat olarak da kullanılır. —> Hidrolik direk. Sürtünmeli madeni direk.
DEMİRLİ KİL, Bileşiminde demir oksidi bulunan bir kil. Kırmızı olanı topraksal olijist, sarı olanı topraksal limonit.
DEMİRLİ KUARS,—> Kristalin kuars.
DEMİR ŞAPKA, 1) Sülfürlü maden yataklarının, üst kesiminde oksidasyon zonunda oluşan limonit örtü —> Oksidasyon zonu. Sementasyon zonu. 2) Gossan.
DEMİRYOLU, Lokomotif, vagon vb. demir tekerlekli taşıtların üzerinde yürüdüğü, demir, ağaç veya öngerilmeli beton traversler üzerine birbirine paralel olarak döşenerek yapılan bir tür yol. Demiryolu, çekilen taşıtlara belirli bir yön vermek ve tekerleklerin sürtünme direncini azaltmak için XVIII inci yüzyılın ikinci yarısında kullanılmaya başlandı.—> Ray, Demiryolu açıklığı.

DEMİRYOLU AÇIKLIĞI, Demir yolunda döşenmiş paralel iki ray demiri arasında içten içe ölçülen en kısa açıklık (mesafe)—> Şekil. Buna “ Ray açıklığı “ veya “ Demiryolu genişliği “ de denir.—> Ray, Ray çivisi.

DEMİRYOLU GENİŞLİĞİ,—> Demiryolu açıklığı.
DEMİRYOLU NAKLİYATI, Yeraltı ve yerüstünde zemine ray döşenerek bu raylar üzerinde demir tekerlekli (bandajlı) vagonları katar halinde (—> Lokomotif, Sonsuz halat, vb.) itme veya çekme suretiyle taşınarak cevher, kömür, malzeme ve insanların istenilen yerlere ulaştırılması. Ocaklarda döşenecek demiryolu rayları; üzerinde çalıştırılacak lokomotif ve vagonların ağırlıkları göz önünde bulundurularak; serilmek suretiyle döşenir . Genel olarak yeraltı işletmelerinde küçük araba ve el ile nakliyat yapılan yerlerde 7 kg/m, küçük araba el veya katır nakliyatında 10 kg/m, küçük araba, küçük motor, vinç ve zincir nakliyatında 14-18 kg/m, küçük orta lokomotif ile büyük vagon nakliyatı (anayol nakliyatı) 24 kg/m, açık işletmelerde (linyit) 33-41 kg/m, genel demiryolu taşımacılığında ise 49kg/m ve daha fazla ağırlıktaki raylar kullanılır. Rayların ağırlığı arttıkça taşıma gücü de ona göre artar. 7-14 kg/m ağırlıktaki raylar uygun ray bükme makineleri ile gerektiğinde bükülerek veya düz olarak gerekli malzeme ile kolayca döşenebilir. Diğerlerine ise özel bağlantı donanımı gerekir. Raylar döşenirken ağaç, demir veya beton traversler kullanılır. Demiryolu döşenen yerin taşıma mukavemetine göre traverslerin arasındaki mesafe iyi tesbit edilir.
Normal tonluk araba ile nakliyat yapılan yerlerde döşenen raylarda yol genişliği (ray arası mesafe) 60 cm, 5 tonluk araba nakliyatı yapılan yerlerde yol genişliği Türkiyede 105 cm olarak standartlaşmıştır. 5 tonluk araba nakliyatının yapıldığı troley hatlarında ağırılığı39,5 kg/ m olan raylar kullanılmaktadır.
Kullanılacakları yerlere göre kullanılan ray boyları ise 4-5-7-9-12-15-30m olarak imal edilmektedir. Ağırlıklarına ve kullanış yerlerine göre raylar 2-4 veya 6 cıvatalı pabuçlarla bağlanır. Pabuç-cıvata bağlantısı yerine bugün için birçok yerlerde kaynakla bağlantı da yapılmakta ve bilhassa ray başlarında meydana gelen vuruntu azaltılmaktadır.
Demir yollarının döşenmesinde raylar arasındaki mesafe mastarla kontrol edilip, traversler uygun evsafta seçilip nizami aralıklarla döşenmeli, rayların pabuçla bağlandığı yerlerin altına travers döşenmemeli, pabuç cıvataları iyice sıkıştırılmalı, çift yol döşenen yerlerde her iki yolun altına ayrı ayrı traversler makasların altına ise boy traversi döşenmeli, traverse rayı tutturan yol çivisi veya tirbüşonlar şeşbeş çakılmalı, traverslerin altı ve araları kırmataşla doldurulup travers altları bu kırma taşlarla iyice sıkıştırılmalı, kullanılan nakliyat vasıtalarının ağırlığına uygun mukavemette ray seçilmeli, yol döşenirken belirli meyli tutturmak için —> Yol terazisi kullanılmalı, mekanik manevra ve özel taşıma dışında demiryollarına verilen meyil % 0,5’in altında, demiryolu döşenen galeriler, kullanılan taşıt araçlarına uygun kesitte seçilmeli, arabaların kancalandığı veya kancaların çözüldüğü yerlerde durdurma ve boşaltma merkezlerinde, araçlarla galeri yan duvarları arasında (çok yol varsa araçlar arasında galeri tabanından 180 cm yükseklige kadar en az 60 cm) aralık bırakılmalı, taşıma elle, hayvanla veya mekanik araçlarla yapıldığı takdirde araçla galerinin yan duvarlarının biri arasında da galeri tabanından 180 cm yüksekliğe kadar 60 cm genişlikte yaya yolu bırakılmalı, yaya yolu bırakılmasına imkan yoksa ve taşıma sırasında işçilerin geliş ve gidişine veya çalışmasına izin verilmişse yolların yan duvarlarında 50m aralarla en az iki kişinin sığabileceği cepler yapılmalı ve bu cepler kolayca görülebilecek halde boyanmalı (badana) veya işaretlenmeli, kurblarda (virajlarda) yani dönemeçlerde dıştaki rayın iç raya nazaran yüksek atılması (döşenmesi), makaslar veya kurblarda —> Öksüz (özengi) demirlerinin kullanılması, motor veya arabaların, yol genişliğine göre, çalışabilecekleri asgari yarı çaptan daha küçük yarıçaplı kurbların tonluk ocak arabaları 60 cm genişliğindeki yolun asgari kurb yarıçapı 6m,105cm genişliğindeki yol için yarıçapı 12m’den az yapılmaması, ayak dipleri, varagel, vinç dip ve başlarında, kuyu diplerinde, akrosajlarda, tumba yollarında (devrelerinde), ana yollarda lüzumu kadar geçit makasları çift yol sağ ve sol veya Y makasları atılması gerekir.
Yeraltı madenciliğinde kullanılan demiryollarında 60 cm genişliğinde ray şebekesinde travers uzunluğu 120 cm, 105cm genişliktekinde 2-2,5 m cıvarında, travers kalınlık ve genişlikleri ise 15x20cm boyutlarında yapılmalıdır.
DEMONTAJ, 1) Sökme. 2) Sondajı tamamlayan makine ve takımların yeni bir lokasyona taşınabilir hale gelecek şekilde sökülmesi işlemi.
DENGE AÇISI, Yığılmış malzemenin kaymadan durabildiği en büyük açı değeri. —> Kayma açısı.
DENGE DİYAGRAMI, Bir veya birden fazla elemanın (alaşımların) fiziko kimyasal fazlarının denge durumlarını gösteren grafik. —> Ötektik karışım.
DENGE HALATI, —> Kuyruk halatı.
DENGELİ İHRAÇ SİSTEMİ, Çift tanburlu, çift halatlı ve kuyruk halatlı, veya tek tanbur, tek halat sürtünmeli (köpe) ve kuyruk halatlı ihraç sistemi. —> Dengesiz-, Yarı dengeli ihraç sistemi.
DENGESİZ İHRAÇ SİSTEMİ, Tek halatlı ve tek tanburlu ihraç sistemi. —> Yarı dengeli. Dengeli ihraç sistemi.
DENGELENMİŞ ORTALAMA DAMAR KALINLIĞI, —> İşletilen ortalama damar kalınlığı.
DENİZ FASİYESİ, Denizlerde teşekkül etmiş eşyaşlı tortul tabakalar. Bunlardan kıyılarda teşekkül eden kayaçlara kıyı fasiyesi, 200 m’ye kadar derinliklerde teşekkül eden çökellere sığ deniz fasiyesi, 200-1000 m. arasında derinliklerde teşekkül eden çökellere batiyal fasiyesi, daha derin denizlerde teşekkül eden çökellere de derin deniz fasiyesi denir.

DENİZALTI KÖMÜR İŞLETMECİLİĞİ, Jeolojik, jeofizik ve sondajlı arama çalışmaları ile ekonomik çalışabilir derinliklerde rezervi tesbit edilmiş deniz altında bulunan kömür yataklarının işletilmesi. Kömür ihtiva eden tabakaların deniz dibinden derinliğine göre denizaltı kömür işletmeciliğinde sınırlı olarak oda-topuk, ayak-topuk, rambleli uzun ayak işletme metodları, belirli derinliklerden sonra ise; kömür işletmeciliğinde tatbik edilen tüm işletme metotları uygulanabilmektedir.

DENVER JİG, Sabit elekleri olan, suyun hareketi, piston veya diyafram vasıtası ile verilen bir —> Jigtürü. Buna harz jigi de denir.
DEQ (RIHTIMDA TESLİM), Satıcının teslim yükümlüğünün, malları belirlenen varış limanındaki rıhtımda alıcıya sunmasıyla sona ermesi anlamına gelen uluslararası ticaret terimi. Genellikle bu terime “ GÜMRÜK RESMİ ÖDENEREK” açıklaması yapılır ve bu durumda, satıcının gümrük giriş işlemlerini tamamlaması gerekir. Eğer satıcı doğrudan veya dolaylı olarak ithal lisansı alamayacaksa bu terim kullanılmamalıdır. Diğer yandan terimine “ GÜMRÜK RESMİ ÖDENMEKSİZİN” eki yapılmışsa; gümrük işlemlerini alıcı üstlenmiş demektir. Eğer taraflar, ithal işlemlerinde yapılan bazı ödemeleri (VAT yani KDV gibi) satıcının yükümlülük alanından çıkartmak isterlerse bu istek, konuya açıklık getirecek sözlerle karşılanmalıdır, “ Rıhtımda teslim, VAT (KDV) ödenmeksizin (varış limanı... olarak) gibi. (Incoterms 1990).
DEPLASMAN, —> Tasman.
DEPO, 1) Su toplama yeri. 2) Ambar, Silo

DEPREM, 1) Başlangıç noktası yerkabuğunun (~ 50-700 km) içinde bulunan doğal nedenli yerkabuğu hareketi. 2) Yerkabuğunun derin katmanlarının çeşitli nedenlerle kırılıp yerdeğiştirmesi ya da yanardağların püskürme durumuna geçmesi yüzünden oluşan sarsıntının yeryüzünden hissedilmesi. 3) Yersarsıntısı. 4) Zelzele.
Depremler genellikle yerin altında az veya çok derinde (ama, 700 km’den derinde değil) bulunan, bir dereceye kadar belirlenmiş bir yerde (deprem odağı), apansızın ortaya çıkan ve en azından geçici olarak bütün çevrede yavaş yavaş birikmiş gerilim toplanmasını sona erdiren bir denge bozulmasından ileri gelir. Belli bir “ dengeye geri dönüş “ , çoğunlukla, birbirini izleyen aşamalardan geçerek gerçekleşir (çok sayıda sarsıntılar) . Yayılan deprem dalgalarının çeşitli gözlem evlerine varma anları, deprem merkezinin (deprem odağına düşey olan yeryüzü bölgesi) saptanmasını sağlar. Deprem dalgalarının zamanda ve uzamda dağılışının incelenmesi, deprem bölgeleri haritalarının hazırlanmasına imkan verir. En sık deprem olan bölgeler, manto ile kabuk arasındaki mekanik gerilimlerin en şiddetli olduğu kırılma kuşaklarında bulunur. —> Harita (Türkiye’de deprem kuşakları)
Çoğu büyük ölçekli depremlerin kökeni ve yayılması, “ —> Levha tektoniği” kuramı ile açıklanır. —> Deprem bilim, Mercalli ölçeği, Richter ölçeği.


DEPREMBİLİM, Depremleri ve sismik dalgaları yerkürenin iç kesimlerinde inceleyen bilim dalı. Sismik araştırmalar bölgesel veya yerküre ölçeğindeki amaçlara yönelik olabilir. Bu araştırmalarla; bölgesel olarak yeraltı kırıklarının ve petrol, doğal gaz ve maden yataklarının yeri belirlenmeye çalışılır. Yer’in iç kesimlerindeki faz süreksizlikleri, ada yaylarının jeofiziksel özellikleri, okyanus çukurları, okyanus ortası sırtlar ve yer malzemelerinin esneklik özellikleri; incelenir.
Depremlerin incelenmesine yönelik olarak da sismik dalgaların çeşitli yer istasyonlarına ulaşma süreleri ve şiddetleri belirlenir. Sismik dalgalar, yeraltı patlatmaları yoluyla yapay olarak da üretilebilir. Sismoloji kavramı. “deprembilim “ ile eş anlamlıdır.
DEPREM KUŞAĞI, —> Deprem.
DEPREM ODAĞI, Deprem enerjisinin meydana çıktığı yer. —> Deprem odak derinliği.
DEPREM ODAK (OCAK) DERİNLİĞİ, Yeryüzü ile deprem enerjisinin meydana çıktığı yer yani deprem odağı (hiposantr) arasındaki düşey yönde ölçülen aralık. Diğer bir deyişle —> Episantrile —> Hiposantrarasındaki mesafe. Yüzeyden itibaren 60 km’ye kadar odak derinliği olan depremler “ Sığ depremler “, 60-300 km arasında odak derinliği olan depremler “ Orta derin depremler” olarak tanımlanır. Derin depremlerin odakları ise 700 km derinliğekadar olabilir. —> Deprem.
DEPREM ŞİDDETİ, Herhangi bir derinlikte olan bir depremin, yeryüzünde hissedildiği bir noktadaki gücünün ölçüsü. Depremin şiddet değerinin belirlenmesinde, episantra olan uzaklık ya da yakınlığın, yerel zemin koşullarının ve farklı tipteki yapı özelliklerinin etkisi olur. Gözlemsel inceleme alanı içerisinde aynı şiddet değerine sahip noktalar birleştirilerek elde edilen eğriye “Eş Şiddet” (İzoseist) eğrisi, üzerinde izoseist eğrileri bulunan haritaya da “İzoseist Haritası” denir.
DEPRESYON, 1) Maden ocağı, galeri, kuyu ve borularda havanın bir yerden başka bir yere akışını sağlayan kuvvet. Ocak havalandırma-sında ocağa verilen havanın basıncı düşük olduğundan ve genel olarak 1/10 atmosferekadar olan hava basıncı mm su sütunu (tazyiğin metrik birimi) olarak ifade edildiğinden, depresyon m2 alana gelen mm/su sütunu veya kg/m2 birimleri ile (1at = 1 kg/cm2= 10.000 mm su sütunu = 736,5 mm civa sütunu) ölçülür. —>Total depresyon. Dinamik depresyon. 2) Ekonomideki iş çevrimleri (business cycles) aşamalarından biri. Bu aşamalar; depresyon (çöküntü), canlanma (toparlanma), boom (aşırı canlanma) ve resesyon (gerileme)den oluşur.Depresyon evresinde ekonomide istihdam en düşük noktadadır, talep tam istihdam ve üretim düzeyinin altındadır; kullanılmayan üretim kapasitesi yüksek düzeydedir; fiyatların genellikle düştüğü görülür, kâr oranları düşüktür ; bu yüzden yatırımlar hemen hemen durur.
DEPRESYON KONİSİ, Kuyudan su pompalanması sırasında kuyu çevresinde oluşan, sudan arınmış koni biçimindeki kısım.
DEPRESYON ZAYİATI, İçinden hava geçen galeri, kuyu, hava borusu veya basınçlı hava boruları vb’nin uzun eksenleri boyunca tesbit edilen iki noktada ölçülen basınç değerleri arasındaki fark. Diğer bir ifade ile bu iki nokta arasındaki “statik basınç azalması.”
DERAYMAN, 1) Demiryolu araçlarının raydan çıkması. 2) Ocak arabası, lokomotif vb. araçların düşmesi.
DERE TELAKİSİ, Arazide iki derenin kesiştiği (birbirine karıştığı) nokta.
DERİN AÇIK İŞLETME, Derinlere inebilmek için huni şeklinde açılmış ve derinliği 80 m’den fazla açık işletme. Derin açık işletmelerde basamaklar taşıma araçlarının (demiryolu, kamyon, vb.) işletmenin en derin noktasına inebilmelerini sağlamak üzere spiral şeklinde düzenlenir. Bugün için 250-300 m. derinliği olan açık işletmeler vardır. Ancak derin açık işletmelerde arazi basınçları ile meydana gelecek —> Heyelanlar bu derinliği sınırlar.

DERİN DENİZ İŞLETMESİ, Deniz üzerindeki gemi veya dubadan deniz dibine indirilen emici pompalar vasıtasıyla, deniz dibinde oluşmuş maden yumrularını veya maden ihtiva eden şlamı emerek deniz yüzeyine çıkarmak suretiyle uygulanan işletme metodu.

DERİN DEPREMLER, —> Deprem odak derinliği.
DERİN EMDİRME, —> Su emdirme.
DERİNLİK KAYAÇLARI, 1) Yer kabuğuna sokulma sonucu yerleşen mağmanın soğuyup kristalleşerek katılaşması ile meydana gelen (batolit) magmatik kayaç. 2) İntrüsif kayaç.
DERİN TROMP AYIRICISI, Derin ağır ortam (ağır mayi) ayırıcısı. —> Statik ağır ortam (ağır mayi) ayırıcıları, Kömür yıkama yöntemleri —> Şekil.



DES (GEMİDE TESLİM), Gümrük giriş işlemleri yapılmamış malların belirtilen varış limanında gemi bordasında alıcıya sunulmaya hazır hale getirilmesiyle satıcının teslim yükümlülüğünün yerine getirilmiş olduğunu ifade eden, uluslararası ticari terim. DES’in uygulanması durumunda, malların belirtilen varış limanına getirilmesi işlemleriyle ilgili her türlü risk ve masraf satıcı tarafından karşılanır. (Incoterms 1990).
DESANDAN HAVA AKIŞI, Yukardan aşağıya doğru inen hava akımı.
DESANDAN HAVALANDIRMA, 1) Üretim yerlerinin yukardan aşağıya havalandırılması. 2) Ters havalandırma.
DESANDRİ, 1) Maden ocaklarında aşağıdan yukarıya cevher veya kömür nakli yapmak amacı ile aşağıya doğru meyilli olarak yantaş, cevher veya kömür içinde sürülen galeri. 2)Maden yatağına ulaşmak için yeryüzünden başlayarak sürülen meyilli galeri.

DESANSÖR, İçinde çelik zırh veya zor aşınan herhangi bir malzeme (sinter bazalt) kaplı taşıma helezonu bulunan, taşıma kolaylığı bakımından üniteler halinde parçalardan oluşan, graviteden yararlanmak suretiyle madenin yeraltında dik kuyularda kırılmadan ve zayi olmadan yukarıdan aşağı taşınmasını sağlayan çelik boru sistei. Genel olarak çap 1,5 m ve ünite boyu 1 m olarak imal edilir.

DESİBEL, Değişik ses şiddetlerini karşılaştır-mak için “bar” biriminin on tabanına göre logaritmasının onda biri olarak belirlenen ses şiddetini (düzeyini) değerlendirme (ölçme) birimi. Desibel (dB) simgesi ile gösterilir. 0, 0002 mikrobar basınç yapan ses, “duyma eşiği” olarak nitelendirilmekte ve sıfır dB olarak kabul edilmektedir. dB olarak ölçülmüş iki gürültü varsa bunlar logaritmik olarak toplanır. Değişik gürültü kaynakları ve bu kaynaklardan yayılmasına izin verilen maksimum gürültü seviyeleri:




DETAY ALIMI, 1) Jeodezik ölçme işleminde; arazide görünen yüzeye ait değişikliklerin haritaya işlenebilmesi için, karakteristik noktalara mira tutularak, dik düşülerek veya reflektör tutularak ölçme yapılması. 2) Fotogrametrik değerlendirme ise; fotoğraf çiftinden sağlanan stereoskopik görüş sonrası, kürsör gösterge resim üzerindeki ayrıntı noktalarına getirilip işaretlendikten sonra, bilgisayar belleğine alınarak ölçme yapılması.
DETONASYON, Kimyasal veya nükleer zincir reaksiyonu tesiri ile patlayıcı maddelerin ani yanması. Patlayıcı maddelerin kimyasal reaksiyon sonucu ani yanmasında, sıcaklığı 4500½C, ani basıncı 250000 atmosfer civarında, sirayet hızı ses hızının üzerinde ve tahrip gücü (kırıcılığı) yüksek, kor halinde bir kitle oluşur.
DETONASYON HIZI, Patlayıcı maddenin kimyevi reaksiyon sonucunda detonasyon oluşturarak, yüksek basınç ve temperatürü haiz olan kor halindeki bir gaz kitlesine dönüşmesi durumunda; reaksiyon noktasının silindirik şarjdaki ilerleme çabukluğu. Nitrogliserinin infilak etmesinde, bir piko saniye (10-12s) içerisinde temperatür birkaç bin dereceye çıkar ve bu yüksek ısı altında kimyevi eksotermik reaksiyon muazzam bir hızla başlar. Reaksiyon bölgesi yaklaşık 1 mm uzunluğundadır, detonasyon hızı 8000 m/s’yi bulur ve 0,1 s kadar sonra sona erer. Detonasyon hızının resmi, özel film makineleriyle bir yol-zaman eğrisi üzerinde tesbit edilir.
DETONASYON LOKUMU, Patlatmak amacı ile gerekli miktarda patlayıcı madde doldurulmuş lağım deliği içindeki lokumlardan kapsül ihtiva edeni.
DETONATÖR, Patlayıcı maddeleri patlatmaya yarayan kapsül.
DETRİTİK ÇÖKELLER, Magmatik kayaç-larla tortul kayaçların mekanik veya kimyasal etkilerle ayrışıp dağılmasından meydana gelen iyi tasnif edilmemiş ufak ve büyük parçalardan oluşan kayaç.
DEVEBOYNU BORU, S, U ya da ı biçiminde boru. S ve U şeklinde olanlar boru şebekesinde yön değiştirmede veya araya sıvı ortam koymak suretiyle irtibat kesmede, omega borular da sıcak sıvı veya gaz nakleden borularda genleşmeyi karşılamak için kullanılır.
DEVELOPMAN, 1) Maden yatağı keşfedilip arama işi bittikten sonra üretim için yapılan büyük hazırlık işi. 2) Amenajman. 3) Açık işletmelerde dekapaj, yeraltı işletmelerinde hazırlık işleri de developmanın bir bölümüdür.
DEVİR, 1) Arama, ön işletme ve işletme ruhsatları gibi maden haklarının, Maden Dairesi tarafından sakınca görülmediği takdirde, bu hakları kullanmaya ehil gerçek veya tüzel kişilere verilmesi veya miras yolu ile intikali. 2) Bir zaman dilimi. 3) Bir noktanın, bir merkez etrafında dönerek aynı yere gelmesi.
DEVLETE İNTİKAL, Arama, ön işletme ve işletme ruhsatlarının fesh olunması, yürürlük sürelerinin bitmesi veya terk sebebiyle sona ermesi hallerinde ruhsat sahibine hiçbir ödeme yapılmaksızın her türlü emniyet tedbiri alındıktan sonra maden haklarının devlete geçmesi.
DEVLET HAKKI, 1) Yürürlükteki 3213 sayılı M.K. göre, maden sahasından çıkarılacak madenin işletme yıllık brüt karının yüzde beşi. 2) Yürürlükten kalkan 6309 sayılı yasaya göre, üretilen madenin satışına esas ton fiyatına göre saptanan, İ.R. ve İ.İ. sahaların sözleşmelerine konup (mecburi imrar taahhüdü) ödenmesi zaruri olan meblağ.
DEVLÜP, —> Kollergang.
DEVRİDAİM ÇAMURU, Sondajlarda bentonit kili ihtiva eden şlam.
DEVRİDAİM HORTUMU, Sondaj pompasının basma kısmını su başlığına bağlayan hortum.
DEVRİDAİM POMPASI, —> Çamur pompası. Devridaim tulumbası.
DEVRİDAİM SUYU, 1) Elmaslı sondajda (krealius) takım dizisi içinden pompalanarak matkap ağzından geri dönen, matkabı soğutup, kestiği kırıntıları (cuttings) yeryüzüne getiren ve devamlı sirküle eden su. 2) Maden zenginleştir-me tesislerinde devrettirilen su.
DEVRİDAİM TULUMBASI, 1) Lavvarda suyu, şlamı veya ağır mayii devrettirmek için kullanılan tulumba. 2) Devridaim pompası.
DEVRİK ANTİKLİNAL, —> Antiklinal. Katlanma.
DEVRİLME KAYMASI, —> Heyelan.

DEVRİLME TÜRÜ KAYMA, Dike yakın eğimli tabakalarla ayrılan uzun kolonların öne bükülüp kırılması sonucu blok devrilmesi şeklinde oluşan —> Heyelan. —> Şekil, Kayma,Sürtünme, Akma şeklinde heyelan.

DEZOKSİDAN MADDE, —> Redükleyici.
DIAMIKNATISLI MİNERAL, —> Minerallerin mıknatısiyet özellikleri.
DIŞ ÖLÇÜ, Mermer işletmeciliğinde, taşın en çıkıntılı noktalarından geçen yüzeylerin belirttiği geometrik şeklin nominal ölçüleri.
DIŞA DÖKME, Bir açık işletmede yapılan dekapajın açık işletme sahasının dışına dökülmesi. Bu döküm, daha önce madeni alınmış veya halen çalışmakta olan başka bir açık işletme çukuruna da yapılabilir.
DİAGENEZ, 1) Kireçli şlamın kalkere, killi şlamın kil ve şiste, kumun greye dönüşmesi gibi; tortul kayaçların basınç, sıcaklık ve zaman etkileri ile (taşlaşması), değişmesi. 2) Sedimantasyonla oluşmuş bir tabakanın oluştuğu zamandan sertleşmesine (taş haline gelmesi) kadar geçen zamandaki taşlaşma süreci.
DİAMIKNATISLI MİNERAL, —> Mineralin mıknatısiyet özellikleri.

DİBEK TAŞI, 1) Alt kısmı ince bir kömür tozu ile kaplı olduğu için hemen farkedilemeyen ve tavanın serbest yüzey teşkil etmesi durumunda ani olarak düşme tehlikesi gösteren fosilleşmiş ağaç gövdesi. 2) Kupa.

DİFERANSİYEL FLOTASYON, Yüzme kabiliyeti olan minerallerden birinin yüzdürülmesi.
DİFÜZÖR, Ocak havalandırmasında kullanılan aspiratörlerde emici ana pervanenin lüle biçiminde gittikçe genişleyen hava çıkış (ağzı) kısmı.
DİK BAŞYUKARI, —> Kelebe.
DİK DAMAR KESİM, Mermer işletmecili-ğinde, taşın çökelme yüzeyine dik kesimi.
DİKEY ATIM, —> Fay atımı.
DİKEY AYAKLI GÖÇERTME, —> Tumba metodu.
DİKİT, —> Sarkıt.
DİKME, 1) Tahkimat amacıyla taban ile tavan arasında yerleştirilen direk. 2) Sütun.
DİKDÖRTGEN METODU, Çoğunlukla büyük miktarda alınan numunelere (örneklere) uygulanan numune miktarını azaltma yöntemi. Yaklaşık 2-4 ton malzeme temiz bir zemine dökülür. 1-1,5 m genişlik ve 8-9 m uzunlukta bir şerit haline getirilir, belirli aralıklarla işaretlenip bölümler numaralanır —> Numune hazırlama. İlk önce 1,3 ve 5 inci parseller örnek olarak alınır. 2,4, ve 6 kenara çekilir. Alınan parseller tekrar bir şerit haline getirilir. Bu kez 2,4,ve 6’ncı parseller alınarak 1, 3 ve 5. parseller, kenara çekilir. Bunu takip eden aşamadaki 2, 4 ve 6. parsellerle birleştirilerek bu işlemin örnek istenilen miktara ininceye kadar devam ettirilmesi sağlanır.
DİKROİZM, —> Pleokroism.

DİLİM, Maden yatağı içinde galeri yüksekliğinin veya genişliğinin birkaç katı yüksekliği veya genişliği haiz ve bir düzenlemede istihsal edilebilen maden kitlesi. Maden yatağı eğimli olduğu zaman dilimler, cevherin hakiki tavan ve tabanı ile açı yapacak şekilde düzenlenebilir. Yatay maden yataklarında dilimler tabakalaşmaya paralel olduğu için bunlar bank diye isimlendirilir.

DİLİMLİ GÖÇERTMELİ AYAK İŞLETME METODU, Asgari kayıp ve temiz cevher üretimi arzu edilen, kitle, tabaka ve kalın damar halindeki, ihtiva ettiği maden (çürük) sağlam olmayan, tasman tesirinin yeryüzünde zararı olmayan hallerde kömür ve metalik cevher yataklarına uygulanan tahkimatlı ve taban döşemeli yeraltı (üretim) işletme metodu. Bu usulde cevher yatay dilimler halinde yukarıdan başlayarak aşağıya doğru giderek alınır. Her dilimde ana kelebeden hududa kadar kılavuzlar sürülür; hudutta sağ sol aykırı bacalar yapılır; huduttan başlayarak geriye doğru dönülür. Bir aykırının tavanı göçertilmeden yandakine başlanmaz. Şartlara göre ilk dilime gerekirse sonraki dilimlere de taban döşemesi de yapılır. Kestelek Bor Madenlerinde bu şekilde yapılan dilimli işletme metoduna “Göçertmeli Badamalı (Sun’i tavanlı) Uzun Ayak Metodu” denilmektedir. —> Şekil.
DİLİM KALINLIĞI, —>Atım yükü.
DİLİMLİ RAMBLELİ AYAK İŞLETME METODU, 1) Kitle, tabaka ve kalın damar dalindeki sağlam veya çürük maden yatakları ile ramble edilmiş iki oda arasında daha evvel bırakılmış topukların alınmasında yukarıdan aşağı alınan dilimlerde taban döşenip veya aşağıdan yukarı doğru alınan dilimlerde ramblenin üstünde kazılan madenden meydana gelen boşluğun ramble yapmak suretiyle doldurulması esasına dayalı olarak uygulanan tahkimatlı (üretim) işletme metodu. Bu metotla asgari kayıpla temiz cevher üretilebilir. 2) Kalın kömür damarlarında; damar dilimlere ayrılarak her dilimde bir uzun ayak teşkil edilip alt dilimdeki ayak en ileride, ondan sonrakiler de 20-40 m aralıklarla birbirlerini takip edecek şekilde, alttaki dilimlerdeki ayaklar rambleli, en üst dilimdeki ayak da göçertmeli olarak
yürütülen işletme yöntemi. —> Şekil.



DİLİNİM, Minerallerin bileşimlerinde bulunan moleküllerin meydana getirdikleri yapıya göre kristal yüzeyleri boyunca paralel olarak yarılma özellikleri. —> Klivaj veya teflik de denir. —> Minerallerin dilinimi.
DİLİNİM YÜZEYLERİ, —> Minerallerin dilinimi.
DİLUVİYAL PLASER , Su taşkınları yani muntazam su akıntılarının biriktirdiği malzemelerin oluşturduğu sekonder maden yatağı.
DİMORF MİNERAL, —> Polimorf mineraller.
DİNAMİK DEPRESYON, Havanın ocak, galeri veya havalandırma borusu içindeki hızından dolayı meydana gelen —> Depresyon. Havanın hızı fazla olursa dinamik depresyon artar, dolayısı ile total (umumi) depresyon da artacağından ortama hava veren veya hava emen vantilatör veya aspiratör fazla enerji harcar. Bu nedenle daha ekonomik havalandırma yapmak için hava hızı 5-6 m/sn yi geçemeyecek şekilde havanın geçeceği ortamın kesiti ayarlanmalıdır.
Maden ve Taş Ocakları ile Açık İşletmelerde Alınacak İşçi Sağlığı ve İşgüvenliği Tedbirleri Hakkında Tüzük’ün161 ci maddesinde; insan ve malzeme taşımasında kullanılan kuyularda, lağımlarda, ana nefeslik yollarında; hava hızı, saniyede 8 metreyi geçemez şeklinde sınırlandırılmıştır —> Total depresyon.
DİNAMİT, Esas itibariyle (% 25) diyatomit (kiselgur) veya odun unu içine emdirilmiş (%75) nitrogliserin (NG), den ibaret olan patlayıcı madde. Dinamitin terkibindeki nitrogliserin diyatomit tarafından absorbe edilmiştir. Ancak patlama kabiliyeti yüksek olan ve patlayıcı madde olarak kullanılan bütün terkiplere de dinamit denilmektedir. Dinamit yapımında temel girdi olan nitrogliserin, gliserin ve glikolün birlikte oleum-nitrik asit karışımı (nitrolama asidi) ile nitrolanmasıyla elde edilir. Üretilmesi istenen dinamitin türüne göre nitrogliserin/nitroglikol, amonyum nitrat, nitro sellülöz, sodyum klorür, odun unu, kalsiyum karbonat, DNT, TNT gibi maddeler belirli oranlarda karıştırılarak istenen homojen kitle elde edilir. Patlayıcı maddelerle ilgili genel bilgiler, Ek-12 A, B, C, D ve E’de cetveller halinde gösterilmiştir.
DİNAMİT AMBARI, Genellikle “Patlayıcı Maddeler Nizamnamesi”ne göre inşa edilmiş patlayıcı maddelerin içinde saklandığı ve korunduğu depo.
DİNAMO, —> Generatör.
DİNAMOMETAMORFOZ, 1) Orojenik olaylarda tektonik hareketlere bağlı olarak oluşan başkalaşım. 2) Dislokasyon metamorfozu.
DİNAMOMETRE, Kuvvetölçer.
DİNGİL, —> Mil.
DİNGİL AÇIKLIĞI, Ön ve arka tekerleklerin raya değdikleri noktalar arasındaki açıklık.
DİNGİL SAYAR, Önceden kararlaştırılan sayıda araba geçtikten sonra, bir dizi işlemleri (ray değiştirme, frenleme vb.) başlatan mekanik aygıt.
DİNLENDİRME HAVUZU, —> Tikiner.
DİOS YÖNTEMİ, Bir banyo ergitmesiyle birleştirilmiş demir cevheri tozlarının —> Akışkan yatakta ön redüklenmesini öngören, ve Japonya’da geliştirilen bir proses. Proses sıvı demir aşamasında durur ve yüksek fırına ilaveten sinter kok fabrikasının yerini alabilecek bir üretim prosesini amaçlar.
DİREK, 1) Maden damarı içinde üretim için gerekli işlemleri emniyet içinde yapabilmeyi sağlayan tavan ve taban arasına dikilen, madeni veya ağaç tahkimat ünitesi. 2) Kolon.
DİREK DİBİ, Bir tahkimat direğinin veya bir çatalın yerleştirilmesi için galeri tabanında açılan yuva.
DİREK HARMANI, Direklerin stok edildiği yer.
DİREK TRİKOSU, —> Triko.
DİREKSİYON, Galerinin belirli istikamette sürülmesi için en az üç şakülden oluşan şakül takımı ile verilen (istikamet) doğrultu. Şaküllerin uçlarından geçen doğru, alında galeri eksenini işaretlemeye ve galerinin boyutlarına uygun açılmasını sağlamaya yarar. Şakül takımında üçüncü şakül kontrolu sağlar. Bu işleme doğrultu verme de denir. —> İstikamet.
DİREKSİYON ŞAKÜLÜ, —> Şekil, Direksiyon.
DİREK TÜKETİMİ, Ocaklarda sarma, çatal, kama, takoz, domuzdamı direği, sıktırma, travers vb. ağaç tahkimat malzemelerinin hacim olarak belirli zaman periyodu ya da tüketilen miktarının aynı zaman periyodu içinde yapılan beher ton veya 1000 ton üretime düşen maden direği miktarı. Tüketilen direk miktarının hesabında —> Kredili lağımlarda (işlerde) kullanılan direk miktarı dikkate alınmaz.
DİRENÇ FIRINI, Elektrik enerjisi ile çalışan izabe fırını. Bu fırınlarda ısıtma prensibi, primer (indirekt veya direkt), tel sarımlı (indirekt) ve sekonder direkt (yüksek frekanslı veya alçak frekanslı indüskiyon) şekillerinde olur. Primer rezistanslı ısıtmada ceryan eritilecek maddeden direkt veya indirekt olarak geçer ve bu maddenin gösterdiği direnç sonucu meydana gelen ısının etkisi ile ergime olur. Tel sarımlı (rezistanslı) fırınlarda ceryan geçen özel direnç ısınır ve direkt radyasyon ile ısısını şarja verir. Alçak frekanslı (şebeke frekansı) ve yüksek frekanslı indüksiyon fırınlarında da bir demir çekirdekli transformatordan elde edilen birkaç yüz veya binlerce Hertz yüksek frekanslı ceryan, demir çekirdeksiz fırının direkt ısıtılmasını sağlar.
DİRİ FAY, 1) Pliokuvarterner zamanda oluşan fay. 2) Etkisi insanlık tarihi içinde görülen, genç yahut kökeni daha yaşlı jeolojik zamanlara dayanan ve halen aktif olan fay. 3) Mühendislik jeolojisi bakımından kırk bin yıl içinde aktif etkileri görülen faylar da bu terimle ifade edilebilmekte ve zemin, inşaat çalışmalarında kaale alınmaktadır.
DİSEMİNE, Genellikle sülfürlü minerallerin gang içine veya yan taşa ince taneler şeklinde serpilmiş hali.
DİSEMİNE CEVHER, 1) Ana kütle veya gang içinde çok ince tanecikler halinde dağılmış vaziyette bulunan (metalik mineraller, genellikle sülfürlü) cevher. 2) Serpinti cevher.
DİSK FİLTRE, Hazneye gelen şlamda bulunan sıvının bir aks üzerine yerleştirilmiş disklerden oluşan döner düzen vasıtasıyla emilmesi suretiyle disklerin dış yüzeyine katı maddelerin yapışması ve sonra bunun üflenerek ve sıyrılarak alınması prensibiyle çalışan cihaz.
DİSKLİ OLUK, Çok eğimli kazı yerlerinde, madenin hızla akmasını önleyen, içindeki zincir üstünde belirli aralıklarla diskler bulunan taşıma oluğu. —> Fren diskli konveyör.
DİSKORDANS, —> Aykırı tabakalaşma.
DİSKORDANS DÜZLEMİ, —> Aykırı tabakalaşma.
DİSLOKASYON-METAMORFOZ, —> Dinamo metamorfoz.
DİSSOSİYASYON, 1) Bir bileşiği meydana getiren moleküllerin belli koşullarda tersinir olarak bileşenlerine ayrışması yani bileşiğin çözüşmesi olayı. 2) Ayrışma.
DİSTEN ; Formülü Al2 Si O5 olan doğal bir alüminyum silikat minerali . Uzun yaprak biçiminde kristaller halinde bulunur; saydam veya yarı saydamdır. Türkiye için yüksek kaliteli ateş tuğlası yapımında düşük demiroksit ve yüksek alüminası nedeniyle büyük önemi haizdir. Ülkemizde batıda distenli gnays rezervleri, doğuda disten rezervleri bulunmuştur. Rezervlerin ekonomik olarak işletilebilmesi için disten oranı en az %20 olmalıdır.
DİSTENİT, Aşağı yukarı tamamen —> Distendenmeydana gelen kristalli şist. Madagaskar’daki distenit yataklarında altın bulunur.
DİSTOMAT, Teodolit üstüne monte edilen veya teodolitin bir parçası şeklinde komple olarak imal edilen, iki nokta arasındaki mesafeyi ışın göndererek elektronik sistemle ölçen alet. Ölçüm yansıtıcı (reflektör) kullanılarak gerçekleştirilir. 3000-4000 m. mesafeler için reflektör sayısı artırılarak ölçüm yapılır. Ölçüm hassasiyeti mm mertebesindedir.
DİŞ DİBİNDEN KOPMA, Sondajda genellikle takım dizisinin en zayıf noktalarından olan diş diplerinin, iyi vira edilme, yorulma ve çabuk aşınma gibi sebeplerle kopması olayı.
DİŞLİ AYAK İŞLETME METODU, —> Başyukarı rambleli ayak işletme metodu.
DİŞ SIYIRMA, Sondajda manevra sırasında askıda bulunan takım dizisinin veya sıkışan takımın vinçle çekilerek zorlanması sırasında en zayıf diş bağlantısının kendisini bırakması (diş bozması) olayı.
DİVERSİVİTE FAKTÖRÜ, 1) Bir grup elektrik enerjisi tüketicisinin normal istek güçleri toplamının bu tüketicilerin en büyük ortak istek gücüne oranı. 2) Elektrik enerjisi için farklı zamanlılık katsayısı.
DİYABAZ, Bazalt terkibinde, genellikle labradorit ve piroksenden oluşmuş ofitik tekstürde kayaç. —> Mermer cinsleri. —> Bazalt.
DİYAGONAL AYAK, Alnı, damarın doğal eğiminden daha küçük eğimde hazırlanan ayak, (çapraz ayak).
DİYAGONAL AYAK BOYU, Damar içinde arzu edilen meyil istikametinde hazırlanan (diyagonal) kömür alnının uzunluğu yani alt taban yolundan üst taban yoluna kadar ölçülen mesafe.
DİYASPOR, 1) H2Al2O4. (Al2O3H2O) Sertlik 6,5-7, yoğunluk 3,4 gr/cm3, rombik, renksiz veya sarımtrak, yeşilimsi, mor veya saydam, genellikle korendonlu metamorfik kütleler ve bilhassa mermerler içinde bulunan, asitlerde erimeyen, yassı kristalli alüminyum minerali. 2) Diyasporit.
DİYATOMİT, Miyosen çağında, durgun sularda yaşamış olan tek hücreli canlıların anorganik iskeletleri. Su altında kümelenip, sonradan meydana gelen jeolojik hareketler sonucunda su üstüne çıkmış olan tepecikler halinde bulunur. Şekilleri çok çeşitlidir. Tanelerinin irilikleri 6-20. mikron arasında değişir ve esasını SiO2 oluşturur. Hücrelerinin tipik özelliği hücre kapaklarının sonsuz denebilecek sayıda pek çok delik kapsamasıdır. Saf diyatomit beyaz renkli, asitlere dayanıklı, çok hafif (0,2-0,3 gr/cm3), absorpsiyon kabiliyeti olan, ısı iletim katsayısı çok düşük, 1400°C civarında eriyen, bütün bu özelliklerinden dolayı teknikte çok geniş bir kullanma sahası bulunan kıymetli bir maddedir. Filtre yardımcı maddesi, dolgu maddesi, izolasyon malzemesi olarak ve kimya sanayiinde kullanılır.
Diyatomit ürünleri doğal (naturel), kalsine ve flaks-kalsine olmak üzere başlıca üç gruba ayrılır ve bunlar da kendi aralarında tane iriliği dağılımlarına, fiziksel ve kimyasal özelliklerine göre yeniden sınıflandırılır.
a- Diyatomitin en geniş kullanım alanı suspansiyon halindeki katı tanecikleri sıvılardan ayırmak amacıyla uygulanan süzme işlemidir.Bu işlemde, çok ince tanecik yapısına sahip filtre yardımcı maddeler sıvı akışının kontrolü ile yabancı taneciklerin tutulup ayrılmasına yardımcı olur. Süzülmekte olan sıvıyla, diyatomitin kimyasal münasebeti olmadığından (inert özelliğinden dolayı) filtrasyon işlemi tamamen mekanik bir olaydır. Filitre yardımcı maddeleri bez, elek, gözenekli taş veya metalden yapılan destek yüzeyleri üzerinde biriktirilerek filtrasyon keki oluşturmak suretiyle veya sıvıya ilave edilerek veya dozajlanarak kullanılır. Bu metodlar ayrı ayrı veya kombine olarak uygulanabilir.Diyatomit filter yardımcı maddeleri için en yaygın filtrasyon uygulamaları bira, viski, şarap, ham şeker şerbetleri, yüzme havuzu suları, kuru temizleme solventleri, eczacılık mamülleri, meyve ve sebze suları, endüstriyel atıklar, kimyasal maddeler, vernik ve lakelere uygulanan birçok süzme işlemleridir.
b- Diyatomitin dolgu malzemesi olarak kullanımı boya, plastik, lastik, kağıt, ilaç, kozmetik, cila, kibrit, diş macunu ve kimya sanayiinde yaygındır.Dolgu malzemesi olarak boya sanayiinde, tanecik yapısından dolayı öncelik kazanır.Diyatomit tanecikleri boyanın duvara daha iyi bağlanmasına ve renk, ışık gibi görünüm özelliklerinin arttırılmasına yardımcı olur.Polietilen film, torba v.b. üretiminde ise sıcak çekme ve üfleme sırasında tabakalar arasına püskürtülen diyatomit pudramsı yapısı sayesinde bloklaşma ve yapışmayı önler. Diyatomitin kendi ağırlığının 2,5-3 katına kadar ulaşan su emme kabiliyeti; hayvanların altına sergi malzemesi olarak kullanılmasını, halı temizlemede sıvı taşıyıcı olmasını, kağıt üretiminde mikroskopik kılcal kanalların kontrolünde uygulanma imkanı sağlar.
c-Flaks-kalsine tipi ise otomobil cilasında, diş üzerindeki kirlerin sökülmesi için diş macunları imalinde kullanılır.Burada en önemli özellik, tanecik yapısının çizmek veya tırmalamaktan ziyade düzeltme ve cilalama etkisi yapan hafif aşındırıcılığıdır.
DİZELLİ LOKOMOTİF, —> Ocak lokomotifi.
DİZEL SANTRALLARI, —> Elektrik enerjisi üretim tesisleri.
DİZEL YAKITI, 1) Ham petrolün damıtılmasından elde edilen ve kaynama noktası yüksek rafineri ürünü akaryatık. 2) Mazot. 3) Motorin.
DİZLİK, İnce ve az meyilli damarlarda ayak içinde emniyet amacı ile kullanılan deri veya kalın lastikten yapılı diz muhafaza (levazımı) gereci.
DOĞAL (TABİİ) GAZ, Petrol ve kömür yatakları gibi büyük sedimantasyon havzalarında organik maddelerin, yüksek tazyik altında oksijensiz (anaerob) ortamda bakterilerin etkisi ile değişmesi sonucu teşekkül etmiş gaz şeklinde karbonlu hidrojen bileşikleri. —> Şema ve Şekil. Bunlar daha ziyade metan (CH4), değişen oranlarda azot (N2), karbondioksit (CO2), kükürtlü hidrojen (H2S) vb. gazların karışımı şeklindedir. İçerdiği gazların oranlarına göre kalorifik değeri değişir. Doğal gaz, hammadde olarak enerji üretiminde ve girdi olarak petrokimya sanayiinde kullanılır.
DOĞAL HAVALANDIRMA, 1) Ocakta, hava yoğunluğu farkından oluşan, doğal hava ile yapılan havalandırma. 2) Tabii havalandırma. 3) Tabii vantilasyon.
DOĞAL SODA ÜRETİMİ,—> Monohidrat yöntemi, Seskikarbonat yöntemi.
DOĞAL ELEMENTLER, Doğada başka elementlerle bileşikler oluşturmaksızın yalnız halde bulunabilen kimyasal elementler. Atmosferde gaz halinde bulunan elementler bu gruptan sayılmaz.
Doğada bulunan 96 kimyasal elementten yalnızca 19’u katışıksız veya çok az katışıklı mineraller halindedir. Yalın halde bulunabilen element sayısının bu kadar az olması, kimyasal elementlerden çoğunun oksijen, kükürt ve halojenlerle bileşikler oluşturmaya çok yatkın olmalarından kaynaklanır.
Doğal elementler, kimyasal özelliklerine göre başlıca üç grupta toplanır. Metaller (platin, iridyum, osminyum, demir, çinko, kalay, altın, gümüş, bakır, civa, tantal), yarı metaller (bizmut, antimon, arsenik, tellür selenyum) ve ametaller (kükürt, karbon).
DOĞRULTU, 1) a- Takeometre veya teodolitin herhangi bir gözlem konumunda, yatay açı tablasında okunan değer. İki doğrultu arasındaki farka da “ açı “ denir. b- Damar üzerinde bulunan ve damar meyline dik olan çizginin kuzey ile yaptığı açı. Örnek: Damar yatımı 30 ° S, damar doğrultusu 110° . 2) —> İstikamet, Kıvrım. Kömür damarının ve katmanlarının kıvrılması neticesi iki önemli kavram meydana gelir. Bunlar damarın veya katmanların yatımı, diğeri doğrultusudur. Yatım, doğrultuya diktir. Damar veya katmanların konumu ancak bu iki kavram ile tanımlanır. Her iki kavram da, açı ve yön belirtilerek kullanılır.
DOĞRULTU VERME, Yeraltında sürülen galeri ve bacaların planlanan doğrultuda ilerlemesini temin amacı ile tavana asılan iki şakul (kontrol için üçüncü şakul de asılabilir) kullanılanılarak ve arkalarına ışık tutularak yol ekseninin kazılan arına işaretlenmesi. —> Direksiyon, İstikamet.
DOKANAK, —> Kontak.
DOKU, 1) Bir kayacın iç yapısı. 2) —> Tekstür. İç yapı kayacın oluşum koşullarına bağlı olduğundan belli başlı doku örnekleri olarak kayaç cinsine göre;
(a) Tortul kayaçlar, (b) Magmatik kayaçlar, (c) Başkalaşım kayaçlarının dokuları gösterilebilir.
Tortul kayaçların dokusu genellikle birikme koşullarına göre katlı; magmatik kayaçların dokuları kristal, camsı, porfirsi, camsı porfirsi, akışizli ve yuvarsı; kristal dokulu kayaçlar da tüm kristal, yarı kristal, iri kristalli, ince kristalli ve taneli yapılarda; başkalasım kayaçlarının dokuları ise; mozaiksi, eşit, değişik, porfirsi (porfirik) ve porfir kırıklı yapılar gösterir.
DOLDURMA HAKKI, —> İmla hakkı.
DOLGU, —> Ramble.
DOLGU AÇISI, Dik damarlarda yapılan ramblenin diyagonal meyil boyunca alt taban yolu ile üst taban yolu arasında teşkil ettiği dar açı.
DOLGUCU, —> Ramble.
DOLGU MALZEMESİ, Cevher alınmasıyla oluşan boşlukların doldurulmasında kullanılan taş, toprak ve benzeri malzeme. —> Ramble.
DOLGU PERDESİ, Dolgu yapılırken; dolgu malzemesinin önüne çekilerek malzemenin üretim yerine akmasını önleyen engel. Bu engel tel örgü, kağıtlı tel örgü veya kapak tahtaları çakmak suretiyle sağlanır.
DOLGU TELİ, Dolgu yapılırken dolgu malzemesinin önüne çekilerek malzemenin üretim yerine veya alt yollara akmasını önleyen tel örgü.
DOLİME, Kalsine edilmiş dolomit. Deniz suyundan manyezit elde edilmesi prosesinde katkı maddesi olarak kullanılması tercih edilen madde. Bu suretle dolime içindeki manyezit de prosese girerek verim artırımı sağlar.
DOLOMİT [(MgCa(CO3)2], 1) Renksiz, beyaz sarımsı, kahve renkli, kalsitten daha sert (sertlik derecesi 3,5-4, özgül ağırlığı 2,85-2,95gr/cm3 ) dilinim şekliyle kalsitin aynı, kolay kırılır, kırılma yüzeyi midye kabuğu şekilli saydam ve yarı saydam, cam parıltılı, formülünde görüldüğü gibi birer molekül kalsiyum karbonat ve magnezyum karbonattan oluşan, bileşiminde çoğunlukla Fe,Mn bulunan üfleçte erimeyen, sıcak asitte çözünebilen, kalkerden kesin ayırt edilmesi “ Lemberg reaksiyonu “ (AlCl3 eriyiği ve Blauholz boyası ile kalker menekşe rengi olur, dolomit değişmez) ile olan mineral.
Dolomit büyük yataklar halinde ve diğer tortul kayaçlar içinde damar halinde bulunur. Dolomitin primer olarak oluşup oluşmadığı kesin olarak bilinmemekle beraber; başlıca Mg’lu eriyiklerin kalkerlerle metazomatozu ile oluştuğu bilinmektedir. Organizmaların kalsitli, özellikle aragonitli kısımları kolay dolomitleşir. Dolomit maden damarlarında magmatik kayaçların yarıklarında da bulunur. Dolomitin bileşiminde bulunan Mg yerine bir miktar Fe ve Mn geçerse dolomite benzer ve dolomitin bir türü olan “Ankerit” oluşur. İçinde Fe ve Mn bulunan dolomit’e “Braun spat“ [Ca (Mg, Fe, Mn) C2O6] adı verilir. 2) Kireçtaşı içine bazı özel ortam ve şartlarda Mg CO3’in metazomatoz yoluyla karışmasından oluştuğu kabul edilen kayaç. Oluşumu üzerinde tartışmalar yaygındır. Okyanus yamaçlarında aragonit ve vateritin magnezyum karbonatla birleştiği ve 200 m. derinlikten sonra dolomitik yapıya rastlandığı sondajla kanıtlanmıştır. [ (Ca Mg(CO3)]. 3) Dolotaşı.
Kalkerden daha sert ve kırılma yüzeyi değişik asitte fazla köpürmeyen, aşınmaya daha dayanıklı olan manyezitli kalker diyebileceğimiz saf dolomit %54,34 CaCO3, %46,85 Mg CO3 içerir. Dolomitte teorik olarak %30,4 CaO, %21,7 MgO, %47,9 CO2 bulunur.
Kullanım alanlarında, kalsinasyona bağlı olarak dolomitler değişik isim alırlar. İşlem uygulanmamış dolomite, ham dolomit; 1100°C’ da ısıl işleme tabi tutulana kalsine dolomit; 1850-1950 °C de işlenene sinter dolomit; 1650° C sıcaklıkta demir oksitle birlikte kavrulan ürüne ise “ dead burned “ yani yakılmış ölü dolomit denir.
Dolomitin en çok kullanıldığı sanayi demir çeliktir. İskenderun demir çelik (İSDEMİR) tesislerinde dolomitlerden istenen kimyasal özellikler şöyledir :
%
Fe2O3 1,42
SiO2 3,50
Al2O3 0,5
CaO 30,0
MgO 18
Ateşte zayiat 46,38
Nem 3,0
Ereğli demir-çelik tesislerinde (ERDEMİR) ise;
%
SiO2 2-5
Al2O3 1-3
CaO 34-38
MgO 15-17
Ayrıca düşük tenörlü demir cevherlerinin zenginleştirilmesinde, bazik peletlemelerde kullanılan dolomitin en az %19 MgO içermesi ve alkali, silis ve alumina içeriğinin de yüksek olması istenir. Şişe cam sanayiinde kullanılan dolomitlerde aranan özellikler ise ;
%
MgO 19
CaO 34
Fe2O3 en çok 0,08
SiO2 en çok 0,3
Tane boyu +3,18 (en çok % 1)
-125 mikron (en az % 5)
Isı ve ses izolasyonunda kullanılan cam yünü için, dolomitin aşağıdaki nitelikleri içermesi gerekir :

SiO2 . Al2O3
————————— = 1 olmalıdır ve ayrıca
CaO MgO
en az % en çok%
SiO2 24 32
Fe2O3 2 3
Al2O3 8 12
CaO 16 21
MgO 10 13
A.Z. 26 29
Yüksek fırın ve sinterlemede kullanılan dolomitlerde ise şu nitelikler aranır.
%
MgO 18
CaO 30
Al2O3 0,5
SiO2 3,5
Fe2O3 1,42
Ateşte zayiat 46,50
Yukarıda belirtilen kullanım yerleri dışında ; yüksek fırınlarda bazik astar tuğlası imalinde, çelik fabrikalarında harç yapımında, kırmataş şeklinde yol kaplama malzemesi olarak yol inşaatında, asfaltla agregat teşkil ederek 1-2 cm’lik parçalar halinde yol kaplamada, 0,15 mikrona öğütülerek ziraat kireci adıyla toprak ıslahında ve mağnezyum metali elde edilmesinde kullanılır.
DOLOTAŞI, —> Dolomit.
DOM, Kubbe veya kümbet yapı. Kayaç katmanlarının kırılmadan yukarı doğru kabarması sonucunda ortaya çıkan elips biçimli yapıların ortak adı. Belirli bir yönde uzanmayan ve en yüksek noktasından bütün yönlerde dışa doğru yayılan bir antiklinal türü.
DOMUZDAMI, Travers parçaları, özel hazırlanmış domuzdamı direkleri veya bunların arasında profil demirleri de kullanılarak diktörgen veya kare prizma şeklinde tavanı tutan ve ayak arkasından tavanın muntazam kırılmasını sağlayan özel tahkimat birimi. Domuz damları kamalar, sıktırmalar kullanılmak suretiyle sıkıştırılır. Ayak ilerledikçe geriden sökülerek ileri alındığı için buna “ seyyar domuzdamı” da denir. Domuzdamının kolay sökülmesini sağlamak için ağaç domuzdamı direkleri arasında set halinde (—> Şekil) bir çift madeni domuzdamı direkleri de kullanılır. —> Ağaç kasa.
DOMUZDAMCI, Domuzdamı kuran işçi.
DONUK MİNERAL, —> Minerallerin parlaklığı.
DORE İZABESİ, Cu, Ni, Te, Se giderme işleminden gelen bakır anot çamurlarının —> Reverber (dore) fırınında izabe edilerek —> Dore-metale dönüştürüldüğü pirometalurjik proses. İşlemin sonunda dore-metal, dore-anot kalıplarına dökülerek elektro-rafinasyona verilir. Dore izabesinin amacı, kurutulmuş çamur konsantresi içindeki istenmezleri (safsızlıkları) curuf fazında toplamak, curuf fazının altında dore-metal fazını sağlamaktır. Bazı safsızlıklar baca tozu şeklinde sistemden uzaklaştırılır. İstenmezlerin (Cu, Te, Pb, Ni, Bi, As gibi) süpürülmesi primer curuf aşamasında, baca tozu ve primer curufla olur. Süpürülmeyen kısmı ise oksijen rafinasyonu (oksidasyon) ile sekonder curufa geçirilir. Dore fırınlar magnezit-krom refrakteri ile astarlanır ve operasyon 7 aşamalıdır.
Bunlar şöyle belirtilebilir:
Fırın sıcaklığı Fırın atmosferi
1- Şarjın beslenmesi
ve flakslama 1150-1250° C Kısmi redüktif
2- Karıştırma ve
çökeltme 1250° C Redüktif
3- Primer curuf çekme 1250° C Oksidan
4- Ara curuf çekme
(ara izabe) 1250° C Oksidan
5- Oksidasyon 1000° C Oksidan
6- Sekonder curuf
çekme 1200° C Kısmi reduktif
7- Anot döküm 1150° C Kısmi redüktif

Kullanılan flakslar, susuz broks, —> Hafif soda, Portland çimentosudur.
DORE METAL, İçinde genellikle değersiz metal artıkları % 5’den az olan altın ve gümüş karışımı. Dore yapmak üzere kullanılan üç tür fırın vardır: 1) Silikon karpit pota, 2) Gaz veya propan yakılan —> Reverber fırını, 3) Indüksiyon fırını.
DOZER, Öne doğru çıkmış kolları ve bu kollara monte edilmiş bir çelik bıçağı olan, önündeki malzemeyi dağıtmaya, zemin yüzeyini sıyırmaya yarayan, buldozer ve angeldozer diye tipleri olan traktör.
DOZÖR, 1) Flotasyon selülüne çöktürücü veya yüzdürücü kimyasal maddeleri (reaktifler), ayarlanmış bir dozla veren cihaz. 2) Stoklanmış malzemenin belirli miktarlarda taşıyıcı araca aktarılmasını sağlayan düzen. —> Reaktif dozörü.
DÖKME CAM, Yüzeyine parlatma işlemi uygulanmamış, işlenmemiş durumda olan ince cam.
DÖKME ÇELİK, Büyük pörlit tanelerinin büyük ebatta ferrit taneleri ile çevrilip metal olmayan partiküllerin de bunların etrafına dizilmiş şekilde strüktür gösteren ve kalıplara dökülen çelik.
DÖKME DEMİR, 1) Karbon oranı yüzde 2,5’dan fazla olan ve doğrudan doğruya demir cevherinden sıvı halde elde edilen demir-karbon alaşımı. 2) Pik. Yapıyı değiştirmek amacıyla, dökümden önce bazı maddelerin katılması durumunda ALAŞIM DÖKME DEMİR elde edilir. Kırık yüzeyleri beyaz renkte görülen dökme demirin içinde demir karbür (sementit) bulunur ve BEYAZ DÖKME DEMİR diye adlandırılır. DÖVÜLEBİLİR (temperlenmiş) DÖKME DEMİR’in bileşiminde grafit bulunduğu için kolaylıkla dövülebilme özelliği gösterir.—> Çelik dövme.
DÖKÜCÜ, Açık işletmede bant, demiryolu veya kamyonla döküm yerine getirilmiş dekapaj toprağını döküldüğü yerden alıp, konsol şeklindeki bant vasıtası ile, istenilen yere (dekapaj döküm sahası) yığın halinde dökülmesini sağlamak gayesi ile paletler veya demiryolu üzerinde hareket edebilen iş makinesi. —> Şekil Büyük stok sahalarında dökücüler sistemli bir şekilde stok kaldırmak işlerinde de kullanılır.
DÖKÜM, Ergime halindeki bir madeni katılaşmak üzere bir kalıba veya külçe kalıbına dökme işlemi. Madenin boşaltıldığı kalıbın tipine göre iki döküm şekli vardır ve bunlar “ Kum dökümü “ (—> Şekil) ile “ Pres döküm” dür. (—> Şekil). Kum dökümü, döküm kumundan hazırlanmış bir kalıp içine yapılır, —> Kokil dökümü veya külçe kalıbına döküm ise madeni kalıplara yapılır. Kum dökümü, madenin nisbeten yavaş olarak soğumasını sağlar. Oysa kokil dökümde, madenî kalıp çeperlerinin termik iletgenliği yüksek olduğundan, soğuma da süratli olur. Pres döküm; katılaşmadan sonra herhangi bir işlem gerektirmeyen küçük parçaların seri imalâtında kullanılır. Pres dökümde ergimiş (metal, bir pistonun basıncı ile veya metal üzerine basınçlı hava verilmesiyle, bazen de metalin vakum altında emilmesiyle (az kullanılan bir usuldür)) basınç altında metal bir kalıba gönderilir ve metal, kalıp çeperinin bütün boşluklarına sızarak kalıbı iyice doldurur. Ergime noktası daha yüksek olan metaller (bakır alaşımları) için, kalıba gönderme işlemi hamur haldeki ısıtılmış maden ile yapılır.
DÖKÜM ÇAPAĞI, Bir döküm parçasında, döküm kalıbının bitişme yerlerinden taşan metalin bıraktığı yassı çıkıntı. Kalıba dökülecek bir parçada metalin eksik gelmemesi için, kalıba ölçüden biraz fazla malzeme aktarılır; bu fazlalık, kalıplar sıkıştırıldığı zaman ek yerlerinden taşarak döküm çapağını meydana getirir. Bunu almak için, parçaların dış profili boyunca erkek kalıpla dişi kalıp arasındaki fazlalık kesilerek çıkarılır veya çapak alma işlemi uygulanır.
DÖKÜM ÇELİĞİ, Bünyesinde % 1,5-3 Si; % 3,25-4,25 C; % 1’den az P ve % 0,036-0,05 S olan kolay dökülüp işlenebilen çelik.
DÖKÜM HATASI, Kalıplama yoluyla hazırlanmış ve son işlemlerden geçirilmemiş eşyadaki çıkıntı ve çukurlar.
DÖKÜM ÜRÜNÜ, Sıvı metalin kalıp içine çeşitli yöntemlerle dökülmesi ve katılaşarak kalıbın şeklini alması ile elde edilen ürünleri tanımlayan ve daha ziyade alüminyum sektöründe kullanılan bir terim.
DÖKÜNTÜ, Arazi üzerinde bir mostradan koparak araziye serpilmiş şekilde bulunan maden parçaları.
DÖNEL DELME, 1) Matkabın belirli bir baskı uygulanarak döndürülmesi ile sürekli kesme sağlanan delik delme yöntemi. 2) Rotari delme.
DÖNEMEÇ, 1) Viraj. 2) Kurba.
DÖNER DARBELİ SONDAJ, —> Darbeli-rotari sondaj.
DÖNER DELMELİ SONDAJ METODU, 1) Matkap, ağırlık tijleri ve tijlerden oluşan takım dizisiyle yapılan sondaj türü. Birbirine vira edilen tijlerin yeryüzünden döndürülmesi suretiyle dönme hareketi matkaba iletilir. Ağırlık tijleri matkap üzerindeki baskıyı sağlarlar. Tijler içinden sondaj çamuru pompalanır. Matkaba kadar ulaşan çamur, oradan takımla kuyu cıdarı arasında yükselerek yeryüzüne ulaşır. Çamur kırıntı numuneyi getirir ve havuzda çamurun sürüklediği kırıntıların çökmesi sağlandıktan sonra, aynı çamur tekrar kuyuya pompalanarak devridaim sağlanır. Derin ve çok derin sondajlar bu metotla yapılır. 2) Rotari sondaj metodu.
DÖNER (Rotari) FIRIN, Boyu ve çapı yapılacak metalurjik işlemin cinsine göre imal edilen ve silindir biçiminde olan izabe fırını. Çelik gövdenin içi ateşe dayanıklı refrakter tuğla ile örülür. Yakıt, fırının alt ucundan yakılıp gazlar fırını üst uçtan terk ederler, şarj ise genellikle üstten beslenip alttan alınır. Döner fırınlar kurutma, kalsinasyon ve destilasyon maksadıyla kullanılır.
DÖNER KEPÇELİ EKSKAVATÖR, 1) Radyal olarak üzerine kepçe yerleştirimiş büyük bir çarkın döndürülmesi suretiyle devamlı kazı yapabilen iş makinası. Bu kazı makinası çalışırken, dönen büyük çark, kazılması istenen malzemeye dayanır; çark dönmeye başlayınca kepçeler malzemeyi belirli bir dalma derinliğinde kazarak içine alır ve sistemin bandına döker. 2) Çarklı bager.
DÖNER SAC, 1) Maden ocaklarındaki raylı taşımada dik açı ile kesişen iki ayrı demir yolundan birinde bulunan bir vagonu diğer yola geçirmeye yarayan düzen. 2) Plakturne.
DÖNER TABLA, —> Rotary tablası.
DÖNER TUMBA, —> Tumba.
DÖNMEYEN HALAT, Bir halat özü etrafına sarılmış içiçe iki halattan oluşan özel halat. Bu iki halat birbirinin aksi yönde çapraz sargılıdırlar. Tek halatlı kreynlerde, kaldırılan yükün dönmeden durmasını sağladıkları için kullanılırlar.
DÖNMEZ TİP HALATLAR, İki veya daha çok damar katından meydana gelen ve yük altında dönme eğilimi en az olan halatlar. Bir dönmez çelik halatta, tepki kuvvetini mümkün olduğu kadar azaltmak için, birçok demet katlarının genellikle ters yönde sarımı yapılır.—> Şekil.
DÖNÜMLÜ AYAK, —> Uzun ayak.
DÖRT KÖŞE BAĞ, 1) Dört parçadan oluşan ve karşılıklı kadranlarla birbirine eşit ve birbirine geçecek şekilde hazırlanan ve uygulanan dikdörtgen kesitli kuyularda yapılan bağ. 2) Bir cins kuyu tahkimatı.
DÖRT KÖŞE BAŞLI CIVATA, Takım tezgahları ve el çarklarında tesbit civatası olarak kullanılan başı dört köşe olarak imal edilen civata.
DÖRTLEME METODU, Boyut bakımından homojen olan numunelere (örneklere) uygulanan örnek küçültme metodu. Bu usulde örnek koni şeklinde yığılır, kürek yardımı ile birbirine dik iki eksenle dörde ayrılır, bunlardan karşılıklı ikisi alınır ikisi kenara çekilir. Örnek istenilen miktara ininceye kadar dörtlemeye devam edilir. Numune hazırlamada bölme işlemi elle veya mekanik aygıtlarla olabilir. —> Dikdörgen metodu, Numune hazırlama.
DÖVME ÇELİK, Akkor hale kadar ısıtıldıktan sonra dövülmek veya haddelenmek suretiyle strüktürü değiştirilmiş çelik. Dövülmüş ve haddelenmiş çelikte dökme çeliğin strüktürü bozulur. Pörlit ve ferrit kristalleri küçülerek çeliğin bünyesine dağılmış ve çeliğin iç yapısı daha sıkı hale getirilmiş olur.
DÖVMELİ DELME SİSTEMİ, Darbeli lağım açma prensibine dayanan bu sistemde matkap veya tij üstünde bir çekiç bulunur. Basınçlı hava veya bir elektrik motoru tarafından hareket ettirilen çekiç dövme işlemini sağlar. —> Çekici lağımda çalışan deliciler.
DÖVÜLEBİLİR DÖKME DEMİR, —> Dökme demir.
DÖVME SANAYİİ, —> Çelik dövme.
DÖVME TASLAKLARI,—> Çelik dövme.
DREÇ AMELİYESİ, 1) Dreç tabir edilen taraklı dubaların, nehir, göl veya denizlerde bulunan maden yataklarında yaptığı iş. 2) Sıvı içinde dibe çökmüş katı parçacıkların bir skreyper veya tarayıcı konveyörle sıvıdan ayrılması işlemi.
DREGLAYN, 1) Açık işletmelerde ve kazı işlerinde kepçesini zemine yüksekten düşürerek daldıran ve toprağın kazılıp aktarılmasında kullanılan bir çeşit kazı makinesi. 2) Kovalı bager. 3) Çekmeli kepçe.
DRENAJ, 1) Genel anlamda, maden işletmelerinde çevreden gelecek suların ocağı basmasını önleyebilmek, çalışma platformunu kuru tutabilmek veya kapalı ocak içine gelen suların üretim çalışmalarını aksatma ihtimalini bertaraf edebilmek için alınacak önlemler dizisi. Kapalı işletmelerde drenaj için ayrı bir —> Su ihracı sistemi teşkil edilir. Açık işletmelerde ise drenaj, —> Drenaj kanalı, Drenaj havuzu, Drenaj galerileri, Drenaj kuyuları, yatay drenaj delikleri vb. drenaj usulleriyle, müştereken veya münferiden sağlanır. 2) Akaçlama.
DRENAJ GALERİLERİ, Açık işletmelerde örtü taba-kasının ve istihsal panolarının drenajını, statik (yeraltı) su seviyesinin düşü-rülmesi suretiyle sağlayabilmek için; açılan kuyularla irtibatlı olarak teşkil edilen ve drenajı yapılacak bölgelerin altında sürülen galeriler. Drenaj gale-rileriyle, graviteden yarar-lanılarak açık işletmelerde, örtü tabakasının ihtiva ettiği su işletmeden önce, boşaltılarak zararsız hale getirildiği gibi, yamaçlarda teşkil edilen kapalı işletmelerde de enerji harcama-dan ocak sularının dışarı atılması sağlanır.
DRENAJ HAVUZU, Açık işletmede ocağa ulaşan yüzey sularını toplayabilmek için, çalışma platformlarının altında ve açık işletmenin en alçak kotunda teşkil edilen ve biriken suyun pompa vasıtası ile dışarıya atıldığı havuz. Suların havuza kolayca akmasını ve iş makinelerinin kuru zeminde çalışmasını sağlamak için basamaklara, aynaya doğru % 2 civarında eğim verilir ve havuz hacmi en yoğun şekilde gelebilecek su miktarını bir vardiya muhafaza edebilecek kadar olmalıdır.
DRENAJ KANALI, Çevre sularını henüz açık işletmeye girmeden toplamak ve dışarı atmak için çevrede açılan kanal. Bu şekilde suların atılması, suyun ocağa girdikten sonra bir havuz ve pompa vasıtasıyla dışarıya atılmasına nazaran daha ekonomiktir.
DRENAJ KUYULARI, Açık işletmelerde statik (yeraltı) su seviyesini düşürebilmek ve böylece dekapaj ve istihsalin yapılmasını sağlayabilmek için basamaklarda seri olarak ve bir sistem dahilinde teşkil edilen kuyular. Basamaklarda açılan kuyular genellikle tulumba ile su emilecek seviyeye kadar (6-8 m) derinleştirilir. Bu kuyulara sızan sular tulumba ile emilerek işletme dışına basılır. Derin açık işletmelerde ise yeraltı su seviyesini, işletmenin en derin seviyesinin altına düşürmek arazinin ve madenin stabilitesi bakımından yararlı olduğundan, bu gibi işletmelerde drenaj işine işletmeden birkaç yıl önce başlanır ve gerekli hallerde drenaj sondaj derinliği 300 m’ye kadar olabilir. Derin drenaj kuyularında dalgıç tulumbalar kullanılarak yeraltı suyu işletme dışına basılır.
DREWBOY AYIRICISI, Sığ ağır ortam (ağır mayi) ayırıcısı, —> Statik ağır ortam (ağır mayi) ayırıcıları, Kömür yıkama yötemleri —> Şekil.
DRİLL COLLAR, —> Ağırlık tiji.
DRİLL PİPE, —> Tij.
DSM (DENSE MEDİA) SİKLONLARI, Ağırmayi veya ağır ortam siklonları. Hollandada geliştirilen,0-40 mm arasındaki kömürleri verimli bir şekilde zenginleştirebilen (yıkayabilen), sınıflandırma (tane büyüklüğüne göre tasnif) siklonlarına benzer bir yapısı olan, meyilli olarak kullanılan, ağır ortam sıvısı ile kömür karışımı pompa ile beslenen, kapasitesi çapı ile doğru orantılı olan 75 cm çapındaki bir ünitenin kapasitesi 120 t/h civarında olan kömür zenginleştirme (yıkama) ünitesi. —> Santrıfüjlü ayırıcılar, Ağır mayi ile ayırma, Kömür yıkama yöntemleri. —> Şekil.
DUAL YÖNTEMİ, —> AC (Amonyum klorür) yöntemi.
DUMAN, Yanma sonucu havaya karışan uçucu katı parçacıklar ve gazlardan oluşan yanma artığı. Dumanda su buharı, karbon oksitleri, kükürt dioksit, azot, katran buharı, is, uçucu kül vb. bulunur.
DUMANSIZ BARUT, Barutun esas olarak eter ve alkol veya santralit ile özel bir muameleden sonra şekil verilebilir hale getirilmesi yani jelatinleştirilmiş nitroselüloz ile nitrogliserin karışımından elde edilen (hafif dumanlı barut) patlayıcı madde. Nitrogliserinin pamuk barutu (kolodyum pamuğu) ile karıştırılmasından elde edilen nitrogliserinli barutların yanma ısıları fazladır. Hafif dumanlı barutlar artık bırakmadan yanar; yandığı zaman kara baruta göre üç misli fazla ve çok hafif berrak bir duman çıkarır. Bu yüzden sürücü (itici) kuvveti daha büyüktür. Çok az nem çeker. Daha uzun zaman depolanabilir.
DURALÜMİN, Bünyesinde %4 Cu, %1,4 Mg, %0,5 Si ve %1,2 Mn bulunan bir alümimyum-bakır-magnezyum alaşımı. Bunun 490°C’de sulanmasından ve adi sıcaklıkta olgunlaşma-sından sonra, mekanik direnci 44 kg/mm2’yi bulur. En düşük ağırlığa karşılık en yüksek mekanik dirence sahip olduğu için havacılıkta kullanılır. Duralümin, korozyona karşı, alüminyum metali kadar, dayanıklı olmadığı için iki tarafı ince saf aluminyum ile kaplanır (sandviçlenir).
DURDURUCU, Arabayı, önceden kararlaştırıl-mış noktada durdurmayı sağlayan mekanik düzen.
DURULTMA HAVUZU, —> Tikiner. Koyulaştırma.
DUYARLIK, Bir patlayıcının harici bir uyarıcıya maruz bırakılması durumunda, sahip olabileceği nisbi patlama yeteneği. Kullanmada optimum emniyeti elde etmek için patlayıcı kazaen olan darbelere ve sürtünmelere duyarsız olmalıdır ve patlayıcılar ancak imalatçısının tarif ettiği şekilde ateşlendiğinde patlamalıdır. Doldurmanın mekanik olarak yapıldığı durumlarda, emniyet şartlarını iyileştirmek için genellikle düşük duyarlıklı patlayıcılar tercih edilir. Bu durumda, patlatma deliğine daha emniyetli yöntemlerle yerleştirilen küçük ara şarjlar (yemleme) konularak patlamayı başlatmanın desteklenmesi zorunludur. —> Boşluk duyarlığı.
DÜRBÜNLÜ PUSULA, —> Pusula.
DÜŞEY AÇI İLE YÜKSEKLİK TAYİNİ, 1) A ve B noktaları arasındaki h yükseklik farkının trigonometrik yöntemle yani A ve B ‘yi birleştiren hattın yatayla yaptığı açının sinüs ve tanjantı vasıtasıyla bulunması. —> Şekil.
DÜŞEY MERKEZKAÇ DÖKÜM, —> Savurma döküm.
DÜŞÜK KARBONLU ÇELİK, Bünyesinde % 0.2’den daha az karbon bulunduran çelik.
DÜŞÜK KARBONLU FERROKROM, Özel çelik imalinde kullanılan ve karbon muhtevası en çok a) : 0,15, b) % 0.10, c) % 0,06 olan Ferrokrom. C oranına göre % 1-4 C için 7500-10000 kWh/t; % 0,01-0,10 C için 13500-15000 kWh/t elektrik enerjisi tüketilir: Ferrokrom karbon muhtevasına göre: % 2-10 C, Si ­ % 3 Ferrokrom karbür; % 0,5-2 C, Si (en çok) % 1,5 Ferrokrom afine; C<% 0,5 S % 0,05 P, % 0,05 N % 0,05, Mn % 0,3 Ferrokrom sürafie diye sınıflandırılabilmektedir.
DÜŞÜM, Drenaj sonucu doğal su tablasında görülen değişme.
DÜZ DAMAR KESİM, Mermer işletme-ciliğinde taşın çökelme yüzeyine paralel kesimi.
DÜZENSİZ HATALAR, —> Tesadüfi hatalar.
DÜZGÜN OLMAYAN BİR YÜZEYİN ALANI, —> Geometrik şekilli olmayan yüzeyin alanı.
DÜZLEMSEL KAYMA, —> Heyelan.
DYNAWHİRLPOOL (SANTRİFÜJ FIRLA-TICI) AYIRICISI, ABD’de geliştirilen 0,3-30 mm tane büyüklüğündeki kömürlerin yıkanmasında (zenginleştirilmesinde) yaygın olarak kullanılan kömür zenginleştirme (yıkama) ünitesi. Ayırma işlemi yatay düzlemle 20°-25°’lik açı yapan silindirik bir hücrede gerçekleştirilir ve hücrenin beslenmesi farklı girişlerden yapılır. 65 cm çapındaki bir ünitenin kapasitesi 100t/h cıvarındadır. Performansı, ağır ortam siklonları ile benzerlik gösterir. Ünite içindeki ağır ortam yoğunluğu homojen olmayıp şist çıkışına ve hücre duvarına doğru artış gösterir. —> Santrifüjlü ayırıcılar, Ağır mayi ile ayırma, Kömür yıkama yöntemleri. —> Şekil.
E
EFEKTİF ISI, Hava sıcaklığı, hava nemi ve hava akım hızının beraberce, kişi üzerinde oluşturduğu sıcaklık etkisi. Kişi üzerinde eşit sıcaklık etkisini yapan, hava sıcaklığı, hava nemi ve hava akım hızının çeşitli bileşimlerine de “Efektif ısı değeri” denir.
EGZOTERMİK, Isı ve-ren kimyasal olay.
EĞİK KİLİT TAHKİ-MATLI AYAK İŞLET-ME METODU, —> Küp veya —> Çapraz çerçeve tahkimatlı işletme metot-larının uygulanması müm-kün olmayan veya çerçeve yapılmasına vakit bırak-mayan, tavanı ve tabanı kabaran dar damarlarda uygulanan; tavanın göç-mesini, tabanın kabarmasını önleme esasına dayanan ağaç tahkimatlı (üretim) işletme metodu. —> şekil








EĞİM, 1) Genel olarak bir yüzeyin yatay düzlemle düşey düzlem arasındaki bir konumda olması. 2) Bir yolun yatay düzlemle yaptığı eğim açısının tanjantı. 3) Fizikte, yerin mıknatıs alanında bulunan bağımsız mıknatıslı bir iğnenin doğrultusuyla yatay düzlem arasındaki açı. İnklinasyon. 4) Gök bilimi ve matematikte bir doğrunun bir düzlemle ya da başka bir doğruyla yaptığı açı. —> Eğim ve Zenit açısı, Azimut, Semt açısı.
EĞİM AÇISI, Eğimin geometrik ölçüsünü veren trigonometrik değer. Şekilde gösterildiği gibi, eğik olarak belirlenen bir ölçüm kenarının, düşey düzlemdeki durumu düşey ve yatay eksene göre iki şekilde ifade edilir. Eğik kenarın düşey eksene göre yaptığı açı “ Zenit açısı” olup (Z) ile; yatay eksene göre yaptığı açı ise “ Eğim açısı” olup (à) ile gösterilir. —> şekil. Eğim, Manyetik semt açısı.










EĞİMLİ TABAKALAŞMA, Sel ve nehir sularının sürükledikleri kum, çakıl, vb. maddelerin eğimli tabana az çok paralel olarak çökelmek suretiyle tabakalaşması.
EĞİM ÖLÇER, 1) Bir yüzeyin, tabaka ya da çatlağın eğimini ölçmeye yarayan araç. 2) Denizcilikte, bir gemi omurgasının yataylık derecesini ölçmeye yarayan aygıt. 3) Havacılıkta, özellikle sis ve bulutlar arasında uçuş yapan bir hava taşıtının eğimini ölçmeye ya da ufuk çizgisini yitirdiğinde uçağın yataylık derecesini saptamaya yarayan aygıt. 4) Yerbiliminde, katmanların yatım açısını ölçmekte kullanılan cihaz (buna madencilikte enklinometre de denir). 5) Eğimi ölçmek amacı ile sondaj kuyusuna sarkıtılan araç. —> Klinometre.
EĞRİ ELEK, Su içindeki parçacıkların sınıflandırılması için genellikle ikizkenar yamuk kesitli tellerden yapılmış sabit ve kavisli tabanı olan elek. Bu eleğin bir tarafından su ile birlikte verilen malzemenin içindeki ince parçalar santrifuj kuvvetten dolayı su ile birlikte elek altına geçer, böylece iri parçalar da ayrılmış olur.
EKLEM, Kayaçlar içinde en çok bulunan, kaya mekaniği ve jeoteknik uygulamalarında önemli olan, uzunluğu boyunca gözle görülebilir hiç bir hareket ve yer değiştirme olmamış süreksizlik yani jeolojik kırık. Biribirine paralel eklemler grubuna “ Eklem takımı “ birbirini kesen eklem takımlarına da “ Eklem sistemi” denir.
EKLEMLİ SARMA, Bir kavrama ve kilitleme düzeni yardımıyla benzeri diğer bir sarmaya sağlanabilen sarma.
EKLEM SİSTEMİ, —> Eklem.
EKLEM TAKIMI, —> Eklem.
EKLİPTİK, Yer yörüngesi düzleminin gök küresi ile olan ara kesiti.
EKONOMA, 1) Bir iktisadi kurum (kuruluş) personelinin gıda maddeleri ve diğer ihtiyaçlarını tedarik eden servis. 2) İşletme marketi.
EKONOMETRİ, Ekonomik ilişkilerin ve olayların istatistiksel ve matematiksel çözümlenmesini amaçlayan ekonomi branşı. Hükümetler ekonomik politiklarını belirlemede, özel işletmeler ise fiyat, mal stoku ve üretim kararlarının alınmasında ekonometrik yöntemlerden yararlanır. Maden üretimi ve pazarlamasında da bu yöntemden yararlanılır. Üretici açısından, ekonometrik çözümleme, üretim, maliyet ve arz fonksiyonlarını inceler. Üretim fonksiyonu, bir firmanın girdileri veya üretim faktörleri ile çıktıları arasındaki teknik ilişkinin matematiksel bir ifadesidir.
EKONOMİK CEVHER, Günün teknik ve ekonomik şartlarında kârlı olarak değerlendi-rilebilecek cevher.
EKONOMİZÖR, 1) Bir nesnenin, daha çok bir akışkanın, sıcaklığını yükselterek kullanma verimini artıran cihaz (enerji santralında kazana verilecek suyun ön ısıtılması). 2) Bazı araçlarda motorun sıcak suyundan ya da ekzosundan yararlanarak motora verilen gaz karışımını ısıtma işini gören cihaz.
EKSANTRİK UÇ, Simetrik olmayan bir cins delik delme matkabı.
EKSKAVATÖR-BANT YÖNTEMİ, —> Nakliyat.
EKSKAVATÖR-DEMİRYOLU YÖNTEMİ, —> Nakliyat.
EKSKAVATÖR-KAMYON YÖNTEMİ, —> Nakliyat.
EKSEN DÜZLEMİ,—> Kıvrım.
EKSHALASYON YATAKLARI, Gazlarını henüz kaybetmemiş olan bir magmanın içerisindeki gazları püskürtmesi sonucunda (yeryüzüne yakın veya deniz dibinde) meydana gelen cevher yatakları.
EKSKAVATÖR, 1) Bir bum ucunda kepçesi bulunan ve çoğunlukla paletler üzerinde hareket eden, elektrik veya akaryakıtla çalışır motorla donatılmış toprak veya cevher kazma ve yükleme aracı. Kepçeli; çarklı ekskavatör gibi çeşitli formasyonlarda çalışabilen tipleri vardır. 2) —> Bager.
EKSOJEN, Dışarıdan gelen etki.
EKSOJEN METAMORFOZ, Dış etkilerle meydana gelen metamorfoz.
EKSPLORASYON, 1) Bir madenin bulunması için yapılan bütün işlemler ile bulunmasından sonra incelenmesi, yeni bulunmuş madenin miktar, kalite ve işletilebilirlik yönünden keşfi. 2) —> Prospeksiyonve detay etüd.
EKSPLOSİF, —> Patlayıcı madde.
EKSPLUVATASYON, Hazırlığı yapılmakta olan veya bitmiş bir ocaktan madenin çıkarılması, yani maden yatağının işletilmesi.
EKSTENSOMETRE, 1) Yeraltının etkilerini topoğrafik olarak ölçmeye ve değerlendirmeye yarayan alet. Ölçme yerlerinin seçimi ve ölçü sıklığı, içinde bulunulan yeraltı yapılarının karakterine göre değişir. Bunda şu kriterlere dikkat edilir: Damar kalınlığı değişmeleri, fasiyes değişikliği, büyük tektonik arızaların cıvarı, imalat üstü veya altı diğer imalatlarla tahkimat cinslerinin değişim yerleri. 2) Arazide açılmış olan bir deliğe veya sondaj deliğine yerleştirilmek suretiyle delinen kayacın boy ve istikametindeki uzamaları ölçmeye yarayan cihaz.
EKSTRAKT, Özet, hulasa, öz, ruh, esans, seçilmiş parça, alıntı yapılmış kısım.
EKSTRAKSİYON, Çıkarma, istihraç, özet, öz hulasa.
EKSTRAKTİF METALURJİ, 1) Cevherden saf metal üretmek için gerekli fiziksel, kimyasal işlemlerin tümü. 2) Üretim metalurjisi.
EKSTRÜSİF KAYAÇ, —> Volkanik kayaç.
EKSTRÜZYON ÜRÜNÜ, Alüminyumun bir kalıp içerisinden, preslerden geçirilmesiyle elde edilen ve boru, çubuk, profil gibi, boyu kesitine göre oldukça uzun ürünleri tanımlayan ve alüminyum sektöründe kullanılan bir terim.
ELASTİK BAĞ, —> Elastik tahkimat.
ELASTİKİYET SINIRI, —> Çekme deneyi.
ELASTİK TAHKİMAT, 1) Galerilerde kullanılan tahkimat sistemlerinin, arazi tazyiği altında kesitin küçülmesi sayesinde deforme olmadan, uzun süre dayanmalarını sağlamak için u veya çan profili demirlerle ve rijit bağların ayaklarına geçirilen sürtünme pabuçları ile yapılan tahkimat. Bu tahkimatta tavan basıncı içiçe geçen parçaların oluşturduğu sürtünme kuvveti ile karşılanır. 2) Elastik bağ. 3) Esnek bağ.



EL DOLGUSU, El ile yapılan ön sıra taş duvarın arkasına, dolgu malzemesinin kürekle atılması suretiyle teşkil edilen basit bir dolgu usulü.
ELEK, Eleme işlemi yapmak için kullanılan araç. Bunlar yapı esaslarına göre; tek tablalı, çok tablalı, jigli, rezonanslı, titreşimli, tamburlu, dönen elek, çubuklu ızgara (grizley) diye isimlendirilirler. Kullanma amacına göre tuvönan, şlam, çamur, tasnif, kontrol eleği vb. diye adlandırılırlar. —> Delikli saç elek, Tel örgülü elek, Elek altı, Elek üstü, Elek açık alanı, Eleme randımanı.
Elek tabanı çeşitli malzeme (saç, tel, sert plastik madde vb.) kullanılarak hazırlanır. —> şekil, Delikli sac elek, Tel örgülü elek, Eleme, Elek açık alanı, Elek altı, Elek üstü .









ELEK AÇIK ALANI, Elek tablası yüzeyinde mevcut delik alanları toplamı yani eleğin etken eleme alanı. Bu alan (%) olarak belirlenir. —> Delikli saç elek, Tel örgülü elek, Elek anma alanı.
ELEK AÇIKLIĞI, Elek yüzeyi üzerinde yer alan delik veya açıklıklar. Bunlar daire, kare veya dikdörtgen şeklinde olabilir. Tanımlamaları ise, dairenin çapı, karenin bir kenarı veya dikdörtgenin kısa kenarı olarak yapılır. Herhangi bir —> Elek analizinde, kullanılacak en büyük elek açıklığı, numunedeki en iri tanenin boyutuna bağlı olarak, bir maksimum değerden biraz küçük olarak seçilir. Örneğin en iri tane boyutunun 20mm olması durumunda, kullanılacak elek açıklığı 15 mm olarak alınabilir ve bunu izleyen diğer elek açıklıkları geometrik bir dizi oluşturacak şekilde seçilir.Elek açıklıklarının seçiminde kullanılan sabit oran Amerikan—>A.S.T.M. sistemine göre 4š2=1,189, AmerikanTYLER sistemine göre de š2=1,4142 olarak alınır. Her iki sistemde de başlangıç noktası olarak 200 meşlik (0,074 mm) memlik bir eleğin elek açıklığı kabul edilir ve tertip edilen elek dizisi š2 ve 4š 2’nin katı veya askatları şeklinde seçilir. Elek açıklıkları meş; mm veya mikron olarak ifade edilir. —> Tyler ve ASTM elek serilerindeki elek açıklıkları.
ELEK ALTI, Elenen malzemenin elek deliklerinden geçen kısmı. Bu malzemenin boyutu (-) olarak (-30mm, -100mm) tanımlanır. —> Elek üstü.
ELEK ANALİZİ, 1) Bir numunenin standart kontrol elekleri ile elenerek tane boyutlarına göre tasnif edilip ağırlık oranlarının belirtilmesi. 2) Granülometri . Bu analizde, normal ve çeşitli büyüklükteki eleklerden geçmeyen maddenin % miktarları tesbit edilir. Absise çaplar ve ordinata da muayyen bir delik çapından geçmeyen % miktarları işaretlenerek elek analizi eğrisi çizilir. —> Eleme randımanı.







ELEK ANMA ALANI, Elek yüzeyinin kullanılan kısmı. —> Elek, Elek açık alanı, Eleme.
ELEK RANDIMANI, —> Eleme randımanı.
ELEK ÜSTÜ, Elenen malzemenin elek deliklerinden geçmeyerek elek üstünde kalan kısmı. Bu malzemenin boyutu (+) olarak (+30mm, +100mm) tanımlanır. —> Elek, Delikli saç elek, Tel örgülü elek, Elek altı, Elek analizi.
ELEKTRİK ALANINDAN AYIRMA, Farklı elektriksel özelliğe sahip mineralleri elektrik yüklü alandan geçirerek ayırma ve zenginleştirme işlemi.
ELEKTRİK ENERJİSİ BAĞLAMA TESİS-LERİ, 1) Elektrik devrelerindeki gerilimleri alçaltmak, yükseltmek ya da devreleri açmak ve kapamak için kurulan transformatör, kumanda (ayırıcı, kesici vb.), koruma (röle, parafudr vb) ve ölçme (ölçü aletleri, ölçü transformatörleri, vb.) cihazların tamamını veya bir bölümünü içine alan tesisler. 2) şalt tesisleri.
ELEKTRİK ENERJİSİ DAĞITIM ŞEBE-KELERİ, Elektrik enerjisini tüketicilere dağıtmak için kurulan ve dağıtım transformatör merkezleri, hava- ve/veya kablo hatlarından oluşan tesisler.
Gerilimleri 1000 volt kadar (1000 volt dahil) olanlara alçak gerilim veya alçak gerilimli; gerilimleri 1000 volt’un üzerinde olanlara yüksek gerilim veya yüksek gerilimli elektrik enerjisi dağıtım şebekeleri ismi verilir.
ELEKTRİK ENERJİSİ İÇİN İSTEK KATSAYISI, Bir elektrik enerjisi şebekesinin ya da şebeke bölümünün çalışma süresi içinde çektiği en büyük gücün şebekenin ya da şebeke bölümünün toplam bağlı gücüne oranı. Bu orana talep faktörü de denilir ve yüzde olarak verilir.
ELEKTRİK ENERJİSİ İÇİN TALEP FAKTÖRÜ, —> Elektrik enerjisi için istek katsayısı.
ELEKTRİK ENERJİSİ KAYIPLARI, Kullanılan makine ve cihazlarda, tüketilen elektrik enerjisinin istenmeyen enerji şekillerine dönüşen kısımları. Elektrik motorlarından istenilen mekanik enerji olduğu halde, elektrik enerjisinin bir bölümü, sürtünme ve ısı gibi istenmeyen enerji şekillerine, aydınlatma lambalarında ise; istenilen ışık enerjisi olduğu halde lambaya verilen elektrik enerjisinin büyük bir bölümü ısı enerjisine döşünür ve elektrik enerjisi kayıplarını teşkil eder.
ELEKTRİK ENERJİSİ KULLANMA SÜRESİ, Bir enerji santralında bir yılda üretilen elektrik enerjisinin, santralın tepe gücüne (puant gücü) bölünmesi ile bulunan süre.
ELEKTRİK ENERJİSİ ÖLÇÜ VE/VEYA KUMANDA MERKEZLERİ, Bünyesinde güç transformatörü bulunmayan elektrik enerjisi bağlama (şalt) tesisleri. Bunlar ayırıcı ve kesici veya yalnız ayırıcı bulunan ya da aynı biçimdeki ölçü yapılmayan bağlama tesisleri de olabilir.
ELEKTRİK ENERJİSİ TEMİNİNDE BAĞLI GÜÇ, Elektrik enerjisi tüketicisinin bir şebeke veya şebeke bölümüne bağlı elektrikle çalışan tüm cihazlarının toplam gücü.
ELEKTRİK ENERJİSİ TEMİNİNDE GÜÇ YOĞUNLUĞU, Elektrik enerjisi şebekelerinde yüklenme derecesi farklı hat bölümlerinde, aynı zamanda çekilen yüklerin hesaplanmasında kullanılan katsayı. şebekelerdeki bağlı güçler (tüketiciler) belli ise güç yoğunluğu kullanılmaz. Bağlı güç —> Eşzamanlılık katsayısı ile çarpılarak yük hesabı yapılır.
ELEKTRİK ENERJİSİ TEMİNİNDE KURULU GÜÇ, Bir sistemi besleyen kurulu makinelerin (elektrik üreten makineler) anma güçlerinin toplamı.
ELEKTRİK ENERJİSİ TÜKETİM TESİSLERİ, Dağıtım şebekeleri veya enerji iletim hatları vasıtası ile şahıslara ya da kuruluşlara ait tesisleri elektrik enerjisi ile beslemek için kurulan transformatör tesisleri. Bunlardan bir fabrika, benzin istasyonu, sulama pompa tesisi vb. bağımsız tesislere elektrik enerjisi sağlamak için kurulanlar, tekil tüketim tesisleri diye isimlendirilir. —> Elektrik enerjisi dağıtım şebekeleri.
ELEKTRİK ENERJİSİ ÜRETİM TESİS- LERİ, Elektrik enerjisi üretmek amacı ile kurulan tesisler. Genel olarak bu tesisler enerji santralları olarak da isimlendirilir. Bunlardan su enerjisinden yararlanarak elektrik üretenlere hidrolik santrallar, ısı enerjisinden yararlanarak elektrik üretenlere de termik santrallar denir. Termik santrallardan fosil yakıt, gaz ya da öteki yakıtlardan elde edilen buharla çalışanlarına buharlı santrallar, gaz türbinleri ile elektrik üreten santrallara gaz türbinli gazlar, gazlardan magneto hidrodinamik yöntemle (MHD) elektrik üreten santrallara MHD santrallar, dizel-generatör grupları ile elektrik üreten santrallara dizelli santrallar, nükleer enerjiden yararlanarak elektrik üreten santrallara nükleer santrallar veya atom santralları ve jeotermal kaynaklardan elde edilen buharla elektrik üretilen santrallara da jeotermal santrallar denir.
ELEKTRİKLE ATEŞLEME, Elektrik üreten (manyeto) ateşleme makinesi, elektrikli kapsül, ateşleme kabloları, devre muayene cihazı (galvanometre) vb. ateşleme ile ilgili alet ve edevat kullanılarak yapılan ateşleme.






ELEKTRİKLİ FIRINLAR, Elektrik akımın-dan yararlanılarak cevherin veya metalin ergi-tilmesinde kullanılan (dirençli-, arklı-, indüksi-yonlu-, yüksek frekanslı-) fırınlar. —> şekil






ELEKTRİKLİ KAPLAMA, (Elektrolitik kaplama), Elektrik akımı yardımıyla bir yüzeyin metalle kaplanması işlemi.—> şekil, (Cu SO4) çözeltisi içeren, tipik bir elektrikli kaplama (düzeni) devresi. Metal kaplama işlemi hem iletken yüzeylere (metaller), hem de iletken olmayan yüzeylere (plastik, tahta, deri) uygulanabilir. —> Elektriksiz kaplama, Kaplama, Elektrotipi, Galvanoplasti.
ELEKTRİKSİZ KAPLAMA, Metal, plâstik, tahta, deri vb. malzemelerin denetimli otokatalitik indirgeme yöntemi ile kalın katmanlarla kaplanması işlemi. İletken olmayan yüzeyler, böyle bir işleme alınmadan önce grafitle veya iletken vernikle kaplanarak elektriksiz kaplama ya da buharla kaplama gibi işlemlerle iletken duruma getirlilir. —> Elektrikli kaplama, Kaplama, Elektrotipi.
1944’de A. Brener ve G.E.Riddell tarafından geliştirilen bu yöntemde malzemelerin yüzeyi bakır, nikel, gümüş, altın ve palladyum gibi çeşitli metallerin kimyasal banyolar içinde çökeltilmesi ile kaplanır. Ayna yapımında da aynı işlemden yararlanılır.









ELEKTRİKLİ KALIPLAMA, —> Galvano-plasti.
ELEKTRİKLİ KAPSÜL, İçinde bir direnç teli (resistans), hassas kimyasal patlayıcı bulunan ve ağzı rutubet geçirmez bir madde ile sıkılanmış kovan ve birer ucu kovanın içindeki resistansa bağlı iki ateşleme telinden ibaret detanatör —> şekil. Elektrikli kapsüller tek, seri, paralel ve karışık bağlanarak ateşleme manyetosu veya herhangi bir elektrik üretecinden verilen ceryanla ateşlenir —> şekil. Elektrikli kapsüller kullanma amacına göre adi, gecikmeli (saniyeli ve milli-saniyeli) kapsül olarak imal edilir.














ELEKTRİKLİ LOKOMOTİF, Ocak içinde demiryolu boyunca çekilmiş bir doğru akım enerji hattından aldığı güçle çalışan lokomotif.
ELEKTRİKLİ PARLATMA, Metal bir yüzeyin düzleşmesini sağlayan elektrokimyasal işlem. Metal bir cisim bir elektroliz tepkimesinde anot olarak kullanılarak, üzerindeki pürüzlerin giderilmesi ile yüzeyi düzleştirilir. Elektrikli parlatma, —> Elektrikli Kaplama işleminin tersidir ve elektrolitik parlatma olarak da adlandırılır.
ELEKTRİK METODU, 1) Cevher yataklarında kimyevi değişikliğe uğrayan cevher muhtevasından doğan yeryüzündeki elektriki gerilim farklarının ölçülmesiyle cevherin varlığının saptanmasına yarayan jeofizik maden arama metodu. 2) Formasyonlar veya cevherlerin farklı dirençlerinden dolayı, verilen elektrik akımını farklı geçirmesi esasından hareketle cevherin saptanması esasına dayanan jeofizik maden arama metodu.
ELEKTRİK SONDAJI,—> Jeoelektrik maden arama metotları.
ELEKTROFİLTRE, Bir elektrik alanı içerisinde 0,01-10 mikron iriliğindeki tozları tutmada kullanılan toz ayırma cihazı.
ELEKTROLİT, 1) Metallerin elektrolizle ayrılmasına müsait solüsyon. 2) Elektrik akımı ile ayrılabilen kimyasal bileşik.
Genel anlamda, iyon denen artı ve eksi yüklü parçacıklara ayrışarak, elektrik akımını ileten madde. Artı yüklü iyonlar elektrik devresinin eksi kutbunda (katot), eksi yüklü olanlar ise artı kutbunda (anot) toplanarak boşalır. Elektrolitlerin en iyi bilinen örnekleri, su ya da alkol gibi çözücülerde çözünerek iyonlara ayrılan asitler, bazlar ve tuzlardır. Tuzların birçoğu, örneğin sodyum klorür, herhangi bir çözücü olmadan eridiğinde yine elektrolit gibi davranır. Ayrıca, gümüş iyodur gibi bazı tuzlar katı durumdayken de elektrolit özelliğindedir.
ELEKTROLİTİK BAKIR, —> Yüksek kalite bakır.
ELEKTROLİTİK KAPLAMA, —> Elektrikli kaplama.
ELEKTROLİTİK PARLATMA, —> Elektrikli parlatma.
ELEKTROLİZ, Elektrik akımı yardımıyla, bir sıvı içinde çözünmüş kimyasal bileşiklerin ayrıştırılması işlemi. Bu değişiklik, maddenin elektron vermesinden (yükseltgenme); ya da almasından (indergenme) kaynaklanır. Elektroliz işlemi, elektroliz kabı ya da tankı denen bir aygıt içinde uygulanır. Bu aygıt, çözünerek artı ve eksi yüklü iyonlara ayrılmış bir bileşiğin (—> Elektrolit) içine birbirine değmeyecek biçimde daldırılmış iki elektrottan oluşur. Elektrotlar bir akım kaynağına bağlandığında meydana gelen gerilim (elektriki alan), iyonları karşıt yüklü elektroda (kutup) doğru hareket ettirir. Karşıt kutupta yükünü dengeleyen atom veya moleküller elektrotta çökelir veya elektrolit içindeki moleküllerle yeni reaksiyonlara girer. Yeni reaksiyona girme meyli daha fazladır. Örneğin sofra tuzu içeren elektrolitte anotta klor açığa çıkarken nötr sodyum atomları su moleküllerini etkiliyerek katottan hidrojen açığa çıkmasına sebebolurlar ve elekrolitte sodyumhidroksit oluşur.
Elektroliz konusundaki 1800 yılında Carlisle ve Nicholson,1807 yılında Davy ve 1833 yılında Faraday’ın keşifleri ve, 1887 yılında Arrhenius tarafından geliştirilen iyon teorisi, zamanımızın atom fiziğine temel teşkil etmişlerdir.
ELEKTROMANYETİK SİKLON, —> Santrıfüjlü ayırıcılar.
ELEKTROMETALURJİ, Elektrolitik ve elektrotermik yollarla cevherlerden, konsantre-lerden ve yarı mamullerden metallerin ve alaşımlarının elde edilmesi işlemi. Elektrolitik yöntemde ilk önce cevher, metallerin suda eriyen tuzlarına dönüştürülür; asit ilavesinden sonra elektroliz yolu ile metal unsuru katotdan saf olarak veya tuzlarla muamele edilmiş metal bileşiği elektrik akımı ile eritilerek yine elektrik akımı yardımı ile katotdan metal olarak elde edilir.
Bakır, çinko, kadmiyum, kobalt ,krom, manganez ve nikel gibi metaller çoğunlukla bu yöntemle üretilir. Bazı metaller sulu çözeltilerde yıkanarak zenginleştirilmeden doğrudan indirgenerek elde edilir. Aluminyum, berilyum, kalsiyum, lityum, magnezyum ve sodyum bu yöntemlerle üretilen başlıca metallerdir. Elektrotermik izabe yönteminde metaller ve alaşımları, arklı veya endiksiyonlu elektrik fırınlarında ergitme ve redükleme işlemleri sonucu elde edilirler.
Elektrometalurji terimi, ayrıca çeliğin ve öteki bazı metallerin üretiminde ve arıtılmasında kullanılan —> Elektrikli fırınlar’da gerçekleştirilen elektrotermik işlemleri de kapsar. —> Hidrometalurji, Ergime.
ELEKTROTERMİK İŞLEM, Malzemenin içinden elektrik akımı geçirilmesi yoluyla ısıtılmasına (ergitilmesine) dayalı olarak gerçekleştirilen metalurji işlemi. —> Elektrometalurji, Elektrikli Fırınlar, Ergime.
ELEKTROTERMİK İZABE, —> Elek-trometallurji.
ELEKTROTERMİK YÖNTEM, —>Elektrometalurji.
ELEKTROTİPİ, 1) Kabartma ya da tipo baskıda baskı levhalarının hazırlanmasında kullanılan elektrikli kaplama yöntemi. 2) Baskı levhası kopyalarının çıkartılmasında uygulanan bir galvanoplasti işlemi. —> Galvanoplasti, Elektrikli kaplama, Elektriksiz kaplama, Kaplama.
ELEKTRONİK BEYİN, —> Bilgisayar.
ELEKTRONİK FÜNYE, Biri ateşleyici diğeri proğramlanmış komuta ünitesinden oluşan ve patlayıcının infilakini başlatan iki elementli sistem. Komuta ünitesi dijital tip bir analog fazı ve ateşleme sisteminden oluşur. Analog faz bağlantı kablolarından alınan sinyali işleyerek hazırlar ve dijital faza gönderir ki bu da sinyali yorumlar ve sistemi başlatan gecikme zamanını üretir.
ELEKTRONİK GECİKMELİ KAPSÜL, Dinamit AG firması tarafından geliştirilmiş sistem içinde, kumanda ve programlama üniteleri vasıtasıyla, içerdikleri zaman aralıklarının (2-100ms) katı kadar gecikme verebilen, entegre ateşleme devresi içinde programlanabilir “ gecikmeli elektronik kapsül”. —> şekil, Kapsül.
Entegre ateşleme devresi kullanımı; patlatma sonucu oluşan titreşimin azalması, kazı yapılan malzemenin parça büyüklüklerinin kontrolü, şev yüzeyinde düzgün bir profil elde edilmesi gibi olumlu sonuçlar vermektedir. Kapsüle verilmesi istenen gecikme aralığına bağlı olarak programlama ve kumanda devresindeki kuars kristalinin gönderdiği sinyaller, elektronik kapsül devresindeki osilatör tarafından yapılan impuls sayımı ile algılanır. Bu kapsüllerin bağlantısı diğer kapsüllerde olduğu gibidir.

ELEKTRONİK TAKEOMETRE, Açıları ve uzunlukları elektronik olarak ölçen takeometre.
ELEKTROSTATİK AYIRMA, Statik elektrikle yüklü bir elektriki alanda ayırma ve zenginleştirme işlemi.
ELEKTROSTATİK FİLTRE, Hava ve gaz içerisindeki tozu elektrostatik yükle toplayarak çökeltme prensibi ile çalışan toz tutma tesisi.
ELEKTROTERMİK İZABE, —> Elektro-metalurji.
ELEME, Ürünleri tane boyutlarına göre ayırmak için uygulanan, kuru veya yaş olarak yapılan, sınıflandırma işlemi. Elemede üstte kalan kısma elek üstü, alta geçene de elek altı, elek üstünde kalan ufak ve elek altına geçen iri parçalara da yanlış oturmuş maddeler denir. —> Elek.
ELEME RANDIMANI, Eleme sırasında elek altına geçen malzeme miktarının elek altına geçmesi gereken malzeme miktarına oranının (%) olarak ifadesi. Elenen malzemenin tanelerinin birbiri üzerine binmesi, kayması, sıkışması, eleğe veya taneye yapışması yüzünden tanelerin büyümesi ve elek deliklerinin küçülmesi gibi nedenlerle elek altına geçmesi gereken tanelerin elek üstünde kalması dolayısı ile eleme randımanı düşer. Eleme randımanı elek randımanı diye de söylenir. —> Elek analizi.
ELEVATÖR, 1) 70½’nin üzerinde veya düşey olarak yukarıya, taneli mal taşınmasında kullanılan kepçeli düzen. 2) Norya.
ELMAS, Saf karbondan ibaret kübik sistemde kristalleşmiş mineral. Özgül ağırlığı 3,51-3,53, sertliği Mohs skalasına göre 10, gem ve sanayi elması şeklinde cinsleri olan kıymetli bir taş. Sanayi elması (boarts) kesici aletlerde, bilhassa sondaj matkaplarında kullanılır. Ayrıca ballas, karbon, karbonado, siyah elmas ve sentetik cinsleri de mevcuttur.
ELMAS CİLA, Saydam minerallere özgü cila olup elmas görünümü verir. Bu cila oynak cila sayılır ve “ Oynak Cila “ da denir. —> Minerallerin parlaklığı.
ELMAS KRON, Matriksine çeşitli karat, tane iriliği ve kalitede elmas yerleştirilerek muayyen bir standarda göre imal edilmiş karot numune alabilen sondaj (matkap) ucu. —> şekil.






ELMASLI SONDAJ, Kendine mahsus takımları elmas veya vidya kron kullanılarak sert ve aşındırma özelliği fazla olan formasyonlarda ve genellikle devamlı numune alınarak yapılan sondaj işlemi. Metodu ilk bulan bir İsveç mühendisine atfen Craelius (Kreliyus) sondajları da denir, genellikle dünya üzerinde bu isimle tanınır.
EL TAKIMI, Kazmacı ustasının iş aracı olarak kullandığı balta, testere, kazma, varyos vb. el aletleri. —> şekil





ELUVİAL CEVHER YATAKLARI, Meka-nik ve fiziki etkiler altında, fakat yerinde teşekkül etmiş yani taşınmamış, cevher yatakları.
ELYAF OPTİĞİ, Fiber optik de denir. Işığın, saydam kılcal lifler ya da çubuklar tarafından taşınmasını konu alan fizik dalı. Işık bu tür bir malzemeye bir uçtan girer, malzemenin çeperleri tarafından tümüyle içeri yansıtılır ve böylece ilerleyerek diğer uçtan dışarı çıkar. Işığın başka yöntemlerle ulaştırılmadığı yerlere, (tıpta, insan vücudunun iç bölümlerinin incelenmesinde, teknikte; ışığın köşelerden dolaştırılarak) iletilmesinde bu tür elyaftan yararlanılır. Bu teknikte çapları 5-100 mikron (0,005-0,1mm) arasında değişen cam ya da plastik liflerden binlercesi demetler halinde bir araya getirilir.




EMAN, Radon içeriğinin birimi= 10-10 curie / lt. Radyoaktif termal kaynaklarda 10-10 ila 10-6 curie / litre radyaktivite yoğunluğu mevcuttur.
EMAY, Bazı maddeleri korumak, belirli bir parlaklık kazandırmak veya boyamak için kullanılan, saydam veya donuk, cama benzeyen cila.
EMAYE, Üzeri —> Emayile kaplanmış olan. —> Mine işi.
EMİCİ PERVANE, —> Vantilatör.
EMİLEN HAVA, basınçlı hava elde eden veya basınçlı hava ile çalışan makinelerle ilgili hesaplamalarda kullanılan 736 mm cıva basıncı ve 20½C’daki serbest havanın m3 miktarı. 1 m3 serbest hava = 1,109 N m3 havadır. —> Norm m3 hava.
EMİSYON, 1) (Çevre) Yakıt ve benzerlerinin yanması ile; sentez, ayrışma, buharlaşma vb. işlemlerle; maddelerin yığılması, ayrılması, taşınması ve bu gibi diğer mekanik işlemler sonucu bir tesisten atmosfere yayılan hava kirleticiler. 2) (Ekonomi) Bir ülkede; fiktif ve nominal olmak üzere birçok değerin dolanıma (tedavüle) çıkarılması, başka bir deyişle, kâgıt paraların, tahvil ve bonoların, hisse senetlerinin yeni bir değer olarak ilk kez piyasaya arz edilmesi.
EMNİYET, Bütün endüstri dallarında, özellikle madencilikte, her türlü işi, can ve mal güvenliği altında yapabilmek için gerekli olan tüm önlemlerin alınması.
EMNİYET CAMI, Kırıldığı zaman, parçaları çok kesici olmadığı için derin yara açmayan bir cam türü olup prese cam ve tavlanmış cam olmak üzere iki çeşidi vardır. —> Tavlanmış Cam, Securit Camı.
EMNİYET FİTİLİ, —> Saniyeli fitil.
EMNİYET HALATI, Vinç ve varagellerde arabanın kancalanmış olduğu halattan kurtulması halinde aşağı kaçmasını önlemek amacı ile çekilen veya aşağıya bırakılan araba veya arabaların üzerinden aşırılıp son arabanın arka kancasına takılmak üzere hazırlanmış, bir ucu vinç veya varagel halatının koşum takımına bağlı diğer ucu koç boynuzu kanca ile teçhiz edilmiş ek halat.
EMNİYET KATSAYISI, 1) Bir sistemi etkileyen dış kuvvetlerdeki ve uygulanan gerilimlerdeki belirsizlikler, işletme esnasında yük sınırının aşılması, işletme esnasındaki dalgalanmalar, malzeme özelliklerinin saptanmasındaki belirsizlik ve hatalar, malzemenin strüktür kusurları, teorik formdan sapmalar, ölçülerin tutturulamayıp altında kalması, imalat hataları, işletme sırasındaki aşınma, korozyon vb. sebeplerden doğacak beklenmedik ve istenmeyen olayları önlemek amacıyla ihdas edilmiş ve yaygın kullanımı olan sayı. Saptanması, tecrübeye göre ve konstrüktörün takdiriyle olmakla birlikte çok defa resmi olarak kesinleştirilmiştir. 2) Bir sistemde uygulanan elastik sınır yükünün en büyük yüke oranı. Bu oran daima 1’den büyüktür. 3) Güvenlik katsayısı. 4) Emniyet emsali.
EMNİYET KEMERİ, İstihraç kuyusu, hava bacası, sondaj kulesi vb. yüksek ve tehlikeli yerlerde çalışan personelin beline takılan kancalı ve kancası sağlam bir iple sabit ve sağlam bir noktaya bağlanan kemer.
EMNİYET LAMBASI, 1) Patlayıcı gaz ortamında emniyetle kullanılabilen ve grizu miktarını ölçmeye yarayan, yakıt olarak saf benzin kullanan özel ocak lambası. —> şekil Bu lambada bulunan kafesler esas itibarı ile lamba aleviyle meydana gelen ısıyı sür’atle dağıtır. Böylece lamba alevi dışarıda patlayıcı gaz ortamına sirayet etmez. Lambaya hava girişini sağlayan bilezikte de kafesler bulunur. Lamba, lamba camı, kafesler ve hava giriş bileziği arasında amyant contalar kullanılır. Emniyet bakımından ocak lambalarında, ocak içinde açılmalarını önlemek için birer mıknatıslı kilitleme tertibatı bulunur. Emniyet lambalarını ocakta açmadan emniyetli bir yerde yakmak için çakmak tertibatlı olanları da vardır. Emniyet lambasını kısmak suretiyle havadaki metan nisbeti ölçüldüğü gibi, yanan bir lambanın durduğu yerde alevinin yükselmesi de ani metan intişarını işaret eder (Grizu muayenesi). 2) Benzinli lamba.
Ocaklarda emniyet lambası yerine akustik ve optik sinyal veren ve digital göstergeli metan ölçme cihazları da kullanılır. Katarların son arabasına emniyet için kırmızı ışık veren akülü lamba takılır.








EMNİYETLİ PATLAYICI MADDE, Grizulu ocaklarda kullanılan ve patlaması sırasında düşük ısı yapan patlayıcı madde (Grizotinklorür). —> Patlayıcı madde, EK 12-E.
EMNİYET MANDALI, Kör kuyu ağızlarında; kafes olmadığı zaman, vagonların kuyuya düşmesini önleyen ve ray ucuna konulan mekanizma. —> şekil Bu tertibat sayesinde kafes olmadığı zaman vagon kuyuya sürülemez.




EMNİYET MAŞASI, 1) Somunun açılmasını önlemek için somuna ve cıvata miline delinmiş deliğe çakılıp ucu açılan maşa. 2) Kopilya.
EMNİYET ŞAPKASI, —> Baret.
EMNİYET TERTİBATI, İnsanları kazadan korumak için önceden hazırlanmış tertibat. Madencilerin kuyudan aşağıya inip yukarı çıkmasını sağlayan kafesin, halatın kopması halinde düşmeden kayıta tutunup kalmasını sağlayan düzen de (—> Paraşüt) bir emniyet tertibatıdır. Emniyetle durma tertibatı olan ocak arabası veya kafese, emniyet arabası ve emniyet kafesi denir.
EMNİYET TOPUĞU, Madencilik çalışmaları nedeniyle kazı sonucu yeraltında veya yerüstünde oluşacak tüm tehlike ve hasarları önlemek ve yapılan yeri emniyetli bir şekilde tutmak veya üretim yerine ramble malzemesinin akmasına mani olmak veya tahkimata yardımcı olmak gayesi ile tavanda veya yanlarda bırakılan cevher veya kömür blokları. Bu topuklar ileride tamamen veya kısmen alınabilir. —> Askıda bırakılan topuk. Kuyu topuğu.
EMNİYET VALFI, Pompalarda basınç kısmına ayarlanarak yerleştirilen ve verici hortumu aşırı basınca karşı koruyan özel düzen.
EMNİYET ZİNCİRİ, Bir araba katarında, kanca boşalması halinde, arabaları birbirine veya lokomotife bağlı tutabilecek zincir.
EMPERMEABL, 1) Su geçirmeyen. 2) Geçirimsiz.
EMPRENYE ETME, 1) Bir ortamın veya bir yüzeyin kendinden başka maddeleri üstüne ya da içine çektirilmesi için yapılan işlem. 2) Madencilikte veya bayındırlık işlerinde bir araziye, toprak ya da kum tabakasına bağlayıcı bir akışkanın sızdırılması yani enjekte (enjeksiyon) edilmesi. 3) Emprenye.
EMPRENYE KRON, Matriksine elmas tozu karıştırılarak imal edilmiş sondaj kronu.
EMPREVÜ, 1) İşletme bütçesinde tespit edilmemiş fakat işin gereği uygulama zorunluğu doğan işlem. 2) Öngörülmeyen. 3) Gayri melhus.
EMÜLSİYON, Bir sıvının başka bir sıvı içinde damlacıklar halinde dağılmasından (dispersiyon) oluşan sütsü karışım. Sulu solüsyon ve fuel oil birbirlerine karıştırılamaz olduklarından, sıvı ayrışmasına karşı emülsiyonlaştırıcı bir madde ile durağanlaştırılır. Sulu faz, mikroskopik damlacıklar halinde askıda duran oksitleyici tuzların bir solüsyonu tarafından oluşturulur. Fuel oil ise, organik faz indirgeciyi bileşen işlevini yapar. Esasta emülsiyonlar ANFO’ya benzer bir karışımdır. Ancak, oksitleyici içeren küçük su damlacıklarının yağ ile çevrelenmiş olması, bileşenler arasında sıkı bir temas sağlar ve onun patlama gücünü artırır. Buna ek olarak etkin bir su direnci de kazanılır, çünkü damlacıkların etrafını yağ kapladığından sulu fazda nitrat tuzlarının önemli miktarda çözünmesi önlenir. —> Mutlak ağırlık gücü, Mutlak hacim gücü, Enerji faktörü, Nisbi hacim gücü. Emülsiyon patlayıcı maddeler.
EMULSİYON PATLAYICI MADDELER, Nitrogliserin bazlı dinamitler ve teknik amonyum nitrat bazlı amonyum nitrat, fuel oil (ANFO) karışımı olan; sulu deliklerin patlatılması için son zamanlarda geliştirilen ve açık işletmelerde kullanılan EMULİT VE EMULAN tipi patlayıcı maddeler. —> Çizelge s. 108. EMULİT, patlatma deliklerinde ANFO’nun altına dip şarj olarak kullanılır. EMULAN, ANFO ile EMULİT’in karışımından oluşan bir patlayıcı maddedir. —> Emülsiyon.
ENDÜSTRİYEL HAMMADDELER, Metalik özellik göstermeyen atomları, ana unsur olarak içeren, metallerin aksine elektron alarak molekül şekline dönüşen ve ekonomik değeri olan bütün mineral ve kayaçlar.
ENDÜSTRİYEL REZERV, 1) Doğu bloku ülkelerinde kullanılan bir rezerv tanımı. Yine Doğu bloku ülkelerinde tanımlanan bilanço rezervinin jeolojik ve teknik nedenlerle işletme sırasında ortaya çıkacağı saptanan kayıpların çıkarılmasından sonra geri kalan ve ulusal ekonomi açısından yararlanılabilecek nitelikte olan rezerv kısmı, yani yeryüzüne çıkarılarak fiilen yararlanılabilecek rezerv.
ENDÜSTRİYEL TASARIMLAR, —> Patent.
ENERJİ, Fiziki sistemlerin (Cisim, molekül, atom vb.) cismin, yerçekimine karşı yükseltilmesine benzer şekilde, iş yapma veya ısı verebilme yeteneği, özelliği. Enerjinin ölçüsü, yapılan iştir. Enerji çeşitlerinden mekanik enerjinin birimi erg (din.cm), mkg (m.kp), ısı enerjisi birimi, cal, elektrik enerjisinin birimi jul (10 erg), watt’dır. Manyetik enerji, kimyevi enerji, atom enerjisi, ışın enerjisi, vb. enerji şekilleri olmakla birlikte kainatta enerjinin hiçbir zaman kaybolmadığını, ancak bir şekilden diğerine dönüştüğü kabul edilir. (Genel Enerji Kanunu).
ENERJİ FAKTÖRÜ (EF), Patlayıcı emülsiyonların güçlerini değerlendirebilmek için gerekli parametrelerden biri olup; bir metreküp kayacı parçalamak için gerekli kalori miktarını ifade eder. EF, —> Mutlak ağırlık gücü ile; patlatmada kullanılan patlayıcı ağırlığının patlatılan kayacın toplam hacmi oranına çarpımı ile bulunur ve Kcl/m2 olarak ifade edilir.
ENERJİ KAYIPLARI, Kullanılan makine, cihaz ve tesislerde tüketilen veya enerji şekline dönüştürülmek istenen mevcut enerjinin, istenmeyen diğer enerji şekillerine dönüşen veya hiç yararlanılamayan kısımları. Enerji kayıplarını azaltmak, binaların izolasyonu, buhar kazanlarında besleme suyunun ekonomizörle ön ısıtılması, izabehane tesislerinde artık ısı kazanı kurulması, elektrik enerjisinin kompanze edilmesi vb. tedbirlerle sağlanır.
ENFRARUJ, 1) Işık spektrumunda görülen kırmızı ışığın ötesindeki yüksek dalga boylu, görülmeyen, sadece ısı etkisiyle kendini belli eden ışın. Kurutmada, pişirme fırınlarında, lak ve emaye işlerinde, ilmi araştırma fotoğraflarında kullanılır. 2) Kızılötesi.
ENİNE PROFİL, —> Prof nivelmanı.
ENJEKSİYON, 1) Kuyu kazısı veya galeri açılması sırasında alında rastlanan sulu veya çürük formasyonların geçilebilmesi için bir sistem dahilinde delinen deliklere reçine, sulu çimento veya manyezitli bağlayıcılar vb. kimyasal maddeler zerketmek suretiyle arazideki, basınç veya atımlardan dolayı oluşmuş yarık ve çatlakları ve taneler arasındaki boşlukları doldurmak suretiyle su geçirmeyen veya sağlam bir zon oluşturarak ilerlemeye devam olunması imkanını sağlamak için yapılan işlem. —> şekil (a) Galeride, (b) Kuyuda. Enjeksiyon işlemi genel olarak ilerleme durdurulmak suretiyle yapıldığı gibi, galeri çalışmalarında enjeksiyon deliklerinin delinmesi için özel cep hazırlanarak enjeksiyon zonu devamlı olarak alından ileride tutulmak suretiyle, ilerleme durdurulmadan da yapılabilir. Ayrıca enjeksiyon işini ucuza mal etmek için su ihtiva eden arazinin durumuna göre çimento ile birlikte enerji santrallarının uçucu külü, (su emmek suretiyle hacmi genişlemesi bakımından) hızartalaşı, arpa, vb. maddeler de gönderilebilir. Kılcal çatlakların enjeksiyonunda ise çok ince taneli çimento veya kimyasal maddelerden yararlanırılır.
ENJEKSİYON METAMORFOZ, —> Kontak metamorfoz.
ENKLİNOMETRE (ENKLİMETRE), Meyil açısı ölçmeye yarayan açıölçer. Genellikle pusula ile birlikte kullanılır.




ENTEGRE DEVRE TOPOGRAFYASI, —> Patent.
ENTERFEROMETRE, Optik gaz detektörü.




ENVANTER, 1) Herhangi bir kurum ve şahsa ait mevcut alacak (aktif) ve borçların (pasif) belirli bir tarihte teker teker miktar ve değerlerini takdir etme. 2) Bir işletme veya şahsın eksersiz denilen belli bir süre sonundaki mevcut alacak ve borçlarıyla bu süre içinde elde etmiş olduğu sonucu kestirebilmek üzere yapmak zorunda olduğu sayım, kontrol ve düzenleme gibi işlemlerin bütünü. 3) Mizanlarda kayıtlı hesap bakiyelerinin temsil ettikleri mevcutların gerçek miktar ve değerlerini veya şahısların borç ve alacaklarını göstermek üzere muhasebenin iç ve dışında yapılan sayım ve kontroller. 4) Belirli bir tarihte, bir tacirin, malik oldukları ile borçlu olduklarının değerlendirildiği dökümlü cetvel.
ENVESTİSMAN, Halihazırda tasarruf edilmesi mümkün olan üretim vasıtalarının bilhassa toprak ve insan gücünün, gelecekte kullanılması mümkün üretim vasıtalarına çevrilmesi. 2) Sermaye teşkili. 3) Yatırım.
Ep DEĞERİ, —> Hata faktörü.
EPİGENETİK MADEN YATAKLARI, Kendini çevreleyen kayaçtan sonra teşekkül etmiş olan maden yatakları. Bu tip maden yatakları, mağmadan veya yeryüzünden gelen suların taşıdıkları maden (mineral) eriyiklerini çatlak veya boşluklara bırakmaları sonucu meydana gelir.
EPİSANTR, 1) Deprem odak noktasının tam üzerine rastlayan yer yüzeyindeki nokta, —> şekil yani deprem odak noktasının yeryüzündeki izdüşümü. 2) Depremin merkez üssü. Episantr gözlemsel ya da araçsal episantr olmak üzere ikiye ayrılır.





EPİTERMAL, Derin arz kabuğu içine yerleşmiş mağma kütlesinden ve hidrotermal mağma kütlesinden çıkıp hidrotermal zonun uzantısı durumunda yani arz yüzeyine yakın kısımlardaki çatlak ve boşluklara yerleşen ve hidrotermal olarak muayyen mineralleşmeyi içeren zon.
ERGİME, Katı hâlde bulunan bir cismin ısıtılma sonucu katı hâlinden, sıvı hâline geçmesi. Katı bir cismin sıvı hâline geçebileceği sıcaklık derecesine o cismin “ Ergime noktası” ; diğer bir ifade ile; ergime noktası, bir katının katı durumdan sıvı duruma geçmeye başladığı ve ergime sona erene kadar koruduğu sıcaklık derecesi. Ergime noktasına kadar ısıtılmış bir katının aynı sıcaklıkta sıvı hâle geçmesi için verilmesi gereken ısıya “ Ergime ısısı”; donmak suretiyle katı hâle gelmiş bir sıvının, sıvı duruma geçmesi veya bir maddenin herhangi bir sıvı içinde çözünerek sıvının bünyesine girmesi hâline “ Erime”; içinde katı bir madde erimiş sıvıya da “ Eriyik” denir.
ERGİME ISISI, —> Ergime.
ERGİME NOKTASI, —> Ergime.
ERİTİCİ, 1) Cevher içinde bulunan yabancı maddelerin kolay erimesini sağlamak amacı ile izabede kullanılan, katkı maddeleri. 2) Flaks.
ERİYİK, —> Ergime.
ERGONOMİ, İnsan çalışmasının bilimi, yani insan ve çalışma çevresi arasındaki ilişkinin bilimsel yönden incelenmesi. Bu bilim insanın kendine özgü niteliklerini, yeteneklerini araştırarak, işin insana veya insanın işe uyumlandırılması için gereken koşulları bulmaya çalışır.
ERKEK TAHLİSİYE (TAP), Konik ve ortası delik çelik parçasının çevresi, diş açmaya elverişli kesici dişler ve diş açma sırasında oluşan metal talaşlarını uzaklaştıran boyuna yivlerle teçhiz edilmiş ve yüzey sertmeşmesine tabi tutulmuş sondaj takımı. Tahlisiyenin konikliği öyle ayanl anmıştır ki kurtarılacak kopmuş tijin her konumunda ve manşonda diş açılabilir. Erkek tahlisiyenin çevresinde şekildeki gibi bazan kılavuz parçası da monte edilmiş olabilir.



ERKEN BAŞLAMA ZAMANI, —> şebeke planlaması.
ERKEN BİTİRME ZAMANI, —> şebeke planlaması.
ERKEN KRİSTALİZASYON, —> Kristalizasyon diferansiyasyon.
EROZYON, Yağmur, akarsu, rüzgar vb. eksojen (dış) olayların yeryüzünde yaptığı aşındırma.
ESİR MADENLER, ( Captured Mines ) Madencilikte kullanılan bir deyim. Kendi elinizdeki bir madenin değeri düşmesin diye size rakip olacak maden yataklarının işletilmesini önleme. Bu engelleme; bazen o madenlerin ruhsatlarını büyük vaatlerle alıp, başkalarının eline geçmesini önlemek ve daha sonra çeşitli bahanelerle maden yatağının atıl bırakılması şeklinde gelişiyor.
Yaratılan bahanelerin arasında en uygun olanları;
maden yatağında yeterli rezervin veya gerekli kalitenin olmadığını iddia etmek,
Çeşitli siyasal, ekonomik veya teknik baskılarla maden yatağının (esir madenin) işletilmesini önlemek şeklinde oluyor.
ESKİ, —> Eski imalat.
ESKİ HURDA, Çeşitli kullanım alanlarında ömürlerini doldurmuş alüminyum parçalarını tanımlayan ve alüminyum sektöründe kullanılan bir terim. —> Yeni hurda.
ESKİ İMALAT, 1) Kömürü veya cevheri alınmış ve sonra göçmeye bırakılmış veya ramble edilmiş ocak kısmı. 2) Eski.
ESNEK BAĞ, —> Elastik tahkimat.
EŞDEĞER ALAN, —> Muadil ocak açıklığı.
EŞİKLİ OLUK, Küçük boyutlu olan ve tabaka halinde akan tanelerin yataya yakın sabit bir yüzey üzerinde ve akışkan ortam içinde özgül ağırlık farklarına göre ayrılmalarını sağlayan ve bir oluk içerisine yerleştirilen eşiklerden oluşan bir ayırıcı. Eşiklerin ön tarafında suyun eşiğe çarpmasıyla meydana gelen türbülanslı akış, engelli çöküş koşullarını oluşturduğundan ağır mineraller eşik dibinde toplanırken, hafif mineraller su ile birlikte akar. Besleme belirli aralıklarda durdurulur ve eşik dibindeki ağır mineraller alınır.Eşikli oluklarda eğim, su tabakası kalınlığı, eşik yüksekliği ve pülp yoğunluğu ayırmayı etkileyen faktörlerdir. —> şekil





EŞİT DAYANIKLI ÇUBUK, Kendi ağırlığı da dikkate alınarak, bütün kesitleri üzerindeki gerilimleri aynı olan çubuk.
EŞİT HATALAR BOYUTU, —> Ayırma boyutu.
EŞİT ŞEKİLLİ MİNERALLER, —> İzomorf mineraller.
ETA ( Estimated time of arrival) , Deniz taşımacılığında kullanılan ve geminin tahmini varış tarihini belirten terim.
ETAJ, 1) Yeraltı ve yer üstü işletmelerinde ihzarat veya üretim yapılan seviyeler. 2) Ocakkatı. 3) Kat.
ETİAL, Seydişehir Alüminyum Tesisleri’nde üretilen ve içerisindeki Al, Fe, Si, Cu, Zn, Ti gibi metallerin miktarına göre değişik numaralarla belirlenen iletken ve saf alüminyum rümuzu. Etial-5 içerisinde % 99.50 Al, en çok % 0.40 Fe, % 0.25 Si, % 0.05 Cu, % 0.05 Zn, % 0.04 Ti bulunur. Etial-7 içerisinde en az % 99.70; Etial-3 içerisinde ise % 99.30 alüminyum bulunur.
ETİBOR- 48, Etibank Kırka tesislerinde üretilen, B2O3 içeriği % 48 olan rafine sodyum penta borat.
EXOLEN, —> Korund.
EXW (EX WORKS - İŞYERİNDE TESLİM), Malların satıcı tarafından, satıcının kendi tesisinde (imalathane, fabrika, depo vb.) alıcı için hazır hale getirilmesiyle satıcının yükümlülüklerinin sona ermesini ifade eden, uluslararası ticaret terimi. Eğer aksine bir hüküm bulunmuyorsa, satıcı, malları alıcı tarafından sağlanan araca yüklemek ya da gümrük çıkış işlemlerini yerine getirmek zorunda değildir. Malların satıcının kuruluşundan alınarak istenilen yere götürülmesiyle ilgili bütün masraf ve riskler alıcıya aittir.
Alıcının malı ihraç etme durumunda, her türlü belgeyi ve masrafı kendisi karşılamak durumundadır. Alıcı eğer bir yabancı firma ise, o da yerli bir alıcı firma gibi hareket etmek zorundadır. (Incoterms 1990).
EYRDOKS (AIRDOX), —> Basınçlı hava ile patlama. Kardoks.
EZİLME ZONU, İçinde daha önce makaslama yenilmeleri meydana gelmiş, birkaç metre kalınlığa kadar çıkabilen şerit şeklindeki ezik kayaç kısmı. Ezilme zonları, aşınmamış kayaç kütlesi içinde düzensiz olarak bulunan ve gerilme boşalması olan bölgeleri simgeler. Bu zona “ makaslama zonu “ da denir.
F

FAALİYET RAPORU, İktisadi faaliyet gösteren bir kuruluşun işletme bütçesine (iş programına) göre bir yıllık faaliyetini gösteren rapor. Faaliyet raporunda işletme bütçesinde öngörülen işler ile bunların gerçekleşme durumunun karşılaştırılması yanında kuruluşla ilgili iktisadi ve mali analizler de yapılır. —> İşletme bütçesi.
FAÇETA, Traş edilmiş bir taşın yüzeylerinden her biri (Faseta olarak da tanımlanır).
FARİN , İçerisinde %70 kalker ve %30 kil bulunduran ve çimento klinkeri elde edilmesi için hazırlanan hammadde. —> Marn’ın doğal olarak bu bileşime yakın olması durumlarında doğrudan çimento hammaddesi olarak kullanılır.
FAS (FREE ALONGSİDE SHIP - GEMİNİN BORDASINDA TESLİM), Belirlenen yükleme limanında malların gemi dogrultusunda rıhtıma ya da mavnaya yerleştirilmesiyle satıcının teslim yükümlülüğünün yerine getirildiği anlamına gelen, uluslararası ticaret terimi. Malın yukarıda belirtilen şekilde teslim edilmesiyle, mallara ilişkin herhangi bir kayıp ya da hasarın bütün masraf ve riskleri alıcıya aittir. FAS terimi, malların ihraç işlemlerinin alıcı tarafından tamamlanmasını öngörür. Alıcının bu tür işlemleri doğrudan doğruya ya da aracı kullanarak dolaylı biçimde tamamlamasının mümkün olmadığı durumlarda bu terim kullanılmamalıdır. Ayrıca bu terim, yalnızca deniz ya da nehir taşımacılığı çerçevesinde kullanılabilir. (Incoterms 1990).
FASETA, —> Façeta.
FASİYES, 1) Aynı yaşta farklı bünyedeki sedimanların konumu. İçinde yaşamış canlıları fosilleştirmiş, oluşumunun bütün şartlarını yansıtan bir kayacın bünyesi. 2) Çehre.
Petrografik durumu petrofasiyes, içinde yaşamış bitki ve canlılara göre biyofasiyes, geniş sahalara göre denizel, kontinental fasiyes, alt fasiyes grupları olarak sahil-, sığdeniz-, derin deniz fasiyeslerinden sözedilir. Tuzlusu-, çamurlusu-, rif-, tatlısu-, akıntı-, limnik-, lagüner-, buzul-, akıntıbuzul-, çöl fasiyesi adlı tâli fasiyeslerden bahsedilir. Bazı yazarlar, özel durumları için fasiyes özelliklerini yansıtan fasiyes isimlendirmeleri yapmışlardır: izotopik-, heterotopik-, izomezik-, heteromezik-, agresif-, defensif-, mineral fasiyesleri gibi.
FASON İŞLETME, İşlenecek ürünü konsantre olarak satın alan veya sadece işletme bedelini tahsil eden izabehane. İşlenecek malzeme; konsantre, hurda veya kırpıntı olabilir.
FAY, 1) Tektonik olaylar sonunda tabakaların kırılması veya kesilmesi sonucu meydana gelen kayma düzlemleri, zonları. 2) Arıza. Fay düzlemi (zonu) damar düzlemini kompartımanlara ayırdığı için damar düzlemi parçalanmış olarak devam eder. Faylar oluş şekline göre normal fay ve ters fay diye isimlendirilir. Fayın devamının bulunması gereken hatta, fay hattı denir. —> Kıvrım.
FAY ATIMI, Bir fay etkisi ile kesilen katmanın iki parçasının birbirine nazaran yer değiştirme mesafesi. Atılan parçanın yatay hareket mesafesine fayın yatay atımı, düşey hareket mesafesine de fayın dikey atımı denir.
FAY BREŞİ, Faylı arazide rastlanan ve fay zonunda bulunan breş.
FAY YÜZEYİ, Mermer işletmeciliğinde bir zeminin diğer bir zemin üzerinde kayma yüzeyi.
FAYDALANMA ORANI, ağır iş makinele-rinin fiilen yaptıkları iş saatinin, toplam mümkün iş saatine bölünmesiyle elde edilen oran.
FAYDALI MODEL, —> Patent.
FAYDALI REZERV, Mevcut ekonomik ve teknolojik şartlara göre hesaplanan rezervden işletme esnasındaki kayıplar ve işletilemeyecek kısımlar çıkarıldıktan sonra geriye kalan rezerv. Diğer bir deyişle; işletme projesi hazırlandıktan sonra bulunan rezervin isimlendirilmesi.
FAYDASIZ REZERV, Jeolojik yapının iyi bilinmemesi, bakir panoların iyi aranamamış olması, damarların isimlendirilememesi, eski işletme metotlarının kifayetsizliği, teknik imkansızlıklar, tavan veya taban damarlarının çalışılmayıp bırakılması, yangın, grizu, su basması vb. nedenlerle üst katlarda çalışılmadan kalmış olan rezerv.
FAZ, 1) Kimyevi ve fiziki bakımdan mütecanis bir sistemde, mekanik olarak diğer fiziki durumlardan ayrılabilen kısımlar. Suyun gaz, sıvı ve katı hallerinin herbiri bir fazdır. 2) Birbiri arkasından gelen değişikliklerin herbiri veya safhası. 3) Alternatif akımı taşıyan engel.
FAZLA ÇALIŞMA, 1) Belirli sebeplere ve şartlara bağlı olarak kanunda yazılı günlük çalışma süresinin dışında yapılan çalışma. 2) Fazla mesai.
FELDİSPAT, Doğal potasyum, sodyum, kalsiyum ve baryum alüminasilikatlar grubuna verilen ad. Feldispat mineralleri alkali içeriklerine göre; albit (Na Al Si3 O8), ortoz veya ortoklas (K Al Si3 O3), anortit (Ca Al2 Si2 O8) olarak adlandırılır ve magmanın soğuyarak kristallenmeye başladığı devrede oluşur. Feldispatlar; püskürük ve başkalaşım kayaçlarını meydana getiren en önemli minerallerdir. Özellikle alkali feldispatlar kuars ve mika ile birlikte graniti meydana getirir. Porfir içinde, feldispat büyük kristaller halinde bulunur. Feldispat eritici olarak seramik sanayiinde ve bu özelliğinin yanında Na, K, Al kaynağı olarak cam sanayiinde kullanılır.Her iki yerde de; yüksek alkali içeriği, renk verici (Ti O2 ve Fe2 O3) oksitlerinin olmaması ve beyaz renkte pişmesi aranılan özelliklerdir.
FELDİSPATLI PORSELEN, —>Çin porseleni.
FELDİSPATİK ZIMPARA, —> Zımpara.
FENNİ NEZARETÇİ, İşletme faaliyetlerinin; teknik esaslar, işçi sağlığı ve iş güvenliği gereklerini yerine getirmek suretiyle yürütülmesinden sorumlu olan ve maden yasalarına göre tayin edilen maden mühendisi.
FENOKRİSTALİN AGREGATLAR, Göz ile bünyesi tayin edilebilen kristaller —> Kriptokristalin agregatlar.
FENOKRİSTALİN KUARS, Tek billur halinde veya ufak kuars billurlarının biraraya gelmesinden oluşmuş kristaller.
FERDİ MASKE, İşçinin çalışma sırasında üzerinde taşıdığı, tehlike anında kullanılan ve çalışanı kısa süre için gazlardan koruyan maske.
FERE, 1) Tahkimatsız kelebe. 2) Bür. 3) Eyimli küçük galeri ve kuyu. Fereler genellikle graviteyle doğlu malzemesi, taş ve toprak nakliyatında kullanılır. —> Kelebe.
FERROALAŞIMLAR, Haddeden geçirilmeye veya dökülmeye müsait olmayan, demir sanayiinde kullanılmaya elverişli bileşikleri meydana getiren ve ağırlık itibariyle tek başına veya birlikte; % 8’den fazla silisyum, % 30’dan fazla mangan, % 30’dan fazla krom, % 40’dan fazla tungsten ve toplam olarak % 10’dan fazla başka alaşım elementi (alüminyum, titan, vanadyum, molibden, niyobyum, vb. söz konusu metal bakır olursa rakam % 10’u geçmemelidir) içeren demirli alaşım ürünleri. Bazı ferro alaşımların GTİP (Gümrük tarife istatistik pozisyon) numaraları şöyledir:
Fe Mn: 7202.11, Fe Si: 7202.21, Fe Si Mn: 7202.30, Fe Cr: 7202.41, FeSiCr: 7202.50, Fe Ni: 7202.60, Fe Mo: 7202.70, Fe W: 7202.80, Fe Ti:7202.91, Fe V: 7202.92, Fe Nb: 7202.93, Diğerleri 7202.99. —> Demir alaşımları.
FERROALYAJ, —> Demir alaşımları.
FERROKROM, Krom ve demir metallerinden elde edilen alaşım. Çelik endüstrisinde, demire mukavemet vermek, korozyonu ve oksidasyonu önlemek için kullanılır. Kromit cevherinin (FeO. Cr2 O3 veya FeCr2O4) ark fırınlarında karbon vasıtasıyla veya termik prosesinde silisyum ile redüksiyona tâbi tutulması suretiyle elde edilir. Ticarette yüksek karbonlu (% 4-8 C) ve düşük karbonlu (% 0,06-0,15 C) ferrokrom olarak işlem görür. Ferrokrom içerisindeki krom oranı genellikle % 65-72 arasında değişir.
Ferrokrom ticareti cent / libre olarak yapılır. Bunun dolar / ton olarak anlaşılması için önce cent’ten dolara ve sonra da libre’den ton birimine aşağıdaki örnekte olduğu gibi geçilir: Satış fiatı: 41,5 c/Lb —> 0,415 dolar / libre demektir. 1000 kg/453 gr = 2204,62 Lb ise 1 ton hesabından hareketle; 0,415x 2204,62=914,92 dolar/Cr. ton fiyatı bulunur. Ancak bunu satılacak ferrokromdaki Cr içeriği ile düzeltmek gerekir. Satış miktarı olarak 2000 ton düşünülmüşse ve % 66 Cr lık ferrokrom var ise, satılacak Cr içeriği 2000tx0,66 Cr= 1320 Cr. ton yapar. Cr.ton fiyatı da daha önce bulunmuştu. Hasılat; bu durumda 1320x914,92=1.207.694 dolar olur. —> Yüksek karbonlu ferrokrom, Düşük karbonlu ferrokrom.
FERROKROM AFİNE, —> Düşük karbonlu ferrokrom.
FERROKROM KARBÜR, —> Düşük karbonlu ferrokrom.
FERROKROM SÜRAFİNE, —> Düşük karbonlu ferrokrom.
FERROMANGAN, —> Manganlı çelik.
FIÇILI GALVANOPLASTİ, Dönen bir kap içinde katotları serbest halde bulunan mekanik —> Galvanoplasti.
FINDIK, —> Satılabilir.
FIRÇA, 1) Bağların birlikte çalışmalarını sağlamak ve bağ aralıklarını eşit mesafelerde tutmak için, bağlar arasına vurulan iki tarafı kurtağzı veya uygun şekilde hazırlanmış ince direk parçaları. 2) Gergi. —> Tavan fırçası. Bağlantı pabucu.
FIRÇA VURMAK, Ocak tahkimatının, iki ucuna kurt ağzı açılmış fırça denilen kısa direk veya çelik profil parçasıyla takviye edilmesi veya kaymış olan tahkimatın eski yerine getirilmesi için kullanılan takviye direği ile yapılan işlem. —> Sekil. Tavandan vurulan fırçalar tavan fırçası, tabandan vurulanlar taban fırçasıdır.
FIRDÖNDÜ, Sondajda kullanılan manevra başlığı. —> Sekil.
FIRINLAR, Metalurjide kullanılan fırınlar, kullanılan yakıtlara göre katı yakıtlı, akaryakıtlı ve gaz yakıtlı fırınlar; maddelerin ve yakıtın yandığı yerlere göre de yakıtla cevherin birbirine temas ettiği tekneli yani dikey fırınlar (Yüksekfırın. Water jaket fırın. Konverter), cevheri, yanmadan doğan gazlarla temas ettiren fırınlar (Reverber ve Alev fırınları), cevheri, hem yakıtla ve hem de yanmadan meydana gelen gazlarla temas ettirmeyen (potalı) fırınlar. —> Elektrikli fırınlar. Reverber fırını.
FİLLER DAMAR, Damarı teşkil eden dış kat telleri, bir alt katındaki kalın tellerle eş sayıdaki dolgu telleriyle örülmüş ve dış tellerle yataklık yapan konstruksiyonu haiz çelik halat. Bu tip damarlarda (demetlerde) dış kat telleri dolgu tel sayısının iki katıdır. —> Sekil.
FİLMASİN, Sıcak haddelenerek yapılan, genellikle yuvarlak veya yarı yuvarlak, kare, dikdörtgen ve altıgen kesitinde soğuk çekme için kullanılan kangal halindeki yarı mamül metal çubuk.
FİLON, Bir cevher veya mineralle doğal olarak dolmuş kaya çatlağı. —> Maden damarı.
FİLON KAYAÇLAR, Yaşlı mağmatik kayaçların veya tortul tabakaların arasında veya çatlaklarında, sığ derinliklerde (lakolit, dayk, sill) mercek veya çan şeklinde yerleşmiş olan derinlik kayaç topluluğu.
FİLTRASYON, 1) Slamda ve içerisinde su bulunan katı maddelerde koyulaytırma veya rutubeti azaltma amacıyla; sıvı kısmın katı kısımdan ayrılması işlemi. 2) Sıvı ayrımı.
FİLTRE, Sıvı veya gaz ortamında bulunan katı maddeleri tutabilmek için gerekli donanımı haiz ünite. Merkezkaç, tambur veya disk filtreler; basınçlı veya emmeli çalışan filtreler gibi, çeşitli imalat tarzları olduğu gibi; elektrostatik yük ile tozları toplayan tipleri de vardır.
FİNANSAL KİRALAMA,—> Leasing.
FİRMA, 1) Ticaret siciline kayıtlı olan, ticari ikametgahı bulunan ve belirli bir iktisadi işle uğraşan müessesenin ticaret ünvanı. 2) Piyasa ekonomisinde üretimi sevk ve idare eden birimler.
FİSHER-TROPSCH TEPKİMESİ, Temel olarak karbon monoksit ve hidrojenden oluşan gazın, magnetik bir demir oksit katalizörünün eşliğinde, yüksek sıcaklık ve normal veya yüksek basınç etkisiyle hidrokarbonlara dönüştürülmesi.
1940 larda Alman kimyacılar tarafından geliştirilen bu işlem benzin veya gazyağı gibi sıvı ve gaz hidrokarbon yakıt üretiminde kullanıldı.

FİSHER-TROPSCH YÖNTEMİ, 1923 yılında Franz Fischer ve Hans Tropsch isimli Alman kimyagerlerin doğal gazı ham petrole dönüştürme için buldukları yöntem. Başlangıçta bu işlem sırasında bol miktarda oksijen kullanılması gereği ve teknoloji yetersizliği bu yöntemle elde edilen akaryakıtın maliyetinin yüksek olmasına yol açıyordu. Birleşmiş milletler ambargosu yüzünden yaşadığı petrol kirizini aşmak için Güney Afrika bu yöntemdem yararlanarak gazlaştırılmış kömürden petrol elde etmeyi başardı. Sasol adlı Güney Afrika şirketi, bu yöntemi geliştirip, Norveçli Statoil ile bir anlaşma yapıp Kuzey Denizinden çıkacak doğal gazı, petrole dönüştürmeye hazırlanıyor. Günümüzde petrol sektörü, atıl doğalgazdan 770 milyar varil petrol üretmeye ve dünyanın 29 yıllık petrol talebini karşılamaya hazırlanıyor. —> Doğal gaz.

FİSKETE, Yeraltında basınçlı hava veya basınçlı suyu püskürtmek üzere hortum veya boru ucuna takılan lüle şeklinde hazırlanmış özel uç. Basınçlı hava püskürtmek veya hava akımı sağlamak üzere hazırlanan fisketelere “Basınçlı Hava Fisketesi”, basınçlı suyu, ya doğrudan doğruya veya basınçlı hava yardımıyla, sis halinde püskürtmek için hazırlanmış olanlarına “Sis Fisketesi”, yağmur şeklinde su püskürtmek için hazırlananlara da “Yağmur Fisketesi” denir. Basınçlı hava fisketesi, bir boru içine yerleştirilip fisketeden çıkan basınçlı havanın yardımıyla boru içindeki hava da hareket ettirilerek küçük vantilatör yerine de kullanılır. —> Tali havalandırma. Sis Fisketesi.
FİSKOS TULUMBA, —>Samandralı tulumba.
FİTİL, Kapsülleri patlatmada kullanılan, içi yanıcı madde ile doldurulmuş iletici.
FİTİLLİ ATESLEME, Saniyeli fitil ve kapsül, saniyeli fitil, infilaklı fitil ve kapsül kullanılarak yapılan ateşleme.
FİTİLLİ YAĞDANLIK, —> Yağlama sistemleri.
FİZİKİ METALURJİ, —> Metalurji.
FİZİBİLİTE RAPORU, —> Yapılabilirlik raporu.
FİZİKSEL METALURJİ, 1) Malzemelerin mikroyapısı ile mekanik ve diğer bütün özellikleri arasındaki bağıntıyı inceleyen bilim alanı. 2) Malzeme bilimi.
FLAMA, 1) 1.80 m boyutunda 3 cm çapında ve bir yere kolayca çakılabilmek üzere ucunda sivri demir pabuç bulunan yuvarlak veya prizma şeklinde ağaç sopa. Kolay görülebilmeleri için 50 cm.lik kısımlar sıra ile kırmızı-beyaz veya siyah-beyaz boyanır. Bunlara jalon da denir.
FLANS, 1) Boruların birbirine cıvatalarla bağlanmasını sağlamak üzere hazırlanmış dairevi parça. Bunlar sabit veya hareketli olabilir. 2) Salmastra kullanılan yerlerde kalmasını temin etmek için kullanılan parça.
FLANSLI BORU, 1) İki uçta flanşları serbest veya kaynaklı olan ve flanşların birbirine bağlantıları cıvata ile sağlanan boru. 2) Flanşlı sac boru.
FLAS İZABE YÖNTEMİ, Özellikle bakır ve tali olarak kurşun metal üretiminde kullanılan ve Finlandiyanın Outokumpu firması tarafından geliştirilmiş izabe usulu. Bu yöntemin uygulandığı tesis, fırın reaksiyon şaftı, dinlendirme bölgesi (settler) ve gaz çıkışı (off take) olmak üzere üç bölümden oluşur. Flaks, kurutulmuş konsantre, hava veya oksijen, reaksiyon şaftına püskürtülür. Burada oksijen ile sülfit taneleri reaksiyona girer ve enerji açığa çıkar ve bu enerji mat üretimi için gerekli enerjinin büyük bir kısmını sağlar. Reaksiyon şaftında ergimiş bulunan taneler setler bölgesinde gaz akımından ayrılır. Mat ise curuftan ayrılarak setlerin tabanına çöker. Matın tenörü % 45-80 Cu arasında değişir. Bu yöntemde oluşan curuf içerisindeki Cu % 0,8-2,5 arasında değişir ve flotasyon yoluyla zenginleştirilir. —> Sekil.
FLEKSÜR, Fayın teşekkülü sırasında tabakaların plastisitesi sebebiyle fay zonunda teşekkül etmiş ve sürüklenme izi gösteren damar arızası.
FLİNT TASI, —> Öğütücü taşı.
FLİS, 1) Orojenez sahasındaki basenlerde orojenik olaylar sırasında oluşan greli, killi ve az çok şist yapılı çökeller. 2) Belirli bir kayaç olmaktan ziyade özel bir fasiyese verilen isim.
FLOKÜLANT, 1) —> Flokülasyonusağlayan organik makromoleküler madde. Bunlar nişasta, un gibi tabii maddeler olabileceği gibi, değişik özellikteki polimerizatlar da olabilir. 2) Çöktürücü.
FLOKÜLASYON, 1) Sıvı içerisinde bulunan ve birbirinden ayrı duran dispers haldeki çok ince taneciklerin bir araya gelerek, daha iri taneler haline gelmesi ve böylece çökelme işleminin hızlandırılması. 2) Çökelme. Pıhtılaşma. Yumaklanma. Topaklanma.
FLOTASYON, Farklı yüzey özelliklerine sahip minerallerden bir kısmını sulu bir bulamaç içerisinde yüzdürmek, diğerlerini çöktürmek yoluyla yapılan bir ayırma ve zenginleştirme işlemi. Bu maksatla yüzdürülecek minerallerin yüzeyleri hidrofoblaştırılırken, çöktürülecekle-rinki hidrofil hale getirilir.
FLOTASYON BATARYASI, —> Selül.
FLOTASYON HÜCRESİ, —> Selül.
FLOTASYON KOLONU, Mekanik flotasyon hücrelerindeki turbulansından dolayı; ince gang tanelerinin konsantreye kaçmasını önlemek fikrinden hareket ederek; turbulansın olmadığı bir ortamda tanelerin askıda kalmalarını sağlayacak ince, uzun ve yüksek bir hücreye üst kesimden malzeme besleyerek yapılan flotasyon işlemi. Kolon flotasyonunda hava hücrenin tabanından verilir ve böylece kabarcıklar ve taneler zıt akım içinde karşılaşır. Bu zıt akış; ana ürünler ve gang taneleri için fiziksel bastırıcı işlevini görür, iri gang mineralleri ise yüksek çökelme hızları nedeniyle hücreden hızlı bir şekilde ayrılır. Kabarcıkları izleyen ince gang mineralleri ise hücredeki kalın köpük tabakasında yıkama suyunun da etkisi ile geri yıkanır ve böylece yüksek tenörlü konsantre elde edilir. —> Sekil. Sekilde görülen flotasyon kolonunda besleme kolon yüksekliğinin 2/3’sinden yapılmaktadır. Flotasyon kolonları temel olarak toplama bölgesi ve köpük bölgesi olmak üzere iki bölgeye ayrılır: Köpük bölgesi kalınlığı endüstriyel uygulamalarda 1,5 m kadar olabilmektedir. Oranı (L/D) > 10 ve kare, dikdörtgen ya da dairesel kesitlidir. 4 m çapında dairesel veya kesit alanı 16 m2 (2 m x 8 m) olan flotasyon kolonları endüstride de kullanım alanı bulmuştur (1994). —> Palp, Selül, Jameson flotasyon hücresi
FLOTASYON PETEĞİ, —> Selül.
FLUİDAL TEKSTÜR, 1) Amorf (şekilsiz) maddelerden oluşan, mikroskop altında incelendiği zaman, akıntıya benzeyen şekiller gösteren kayaçların dokusu. Bu doku en çok çabuk soğuyan lavların yüzeylerinde görülür. 2) akışkan doku.
FLUORESAN MİNERALLER, —> Ultraviyole ışın.
FLUORİT, Kimyasal formülü Ca F2, sertlik derecesi 4, özgül ağırlığı 3.2 gr/cm3; ultraviyole ışığı altında flüoresan olma özelliğine sahip mineral. Tortul ve magmatik kayaçlar içinde ticarete elverişli miktarlarda bulunur. Fluorit; demir-çelik endüstrisinde cüruf yapmakta, yüksek kaliteli gazolin, freon gibi maddelerin istihsalinde kullanılır. Saydam ve yarı saydamdır.Fluspat, flüorin veya fluorspat olarak da isimlendirilir. Dünya fluorit tüketiminin %60 kadarı çelik endüstrisinde, %20 kadarı aluminyum metalurjisinde (Asit derecesindeki fluoritten elde edilen fluor tuzları olarak), %15 kadarı kimya sanayiinde fluorlu kimyasal madde yapımında kullanılır. Bütün bu sanayii kollarında kullanılan fluorit ticari olarak üç tür (derece) halinde pazarlanır. Bunlar, a) Asit derecede fluorit : En az %97 Ca F2, %1-1.5’dan az silis, %0.03-0.1’den az sülfür içermelidir. Bazan kalsit, berilyum ve arsenik miktarları da limitlendirilir. Nem %1 veya daha az olmalıdır. b) Seramik derecede fluorit : Bunun için iki standart vardır. Birincisi %95-96 Ca F2, ikincisi %85-90 Ca F2 içermelidir. Silis en fazla %2.5-3, kalsit en çok %1-1.5, ferrik oksit en çok %0.12, kurşun ve çinko sülfatlar ise eser miktarda olmalıdır. c) Metalurjik derecede fluorit (metspar) : %60-85 Ca F2 içermelidir. Kükürt ve sülfür en çok %0.3, kurşun %0.25-0.5 olmalı, çok az miktarda fosfor içermelidir.
FLÜSPAT , —>Fluorit.
FLÜORESAN MİNERAL,—> Ültraviyole ışın.
FLÜORİN, —>Fluorit.
FLÜORSPAT,—>Fluorit.
FOB (FREE ON BOARD - GÜVERTEDE TESLİM), Malların belirtilen yükleme limanında gemi bordasına aktarılmasıyla satıcının teslim yükümlülüğünün yerine getirildiği anlamına gelen, uluslararası ticaret terimi. Mallar gemi bordasına aktarıldıktan sonra, mallara ilişkin herhangibir kayıp ya da hasarın bütün masraf ve riskleri alıcıya aittir. FOB terimi, malların ihraç işlemlerinin satıcı tarafından yapılmasını öngörür. Gemi bordasının herhangibir pratik anlamı kalmamışsa (roll-on/roll off veya konteyner trafiğinde olduğu gibi)—>FCA teriminin kullanılması daha uygun olur. (Incoterms 1990).
FOLYO, 7-200 mikron arasında kalınlığı olan metalik levha. Kurşun, kalay ve alüminyum metallerinden folyo yapılabilmekle beraber, en yaygın olanı —> Alüminyum folyodur. Folyo rule haline getirilebilir, nem veya gaz geçirmez. En çok gıda, tütün ve ecza malzemelerinin paketlenmesinde kullanılır. Alüminyum ve kurşun folyolar elektrik parçalarında, yedek parçalarda baskı ile şekillendirme işlerinde kullanılır. Altın folyo ise dekoratif kaplamalarda kullanılır.
FONSAJ, Kuyu kazı ve derinleştirme işi.
FONSAJ KOVASI, Çelikten yapılmış, ortadan kulplu, devirerek boşaltma için mandalı veya altta halkası olan kuyu kazısında çıkan pasayı (posta) kuyu dibinden kuyu başına çıkaran araç. Bunların beton taşıma işinde kullanılanlarına beton kovası, ocak suyunu çıkarmak için özel imal edilenlere de su kovası denir.
FORMACI, 1) Yüksek fırında ergimiş metalin potalara akışını sağlamak için fırının alt deliğini elindeki çubukla açan kişi. 2) Bakır izabesinde konverterde bulunan bakır tenörünü yükseltmek amacıyla; bakır boruları kullanarak, konverter içine hava veya saf oksijen girmesini sağlayan kişi.
FORMASYON, 1) Jeolojik zaman içinde yer küresi tarihinin tarif edilmiş bir zaman bölümü. Formasyonun sınırları daha ziyade paleontolojik, zaman zaman petrografik tariflerle saptanır. Zaman sınırlaması kesin saptanamamış formasyon sınırları permokarbon, permotrias, kretaze-tersiyer şeklinde ifade edilirler. 2) Kayaç stratigrafi sınıflamasının temel birimi olan ve haritaya geçirilebilen ve derine doğru izlenebilen alt ve üstten sınırlı homojen kayaç oluşumu. 3) Periyot, sistem. Formasyon kelimesi lâtincede “ Sekil, Figür “ anlamına gelmektedir.
FORMASYON DONDURMA METODU, Sulu formasyon ısısının özel bir donanımla alınması ve böylece formasyon suyunun donarak sızdırmazlığın sağlanması esasına dayanan kuyu kazı metodu. Su sızması önlendikten sonra, standart kuyu kazı metodu uygulanarak kuyu kazma iyi yapılır.
FORMASYON SUYU, Gevşek ve geçirgen formasyonlarda bulunan yeraltı suyu. —> Yeraltı suyu. Su tablası.
FORMEN, —> Başçavuş.
FORS MAJÖR, Maden ve metal ile ilgili ticari anlaşmalarda bulunan; alıcı ve satıcıyı kendi iradeleri ve kontrolleri dışında oluşan şartlar altında malzemenin teslim edilemeyeceğini veya teslim alınamayacağını açıkça belirterek mücbir sebebleri açıklayan madde. Bu madde genellikle, grevleri, doğal afetleri, yeni hükümet kararlarını, üretici ülkedeki hükümet darbelerini, taşıma esnasındaki beklenmedik olayları (geminin batması gibi) fors majör olarak belirtir.
FOSFORİT, —> Fosfat.
FOSFAT, 1) Fosforik asitten (H3 PO4) türeyen tuz ya da ester yapısındaki kimyasal bileşiklerin ortak adı. Tuzların bileşiminde fosfat iyonu (P O43), hidrojen fosfat iyonu (HPO42) ya da (H2PO4¯2) gibi eksi yüklü iyonlar ile sodyum ya da kalsiyum gibi artı yüklü iyonlar bulunur. Esterler ise; fosforik asitteki hidrojen atomlarının yerine etil (C2 H5) ya da fenil (C6 H5) gibi organik grupların geçmesi ile oluşur. 2) İçerisinde kalsiyum fosfat bulunan tortul kayaç.
Yerkabuğunda bulunan ve P2 O5 oranı % 1’i geçen 200 den fazla fosfat minerali bulunur. Yerkabuğunun ortalama P2 O5 tenörü % 0,23 civarındadır. Canlıların gelişmesinde etkin bir madde olan fosfata, açlıkla mücadele bağlamında stratejik bir hammadde olarak bakılmaktadır. Üretilen fosfat cevherinin % 86 kadarı gübrede, % 9,5 kadarı kimya sanayiinde (özellikle kir sökücü olarak), % 4 kadarı hayvan yemlerinde, % 0,5 kadarı ise besin sanayiinde kullanılır. Fosfat cevheri en çoğu ABD olmak üzere Tunus, Ürdün, İsrail,Togo ve Güney Afrika’da üretilir. Toprakları gübrelemek için doğal fosfat, normal süper fosfat; tripl süper fosfat, doğal fosfatın fosforik veya sülfürik asitte kısmen erimesiyle elde edilen karışım, kalsiyum hidrojen fosfat, susuz çökelti hâlindeki fosfat, parçalanmış fosfat, kireçli alüminyum fosfat, süperfosforik asit ve amonyum fosfat çeşitli varyasyonlarla kullanılır. Ekonomik anlamda, genellikle sedimanter yataklardaki oluşumlara fosfat kayacı, magmatik yataklardakilere ise apatit terimleri kullanılır. Fosforit terimi fosfat eşanlamlı olup, çoğunlukla denizsel kökenli fosfat kayaçları için kullanılır.
Fosfat tane tipine göre de tarif edilebilir. En çok bilinenler; olitik, pelletal ve nodüler tip fosfatlardır. 2 mm’den küçük çaplı, kolofan (izotropik apatit) ve frankolitin (anizotropik apatit) hakim olduğu fosfatlara pelletal tip, tane çapı 2 mm’den büyük olanlara ise pizolotik tip fosfat denir.
Fosfat kayacının kalitesini belirtmek için aşağıdaki terimler kullanılır.
a) BPL (Bone phosphate of lime), kirecin kemik fosfatı.
b) TPL (Triphosphate of lime), kirecin trifosfatı.
c) P2 O5 (Phosphours pentaoxide), fosfat pentaoksit.
d) P (Phosphours), fosfat (genellikle kullanılmaz).
Bunların kendi aralarındaki oran ise şöyledir: P2 O5 / BPL= 2,18 BPL/P=5.
Fosfat kayacı standartları BPL ve P2 O5 olarak aşağıdaki gibi belirlenmiştir.
% BPL % P2 O5
73 - 75 33,4 - 34,3
70 - 72 32,0 - 33,0
68 - 70 31,1 - 32,0
66 - 68 30,2 - 31,1
64 - 66 29,3 - 30,2
64 29,3
P: 0,4366 P2 O5; BPL: 0,4577 P2 O5; P2 O5: 2,185 BPL.Ticari işlemler için hazırlanan cevher konsantrelerinin P2 O5 içeriğinin % 30’dan yüksek, CO2 miktarının % 1,5’dan az, fluor miktarının % 4,5’den az, klorun % 0,006’dan az olması istenir. Demir ve aluminyum yüzdesinin 1,5’dan fazla olmaması gerekir. Organik madde miktarı ise % 1’den fazla olmamalıdır. Fiziksel özellikleri arasında nem önemlidir. Nemin % 4’den fazla olmaması istenir. Cevherin tane iriliği de homojen olmalıdır. Hacmin % 90'ının 149 mikronluk elekten geçmiş olması kabule şayandır.

FOSFAT KAYACI, —> Fosfat.
FOSFORESAN MİNERALLER, —> Ultraviyole ışın.
FOSİL, Tortul kayaç tabakaları arasında zamanla taş halini almış hayvan ve bitkilerin kavkı, kemik, diş, gövde, yaprak vb. kısımlarıyla bunların her türlü kalıp ve izleri. Jeolojik devirlerde yaşamış olan canlıların öldükten sonra bazı fiziksel ve kimyasal olayların yardımıyla fosil haline geçmelerine de fosilleşme denir. Fosiller genellikle gömülü bulundukları kayaçlarla yaşıttırlar.
FOSİLBİLİM, Paleontoloji. —> Jeoloji.
FOSİL YAKIT, Jeolojik devirlerde bitki ve hayvan artıklarının sedimantasyon (yataklanma) ve fosilleşmesi (taşlaşma) suretiyle meydana gelen kömür, petrol, yergazı ve turba. Nükleer yakıt ve odun, fosil olmayan yakıttır.
FOSİL YAKITLAR, Turba, linyit, kömür, ham petrol veya doğal gaz gibi; bitki ve hayvan kalıntılarından oluşan yakıt türü.
FOTOGRAMMETRİ, Ölçülecek objenin şekil ve konumunun fotoğraflarla saptanma metodu. Diğer ölçü metotlarındaki gibi birçok noktayı ölçme zahmetine girmeden ve obje ile direkt temasa gerek kalmadan üç boyutlu olarak, fotogrammetri kısa zamanda ölçme avantajına sahiptir. Değerlendirme, analog (benzerlik) metoduna göre değerlendirme cihazında orijinal resmin dönüştürülmesi suretiyle yapılmaktadır. En sık kullanılan, stereoskopik resimlerin stereoskopla değerlendirilmesi uygulamasıdır. Daha büyük bilgi işlem makinelerinin devreye girmesi ve rakamlı değerlendirmelerde şu avantajlar elde edilmektedir: 1. Resimler her çeşit fotoğraf makinesi ile çekilebilmektedir. 2. Alet hataları büyük ölçüde bertaraf edilmektedir. 3. Topografik temel ölçülerin alanı genişlemektedir. 4) Ölçü geometrisi serbest ve amaca uygun seçilebilmektedir. Yakın çevrede kullanılan yersel fotogrammetrinin uyumlu ve randımanlı bir ölçü sistemi olduğu, galeri ve kuyulardaki deformasyonların ölçümlerinde ­ 1 mm hassasiyet sağlamasından dolayı, fotogrammetrik ölçümler tasmandan doğan konut, temel duvarları, köprü, vinç köprüleri zararlarının saptanmasında yeterli olarak kabul edilmektedir.
FOTOJEOLOJİ, Hava fotoğrafları (stereos-kopik) yardımıyla yeryüzünün jeolojik karakterlerinin tespitine ve yeraltı zenginliklerinin belirlenmesi için yapısal, litolojik, jeolojik haritaların ve maden prospeksiyonlarının yapılmasına yarayan jeloji dalı. —> Sekil.
FOYA, Daha parlak bir görünüm kazandırmak için süs taşlarının, özellikle elmasın, altına konan metal varak.
FRANKOLİT, —>Fosfat.
FRAS (YÖNTEMİ) METODU, Klasik madencilik metotlarıyla geçilmesi zor veya imkansız örtü tabakası altında bulunan, eritilmeye müsait kükürdün yatağına kadar sondaj yapılıp borulanmasından (iç içe üç boru) sonra yüksek basınçla 160½-170½C suyun borularla kükürt yatağına yollanması, erimiş kükürdün basınçlı hava ile yeryüzüne çıkarılması esasına dayanan üretim metodu. —> Sekil.
FREN DİSKLİ KONVEYÖR, Bir oluk içerisine yerleştirilmiş ve belirli aralıklarda diskle donatılmış bir zincirin hareket ettirilmesiyle mâlzemenin sürüklenerek taşınmasını sağlayan konveyör. —> Sekil. —> Zincirli konveyör, Konveyör, Kaydırma.
FRENO, 1) Varagelde yapılan nakliyatı sağlayan ve fren düzeni olan molet tertibatı. 2) Kasnaklı fren düzeni. Freno sistemini çalıştırana frenocu denir. —> Sekil.
FRENOCU, —> Freno.
FRENOLU KUYU, Dolu kafesin aşağıya indirilmesini sağlayan freno düzenli kuyu.
FREN SAHANLIĞI, Kuyu veya dikbaşyukarı graviteden yararlanılarak maden veya ramble malzemesi taşımada sür’at kesmek için kuyu veya dikbaşyukarı içine yapılan kısmi perde (sahanlık).
FRİT , 1) Firit, sır, 2) Seramik mamûllerinin en üst tabakasını teşkil eden yani bu mamûllerin kaplanmasında kullanılan, ihtiyaca göre seçilen ve çabuk eriyen minerallerden (Flux Minerals) oluşturulan sır maddesi. 3) Seramik fabrikalarında talebe göre terkibi yapılarak ambalajlanmış bir şekilde piyasa sürülen tuz veya un görünümünde ticari madde 4) Perdahlı tuğla, sırla kaplanmış bir tuğla olup ilkel anlamda sır, tek maddeden ibarettir.
FRİTLİ PORSELEN,Kum, soda, tuz,şap ve alçıtaşı karışımından meydana gelen bir frit sayesinde camlaşan ve yumuşama derecesine kadar pişirilen —> Porselen.
FUEL OIL, Ham petrolün damıtılması sonunda elde edilen ve yakıt olarak kullanılan rafineri ürünü.
FÜLLER TOPRAĞI, Ana içeriği montmorillonit olan ve esas değişebilir katyonu Ca ++ olan kil. Birçok ülkede kalsiyum —> Bentonitbu isimle belirtilir. Absorbant ve adsorbant olarak sıvı ve katı yağların renklerinin giderilmesinde kullanılan killerdendir.G
GABARİ, Taşıtlarda yükün yükseklik ve genişlik ölçüsü.
GAGAT, —> Oltu taşı.
GALEN (GALENİT), Ağır, çabuk kırılabilen, gümüşgrisi renginde, kübik sistemde kristallenen ve kusursuz kübik yüzeylerde dilinimi olan, sertlik derecesi 2,5 ve yoğunluğu 7,5 gr/cm3 kuvvetli metal cilalı, kurşun (gümüş) grisi renginde, çizgisi grimsi siyah, hamlaçta çatırdayarak eriyen kurşun tanesi veren, kömür üzerinde sarı iz bırakan, ekseriyetle bünyesinde gümüş izomorf mahlût halinde veya mekaniki karışmış olarak bulunan, hidrotermal olarak filonlarda çinko blend (ZnS), gümüş madenleri, pirit, barit, kalsit, kuars vb. minerallerle birlikte veya metazomat teşekkül olarak kalsit ve dolomit arasında bulunan “ kurşun sülfür” (PbS). Eskiden galen kristalleri radyo imalinde de kullanılıyordu.
GALERİ, 1) Bir tarafı kapalı tünel. 2) Yeraltında açılan geçit yolu.
GALERİ AÇMA MAKİNESİ, Lağımların, yolların ve tünellerin açılmasında karşılaşılan kayaçların ve madenin tam mekanize olarak kazılıp yüklenmesi işini yapmaya yarayan iş makinesi. Galeri açma makineleri tam kesit ve bum tiplerinde imal edilir.
GALERİ ATEŞLEMESİ, Açık işletmelerde büyük miktardaki kitlenin kazısını sağlamak için cevher veya kayaç içinde T şeklinde galeri sürmek ve bu galerilerin ucunda oluşturulan ceplere patlayıcı madde yerleştirilmek suretiyle yapılan ateşleme usulü.
GALERİ TAHKİMATI, Galeriyi çalışılabilir duruma sokmak ve açık tutmak için ağaç, demir ve beton kullanarak yapılan bağ. Ağaç tahkimatta boyunduruk ve direk birbirine dik olarak vurulduğunda “Polonya tahkimatı”, eşkenar yamuk biçimde vurulduğunda “Alman tahkimatı” isimlerini alır.

GALVANİZLEME, 1) Madeni bir parçayı korozyondan korumak için bir çinko tabakasıyla kaplama usulü. Galvanizleme, ya madeni parçayı erimiş çinko banyosuna batırmak (sıcak galvanizleme) veya elektrolizle (soğuk galvanizleme) yapılır. 2) Galvanizasyon.
GALVANOMETRE, Elektrikli cihazları, elektrik akımı devreleri ve madencilikte özellikle elektrikli kapsüllerle teşkil edilen devrelerin kontrolunda kullanılan ohmmetre.
GALVANOPLASTİ, —> Galvanoteknik.
GALVANOSTEJİ, —> Galvanoteknik.
GALVANOTEKNİK, —> Elektroliz yoluyla cisimler üzerine metalik kaplama işlemi. Galvanostejide üzerine kaplama yapılacak metal cisim bizzat katod olarak kullanılır. Metal cisim, metal tuzu konulmuş bir kap içinde asılır ve katoda bağlanarak galvanik banyo içindeki anod plâkaları veya kafesinden çıkan iyon akımına maruz bırakılır. Cisim üzerine çökelen metal önce çözeltiden gelir, çözeltiden katoda giden metal tekrardan anod metalinden çözünerek çözeltiye katılır. Kaplama kalınlığı, akım şiddeti ve geçen zamana bağımlıdır. Galvanoplasti ile ağaç, jips ve mum (vaks) modellerin metal kopyaları elde edilir. Bunun için cisimler üzerine ince bir grafit tabakası serpilerek iletken hâle getirilir. Bundan sonraki işlemler galvanostejide olduğu gibidir. İşlemden sonra oluşan yeterli kalınlıktaki örtü, modelden ayrılarak içine genellikle yumuşak kurşun dökülür. Bu metodla örneğin plâkların orijinal master kalıpları ve matbaa yazılarının kopyaları elde edilir. Galvanoplasti ile şekil ve profil verilir; metal olan veya olmayan parçalar metal veya alaşım tabakasıyla kaplanarak korunur. Son derece ayrıntılı yüzeylerin kopya edilmesi, madalya türü mâlzemelerin yapımı ve duyarlı boyutlardaki boruların üretimi vb. ürünler bu şekilde elde edilir. Galvanoplastide elektroliz kabının uçları arasındaki gerilim, anotların çözünür olması veya olmaması durumuna göre değişir. İşlemin süresi ve verimi, katoddaki akımın yoğunluğu ile ters orantılıdır. Bununla beraber akım şiddetinde aşırı bir yükselme, hidrojen iyonlarının oluşmasına yol açarak işlemin verimini düşürür. Gümüş kaplamada gümüş ve potasyum çift siyanürü, gümüş siyanür, gümüş nitrat ve potasyum siyanür eriyik olarak kullanılır. Gümüş kaplamada katot akımının şiddeti, anotlar ince gümüş ise, bir voltluk gerilim altında desimetre kare başına 0,01 ve 0,045 amper arasındadır. —> Elektrotipi.
GANG, 1) Bir cevher yatağında cevherle birlikte bulunabilen ve ekonomik değeri olmayan madde. 2) Damar taşı. 3) Sokma.
GANG SİSTEMİ, Çok sayıda damarın basit veya kompleks şekilde birbirlerine paralel veya birbirlerini keser durumunda bulunmaları halinin meydana getirdiği görüntü.
GARNET, —> Grena.
GAYRİ ŞEFFAF MİNERALLER, —> Opak mineraller.
GAYT, —> Kayıt.
GAZ, 1) Genellikle sabit bir şekli ve belirli bir hacmi olmayıp, sınırsız olarak yayılabilen ve basınç artması veya sıcaklık azalmasının etkisi ile sıvı veya katı hale getirilebilen madde. 2) Petrol menşeli fiziksel hali gaz olan hidrokarbonlardan propan, propilen, normal butan ve izobutan bileşikleri veya bu bileşiklerin karışımları. 3) Kerosen (gazyağı)nın halk dilindeki adı.
GAZ ALEVLİ KÖMÜR, Bünyesinde % 30-45 uçucu madde ihtiva eden kömür.
GAZ BOŞALMASI, —> Gaz intişarı.
GAZ ÇIKIŞI, —> Gaz intişarı.
GAZ DEDEKTÖRÜ, Havada bulunan gaz oranlarını saptamaya yarayan optik veya yanma esasına dayalı ölçü yapan aygıt. —> Riken gaz dedektörü, MSA (Metan dedektörü). Drager (CO dedektörü) —> Şekil. Periyodik ölçme yaparak kayıt yapanları ve uzaktan ölçü yaparak bilgileri yerüstünde kurulan erken uyarı istasyonunda bulunan kaydediciye gönderen sistemler de gereken yerlerde emniyet bakımından kurulmaktadır.
GAZ DEDEKTÖR SİSTEMLERİ, Propan ve bütana uygun, muhafazası sızdırmaz tipte, çalışması esnasında dış yüzey sıcaklığı hiçbir zaman 300°C’u geçmeyen, sanayi tipi, sertifikalı, bütan ve/veya propan kaçağını algılayarak bu gazların havadaki alt, patlama sınırının en fazla %20’sine ulaşıldığında yangın ikaz ve emniyet sistemlerini çalıştıran sistemler (TS 144 RG, 6.5.1998)
GAZ DİNAMİĞİ, —> Aerodinamik.
GAZ DRENAJI, Çevredeki formasyonlarda bulunan metan gazının, ocak havasına karışmadan önce emilmesini sağlamak amacıyla yapılan işlem.
GAZ EMME, —> Absorpsiyon.
GAZ GALERİLERİ, Metan drenajı amacıyla, kömür tabakalarının tavanından vaya tabanından tabakalara paralel sürülen ve giriş tarafı bir barajla kapatılan galeriler.
GAZ İNTİŞARI, 1) Kömür veya yan kayaçtan gelen ve uzun bir süre devam eden gaz çıkışı. 2) Gaz boşalması.
GAZ KAPTAJI, İntişar eden gazı, boru içine almak suretiyle zararsız hale getirilerek atılacağı yere veya ekonomik olarak kullanılacağı yere kadar sevkini sağlama.
GAZLI KÖMÜR, Yağlı kömürler ile gaz alevli kömürler arasında % 15-30 uçucu madde ihtiva eden kömür.
GAZ MASKESİ, Zehirli gazlardan korunmak amacı ile, özel olarak yapılmış gereç.
GAZ NUMUNESİ ALMA, —> Numune.
GAZ ORTAM SAHALARI, —> Patlayıcı gaz ortamı.
GAZ PATLAMASI, Hava ve gaz karışımının infilak etmesi.
GAZ TÜRBİNLİ SANTRALLAR, —> Elektrik enerjisi üretim tesisleri.
GECİKMELİ KAPSÜL, —> Kapsül.
GECİKMESİZ KAPSÜL, Ateşlenmesi ile patlaması aynı anda olan kapsül. —> Kapsül.
GEÇ BAŞLAMA ZAMANI, —> Şebeke planlaması.
GEÇ BİTİRME ZAMANI, —> Şebeke planlaması.
GEÇİCİ İŞ GÖREMEZLİK, İş kazası veya meslek hastalığı dolayısiyle, personelin işinde geçici bir süre çalışamayacağının hekim raporuyla belirtilmesi hali.
GEÇİCİ TAHKİMAT, Ana tahkimat öncesi yapılan tahkimat. —> Muvakkat tahkimat.
GEÇİRİMSİZ SERAMİK ÜRÜN, Özelliklerini hamurun yüksek sıcaklıkta ergiyerek yumuşamasından ve camlaşmasından kazanan seramik ürünler. Bunlar sinter seramikler olarak da bilinir ve türleri şunlardır :
1- Kumtaşı parçalar mamülü ürünler . Bunların hamuru serttir ve saydam değildir.
2- Porselenler. Bunların hamuru sert, beyaz, yarı saydamdır ve kendi aralarında iki türe ayrılır :
a) Sert porselenler ki bunların, hamuru ve sırı feldispat veya feldispat-kalker karışımından hazırlanır. b) Yumuşak porselenler ki bunların hamurunda suni (frit) veya fosfatik bir eritici bulunur ve sırı, kurşun bileşiklerinden yapılır.
3- Sıhhi tesisat porselenleri. Bunlar camlaşmış ürünler serisinde, kumtaşı parçalarla porselen arasında yer alır ; pişim usülleri ve görünüşleriyle de ince çini ve porselen arasında ara ürün niteliği taşır ; hamurları gözenekli ve yarı saydamdır.
GEÇİŞ KÖPRÜSÜ, —> Take.
GEÇMELİ HOBEL İŞLETMECİLİĞİ, —> Hobel işletmeciliği.
GEİGER SAYACI, Uranyum ve toryum yataklarının yani radyoaktif maden yataklarının aranmasında kullanılan cihaz. Sayacın esasını, ekseninde negatif elektrik yüklü tel bulunan içi radyasyonla iyonize olan gaz dolu tüp ve sinyal tertibatı teşkil eder.
GEM, 1) Ziynet eşyası olarak işlenmek üzere kesilen ve parlatılan elmas, yakut, topaz vb. dayanıklı, nadir, kıymetli ve yarı kıymetli taşlar için kullanılan genel terim. 2) Mohs’a göre mineralojik anlamda kuvarsı çizen ve sertliklerine göre birbirinden ayrılan, ışığı yansıtan parlak ve güzel mineraller. 3) Arkeolojik anlamda oyulup işlenmiş taş. Gem’i konu alan bilim dalına “Gemoloji” denir. 4) At koşumunun bir parçası.
GEMOLOJİ, —> Gem.
GEMTAŞI, —> Gem.
GENEL EĞİM AÇISI, 1) Basamakları teşkil edilmiş şekilde açılmış bir açık işletmenin heyelan yapmadan durabilmesini sağlayan, basamak köşelerinden geçtiği varsayılan doğruların yatay düzlemle yaptığı dar açı. 2) Şev. —> Genel meyil açısı.
GENEL GİDERLER, Maden işletmesinin yönetimi ile ilgili ücretler; mühendislik, fenni nezaret, topografya, etüd-arama, kırtasiye, kira, haberleşme ve ulaşım giderleri; sigorta ve ısıtma-aydınlatma ücretleri; vergi-resim harç; yatırım ve işletme giderlerinin faizleri, verilen teminatların masraf ve komisyonları, dava takip, istişare ve denetim giderleri.
GENEL İŞLETME RANDIMANI, Tüm satılabilir üretim miktarının üretimle ilgili olarak yapılan yevmiyelerin tamamına veya işçi saatine bölümü ile elde edilen değer. Birimi kg/yev. t/yev. veya kg/saat, t/saat. Tüm yevmiye adedi = İçeri A + Dışarı B + (Lavvar-Harman) C.
Not: Türkiye’de kazmacı ve bacacı randımanları tuvönan üretime, içeri ve umumi randıman hem tuvönan ve hem de satılabilir üretime, genel işletme (harman sonu) randımanı ise yalnız satılabilir üretime göre hesaplanır. Bu randımanların birimi kg veya ton/yevmiye olarak tanımlanır.
GENEL JEOLOJİ, —> Jeoloji.
GENEL MEYİL AÇISI, Açık işletmede en alt basamak (graden) ile en üst basamağın kenarlarını yani basamak alın düzlemi ile basamak tabanını teşkil eden yatay düzlemlerin ara kesiti doğruları arasına çizilen dik doğru parçasının yatay düzlemle yaptığı dar açı. Genel meyil açısı, cevher ve örtü tabakasının yapısına, yerinde yapılan gözlemlere ve tecrübeye dayanılarak tek bir genel meyil veya değişen tabaka, cevher veya kömür karakterine göre birkaç ayrı genel meyil açısı şeklinde tesbit edilir. İşletme buna göre projelendirilir.
Genel meyil açısı aşağıdaki şekilde hesaplanır:
N : Basamak sayısı
h : Basamak yüksekliği (m)
a : Basamak genişliği (m)
b : Basamak meyilli alnının izdüşüm
genişliği (m)
 : Genel meyil açısı (½)
(N-1) . a + N . b
Cos  ---------------------------
N . h
a = b = h şeklinde düzenlenmiş basamaklarda genel meyil 29½ . 44’ 30½’dir. —> Şev, Şev açısı, Genel eğim açısı.
GENERATÖR, 1) Gaz tekniğinde generatör gazı veya odun gazı elde etmek için kullanılan fırınlar. 2) Elektroteknikte mekanik enerjiyi elektrik enerjisine çeviren makine. Mekanik enerjinin elektrik enerjisine dönüştürülmesinde üç şartın birarada olması lazımdır. Bu şartlar da; a) Manyetik alan, b) Bu alanda bir bobin, c) Ya mıknatısta veya bobinde hareket olmasından ibarettir.
Dalgalı akım elde edilen makinelere “Alternatör”, doğru akım elde edilenlere de “Dinamo” denir. Manyetik alanda dönen bobinde oluşan akım, sinüs eğrisi karakteri gösterir. Sinüs eğrisinin tam bir devri gösteren kısmına peryot, saniyedeki peryot adedine de frekans denir. Dalga şeklinde olan sinüs eğrisinin alt yarısı bir komutator (kollektör) vasıtası ile yukarı katlanırsa sıfırdan yukarı yükselip alçalan bir doğru akım meydana gelir. Bunu tam bir doğru akım haline getirmek için çok sayıda birbirinden ayrı, izole edilmiş sargılar aynı alan içinde döndürülür. Bu husus dinamonun çalışma prensibini gösterir.
GENERATÖR GAZI, Yanan bir kömür yatağı içine sıcak hava ile buhar sevk edilerek elde edilen ve içinde % 20-30 CO, % 10-12 H2, % 2-5 Co2, % 50-55 N2 ve % 10 civarında hidrojen bileşikleri ve içinde bulunabilecek oksijen % 0,5’ten aşağı olan yanıcı gaz. Koktan elde edilen generatör gazının kalorifik değeri 1050 kcal/m3 civarındadır.
GENİŞ ÇAPLI SONDAJ, Yeraltı madencili-ğinde başyukarı ve kelebelerin açılması veya körkuyuların kazılmasında kolaylık sağlamak üzere kullanılan özel sondaj makinesi. Geniş çaplı sondajı gerçekleştirebilmek için iki kat arasında evvela bir pilot sondaj yapılır. Geniş çaplı kesici kafaların çalıştırılmasında bu pilot sondajdan yararlanılır. Geniş çaplı sondaj makinelerinin kesici kafaları tam kesit, kademeli veya karot şeklinde kesme yapabilecek sistemlerde imal edilir.
GENİŞ LAĞIM ATEŞLEMESİ, Çapı 50 mm ile 350 mm arasında olan lağım deliklerinin patlayıcı madde ile doldurularak ateşlenmesi tarzında uygulanan bir ateşleme metodu.
GENLEŞTİRİLMİŞ PERLİT, Tasnif edilmiş perlitin 850-1150 C°’de ısıtılması sonucu, hacmi büyümüş, düşük yoğunlukta materyal.Genleşmiş perlit en yaygın olarak inşaat sanayiinde sıva agregası, yalıtım betonu ve hazır yapı elemanları hazırlanmasında; kimya sanayiinde, dolgu maddesi, katalizör, pigment taşıyıcı olarak; gıda sanayiinde, özellikle şeker ve bira üretiminde filtre malzemesi olarak; çelik endüstrisinde döküm sonrasında çeliğin sıcak tutulması işleminde; makine sanayiinde, titreşim damperlerinde; tarım sektöründe genel olarak toprağın havalandırılması, nemli tutulması işlemlerinde, fide ve fidan yetiştirmede kullanılır. Genleştirilen perlit yoğunluğuna ve kullanım yerlerine göre aşağıdaki isimler altında pazara sunulur :
a-) Genleştirilmiş Perlit : Normal perlit (80 kg/m3),
Standart perlit (80-120 kg/m3) ve
Süper perlit (120-150 kg-m3)
b-) Hazır Sıvalar : Çimentolu kaba izosıva (450 kg/m3),
Çimentolu ince izosıva (1150 kg/m3),
Alçılı kaba izosıva (450 kg/m3),
Alçılı ince izosıva (500 kg/m3),
Derz harcı (900 kg/m3),
Yüzey düzeltme (900 kg/m3)
c-) İzo beton : (Yalıtım betonu, 400 kg/m3)
d-) Blok tuğla : (8x50x33,3 cm, 0, 166 m2)
e-) Etiper pano : (6x60x250-300 cm)
f-) Mikronize perlit : 150-300 mikron (150 kg/m3)
50-150 mikron (200 kg/m3)
g-) İzoşilte : (0,5 m2)
GEOİD, Yerçekimi ölçümlerinin sonuçlarına göre yer küresinin şeklini ifade için kullanılan terim. Geoid şekli, dünya denizleri yüzeyleriyle aynen çakışmaktadır. Geoid, dönen bir elipsoidin şeklinden biraz sapmaktadır. Geoide en yakın şekil —> Sferoid dir. Bu nedenle ölçümbilimde standart referans yüzeyi olarak sferoid kullanılır; bununla beraber, geoid ve sferoid yüzeyleri arasında yer yer -90 ve x50m arasında oynayan farklar vardır.
GEOMETRİK ŞEKİLLİ OLMAYAN BİR YÜZEYİN ALANI, 1) Düzgün geometrik şekillere bölünemeyen yüzey alanının hesaplanması. Bunun için ya şeklin yüzeyi eşit ve dar şeritlere bölünürerek,
h0+hn
F= b (h1+h2+h3+...+hn-1+ —————)
2
(b genişlikleri eşit)
formülü uygulanır veya alan planimetre aleti ile ölçülür. F: alan, b: şeridin dar kenarı, h: şeridin uzun kenarı. 2) Düzgün olmayan bir yüzeyin alanı. —> Şekil.

GERÇEK DAMAR KALINLIĞI, Sondajda veya mostrada tesbit edilen damar kalınlığının, damar meyli dikkate alınarak hesaplanan damarın tavan ve tabanına dik kalınlığı. Rezerv hesaplarında damarın gerçek kalınlığı dikkate alınır. —> Damar kalınlığı, İşletilen ortalama damar kalınlığı m= gerçek damar kalınlığı, m’= Mostrada görünen veya sondajda kesilen kalınlık = Damar meyil açısı a- Mostradan m=m’.sin  b- Sondajdan m=m’.Cos . —> Şekil.

GEREKÇE RAPORU, Genel olarak hazırlanacak projenin esaslarına ilişkin açıklamaları, bu esasların kabulü için zorunlu nedenlerle teknik ve ekonomik hesapları gösteren rapor.
GERİDEN KESTİRME, Aynı doğru üzerinde bulunmayan koordinatları belli üç noktadan ve bu noktaları gören bir noktaya alet kurup gözlem yaparak okunan açılar yardımı ile gözlem yapılan noktaya koordinat nakli. —> Kolins metodu.
GERİ FIRLATMA SERTLİĞİ, Sertliği bilinen özel bir çekicin belirli yükseklikten malzeme üzerine düşürülmesi sonucu çekicin geri sıçrama yüksekliği ölçülmek suretiyle tesbit edilen sertlik ölçüsü.
GERİLİM, 1) İki nokta arasındaki elektrik akımını sağlayan neden. 2) Potansiyel farkı. 3) Voltaj.
GERİ TEPME, 1) Denge durumundan harekete başlayan bir cismin kendine uygulanan kuvvete ters yönde bir kuvvet uygulaması. 2) Patlayıcı madde doldurulan delik ateşlendiği zaman gazın istenen işi yapmayıp delikten geri püskürmesi.
GEVŞEME, Tabii konumundaki kitlenin çatlak, yarık ve klivaj gibi ayrılma yüzeyleri nedeniyle mukavemetlerini kaybetmesi hali.
GEVŞETMELİ ORTA, Alında ikinci bir serbest yüzey yaratmak amacı ile birbirine yakın ve paralel delinmiş lağım deliklerinden bazılarının boş bırakılması ile oluşturulan orta düzeni.
GEYZER, Kızgın su, buhar ve bazı durumlarda çamuru devamlı, kesikli veya infilak şeklinde dikey olarak püskürten kaynak. Geyzer sularından çökelen silisli tortuya geyzerit denir.
GEYZERİT, Bileşimi hidrate silis olup, kaynaçların silisli sularının çökelmesinden meydana gelen kayaç. Tüflere benzeyen bu kayaç bileşimi dolayısı ile mineralojide opal’in bir türü olarak kabul edilmektedir. Geyzerite kaynaçtaşı da denir.
GEZER AKTARICI, Döner kepçeli ekskavatör bant örtükazı yönteminde ana nakil bandı ile dökücü alış bandı arasındaki bağlantıyı sağlayan paletli veya raylı mobil aktarıcı. —> Şekil. Döner kepçeli ekskavatör.

GİDAJ, —> Kayıt.
GİYDİRİLMİŞ YEVMİYE, Çıplak yevmiye + Sosyal giderler.
GİZLİ KRİSTALİN KUARS, Kristalleri ya mikroskopik büyüklükte veya daha küçük olan kuars türleri. Kalsedonlar, çakmak taşları, çertler, akik taşları, melinit, oniks, krisopras, karnalin ve jasp bu gruba girer.
GLAUBERİT, —> Glauber tuzu.
GLAUBER TUZU, Kimyasal formülü Na2 SO4. Ca SO4 olan doğal sodyum sülfat minerali. Glauberit de denir. Saf glauber tuzu teorik olarak % 44 Na2 SO4 içerir.
GLORİ HOL, 1) Bir açık işletmeyi yeraltı taşıma galerisine bağlayan kısım. 2) Bir kapalı işletmede maden yatağında çalışılan panonun alt kısmında bulunan ve içerisinde gravite ile nakliyat yapılan bür. —> Yeraltı Huni Açıkayak İşletme Metodu, Glori hol nakil yöntemi.
GLORİ HOL NAKİL YÖNTEMİ, Yeraltı huni açık ayak işletme metodu veya açık işletmede yapılan üretimin ocağın tabanında ve merkezi bir yerinde açılan kuyu vasıtasıyla yeraltı malzeme kırma, hazırlama ve nakil galerisine sevk edilerek buradan direkt bandla ocak dışındaki fabrika sahasına nakledilmesi yöntemi. —> Şekil.
GNAYS, a) Granitin ve magmatik veya tortul kayaçların başkalaşıma uğramasından dolayı meydana gelen metamorfik kayaç. Muskovitli gnays, granit-gnays, hornblendli gnays, enjekte gnays türleri mevcuttur. b) Mika kristalleri, kuars ve feldispat içeren ve tabakalanmış bir görünüm arzeden başkalaşım kayacı.
Gnayslar, içerdikleri minerallere, oluşum süreçlerine, kimyasal bileşimlerine ve başkalaşım sürecinden önceki ana kayacın türüne göre ortognayslar ve paragnayslar olarak ikiye ayrılır. Ortognayslar korkayaçların, paragnayslar ise özellikle tortul kayaçların başkalaşıma uğraması sonucu oluşur.
GODE ZİNCİRİ, —> Zincirli bager.
GOIC, Suudi Arabistan, Irak, Kuveyt, Bahreyn, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’nin üyesi bulunduğu endüstriyel müşavirlik konularında körfez organizasyonu teşkilatı.
GONYOMETRE, Kristal eksenlerine göre mineral yüzeylerinin açılarını ölçmeye yarayan araç.
GOSSAN, —> Demir şapka.
GÖBEK, 1) Demiryolu makaslarında makasın ortasında birbirini kesen rayların birleştiği yer. Göbek yardımı ile araba tekerleği aynı ray üzerinden öbür ray üzerinde bulunan aralıktan geçerek gidiş yönünü muhafaza eder. 2) Orta çekme. Orta.
GÖÇERTMELİ AYAK İŞLETME METODU, 1) Altı kesilmiş cevherin kendi ağırlığı, üstteki tabakaların ağırlığı veya her ikisinin birden etkisi ile parçalanıp akması veya maden alınırken tavanın göçertilmesinin sağlanması suretiyle kömür ve metalik cevher yataklarına uygulanan tahkimatlı yeraltı (üretim) işletme metodu. Göçertmeli ayak işletme metodları uzun ayak, yatay (tavandan tabana üstten kesme) dilimli, meyilli dilimli, arakatlı, blok göçertmeli (normal, ızgaralı, skrey perli) ayak işletme metodu diye sınıflandırılabilir. 2) Çalışılan alın tahkimatı arkasında tavan tabakaları kontrollu olarak göçertilen ayak.
GÖÇERTMELİ BADAMALI (SUN’İ TAVANLI) UZUN AYAK METODU, —> Dilimli göçertmeli ayak işletme metodu. Badama tabiri, hazırlanan üst dilim ayağın çalışılması sırasında tabana 200 x 17 x 5 cm boyutlarındaki kalasların yerleştirilip bunların üstüne çapraz olarak 15 cm genişliğinde ve 3 cm kalınlığında tahtaların çakılması ile daha sonraki ayağın tavanı olarak hazırlanmış olan sun’i tavanı ifade etmektedir.
GÖÇERTME USULÜ, Genel olarak üretim yapılan yerde meydana getirilen boşluğun göçertilmesine dayanan üretim yöntemi. —> Şekil. Bu yöntemde cevheri veya kömürü alınan boşluğa dolgu yapılmaz ve tahkimat malzemeleri alındıktan sonra tavan çökertilir veya göçmeye terkedilir.
GÖÇME, —> Heyelan.
GÖÇÜK, 1) Yeraltı imalatında tahkimatın yetersizliği veya eskiyip dayanıklılığını kaybetmesi sonucu tavanın göçmesi hali. 2) Çökme. —> Tasman.
GÖKTAŞI, 1) Gezegenler arasında hareket eden ve gaz haline geçmeden yeryüzüne ulaşan taş ve maden parçası. 2) Meteor.
GÖKYAKUT , %80-93 nisbetinde Al2 O3 ihtiva eden korindon. Muhtemelen pegmatitlerden ayrışmışlardır. Bünyesine giren Fe ve Ti nedeniyle açık maviden çivit rengine kadar değişen renklerde bazen de menekşe rengini alan, nadiren saydam ve genellikle saydam görünüme sahip, korund türü bir mineral. Ayrıca korindon zefir veya safir olarak da adlandırılır. Asterizm (altışualı yıldız) özelliği diğer korindonlara göre daha açıktır. Kızdırılınca rengi kaçar, soğuyunca eski rengini almaz. Taşın değeri rengine, temizliğine ve iriliğine göre değişir. Saat fabrikalarında ve ince teknik işlerde kullanılır. Sentetik safir imali, tabii safirin fiyatını düşürmüştür. Sertliği 9 olup, elmastan sonra gelir.
GÖL KALKERİ, İçinde tatlı su midye ve gastropot fosillerine rastlanan ve gölde teşekkül etmiş yoğun ve ince tabaka halinde bulunan kalker. Kireçli suların göllere dökülmesi halinde bazı göl kalkerleri travertenler şeklinde çökelir.
GÖMLEK, 1) Pompalarda, patlamalı motorlarda, buhar makinelerinde pistonun içinde çalıştığı sabit veya değiştirilebilir silindirlerin (gömlek) aşınmalarından sonra, silindir kalibrasyonunun müsaade edilen toleranslar içinde tutulabilmelerini sağlamak amacıyla, imal edilen ve silindir boşluğuna çakma suretiyle yerleştirilen silindirik parça. Bunlar çelik, paslanmaz çelik, bronz, zırhlanmış çelik (sinter bazalt kaplama), porselen vb. maddelerden imal edilirler.
GÖNYELEME, Mermer işletmeciliğinde taşın bir kenarının doğrultularak gönye tatbiki ve gönyeye göre diğer kenarının izlenmesi.
GÖRÜNÜR REZERV, Ana kuyu, tali kuyu, galeri, kılavuz, başyukarı, başaşağı, desandri, yarmalar vasıtasıyla dört yanı; devamlılık arzeden muntazam yataklarda ise üç yanı (diğer bir yanı birkaç sondajla) açılmış bulunan maden kesimlerini belirleyen rezerv kavramı. Görünür rezerv kısmında istihsal için gerekli olan bilgilerin tesbit edilmiş olması istenir. Bu bilgiler genellikle; maden kalitesi, hidrojeolojik şartlar, yataklanma durumu ve rezerv sınırı, mineralizasyon durumu ve dağılışı, tektonik karakterler, jeolojik faktörler hakkındadır. Görünür rezerv işletmelerde ihzarat durumuna göre; “çıkarılmaya hazır” ve “çıkarılmaya hazır değil” (belirli) diye iki ayrı rakamla ifade edilir. Pratikte görünür rezervin hata sınırı, çok iyi bilinen yataklarda ± % 5, genellikle ± % 20 olarak kabul edilir.
GÖTÜRÜ İŞ ANLAŞMASI, İşveren ile işçi arasında yapılan (kesene) iş anlaşması. Arkadaşlık grubu ve tek adam türlerinde olabilir. Bu anlaşmada yapılan iş miktarı, duruma göre; malzeme kullanımı, vagon adedi, uzunluk (cm, m), yüzey (m2), hacim (m3) ve zaman ölçülerine göre tesbit edildiği gibi, vagon adedi ve karışık biçimde ölçü birimleri ile de tesbit edilir.
GÖZENEKLİLİK, —> Prozite.
GÖZENEKLİ SERAMİK ÜRÜN, Bünyele-rinde porlar yani boşluklar bulunan, topraksı bir kırılma gösteren ve gazları, sıvıları, yağları geçirme özelliğine sahip seramik ürünler. Bunlara poröz seramikler de denir ve üç türü vardır:
1- Demir oksitle az veya çok kırmızıya boyanmış geçirimli hamurdan yapılan parçalar arasında pişmiş toprak kaplar, silisyum ve alkali maddeli veya kurşunlu sır vurulan çömlekler, hamurun rengini örten kalayoksit temelli saydam olmayan emaye ile kaplanmış kalaylı çiniler gibi.
2- Isıya dayanıklı ürünler, tuğla gibi.
3- Beyaz ve ince hamurdan yapılmış geçirimli ürünler ; bunlar pişmiş toprak parçalarından daha yüksek ısıda pişirilir ve saydam bir emaye ile kaplanır, ince çini, pipo toprağı gibi.
GÖZLEMSEL EPİSANTR, Depremin ardından yapılan gözlemsel incelemede, maksimum şiddetin çevrelediği alanın merkezi.
GÖZTAŞI, Halk arasında öldürücü bir zehir olarak bilinen bakır sülfattan ibaret mavi renkte zehirli tuz.
GRABEN, Her iki tarafı faylarla yükselmiş veya çevresine göre çökmüş arazi kitlesi. —> Horst.
GRADEN, —> Basamak.
GRAFİT (C), Metal parlaklığında gri siyah renkli yumuşak ve kolayca ufalanabilen, kırılgan, elle dokunulduğunda yağlı hissi veren, kağıda sürüldüğünde iz bırakan, çözücülerde çözünmeyen ergimeyen ısı ve elektriği iyi ileten sertlik derecesi; özgül ağırlığı 2,0 , çizgisi kül renginde, toprak gibi veya pul pul ince tabakalı altıgen yapraklar biçiminde kristallenen karbon minerali.—> Kömür diyağramı.
Grafit mağmatik ve metamorfik kayaçlarda şist ve mermerler içinde yeni gnays, şist kuarsit, mermer, granit, pegmatit, karbonlu killi ardavaz ve yaşlı kristalin kayaçlar içinde bağımsız bölümler, büyük kütleler ya da damar halinde bulunur. Grafit karbonlu maddeler içeren tortulların başkalaşım geçirmesi veya mağma içindeki karbonların kristallenmesi ile de oluşur.
Yüksek ısılı mağmanın kömür yataklarını kesmesiyle mağma etrafında da grafit teşekkül edebilir.
Yapay olarak amorf kömürlerin elektrik fırınlarında ısıtılmasıyla da grafit elde edilebilir.
Kurşun kalemlerin temel malzemesi olan grafit, ayrıca pota yapımında, döküm kabı astarlarında, cilalarda, elektrot olarak ark lambalarında, pillerde ve elektrik motorları fırçaları yapımında, galvano plastide, çekirdek reaktörlerinde motron yavaşlatıcı olarak kullanılır. Grafit sıcaklığa direnci nedeniyle çeşitli yağlayıcılara dakatılır.
GRANAT, —> Grena.
GRENOT,—> Grena.
GRANİK APLİT, İnce taneli granitik tekstürü olan ve tamamen açık renkli minerallerden genellikle kuvars ve ortoklastan oluşmuş dayk. —> Pegmatit.
GRANİTİK DOKU, —> Granitik tekstür.
GRANİT, Bünyesinde kuars, feldspat, pljioklaz, ortoklaz, mika, hornblend, ojit gibi mineraller bulunan magmatik- derinlik kayaç gurubu. (Bulundurduğu minerallerin çokluğuna göre granit; amfibollü, pioksenli, siyah mikalı, beyaz mikalı, çift mikalı (granülit) adını alır. Plajiyoklaza ortozun eşlik edip etmemesine göre granite “ plajiyoklazlı” veya “ alkali” granit denir. “Monzonitli” granit, alkalili bir granittir ve bulunan feldispatlar (plajioklazlı ve alkali) oranı eşittir.
Bu gruba giren kayaçlar silis ve alkalilerce (feldispatlar) zengin; kalsiyum, demir ve mağnezyumca (biyotit, amfibol v.d.) fakirdir .
Granitin rengi genellikle feldispat etkisinde belirmiş olup kırmızımsı, sarımsı, beyazımsı veya kahverengimsidir. Granit; yapı taşı, döşeme taşı, kaldırım kenar taşı ve dekoratif taş olarak inşaat sektöründe kullanılır.
Ticari piyasada aralarında siyenit, serpantin, diyabaz gibi kayaçların da bulunduğu “ silisli sert taşlar” alt sınıfı kapsamında yer alır.
Dekoratif amaçla istenen granitin, bir diğer farklı granit rengi ile veya başka bir dekoratif kayaçla (mermer gibi) renk uyumu, ahenk, fiziki görünüm gibi kriterlere göre kambinezonu yapılır. Aşağıdaki çizelge böyle bir çalışmanın sonucunu göstermektedir.
GRANİT PEGMATİT, —> Pegmatit,
GRANİTİK STRÜKTÜR, Jeolojik bir zaman zarfında yavaş yavaş kristallenen ve kristalleri gözle görülebilecek büyüklükte (granitte olduğu gibi) olan kayaçların yapısı.
GRANİTİK TEKSTÜR, 1) Granitin içindeki elemanları gözle görülebilecek derecede ve aynı büyüklükte olmakla beraber, bunlardan kuarsın en son kristallenmesi nedeniyle diğer elemanları kaplayıp ve kayacın iskeletini teşkil etmesi suretiyle oluşan doku. —> Şekil. Bu nedenle granitteki kuarsların diğer mineraller gibi düzgün kristalleri yoktur. Bunlar sanki yalnız bir kristalden ibaretmiş gibi aynı optik doğrultuya sahiptir. 2) Granitik yapı.

GRANİTİK YAPI, —> Granitik strüktür.
GRANÜLASYON, Malzemelerin kum veya ince taneler haline getirme işlemi.
GRANÜLİTİK DOKU, —> Granülitik tekstür.
GRANÜLİTİK TEKSTÜR, Granitik dokunun aksine kuvars da dahil birbirine bitişik kristallerden ibaret kayaç dokusu. —> Şekil Bu nedenle mikroskopla incelenen bir granülit plağı değişik renkli bir mozaik görünümünde olur.
GRANÜLOMETRİ, —> Elek analizi.
GRAVAK, 1) İçinde kuars, bazan feldspat ve mika ile killi şist vb. parçalar bulunan gre, puding, breş ve şistler arasında bir kayaç. 2) Yığıntı teşkil eden çeşitli tane büyüklüğünde taş (kuvarsit, gnays, diyabaz) kırıntı ve parçaları az killi bir çimento (mika, kuvars, karbonat) maddesi içinde şistik bir taşlaşmaya dönüşmüş paleozoik yaşlı, kendine has bir kayaç.
GRAVİMETRE, 1) Cisimlerin, özellikle sıvıların özgül ağırlıklarını ölçen cihaz. 2) Yerçekiminin etkisini yani ivmesini ölçmeye yarayan taşınabilir jeofizik cihazı.
GRAVİMETRİ METODU, Yerkabuğu içinde bulunan yoğunluğu çevresine göre az veya yüksek bir kütle o yörenin yerçekimi ölçümlerinde farklılıklara sebep olması esasına dayanılarak yeryüzünün muhtelif noktalarında yerçekimi ölçülüp farklılıklarının saptanmasıyla kabuk içinde mevcut olabilecek bir kütlenin tespitine dayanan jeofizik maden arama metodu.
GRAVİTE, 1) Suyla, mukayeseli olarak irtibatlandırılan bir sıvının yoğunluğu veya özgül ağırlığı. Antuvan Bome sıvıların yoğunluğu konusunda bir sistem ortaya koydu. 1921 yılından beri petrolün Bome skalasının yerine API skalası geçmiştir. Bome derecesinin formülü şöyledir:
140
= ------------------------- - 130
Sp. Gr. 60½F
Sp. Gr . 60½F fahrenheit derecesinde sıvının özgül ağırlığı veya yoğunluğu demektir. —> API Gravite. 2) Bome.
GRAVİTE NAKLİYAT, Yerçekiminden yararlanılarak yapılan taşıma.
GRAVİTE RAMBLE (DOLGU), Graviteden (yer çekiminden) yararlanılarak yapılan (ramble) dolgu.
GRAVİTE YÖNTEMİ, Minerallerin özgül ağırlıklarının farklı olmasından yararlanarak yapılan zenginleştirme. Gravite zenginleştiril-mesinde, özgül ağırlık farkından kaynaklanan, akışkan ortamda hareket farklılığı yanında, şekil ve tane büyüklüğü de önemlidir. Gravite ile zenginleştirmede konsantrasyon; ağır ortam ayırmasında yüzme-batma esasına göre; jiglerde basma ve emme hareketlerinin etkisiyle oluşan tabakalaşma sayesinde; “Reichert konisi” ve “Humphreys” spirallerinde sabit bir yüzey üzerindeki akışkan ortamda özgül ağırlık farklılıklarından oluşan sıralanma sayesinde; sarsıntılı masalarda ise yüzeye sarsıntı veya orbital hareket verilmesi suretiyle sağlanır.
GRE, 1) Doğal çimentonun kum tanelerini birleştirmesi ile meydana gelen kayaç. Bunların çimentoları silisli, killi, kalkerli, dolomitli, marnlı, demirli ve jipsli olabilir. 2) Kumtaşı.
GRENA,Genel formülü A3 B2 (Si 04)3 olan, aynı fiziksel özelliklere ve kristal yapısına sahip kompleks silikat mineralleri grubunun genel adı. Genel formülde görülen A: Ca, Mg, Fe,veya Mn, B ise Al,Fe,Cr,Ti olabilir. En yaygın grena türleri almandin Fe3 Al2 (Si O4)3-ve Pirop- Mg3 Al2 (Si O4)3 dır. Almandin koyu kırmızıdan kahverengi siyaha, pirop ise kankırmızısı renkte kristallidir. Grena içinde mavi hariç tüm renkleri görmek mümkündür. Kübik sistemde, kristalleşir.Grena süs taşı ve sertliği 7 civarında olduğundan aşındırıcı olarak kullanılır. Yüksek kalitedeki endüstriyel grena aşındırıcı toz olarak ve aşındırıcı kaplamaların elde edilmesinde; düşük kalitedeki grena hava püskürtme suretiyle yüzey temizleme ve su filitrasyonu ortamlarında kullanılır. Kaplanmış aşındırıcılar için ANSI 874,18-1977; parlatma ve diğer genel endüstriyel kullanım amaçları için ANSI 874,12-19976; askeri amaçları için MİL-A- 22262 (SH) standartlarına uygun olarak ticari işlem görür. Grena; almancada “Granat”, ingilizcede “Garnet”, fransızcada “Grenot” olarak tanımlanır ve Türkçede de tüm bu isimler kullanılmıştır. Ayrıca grena Ural zümrütü olarak da bilinir. Grenaya halk dilinde “Nartaşı” ve “Süleyman taşı” da denir.
GRES POMPASI, 1) Gresör. 2) —> Yağlama sistemleri.
GRES YAĞI, sabun ve madeni yağın emülsiyonundan elde edilen ürün. Gresyağı (kolot yağ) yavaş dönen, kaba ve aşınmanın fazla rol oynamadığı ve çok tozlu yerlerde çalışan makinelerde kullanılır. Gres yağı akmaz, yatak içinde dönen muylunun sürtünmesi sonucu oluşan ısının gres yağını eritmesi ile yağlama gerçekleşir.
GREYDER, Zemini düzeltmek için geliştirilmiş, özellikle yop yapımında kullanılan özel iş makinesi.
GRİ DÖKME DEMİR, Bileşimindeki karbon, grafit halinde bulunduğu için, kırıldığı zaman gri renkte görünen —> Dökme demir olup, yeterli miktarda silisyumla birlikte yüksek fırının sıcak (yüksek oranda kok ve çok sıcak hava) olarak çalıştırılması sonucu elde edilir. Buna karşılık beyaz dökme demirlerdeki silisyum oranı çok düşüktür ve fırının nisbeten soğuk olarak çalıştırıldığını ve süratli bir soğuma hızını gösterir.. “ Sıcak dökme demir”, “ Soğuk dökme demir” deyimleri de bundan ileri gelir.
GRİZU, Metan gazının hava ile muayyen bir nisbette karışımından oluşan patlayıcı ve yanıcı (ocak gazı) gaz. Metan gazının hava ile karışımı hacim olarak % 0-5 ve % 14-28 arasında yanma, % 5-14 arasında patlama özelliği gösterir. En şiddetli patlama havadaki metan gazı oranı % 9,5 iken olur. 15 m3/da dan fazla veya verilen havanın % 0,025’i kadar metan gazı çıkan veya herhangi bir bacasına günde birkaç defa metan toplanabilen maden ocağı, grizulu ocak sayılır. —> Metan.
GRİZU ALARM AYGITI, Havadaki grizu oranının, önceden saptanmış sınırına ulaşması halinde ışıklı (optik) ve/veya sesli (akustik) olarak uyarı yapan aygıt.
GRİZU PATLAMASI, —> Grizu.
GRİZULU OCAK, —> Grizu.
GRİZU MUAYENESİ, 1) Ocaklarda işyerlerinde grizu olup olmadığının tesbiti için yapılan iş. 2) Grizu kontrolu. —> Şekil
GUANO, sahil ve adalarda rastlanan azot ve fosfat bakımından zengin deniş kuşu dışkıları.
GÜCÜK, Tahkimat direkleri hazırlanırken direk uçlarından kesilen fazla parçalar.
GÜÇ FAKTÖRÜ, Bir alternatif akım devresinde elektrik akımının enerji olarak kullanılan kısmının payı. —> Şekil. Güç faktörü kilovat’la (kW) ifade edilen “gerçek” iş yapan gücün, kilovoltamper’le (kVA) ifade edilen “zahiri” güce oranlaması ile bulunur. Gerçek güç kW, zahiri güç kVA ve reaktif güç (kVAr) bir dik üçgenin kenarları olarak gösterilir. Böylece gerçek güç kW’nin, zahiri güç kVA’e bölümü bu iki güç arasındaki ø açısının kosinüsü (Cos ø) “güç faktörü” diye isimlendirilen oranı verir. kVAr miktarı azaldıkça, ø açısı küçülür ve kVA’nın büyüklüğü kW’a yaklaşır. Bir tesiste manyetik özellikleri olan motorlar, tarnsformatorlar ve kaynak makinelerinin kullanımı arttıkça kVAr ve dolayısıyla ø açısı büyür, bunun sonucu olarak da Cos ø küçülür. Reaktif güç büyüdükçe elektrik üretim ve iletim şebekesinin faydalı olarak kullanılabileceği güç kısmı küçülmekte ve iletimdeki elektrik enerjisi kayıpları artmaktadır. Bu nedenle güç faktörü düşük olan tesislerde güç faktörünü yükseltmek (iyileştirmek) için “kompanzasyon kondansa-törleri” kullanılması gere-kir. En ideal güç faktörü 0,92-0,95 arasıdır.

GÜÇ FAKTÖRÜNÜN İYİLEŞTİRİLMESİ, Elektrik şebekesinin —> güç faktörü cos ø’yi yük-sek tutmak için yapılan ça-lışmalar.
GÜHER, Cevher.
GÜHERÇİLE, Patlayıcı madde ve gübre imalinde hammadde olarak kullanılan azotlu tuz. (NH4NO3).
GÜLBAHAR TOPRAĞI, Boya hammaddesi olarak kullanılan demiroksit.
GÜL DİYAGRAMI, Maden ocakları, taş ocakları, ayaklar veya herhangi bir arazide tesbit edilen çatlak ve fayların istikametlerinin istatistik yöntemiyle değerlendirilmesi sonucu çizilen ve o yerin tektonik yapısını değerlendirmeye yarayan gül şeklindeki diyagram. —> Şekil. Bu değerlendirmede fay atımları da dikkate alınabilir. Eğer arazide 1 kuvvet çifti etkisi ile kıvrılma meydana gelmişse, gül diyagramında 3 ayrı fay sistemi görülür. Gül diyagramında en kesif olan fay istikameti “kıvrım faylarını” bunlarla 45½ açı yapan faylar, “köşegen faylarını”, kıvrım faylarına dik ve sayıları en az olan faylar da “çatlak faylarını” teşkil eder. Faylar bu şekilde isimlendirildikten sonra arazinin hangi istikametten gelen kuvvetlerle kıvrılmaya tabi olduğu söylenebilir.
GÜMÜŞ (Ag), Beyazımsı, gri renkte, parlak, kolay işlenebilen, tel haline gelen değerli metal. Özgül ağırlığı 10,5 kg/cm3 dur, 960°C de erir. Gümüşe doğada serbest halde rastlanıldığı gibi (+1) ve (+2) değerli bileşikler halinde de rastlanır. Duyarlı bileşiklerinde genelde (+1) değerlidir. Diğer yandan Ag iyonu, Cu, Pb-Zn ve Sb elementleriyle de yer değişimi yapabildiğinden bu elementlerin bünyesinde de, belirli oranlarda gümüşe rastlanır. En önemli gümüş bileşikleri, arjantit (Ag2 S) ve gümüş klorür (Ag Cl) dür. Uluslararası piyasalarda saf gümüş değeri 1000 kabul edilir. Ticari gümüş ise enaz 999 saflıktadır (% 99,9 Ag). Ayrıca “ Sterling Silver “ diye bilinen ve özellikle süs eşyalarında kullanılan cinsi vardır ki, 925 kalite diye bilinir. (% 92,5 Ag, % 7,5 Cu).
Gümüşün % 40-50 kadarı fotoğraf sanayiinde, % 20-30 kadarı elektronik sanayiinde, % 3-5 kadarı para imâlinde, % 10 kadarı süs eşyası ve takılarda, % 5 kadarı alaşımlarda, % 5 kadarı dişçilikte ve % 5 kadarı yapay yağmur yağdırma işlerinde tüketilir.
GÜMÜŞ STANDARDI, Gümüş üreticilerinin uyması gerekli olan ve ticari işlemlerde aranan özellikler. TSE tarafından tesbiti edilen gümüş standardı henüz yayınlanmamıştır. (1997). ASTM-B413-69 standardına göre:
99,90 Vasıf: Ticari kütükler veya külçeler olarak yaygın bir şekilde tercih edilen en az binde 999 saflık oranına sahip gümüş.
99,95 vasıf: En az 999,5 saflık oranına sahip gümüş.
99,99 vasıf: En az 999,9 saflık oranına sahip gümüş.
ASTM E29: Tanımlanan sınırlı değerlerde anlam taşıyan rakamların basamaklarının belirtilmesi için standart.
ASTM K378: Toz tekniği ile gümüşün spektrografik analizi için metod.
GÜNEŞTAŞI, —>Güntaşı.
GÜNİTAJ YAPMAK, 1) Çimento ince kum ve su karışımını püskürtmek suretiyle bir yüzeyin tahkimi (sıvanması) veya hava ve su ile irtibatın kesilmesini sağlamak için yapılan iş. 2) Şatgrid.
GÜNTAŞI, Feldsipat grubuna ait kıymetli taş niteliği taşıyan bir kayaç. İçinde birbirine paralel vaziyette çok ince levhamsı demir oksit (hematit) parçaları bulunur ve bunlar taşa yanardönerlik özelliği kazandırır.
GÜRÜLTÜ, Kişilerin huzur ve sükununu, beden ve ruh sağlığını bozan ve işyerlerinde çalışanların meslek hastalığına uğramalarına neden olan, istenmeyen, hoşa gitmeyen, rahatsız edici ses. Sesin sıkışma ve seyrelmeleri arasındaki tazyik farkına “ses basıncı” denir. Ses basıncı arın milyonda biri “mikrobar” olarak ölçülür. İki kütlenin birbirine çarpması ile ortaya çıkan sese “darbe gürültü” denir. Ses ölçü birimi olarak, bulucusu Alexander Graham Bell adına izafeten “Bell” ve bunun onda biri —> “desi Bell” kullanılır.
H

HACIBEKTAŞ TAŞI, Bir albatr (sıkı yapılı jips) türü. Bünyesine giren metal oksitlerden dolayı çeşitli renklerde olabilir. Kırşehir dolaylarında Kızılırmak nehri boyunca uzanan yataklardan da çıkarıldığı için “ Kırşehir Taşı “ olarak da bilinir.
HACİME DOLDURMA ORANI, LPG’nin 15,6°C deki nisbi yoğunluğuna bağlı olarak, depolama kabına konulmasına müsaade edilen LPG hacminin depolama kabının alabileceği 15,6°C deki suyun hacmine oranı (TS 144 6.5.1998) —> Kütlece doldurma oranı.
HAFİF PATLAYICI MADDE, Kapalı hacimde yavaş yavaş gaz haline geçerek iticilik ve gevşeticilik özelliği gösteren patlayıcı madde. Bu patlayıcı maddenin yanarak gaz haline geçmesine deflagrasyon denir. Kara barut bir hafif patlayıcı maddedir.
HAFİF PROFİLLER, —> Uzun hadde ürünleri.
HAFİF SODA KÜLÜ, Dökme yoğunluğu 0,51-0,62 gr/cm3 arasında değişen —> Soda külü. Bu ürün ince taneli olup serbest akışkanlığı azdır. Düşük ısılarda çabuk çözünme özelliğinden dolayı deterjan sanayiinde ve kimyasalların üretiminde kullanılır.
HAFRİYAT, 1) Madencilikte cevher, mineral, kömür ya da kayacı yatak içinden koparma ve bütün buna bağlı olarak yapılan delik delme ve bu delikleri doldurarak ateşleme yapmak suretiyle yapılan kazı işleminin tümü. 2) Araştırma yapmak amacıyla toprağı kazma. 3) Mimarlık ve güzel sanatlarda çok derin olmayan yarıklar açarak yapılan tezyinat türü. 4) Bayındırlık işlerinde, toprakta yatay ve düşey yarıklar açıp bu yarıklar arasında kalan toprak parçasını kamalar yardımı ile kaldırarak yapılan toprak düzenleme yöntemi. 5) Kazı.
HARİTA ALTLIĞI, Plastikten (PVC bazlı) yapılan 0,040mm, 0,70 mm, 0,100 mm, 0,125mm, 0,150 mm, 0,250 mm kalınlığında olan; harita ve plân çizimi için kullanılan bir veya iki yüzü mat ve saydam levha.
HAKEM, Taraflarca yapılan yazılı veya sözlü anlaşmalarda; çıkabilecek hukuki ve teknik uyuşmazlıkları (ihtilafları) çözümlemekle ilgili maddelere göre; kendisine uyuşmazlığı çözümleme görevi verilen kişi veya kişiler.
HAKEM NUMUNE, —> Numune hazırlama.
HALAT, Kendir veya çelik tellerden örülmüş kuvvet nakil elemanı. —> Çelik halat.
HALAT ÇELİK KESİTİ, —> Metalik olan.
HALAT DAMAR DÜZENLERİ, Çelik halat damarlarını tanımlayabilmek için yapılmış standartlar. TS 1918/NİSAN 1975 sayılı TSE kararınca, halatlar; kesitlerine göre: a) yuvarlak, b) oval, c) üçgen damarlı olmak üzere 3 sınıfa; özlerine göre, a) lif, b) çelik özlü olmak üzere 2 sınıfa ayrılır. Sarım düzeni ve tel sayıları itibariyle yuvarlak damarlı halatların, —> Seale, Warrington, Filler, standart cinsleri dahil 25 ayrı şekli mevcuttur. Buna karşılık, oval damarlı halatların bir tipi, üçgen damarlı halatların ise 7 tipi bulunur. —> Çelik halat.
HALAT DEĞİŞTİRME, Kuyu, vinç ve varagellerde ekonomik ömrünü doldurmuş veya hasara uğramış halatların yenisiyle ikame işlemi. Bu işlem; tamburlu sistemde, tek ve çok halatlı köpe sisteminde özel yöntemler uygulanarak yapılır.
HALAT DOLAMI, Halatı oluşturan damarların sarım yönü. Damarların sağa sarılışı “ Z” , sola sarılışı ise “ S” ile gösterilir. —> Şekil. Aksi belirtilmedikçe damar sarma yönü sağdır. —> Çelik halat, Çapraz sarımlı halat, Karışık sarımlı halat.
HALAT GİDAJ, Kuyu nakliyat sisteminde halatlardan yararlanılarak yapılan —> Kayıt düzeni.
HALAT KAYMASI, Nakliye sistemine gerili halata ani yük verilmesi veya ani fren uygulanması durumlarında halatın kasnak (makara) üzerinde kayması olayı. Aşırı yükle yüklenmiş kafes veya skipin genellikle aşağıya doğru harekete geçirilmesi sırasında kayma olur.
HALAT KELEPÇESİ, Kafes veya herhangi bir bağlantı halkasından veya yürekten geçirilen çelik halatın serbest ucunu asılı halata bağlayan düzen. —> Şekil, Halat, Yürek, Çelik halat, Matris.
HALAT SİMGELERİ, Çelik tel halatları tanımlayan kısaltmalar.Örnek 1: 6x19 Warrington= 6(1+6+ (6+6)) Halat= 20 TS 1918/8-LÖ ÇT 160 s/Z. Anlamı: 6 adet damar, her damarda 19 adet çelik tel, orta sırada 6 adet çelik tel, dış sırada 6 adet kalın, 6 adet ince çelik tel. Halat çapı 20 mm. Anma dayanımı=160 kgf/mm2 ÇT: Çıplak telli, LÖ: Lif özlü, s/Z: Çapraz sağ dolamlı.
Örnek 2: 6x37 Standart= 6(1+6+12+18) Halat= 20TS 1918/16-LÖ ÇT 160 s/Z. Anlamı: TSE No: 1918/16 Halat çapı 20 mm, anma dayanımı= 160 kgf/mm2. ÇT: Çıplak telli, LÖ: Lif özlü. s/Z: Çapraz sağ dolamlı. 1Kgf= 9,81N; metalik kesit alanı ile tellerin anma dayanımlarının çarpımına eşit olan teorik kopma kuvveti.
HALATLARIN UÇ KESİMİ, Halatların koşum takımlarına bağlandığı uç kısımlarından, halatın servise girdiği yılda her üç ayda bir, daha sonraki yıllarda da her iki ayda bir, iki metreden aşağı olmamak üzere kesilmeleri.
HALATLI HAVÖZ, 1) Dik kömür damarlarında, potkabaç çekilmesinde kullanılan, sonsuz halat üstüne monte edilmiş, eklemli, yassı, dişli kesici. 2) Halatlı potkabaç makinesi.
HALATLI KAROTİYER, —> Vayrlayn(Wire-Line) takımı.
HALAT ÖZÜ, Çelik halatın ortasında bulunan kendir veya jüt malzeme. —> Çelik halat.
HÂLE, 1) Grizunun alevli emniyet lambası ile ölçülmesi sırasında, alevde grizu oranına göre, yüksekliği değişen ve mavi renk alan kısım. 2) Güneş veya ay çevresinde ışık kırılmasından dolayı meydana gelen beyaz veya renkli ışık tacı.
HALEOJENLER, Peryodik tablonun VIIa grubunu oluşturan beş A metal kimyasal element. Flüor (F), klor (CL), krom (Br), iyot (I) ve astatin (At) bu grupta yer alır. Halojenler çok kolay tepkimeye girdiklerinden doğada serbest halde bulunmazlar. En yaygın kullanılan halojen klordur. Birçok kimyasal işlemde yer alan serbest haldeki klordan su arıtma tesislerinde de yararlanılır. Sodyum klorür günlük yaşamda en çok kullanılan kimyasal bileşiklerinden biridir. Florürler ise (—> Florit) dış çürümelerine karşı diş macunlarına ve içme sularına katılır; bunun yanında organik florürler soğutucu ve yağlayıcı olarak da kullanılır. İyot en yaygın kullanılan antiseptik türüdür. Bromdan ise, motorlarda kurşun çökelmesini önlemek için benzine katılan etilen dibromürün hazırlanmasında yararlanılır.
HALİTA, —> Alaşım.
HALLOYSİT, Kaolenlerin oluşumunda daha fazla hidratasyona uğramış kil minerali. Halloysitler, seramik ve porselen sanayiinde, döküm sanayiinde, petrol ve yağ endüstrisinde katalizör olarak kullanılırlar. —> Kaolen.
HAM CEVHER, —> Tuvönan.
HAM DOLOMİT, —>Dolomit.
HAM PLAK, Mermer işletmeciliğinde tomrukların katarakta biçilmesinden sonra meydana gelen levha.
HAMLAMA, Seramik endüstrisinde porselen hamurunun düşük sıcaklıkta ilk pişimi sonucunda elde edilen porselen, —> Bisküvi. Hamlama, püskürtme ve daldırma ile sırlanabilen gözenekli ve kıvamlı bir yapı gösterir ve sonra yüksek sıcaklıkta yeniden pişirilir ve kesin özelliklerini kazanır.
HAP YAPMA, 1) Cevheri veya kömürü alınmış boşluğu herhangi bir araç kullanarak ocak taşı veya dışarıdan getirilen malzeme ile doldurma. 2) Ramble, dolgu. 3) Gemi yüklemede cevherin veya kömürün anbarda dağılımını dengelemek ve ambarın boş kısımlarına yaymak, veya ambarın boş kalan kısımlarını doldurmak.
HARARET, —> Isı.
HARÇ, 1)Yapıda (inşaat işlerinde) tuğla ya da taşların örgüsünü pekiştirmek, duvarları sıvamak için kullanılan, toprak, saman ya da kum, kireç, çimento gibi maddeleri su ile kararak hazırlanan bağlayıcı karışım, bulamaç. 0,45 m3 sönmüş kireç, 0,9 m3 kum, 0,15 m3 su kullanarak kireç harcı; 300 kg çimento, 1 m3 kum, 0,25 m3 su kulanarak çimento harcı yapılır. 2) Devletin yerine getirdiği bazı hizmetler karşılığında, hizmetten yararlanan kişiden aldığı para. 3) Harcanan para, gider. 4)Yüksek öğretim kurumları tarafından eğitim veya öğretim giderlerinin bir bölümünü karşılamak için özellikle ilk kayıt veya kayıt yenileme sırasında öğrencilerden alınan para.
HARMANLAMA, Homojen bir ürün elde etmek için kömür veya cevherin önceden belirlenmiş miktarlarının karıştırılması.
HARMAN SAHASI, Toprak döküm sahası.
HARMAN SONU (A+B+C) RANDIMANI, —> Genel işletme randımanı.
HARNİŞ, Parlak veya bazan çizikler ihtiva eden fay yüzeyi.
HARZ JİGİ, —> Denver jig.
HATA EĞRİSİ, —> Tromp eğrisi.

HATVE, —> Vida adımı.
HAVA AYAR KAPAĞI, Hava kapılarında bulunan ve sınırlı miktardaki havanın geçmesine imkan tanıyan, sürgülü kapak. —> Hava kapısı.
HAVA, Yer atmosferini oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan renksiz kokusuz gaz karışımı. İnsan yaşamını sağlayan temiz bir havada hacim bakımından yaklaşık %21 oksijen, % 79 azot ile karbondioksit,bir miktar su buharı, toz ve eser olarak da argon, helyum, kripton, ksenon, neon, eteryum (aeterium), koronyum gibi nadir gazlar bulunur. O°C ve 760 mm civa basıncında 1 m3 kuru havanın ağırlığı 1,293 kg dır.
Temiz havadaki CO2 miktarı hacim olarak % 0,04 alınabilmekte, su buharı ise; hava sıcaklığına göre 1 m3 doymuş hava
- 10°C da 2,2 g. su buharı +20°C da 16,9 g. su buharı
± 0°C da 4,7 g. su buharı +30°C da 29,8 g. su buharı
+ 10°C da 9,1 g. su buharı +40°C da 50,9 g. su buharı ihtiva eder.
Yeraltı madenciliğinde ocağa giren taze hava, özel vasfını olduğu gibi koruyamayarak; ocakta çalışan, insan ve hayvanların solunumlarından başka ağaçların çürümesinden, kömürün yanmasından, taş ve kömür tabakalarından gaz gelmesinden, kömür tozu ve grizu patlamasından, dinamit atılmasından, dizelli motorların ekzoslarından vb. nedenlerle, bozulmaktadır. Bu itibarla ocak havasını bozan ve kirleten bu gazların havadaki oranlarını ocağa gönderilen taze ve temiz hava ile azaltmak ve dışarıya çıkararak ocak içindeki havayı solunuma uygun halde tutmak için normal ocaklarda çalışan işçi başına gazsız ocaklarda 2 m3/ da, gazlı ocaklarda 3 m3/da, hayvanlar için 10 ve 15 m3/da, mazot motorları için 200-1000m3/da. hava verilir. Havasında % 19, dan az oksijen, % 2, den çok metan % 0,5’den çok karbondioksit ve diğer tehlikeli gazlar bulunan yerlerde çalışılmaz.—> Hava kalitesi.
HAVA BENDİ, —> Havalandırma kapısı.
HAVA ÇIKIŞ BAŞYUKARISI, —> Nefeslik.
HAVA ÇIKIŞ GALERİSİ, —> Nefeslik.
HAVA ÇIKIŞ KUYUSU, —> Nefeslik.
HAVA DÖNÜŞ YOLU, —> Nefeslik.
HAVA FOTOĞRAFI, Uçak veya uydulardan çekilmiş ve yeryüzünün belirli bölümünü gösteren fotoğraflar. Bu fotoğraflardan yorum yoluyla faydalanarak harita yapılır. —> Fotoğraf ve jeolojik yorumu.
HAVA FOTOĞRAFÇILIĞI , Yeryüzeyinin ya da atmosferinin çeşitli özelliklerinin, uçak, roket, uydu gibi hava ya da uzay taşıtlarından fotoğrafının çekilmesi tekniği. Hava fotoğrafları —> Fotogrametri veya fotoyorum amacıyla çekilir. Bu nedenle, çekimler yapılacağı zaman, fotoğrafı çekilecek alan birbirine paralel şeritlere ayrılır. Her yüzeysel şerit, bir sonrakinden yaklaşık %15’lik bir parçaya taşar. Fotoğraf çekimleri ise; biri öbürünün aldığı yerin %60’lık parçasını kapsayacak biçimde yapılır.
HAVA FOTOGRAMMETRİSİ, Açık işletmelerde kullanılan bir tür fotogrammetri. Modern yersel fotogrammetri ölçümleri, elektronik bilginakil ve dijital arazi ve açık işletmede ölçümlerinin tamamlayıcı, uyumlu ve randımanlı ölçü sistemini oluşturmaktadır. Büyük açık işletmelerde yirmi beş seneden beri ölçüm problemleri bu metotla çözümlenebilmiştir.
HAVAGAZI (Jeneratör gazı) , Kızgın kömür üzerine, yalnız hava üflemesiyle elde edilen gaz karışımı. İdeal havagazında %35 CO ve %65 N2 bulunur ve bunun için teorik gazlaştırma verimi %70’tir. Koktan elde edilen tipik havagazının bileşimi %12 H2, %28 CO, %0,5 CH4, %54,5 N2 ve linyitten elde edilen gaz karışımının bileşimi ise %15 H2, %27 CO, % 2 CH4, %7 CO2, %49 N2’tur.
HAVA GEÇİDİ, İki hava yolunun kesiştiği kavşak yerinde hava akımlarının birbirine karışmaması için, hava yollarından birinin diğeri üzerinden geçirilme düzeni.
HAVA GİRİŞ KUYUSU, Kapalı işletmeye (yeraltı işletmesine) havanın girdiği kuyu.
HAVA KALİTESİ, İnsan ve çevresi üzerine etki eden hava kirliliğinin görtergesi. Bu gösterge çevre havasında mevcut hava kirleticilerin artan veya azalan miktarları ile değişir.
Hava kalitesi; a) Havanın birim hacminde bulunan hava kirleticisinin kütlesi olup birimi g/m3, mg/m3 veya µg/m3 dür. Buna kütle konsantrasyonu denir. b) Birim zamanda örtülen birim yüzeyde tozun kütlesi olup g/m2 gün, mg/m2 gün ve µg/m2 gün birimleri ile verilir. Buna çöken tozlar için konsantrasyon denir. c) Havanın milyon hacmindeki kirleticinin hacmi olup birimi ppm (parts per million) olarak verilir. Buna hacim konsantrasyonu denir.
Yeraltı madenciliğinde ocak havasında bulunan tozlar (Toz sayısı/cm3 olarak) —> “Konimetre”lerle örnek alınıp mikroskop altında tozlar sayılmak suretiyle, (mg/m3 olarak) optik ölçü esasına dayanan —>” Tindolometre”lerle ölçü yapılmak suretiyle, ocak havasının ihtiva ettiği yanıcı, patlayıcı ve zehirleyici gazlar da (CO, CO2, CH4, H2S, SO2 vb. gazlar) emniyet lambası, özel dedektörler ve —> Orsat apareyi gibi cihazlar kullanılarak hacim bakımından (% olarak) tesbit edilir. Ocak havasının ısı durumu da hava kalitesini etkiler —> Jeo termal gradyen, Adyabatik kompresyon ısısı. Ayrıca maden ocaklarında oksidasyon dolayısı ile de ocak havasının ısısı yükselir. Ocak havasının sıcaklığını azaltmak için gerekli tedbirler (—> Ocak İklimi) ve ocakta intişar eden metan ve karbonmonoksit gibi gazların erken uyarı sistemleri ile anında yerinde veya erken uyarı istasyonunda uzaktan tesbiti yapılarak ocak yangınları ve infilakları önlemek için gerekli tedbirler de alınmaktadır. —> Hava, Riken Gaz Dedektörü, MSA Metan Dedektörü. —> Çizelge.
HAVA KAPISI, Üstünde sürgü ayarı ile istenilen miktarda taze hava geçirilmesini sağlayacak penceresi bulunan kapı. Hava kapıları genellikle —> Uyum bölmesi, teşkil etmek için çift yapılır.
HAVA KİRLETİCİLERİ, Havanın tabii bileşimini değiştiren is,duman,toz,gaz,buhar ve aerosol halindeki kimyasal maddeler. Maden ocaklarında ocak havasını kirleten kömür,taş,silis vb. tozlar. —> Hava Kalitesi, Emisyon, Kirli hava.
HAVA KÖPRÜSÜ, 1) Ocak havalandırma sistemi içerisinde, bir yoldan giden havanın diğer bir hava akımına karışmaksızın kendi normal akımı istikametinde gitmesini sağlayan, galeri üst geçidi. 2) By-pass galeri. 3) Krosing. —> Şekil.
HAVA KROSİNGİ, —> Hava geçidi.
HAVA NUMUNESİ ALMA, —> Numune.
HAVA ŞOKU, —> Titreşim ve hava şoku.
HAVAİ HAT, 1) Maden işletmelerinde üretilen kömür veya cevherin, pilonlarla askıya alınmış çelik askı halatları üzerinden, roleli (makaralı) kovalarda taşınmasını sağlamak için kurulan sistem. Bu sistemde kovaların hareketi, çekici halat vasıtası ile sağlanır. İnsan taşımacılığında kullanılan havai hatta ise teleferik denir. 2) Hava hattı. Kuvvetli akım iletimini sağlayan mesnet noktaları - direkler ve bunların temelleri, yer üstünde çekilmiş iletkenler, iletken donanımları, izolatörler, izolatör bağlantı elemanları ve topraklamalardan oluşan tesisin tümü.
HAVALANDIRMA, 1) Vantilasyon. 2) Bir ocakta çalışanların can ve iş emniyetini sağlamak ve sağlığını korumak amacıyla yer altındaki işyerlerine yeterli hava akımının planlı bir şekilde verilmesi. Maden ocakları gelişme durumları ve şartlarına göre iki şekilde havalandırılır. Bunlardan birini tabii vantilasyonla, diğerini de mekanik vantilasyonla havalandırılan ocaklar teşkil eder. Ocağa istenildiği kadar bol hava sevk etmek ancak mekanik vantilasyonla (üfleyici vantilatörler veya emici aspiratörlerle) mümkün olur. Tabii vantilasyon; atmosferik şartlara göre ocak içinde hava akımını sağladığı için ; ocak içinde yazın yukarıdan aşağı, kışın da aşağıdan yukarı bir hava akımı sağlar. Tabii vantilasyonun şartlara göre yön değiştirmesi mekanik vantilasyonu da faydalı veya zararlı yönde etkiler. —> Şekil.

hn= Ocağa giren havanın tabii depresyonu kg/m2
D1 ve D2 = Ocak ağzında hava yoğunluğu kg/m3
H= İki ocak ağzı arasında kot farkı, m
hn = H(D2-D1)
Q
Denk ocak açıklığı s = 0.38 ———
šhn
HAVALANDIRMA KAPISI, 1) Hava akımını yönlendirmek veya bölmek için galerilere özel olarak yapılan kapı. Bu kapılar genellikle peşpeşe çift olarak yapılır. Demiryolu nakliyatı olan yollarda iki kapı arasında bir hava bendi teşkil edecek şekilde bir katarı rahat alacak mesafe bırakılır. 2) Hava kapısı. —> Çift kapı.
HAVALANDIRMA MODELİ, Havalandırma şebekesini ohm kanunu prensiplerinden faydalanılarak model olarak gösteren ve havalandırma hesaplarının kolay yapılmasına yarayacak şekilde hazırlanan sistem.
HAVALANDIRMA PERDESİ, Hava geçmesi istenmeyen galerilerin galeriyi kapatacak şekilde kanaviçe (çuval bezi), kapak tahtası vb. elde bulunan malzeme ile kapatılması.
HAVALELİ KAPASİTE, Bir taşıt aracının taşıma kasanının —> Silme kapasitesini aşan yığın halinde en büyük yükleme hacmi.
HAVALI AYIRMA MASASI, Kömür veya cevherin zenginleştirilmesi için yeterli suyun bulunmadığı yerlerde veya su ile temasta dağılan malzemenin zenginleştirilmesinde hava ile çalıştırılan ayırma sistemi, —> Şekil.
Havalı ayırma yöntemlerinde kömürün şistten ayrılması, hidrolik ayırma yöntemlerinde olduğu gibi (—> Jig) yoğunluk farkı esasına dayanmaktadır. Havalı masalar çıtalı ve çıtasız olmak üzere iki tipte imal edilmektedir. 150x300 cm boyutlu çıtalı havalı masalarda 6,4x1,6 mm boyutlu kömür beslemesine karşın 20 t/h kapasiteye ulaşılmaktadır. —> Kömür yıkama yöntemleri.

HAVALI SONDAJ, Devridaimde sıvı yerine basınçlı hava kullanılması suretiyle yapılan sondaj.
HAVA YASTIĞI, Basınçlı hava ile şişirilmek suretiyle domuzdamı yerine kullanılan tahkimat aracı.
HAVA YOLU, Genellikle havalandırma için kullanılan galeri.
HAVE, 1) Alına paralel sarma kullanılarak çalışılan uzun ayaklarda iki sarma ekseni arasında, kömür alnına dik olan mesafe. 2) Alına dik sarma kullanılan ayaklarda bir sarma boyu. 3) Madeni tahkimat kullanılan ayaklarda bir sarma atak suretiyle yapılan ilerleme. Bu mesafe, diğer bir deyişle uzun ayakta klasik usulde bir üretim vardiyasında yapılması gereken (asgari) bir adım ilerlemedir. Mekanize ayaklarda have 1,25 m’dir. —> Muvakkat tahkimat.
HAVÖZ, 1) Ayak veya galeride serbest yüzey elde etmek için kazı işlerinde (—> Abataj) kullanılan kesici makine. 2) —> Potkabaç makinesi. 3) Dişli testere makinesi.
HAVUZ, 1) Madenlerdeki yeraltı sularının tulumba ile basılmak üzere genellikle anakuyu veya vinç dibinde biriktirildiği galeri şeklindeki yeraltı imalatı. 2) Sondaj yapılan nokta civarında devridaim suyu veya çamurunun tekrar devridaime sokulmak üzere toplandığı çukur.
HAVUZ LİÇİ, —> Siyanür liçi ile altın üretimi.
HAVZA, 1) Maden bulunması ihtimali olan veya maden bulunan yerlerin (sahaların) tümü. 2) Maden bölgesi. 3) Dağ ya da tepelerde sınırlandırılmış, suları aynı denize, göle ya da ırmağa akan ve su bölümü hattı içinde kalan kara bölgesi.
HAVZA’İ FAHMİYE, —> Teskere-i saniye.
HAZIRLIK, —> Büyük hazırlık. Amenajman. Developman.
HAZIRLIK FAKTÖRÜ, 1000 t satılabilir kömür elde edebilmek için gerekli olan ve metre birimiyle ifade edilen galeri ilerlemesi veya m3 birimiyle ifade edilen galeri kazı hacmi.
HAZNE KAYAÇ, (Wentworth diyagramı) Kayaç kırıntılarının tekrar kayalaşması suretiyle oluşan veya tektonik etkilerle kırılıp çatlaklar meydana getirmiş ve bu haliyle sıvı depolanmasına uygun poröz kayaç. Bu kayaçlar, elemanlarının mineralojik ve petrografik nitelikleri, tane boyutları, taneler arası hamur (matriks) ve çimento miktar ve çeşitlerine göre değişik karakterde olabilirler Wentworth bunları sınıflandırmıştır. —> Tablo.
HAZNELEŞTİRME, 1) Lağım deliklerine daha fazla patlayıcı madde koyabilmek için, deliklerin uç kısımlarının balon şeklinde genişletilmesi. 2) Balonlaştırma.
HEBER BOSCH YÖNTEMİ, —> Amonyak.
HEDGİNG, 1) Finansal bir kayba karşı koruma vasıtası. 2) Olasılı zararları telâfi etmek için önlem almak. 3) Maden ticaretinde, ileride oluşabilecek bir pazarda riski azaltmak için karşı tedbir almak. Hedging yapılamadığı durumlarda ürünün satış potansiyeli fiyat değişimleri ile etkilenme riski taşır.
HEİM KURALI, Yeraltında ve fazla derinliklerde bütün yönlerdeki gerilmelerin eşit olma gayreti içinde olmaları yani bütün gerilmelerin zamanla eşitlenmiş (x=y=z) ve örneğin hidrostatik gerilme haline dönmüş olacağı.
HELEZON, —> Desantör.
HELEZONLU MATKAP, Yumuşak kayaçları delmede kullanılan, üzeri uzun hatveli vida şeklinde yivli, deldiği delikteki kırıntıları delik ağzına nakleden çelik matkap.
HELİSEL BORU NAKLİYATI, Bir çelik mil üzerine helisel (spiral) şekilde hazırlanarak kaynak yapılmış bir düzenin çelik bir boru içine yerleştirilmesi suretiyle elde edilen nakil aracı.
Boru içine yerleştirilmiş spiralli milin döndürülmesi suretiyle düzenin içine verilen taneli malzemeyi boru ekseni doğrultusunda hareket ettirmek suretiyle taşıma. —> Şekil. Spiral taşıyıcı, Desansör spiral sistem.
HELİSEL (SPİRAL) BURGU, Yumuşak arazinin veya sert olmayan kömürün delinmesinde kullanılan ve etrafında helisel spiral çıkıntıları bulunan burgu türü. —> Şekil, Burgu, Matkap, Matkap çubuğu, Jakbit, Kuron, Uç.
HELİSEL DESANSÖR, —> Desansör.
HERKİMER ELMASLARI,—> Kuars (SiO2)
HERON ALAN HESABI, Bir arazi parçasının, ölçülen değerler kullanılarak ve üçgenlere bölünerek hesaplanması. Bulunan üçgenlerin kenar uzunlukları ölçülür. Her üçgenin alanı , Heron formülü olan f= šS (s-a) (s-b) (s-c) ile hesaplanır. Burada a,b,c, üçgenin kenar uzunluklarını ifade eder ise S= (a+b+c): 2 olarak hesaplanır. alanları toplandıktan sonra da; (F) arazi parçası elde edilir. (F= İ f).
HETEROJEN, 1) Yapısı, özellikleri vb. yönünden aynı türde ve tek fazda olmayan, özellikleri kesikli olarak değişen cisimlerin hali (gayrimütecanis). 2) Ayrı cinsten, bağdaşmamış, karışmamış.
HEYELAN, 1) Açık işletmelerde veya arazide yüksek eğim, su, kayaçta bulunan killi maddeler, tabakaların meyli ve depremlerin etkisi ile, dengede bulunan bir kitlenin bir bölümünün ana kitleden koparak kayması veya ayrılması şeklinde kendini gösteren olay. Bu yer değiştirme yalnız toprak tabakasını etkiliyorsa buna toprak kayması denir. Heyelânlar kayma yüzeylerinin teşekkül ediş şekillerine göre dairesel (eğrisel) kayma, düzlemsel kayma, kama kayması ve devrilme kayması şeklinde olur. 2) Göçme. —> Kayma-, Sürünme-, Akma şeklinde heyelân, Devrilme şeklinde kayma.
HISMELT YÖNTEMİ, Her türlü demir cevheri ve her türlü kömürü işleyebilecek bir teknolojiyi bulmaya çalışan, pilot tesis kurma aşamasındaki, alternatif bir demir-çelik üretim yöntemi.
HIŞIRTAŞI, —> Pomza taşı.
HIZAR TESİSİ, 1) Maden direkleri, kereste, kama, tahta vb. ahşap malzemeyi istenilen boyutlarda ve şekillerde hazırlamak (kesip biçmek) için kurulan bıçkı atölyesi. 2) Katrak.
HIZLI FİTİL, 1) İçine hızlı yanıcı madde doldurulmuş, çok hızlı yanan fitil. 2) —> İnfilaklı fitil. 3) Primakort.
HİDROBORASİT (Ca Mg6 O11. 6H2O), Bir merkezden ışınsal ve iğne şeklindeki kristallerin rasgele yönlenmiş ve birbirini kesen kümeler halinde bulunan bir bor minerali. Lifli bir dokuya sahip olup, B2O3 içeriği % 50,5’tir. Beyaz renkte, bazen içersindeki impüritelere bağlı olarak sarı ve kırmızı renklerde (arsenik minerallerine göre değişir), kolemanit, üleksit, probertit, tunalit ile birlikte bulunur. Türkiye’de en çok, Emet, Doğanlar, İğdeköy yörelerinde ve Kestelekte oluşmuştur.
HİDROGRAFİ , 1) Bir bölgedeki yeraltı ve yerüstü sularının durumunu inceleyen bilim. 2) Bir ülkenin durgun ve akarsularının bütünü. 3) Deniz ve nehir diplerinin planını çıkarmayı amaçlayan su altı topografyası.
HİDROJEL, Bir oksitleyici, bir nitrat ve bir indirgeyiciden oluşturularak elde edilen ve bir endüstriyel patlayıcı madde niteliği taşıyan karışım (harç). Bu harç “ Slurry “ olarak da isimlendirilir. Jelantinleyici ve dengeleyici ürünler de kezâ, kıvam sağlamak ve muhtemel harici suyun bünyeye nufuz etmesini önlemek için katılır. Bu nedenle hidrojeller istisnai bir şekilde rutubete ve deliklerdeki suya mukavimdir. Hidrojeller genellikle darbelerden ve subsonik dalgalardan etkilenmez. Dumanları az zehirlidir. Yüksek güce sahiptir; dökme olarak kullanılabilir ve mekanik araçlarla doldurula-bilirler. —> Slari.
HİDROJEN , Suyun bileşiminde yer alan renksiz, kokusuz, tatsız ve yanıcı gaz madde. Atom numarası 1, atom ağırlığı 1,00797, erime noktası-259,2°C, kaynama noktası -252,8°C, O°C ve 760mm civa basıncı altında yoğunluğu 0,08987 kg/m3, havaya göre yoğunluğu 0,07 kg/m3 olan kimyasal element.
Hidrojen, karbonla ve başka elementlerle yaptığı bileşikler hâlinde bütün hayvansal ve bitkisel maddelerde, ayrıca kömürde ve petrolde bulunur. % 71,4 hava ve % 28,6 hidrojen karışımı en kuvvetli patlama oranını gösterir.
Hidrojene taşkömürü maden ocaklarında nadiren, rastlanır. Diğer bazı mineral yataklarında ise; daha sık rastlanmaktadır. Hidrojen genel olarak kömür ocaklarında damar yangınlarında yanan karbon zerrelerinin su buharına etkisi ile meydana gelmekte veya bu yangın neticesi çıkan uçucu maddeler arasında bulunmaktadır. Mineral yataklarında daha ziyade metan ve azot ile beraber çıkan hidrojen, bazı hallerde nisbeten hafif tesirli patmalara da sebep olabilmektedir. Bu gaz özellikle grizuya nisbetle daha kolay tutuşma ve yanma özelliği gösterdiğinden, ocaklarda kullanılan çift kafesli emniyet lambaları dahi, bunun için bir emniyet göstermez. Teneffüs edildiği takdirde ciğerlere azot gibi herhangi bir etkisi olmaz.
Hidrojen doğada üç kararlı izotopunun bileşimi halinde bulunur. Bunlardan; hidrojen -1 (Protyum; çekirdeğinde yalnızca bir proton bulunan ve atom ağırlığı yaklaşık 1 olan hidrojen izotopu, olağan hidrojen hemen hemen tümüyle % 99,985 protyumdan oluşur.); hidrojen -2 (döteryum=ağır hidrojen; ağırlığı yaklaşık 2 olan izotopu, doğal hidrojen bileşiklerinde binde 0,14-0,15 oranında bulunan kararlı atom); hidrojen -3 (trityum, ağırlığı yaklaşık olarak 3 olan, radyoaktif ve yarı ömrü 12,26 yıl olan izotopu). Trityumun radyoaktif özelliğinden yararlanılarak yeraltı sularının yaş tayini yapılabilmektedir. Trityum kimyasal tepkimelerde izleyici izotop olarak sık kullanılmaz. Döteryum ile trityum arasındaki çekirdek tepkimeleri termonükleer silahlarda enerji kaynağı olarak kullanılmıştır.
HİDROJENASYON, Kömürün termik olarak reaktif parçalara ayrılması. Son denemelerde % 86,5 karbon içeren 100 gr kömür üzerinde 325½C sıcaklıkta 400 atmosfer basınç altında tetralin ve kalay klorür tipi katalizörlerin varlığında 40 gr hekzan, 18 gr etan, 45 gr kalıntı; kalıntının tekrar hidrojenasyonunda 14 gr hekzan, 5,5 gr eter, 11 gr benzen ve 18 gr kalıntı elde edilmiştir. Hidrojenasyon petrole karşı bir alternatiftir.
HİDROKSİL, OH- iyonu. Bazları oluşturan iyon.
HİDROKS YÖNTEMİ, Lağım deliğine yerleştirilen çelik bir kovan içinde kimyasal tepkimeyle oluşan yüksek basınçlı gazlar etkisiyle patlatma yöntemi.
HİDROMETALURJİ, 1) Oksitli cevherlerin yaş prosesle redüksiyonu ve bu yolla metal elde edilmesi. 2) Cevherden metal elde edilmesinde metalin sulu bir tuz çözeltisinin kullanılmasına dayalı metalurji işlemi. İşlemin başlıca aşamaları, metalin veya metal bileşiğinin, çoğunlukla başka kimyasal çözücülerle birlikte suda çözündürülmesi (—> Liçing); artıkların ayıklanması ve çözeltinin araştırılması ve metalin ya da arı bileşiklerinden birinin çözeltiden, kimyasal veya elektrolitik yöntemlerle çökeltilerek elde edilmesinden oluşur.—> Özütleme, Elektrometalurji.
Altın ve gümüşün yanı sıra bakır ve çinkonun önemli bir bölümü de hidrometalurjiye dayalı olarak üretilmektedir.
HİDROKİNETİK TRANSMİSYON, —> Hidrolik Transmisyon, Hidrolik kavrama.
HİDROLİK AKTARMA, —> Hidrolik Transmisyon, Hidrolik kavrama.
HİDROLİK AYIRMA YÖNTEMİ, —> Jig, Kömür yıkama yöntemi.
HİDROLİK BAĞLAYICI, Su ile tepkimesin-de sertleşerek etrafındaki maddeleri birbirine yapıştırma özelliğine sahip malzemelere verilen ad.
HİDROLİK DİREK, İç içe geçmiş iki veya üç parçalı silindirlerin içine bir ventil üzerinden hidrolik sıvı (emülsiyon) vermek suretiyle ayaklarda tavanın kontrollu olarak tahkimine yarayan tahkimat malzemesi. Bunlar münferit direk olarak veya yürüyen tahkimatta iki-üç veya dört adedi bir tahkimat ünitesi teşkil etmekte kullanılır.
HİDROLİK DOLGU, —> Hidrolik ramble.
HİDROLİK EŞDEĞERLİLİK, Akış halindeki suyun içerdiği minerallerin çökelmesini belirleyen boyut-yoğunluk ilişkisi. Farklı boyut ve yoğunluktaki iki parçacık, belirli koşullar altında aynı zamanda çökeliyorsa, bunlar hidrolik bakımdan eşdeğer olarak kabul edilir. Bu duruma göre küçük parçacığın yoğunluğu büyük parçacığa nazaran daha fazladır. Bu nedenle, kaba taneli parçacıkları içeren tortul çökeller ile ince parçacıklar halindeki ağır mineralleri bir arada bulmak mümkündür.
HİDROLİK İŞLETME, 1) Dekapaj (kazı) işi hidrolik jetle tazyikli su püskürtmek suretiyle yapılan açık işletme. 2) Kazı işi dreçlerle (kovalı bager), su altında yapılan açık işletme.
HİDROLİK JET, 1) Yüksek basınçlı su (200-250 Kg/cm3) (4-6 m3/h) püskürtmek suretiyle Kazı yapmaya yarayan maden makinesi. 2) Hidrolik monitör.
HİDROLİK KAVRAMA, Üzerine kanatlı çark yerleştirilmiş bir giriş (devindirici) mili ile bunun karşısında yer alan ve üzerine benzer kanatlar yerleştirilmiş bir çıkış (devindirilen) milinden oluşan, içi sıvı-çoğunlukla da yağ-dolu bir karterin içine yerleştirilmiş kanatlı çark ve türbin. —> Şekil. Normal yük koşullarında çıkış milinin hızı, giriş milinin hızından yaklaşık %3 daha azdır. Kanatlı çark ile türbin arasında mekanik bağlantı bulunmadığından, hidrolik kavramalar titreşim ve darbeleri çıkış miline iletmez. Hidrostatik türden, —> Hidrolik transmisyonlar olan hidrolik pompalar ve motorlar, takım tezgâhlarında, maden makinelerinde (zincirli konveyörde elektrik motorundan çekici tambura güç iletmede), tarım makinelerinde ve baskı makinesi preslerinde yaygın olarak, kullanılır. Bu düzeneklerde, aralarında borularla bağlantı kurulan motorlar ve pompalar, birbirlerinden uzak yerlere de yerleştirilebilir.
Hidrolik kavramaya turbo kaplin de denir
HİDROLİK KAZI, —> Hidrolik işletme. —> Şekil.
HİDROLİK KESİT, Hidrolik taşıma yapılan bir boru şebekesinde; malzeme ve suyun verildiği (A noktası) huni ile malzeme ve suyun borudan çıktığı nokta (B) arasında bulunan; kuyu, galeri, desandri vb. yerlere döşenmiş olan borular ve dirseklerdeki (sürtünme) yük kayıpları da dikkate alınarak tesbit edilen eşdeğer boru uzunluklarına göre çizilen A’B’ profili. Hidrolik kesitteki A’ ve B’ noktalarını birleştiren doğruya “yük hattı”, yük hattının (A’ B’ doğru parçasının) yatay düzlemle yaptığı açıya da “hidrolik meyil açısı” denir. Yük hattının hidrolik profili kesmesi halinde şebekeden gravitasyonsuz taşıma yapmak imkansızdır. Bu takdirde hidrolik meyli artırmak için ya malzeme ve sıvıyı daha yüksekten vermek veya ara istasyonlara tulumbalar kurarak taşınan sıvı veya sıvıkatı karışımına irtifa kazandırmak gerekir.
HİDROLİK MEYİL, —> Hidrolik kesit.
HİDROLİK MONİTÖR, —> Hidrolik jet.
HİDROLİK NAKLİYAT, —> Hidrolik taşıma, Hidrolik vinç.
HİDROLİK PRES, Bir silindir ile bu silindirin içinde hareket eden ve kapalı bir bölmedeki sıvı üzerinde kuvvet uygulayan bir pistondan oluşan pres (sıkıştırma düzeni). Pistonun etkilediği sıvı kuvveti, sabit bir örsün ya da baskı levhasının üzerine iletilir. Sıvı, silindire bir pompa ile basılır. Hidrolik presler sanayide metallerin biçimlendirilmesinde ve büyük kuvvetler gerektiren diğer işlemlerde yaygın olarak kullanılır.
Madencilikte hidrolik presler demir bağların imalinde, deforme olması veya başka bir nedenle sökülmüş madeni tahkimatın tekrar kullanılabilecek duruma getirilmesinde, araba iticileri vb. maden makinelerinde hidrolik pres sistemiyle çalışan hidrolik silindirler; patlayıcı gaz ortamında elektrik enerjisinin kullanılmadığı yerlerde ise presler veya silindirler basınçlı hava ile çalıştırılacak şekilde imal edilerek kullanılır.
HİDROLİK RAMBLE, 1) Dolgu malzeme-sinin su ile karıştırılarak, madeni alınmış yerlere verilmesi suretiyle yapılan dolgu sistemi. 2) Hidrolik dolgu.
HİDROLİK SANTRALLAR, —> Elektrik enerjisi üretim tesisleri.
HİDROLİK SIVI, Madencilikte kuvvet ve güç iletmek üzere hidrolik yağ yerine kullanılan yangına karşı emniyetli su-yağ emülsiyonu.
HİDROLİK TAŞIMA, İçinden herhangi bir debide sıvı geçen boru veya kanalın belirli bir katı-sıvı oranı dikkate alınarak, katı madde ile beslenmesi suretiyle katı maddelerin bir yerden bir yere veya bir kattan başka bir kata (aşağı veya yukarı) taşınması. Hidrolik taşımada sıvının hareketi tulumbalarla sağlandığı gibi, hidrolik meyil müsait olduğu takdirde graviteden de yararlanılır. Şlam vb. su-katı madde karışımlarının boru ile taşınmasında şlam tulumbası veya membranlı tulumbalar kullanılır. Hidrolik meyil petrol, su vb. sıvıların uzak mesafelere boru ile naklinde de dikkate alınır. Hidrolik taşıma için tesis edilen boru hattına “pipeline” denir. —> Hidrolik vinç.
HİDROLİK TRANSMİSYON (HİDROLİK AKTARMA), Bir sıvının yardımı ile doğrusal hareketi ve doğrusal kuvveti ya da dönme hareketini ve dönme kuvvetini (moment) iletmekte ve uyarlamakta kullanılan aktarma düzeneği.
Başlıca iki tip hidrolik enerji aktarma düzeneği vardır. Bunlardan hidrokinetik transmisyon sisteminde (örneğin hidrolik kavramalarda ve hidrolik moment (tork) değiştiricilerinde) sıvının kinetik enerjisinden; hidrostatik transmisyon sisteminde ise sıvının basınç enerjisinden yararlanılır.
Madencilikte hidrolik güç aktarma, elektrikle çalışan zincirli konveyörlerde hareket tamburu ile elektrik motoru arasında, petrol ve diğer sondaj makinelerinde motorla tiji döndüren tabla arasında, ana vantilatör motor-pervane arasında vb. yerlerde kullanılır.
HİDROLİK TULUMBA, Hidrolik direklerin ve yürüyen tahkimatın ihtiyacı olan hidrolik sıvıyı hortumlar vasıtasıyla, direklerin hidrolik sıvı boşluğuna basmak üzere uygun bir yere kurulmuş ünite.
HİDROLİK VİNÇ, Bilhassa ABD ve Sovyetler Birliğinde kömür üretiminin “—> Hidromekanik Kazı” yöntemiyle yapıldığı yeraltı işletmelerinde kazılan kömürlerin “ —> Hidrolik Taşıma” suretiyle kuyu dibine getirilip oradan da yeryüzüne çıkarılması için kullanılan “—> “İhraç sistemi” yani “ —> İhraç vinci “ (Hydro-Hoist).
Hidrolik vinç kullanılarak yapılan hidrolik taşımada pompalama sistemi iki esas prensibe dayandırılmaktadır. (Şekil 1.,2. ve 3.) bunlardan biri vasıtasız pompalama; (Nakledilecek kömür,kum vb. malzeme su ile birlikte tulumbaya verilerek pompalanır). Bu sistemde kömür karışım oranı ağırlık bakımından % 12, hacim olarak da % 8 civarında olup malzemenin tane büyüklüğü kömürde 80 mm ye kadar olabilmektedir. Diğeri ise; vasıtalı pompalama sistemidir. Bu sistemde taşınacak malzeme tulumbanın yüksek tazyik (“çıkış”) borusuna verilerek pompalanır. Burada vasıtasız pompalamada olduğu gibi taşınacak malzemenin tane büyüklüğü, tulumba ile ilgili olmayıp tamamen boru çapı ve borudaki su hızına tabidir. Tecrübeler 1,3-1,6 gr/cm3 yoğunluk ve 50-65mm tane büyüklüğünde taş kömürü ve antrasitin dikey boru içinde 2,5 m/ sa. sür’atle rahat pompalandığını göstermiştir. Bu sisteme malzeme verilmesi de (—> Şekil) malzeme depolarını dik ve yatay düzenlemek suretiyle yapılmakta ve yeraltında yeterli su olmadığı takdirde tulumba yeryüzüne kurularak kuyu içine biri giriş ve diğeri de taşıma borusu şeklinde çift boru döşenmek suretiyle yapılmaktadır. Aynı sistem yeryüzünde kömür, kum, çakıl vb. malzeme taşımada; kömür veya malzeme payplayn’ı olarak da tesis edilmektedir.
HİDROMEKANİK KAZI, Bir su püskürtücü yardımıyla 80-100 bar tazyik altında, kömürü veya madeni gevşeterek kazı yapılması. Şimdiye kadar yeraltı kömür madenciliği de hidromekanik kazı metodu, arakatlı göçertmeli ve oda topuk işletme metotlarında uygulanma alanı bulmuştur.
HİDROMETALURJİ, 1) Oksitli cevherlerin yaş prosesle redüksiyonu ve bu yolla metal elde edilmesi. 2) Cevherden metal elde edilmesinde (çıkarmada), metalin sulu bir tuz çözeltisinin kullanılmasına dayalı metalurji işlemi. İşlemin başlıca aşamaları, metalin veya metal bileşiğinin, çoğunlukla başka kimyasal çözücülerle birlikte suda çözündürülmesi (—> Liçing); artıkların ayıklanması ve çözeltinin araştırılması ve metalin ya da arı bileşiklerinden birinin çözeltiden, kimyasal veya elektrolitik yöntemlerle çökeltilerek elde edilmesinden oluşur. —> Özütleme, Elektromelaturji.
Altın ve gümüşün yanı sıra bakır ve çinkonun önemli bir bölümü de hidrometalurjiye dayalı olarak üretilmektedir.
HİDROMETAZOMATOZ, Hidrotermal eriyikler ile yantaş arasında madde mübadelesi sonucu meydana gelen olay.
HİDROSİKLON, —> Siklon.
HİDROSTATİK BASINÇ, 1) Sondaj sıvısının muayyen bir derinlikte temas ettiği birim yüzeydeki statik basınç. 2) Bir sıvı sütununun bulunduğu ortama yaptığı basınç.
HİDROSTATİK DÜZEY, Yeraltında su geçirmez bir tabaka üzerinde oluşan su düzeyi.
HİDROSTATİK TRANSMİSYON, —> Hidrolik Transmisyon, Hidrolik kavrama.
HİDROTERMAL MADEN YATAKLARI, Arz kabuğu içine sokulmuş bir magma parçası olan intruzif kütlenin soğuyup normal kristalleşerek katılaşması sırasında (pegmatitik fazdan sonra) hidrotermal fazda su ve uçucu madde bakımından zenginleşmiş bakiye eriyiklerin; (intrüsif kütleden) çeşitli uzaklıklarda ve düşük sıcaklıklarda (400½C’in altında) oluşturduğu maden yatakları. Hidrotermal maden yatakları teşekkül sıcaklıklarına göre katatermal - (300½-400½C), mesotermal- (200½-300½C), epitermal - (100½-200½C) ve teletermal - (- 100½C) maden yatakları diye isimlendirilir. Hidrotermal cevher yatakları, cevher cinslerine göre de; altın ve gümüş oluşumu, bakır ve pirit oluşumu, kurşun-gümüş-çinko oluşumu, gümüş-kobalt-nikel-bizmut-uranyum oluşumu, antimuan-civa-arsen-selen oluşumu, oksidik demir-magnezyum-mangan oluşumu, cevhersiz oluşum diye tanımlanır.
HİDROTERMAL METAMORFOZ, —> Kontak metamorfoz.
HİGROMETRE, 1) Havanın nem (rutubet) derecesini (oranını) ölçmeye yarayan aygıt. 2) Nem, rutubet ölçer.
HİPOSANTR, 1) Depremin yer içinde başladığı nokta. 2) Deprem ocağı. 3) Ocak. —> Deprem odak (ocak) derinliği.
HİZMET MARKALARI, —> Patent.
HOBEL, —> Kazı (kömür) rendesi.
HOBEL İŞLETMECİLİĞİ, Zincirli konve-yörle birlikte çalışan —> Hobelgerecinin kullanılması. 1. Standart hobel işletmeciliğinde, hobelin ve taşıma aracının hızları sabit olup, hobelin hızı taşıma aracı hızından daha düşüktür. 2. Kombine hobel işletmeciliğinde, hobel konveyöre nazaran üst taban yoluna doğru daha hızlı, alt taban yoluna doğru daha yavaş hareket eder. Zincirli konveyör hızı sabit olup, en uygun teorik durumda teorik olarak hobelin üst taban yoluna doğru hareketinde sahip olduğu hıza eşittir. 3. Geçmeli hobel işletmeciliğinde hobelin ve konveyörün hızları sabittir. Ancak hobel hızı, konveyör hızından iki veya üç kat fazladır.
HOMOJEN, 1) Yapısı ve özellikleri bakımından aynı türde, tek fazda ve özellikleri değişmeyen cisimlerin hali (mütecanis). 2) Bir cinsten olan, tek çeşitli, bir örnek, tek türlü, bağdaşık.
HONİGMAN METODU, Az miktarda su geçiren formasyonlarda kademeli geniş çaplı sondaj yapma şeklinde uygulanan kuyu kazı metodu. Bu maksatla kuyu, birkaç kademe olarak ve döner tabla şeklindeki takımlarla nihai çapa getirilecek şekilde kazılır. Kuyu cidarı, yoğunluğu arttırılmış çamurlu su ile yıkanır ve böylece cidardan gelen hidrostatik su basıncı dengelenmiş olur.
HOOK KANUNU, Bir malzemeye kuvvet tatbik edildiğinde malzemedeki deformasyon (elastik alanda) tatbik edilen kuvvetle orantılıdır ( =  . , yani  = uzama,  = uzama sayısı,  = kuvvet) şeklinde ifade edilebilen mekanik-mukavemetin temel kanunlarından biri. Tatbik edilen kuvvet malzemede kalıcı bir deformasyon husule getirmişse Hook kanununun geçerli olduğu (O, P noktaları arası) alanın dışına çıkılmış demektir. 1/’ya E = Elastisite modülü denir. —> Çekme deneyi.
HORST, Her iki tarafı faylarla çökmüş veya çevresine göre yükselmiş arazi kitlesi. —> Graben.
HORTUM, 1) Basınçlı hava veya basınçlı su ile çalışan makine veya teçhizatın ana şebekeye bağlanmasında ya da boru yerine kullanılmak üzere kauçuk bez, plastik vb. malzemeden imal edilen esnek boru. 2) Hava ya da suyun hızla dönüp sütun biçiminde yükselmesi ile oluşan meteorolojik olay.
HUY, Maden (taş) kömürü.
I - İ

ISI, 1) Madde moleküllerinin hareketi nedeniyle meydana gelen enerji. Madde moleküllerinin hareketi az olursa ısı az, fazla olursa ısı fazladır. Isı birimleri Cal, Kcal, B.T.U. (British Thermal Unit)’dur. 2) Hararet.
ISIL İŞLEM, Çeliğin dayanıklılık ve sağlamlığını etkileyen yapısal özelliğini iyileştirmek için onun yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılıp çeşitli ortamlarda ani olarak soğutulması işlemi (suverme). Bu ani soğutmadan doğan gerilimin, çeliğin tekrardan 700½C’ye kadar ısıtılması suretiyle normalize tavına tabi tutularak giderilme işlemi (tavlama). Metalin kristal yapısının değişim noktasına yakın fakat daha alçak bir temperatürde uygun bir süre ısıtılması ve birden soğutularak istenilen kıvam (iç yapı) elde edilmesi işlemi (menevişleme).
ISITMAYLA (KIRMA) PARÇALAMA, Bu yöntemle; cevherde bulunan mineral ve gang maddesinin değişik genleşme özelliğinden dolayı parçalanarak serbest hale getirilmeleri ve sonra bunların eleme veya tane boyutuna göre sınıflandırılması suretiyle cevherde mevcut mineral ve gangın ayrılmaları yani cevherin zenginleştirilmesi mümkün olmaktadır. Bu özellikleri gösteren minerallerin başlıcaları boraks, kolemanit, spodumen ve fluorit’tir. Bu işleme dekrepidasyon da denir.
ISLANABİLEN KÜKÜRT, Toz kükürde çeşitli kimyevi maddeler katarak; ıslanabilme ve sıvı içinde suspansiyon halinde kalma özellikleri verilen bir cins zirai kükürt. —> Püskürtme-. Mikronize kükürt.
IŞINÖLÇER, —> Radyometre.
IŞINÖLÇÜM, —> Radyometri.
IZGARA, 1) Genellikle hareketsiz ve bazan da hareketli olan, delikleri veya aralıkları çok geniş tutulan ve üzerine gelen malzemeyi tane iriliğine göre sınıflandırma yapmaya yarayan klasifikasyon düzeni. 2) Kazanlarda yanma yerinin alt kısmını teşkil eden katı yakıta zemin teşkil etmesi ve yakıt için lüzumlu havanın geçmesi, külün aşağı dökülmesi için yol teşkil eden sistem. Izgaralar düz (5½-8½), meyilli (25½-50½), basamaklı, hareketli veya sabit olmak üzere çeşitli tiplerde yapılır. Basamaklı ızgaralar bilhassa düşük kaliteli yakıtların yakılmasında, düz ızgaralar ise küçük ve orta büyüklükteki ocaklarda ve alev borulu kazanların iç ateşliğinde kullanılır.
IZGARALI KÖMÜR YAKMA SİSTEMLERİ, Apartman ölçeğinde elle, büyük işletmelerde mekanik yüklemeli, sabit yatak esasına dayanan, yaygın bir kömür yakma düzeni. Elle yüklemede, ızgara üzerine serilen ve genelde 10-25cm arasında değişen kömür kalınlığı; kömür yapısına, yanma özelliklerine ve kazanın kapasitesine göre değişir. Kömür, yayma veya yastıklama şeklinde yakılır. Yayma, kömürün kazandaki tüm yatak kesit alanına belirli kalınlıkta yayılması şeklinde olup bu, homojen bir yanmanın sağlanması prensibine dayanır. Yastıklama yönteminde ise, kor haline gelmiş yarı kok, yatağın arka bölgelerine yığılır. Arka kısma çekilen kömürün yerine verilen kömürden çıkan uçucu maddeler arka bölümlerde bulunan kor hâldeki kömürlerin üzerinden geçerken tutuşur ve verilen ikincil hava ile yakılır. —> Şekil, Kömür yakma sistemleri, Yanma.
İ
İBRAHİM ETHEM PAŞA (1818-1893), İlk Türk Maden Mühendisi. Miralay rütbesiyle önce Darı Şura-yı Askeriye’de ve Sarıyer bakır madeninde görevlendirilmiş, sonra Gümüşhacıköy maden müdürlüğüne, 1845’te de Keban ve Ergani madenleri başmühendisliğine tayin edilmiştir. Ethem Paşa, siyasi hizmetlerinden çok, ilmi hizmetleri ile faydalı olmuştur. Darülfünun’a tabiat dersleri için kıymetli koleksiyonlar hediye etmiştir.
İÇE DÖMKE, Çalışmakta olan bir açık işletmenin, madeni alınmış kesimine pasanın boşaltılması.
İÇERİ (A) RANDIMANI, Yeraltı randımanı, —> Randıman.
İÇ KUYU, —> Kör kuyu. Kelebe.
İHBAR, 1) “ 3213 sayılı Maden Kanunu”nda kullanılan bir deyim olup, arama ve ön işletme ruhsat sahasında olmamak kaydı ile evvelce tesbit edilmemiş bir maden zuhurunun “ETKB Maden İşleri Genel Müdürlüğü “ ne bildirilmesi. 2) Genel anlamda, yasa dışı bir iş yapanı ele vermek amacıyla gizlice bildirim, haber verme.
İHMALİ FENNİ, Bilimsel olarak gereken ilginin gösterilmemesi.
İHRAÇ, Ocaktan maden, taş, vb. çıkarma işlemi.
İHRAÇ HALATI, İhraç tesisinde kullanılan halat.
İHRAÇ KULESİ, —> Şövelman.
İHRAÇ KUYUSU, İçinde madencilikle ilgili her türlü taşımanın yapıldığı kuyu.
İHRAÇ SİSTEMİ, Kuyu kafesini ocak içine indirip yeryüzüne çıkaran çelik halatlı sistem. İhraç sisteminde halat ya tambura sarılır veya halatın tambura sürtünmesi suretiyle kaymadan kafesin hareketini sağlar. Bunlardan birincisine tamburlu, ikincisine de köpe ihraç sistemi denir.
İHRAÇ VİNCİ, İhraç sisteminde hareketi sağlayan mekanizma. İhraç vinci elektrik, buhar veya su gücünden yararlanılarak tahrik edilir.
İHZARAT, Maden üretimine başlamadan yapılan büyük hazırlıktan sonra maden rezervi içinde (panoda) devam eden kısa ömürlü her türlü hazırlık çalışmaları. İhzarat tamamlandıktan sonra üretime geçilebilir. Belirli faz farkı ile hazırlık ve üretim birbirini takip eder. —> Büyük hazırlık. Developman.
İHZARAT GALERİLERİ İHTİYACI, 1000 ton satılabilir maden elde edilebilmesi için gerekli galeri boyu veya hacmini ifade eden kavram (m/1000 t veya m3/1000 t). Bu ihtiyaç, damar kalınlığına, ayak boyuna ve ihzarat galerilerinin kullanılma sıklığına göre değişir.
İHZARAT LA¦IMI, Kullanma süresi beş yıldan az olan hazırlık lağımı. Bu lağımlarla ilgili harcamalar lağımın ömrü dikkate alınarak amortismanlar dışında itfaya tabi tutularak maliyete intikal ettirilir.
İHTİRA BERATI, —> Patent.
İKAZ DİNAMOSU, Elektrik üreten bir dinamonun statorundaki bölümlere verilecek doğru akımı üreten dinamo.
İKİ ŞEKİLLİ MİNERALLER, —> Polimorf mineraller.
İKİNCİL ALUMİNYUM, Yeni ve / veya eski hurdadan elde edilen alüminyum.
İKİNCİL HAVALANDIRMA, —> Tali havalandırma.
İKİNCİL PERVANE, —> Tali havalandırma.
İKİZ, Mineralojide bir mineralin aynı veya daha fazla kristallerinin belirli bazı kaideler altında ve değişik doğrultularda yan yana, bitişik veya iç içe girmiş bir halde teşekkül etmiş olması.
İLMENİT, —> Titanyum, titan.
İLERİ TEKNOLOJİ MERKEZİ,—> Tekno-park.
İLERİDEN KESTİRME, Yanına gidilemiyen bir noktanın yerini belirlemek için, aralarındaki mesafe hassas olarak ölçülen iki noktaya alet kurup bu şekilde oluşan üçgenin aletlerin bulunduğu noktalardaki açıları ölçülüp gidilemeyen noktanın yerinin saptanması.
İLERLEME, 1) Galeri sürülmesinde her bir ateşleme sonunda elde edilen ilerleme miktarı. 2) Sondajda delme işlemi.
İLERLEME HIZI, Kazı yapılan işyerlerinde (lağım, taban, ayak, kuyu, kelebe, kılavuz, sondaj) günlük veya vardiyalık ilerlemeyi metre cinsinden belirten bir ölçü kavramı. —> Kesme hızı.
İLERLEME YÖNÜ, Ayakların ilerlediği yön. Bu yön damar istikametinde, damar meylinde ve damar meyli aksine olabilir. —> İşletme yönü.
İLERLETİMLİ AYAK, —> Uzun ayak.
İLETKENLİK ANİZOTROPİSİ, —> Jeoelektrik maden arama metotları.
İLK ÇUKUR, —> Ön dekapaj.
İLK YARDIM, Hasta veya yaralı bir kimseye, tıbbi müdahale derhal yapılamadığı takdirde, doktor gelinceye kadar veya hasta yahut yaralı doktora veya hastahaneye götürülünceye kadar tatbik edilen acil hal tedavisi. Doğru tatbik edildiği takdirde ilk yardım, ekseri hallerde tabii teneffüsü yeniden sağlar; kan kaybını azaltır; şoku hafifletir veya izale eder; yaraların ve yanıkların mikrop kapmasına, kırık ve çıkıkların hareketine mani olur; ızdırabı azaltır; hastaya kuvvet kazandırır ve sıhhi yardım temin edildiği zaman hastanın veya yaralının iyileşme ihtimalini çoğaltır.
İMALAT HARİTASI, 1) İşletilmekte olan bir maden damarının ve damar çevresindeki madencilik yapılarının muayyen bir ölçekle plan düzlemi üzerine çizilmesi suretiyle elde edilen harita. Bu haritada ramble edilmiş kısımlar farklı tarama çizgileriyle ifade edilir. Damar istikamet ve yatımı, senklinal ve antiklinaller, tektonik arızalar özel işaretlerle belirtilirler. İmalat haritası, ocak emniyeti bakımından yangın çıkan kısımları, yeraltı suyu sahalarını, barajları, emniyet topuklarını ve ruhsat sınırlarını da gösterir. 2) İşletmelerde üretim yapılan yerleri, miktarları ve yapılış şeklini gösterir, ölçekli, beyan niteliğinde harita.
İMALAT PLANI, Yeraltı madenciliğinde sürülen galerileri, taban yollarını ve üretim ayaklarında yapılan çalışmaları, açık işletmelerde de dekapaj ve kömürde, basamakların ve alınların durumunu gösterir harita.
İMALAT YÖNÜ, —> İşletme yönü.
İMLA HAKKI, 1) Galerilerde veya üretim yerlerinde istenen kazıyı yapmak için, lağım deliklerine konması icap eden patlayıcı madde miktarı. 2) Barut hakkı. 3) Doldurma hakkı.
İMPEDANS, Ohm - alternatif akım direnci. Bir alternatif akım devresinde ohm- direnci R, endüktivite L ve kapasite C durumunda alternatif akım-direnci
bağıntısı ile ifade edilir (W= frekans). Z’ye aynı zamanda impedans denir.
İMPULS YÖNTEMİ, Bir katod lambasında, impulsların gidiş-gelişi arasında geçen zaman farkını dikkate alarak yapılan uzunluk ölçme yöntemi. Bu yöntemde modüle edilmiş bir dalga; verici tarafından ölçülecek mesafenin diğer ucuna gönderilir, oradan kuvvetlendirilerek geri yansıtılır ve geçen zaman tesbit edilerek cihaz tarafından mesafe olarak gösterilir.
İMRARİYE, 6309’a göre Devlet Hakkı ödenerek üretilen madenin nakil ve satış müsaadesi. İmrariye ödenince imrariye tezkeresi alınmasına hak kazanılır. Yürürlükten kalkan 6309 sayılı Maden Kanunu’na göre mecburi imrar taahhüdü İ.R., İ.İ., sahaların sözleşmelerine konurdu. Bu durumda imrariye tezkeresi alınmadan maden sahasından çıkartılan (nakledilen) maden kaçak sayılır; imrariye 1,5 misli tahsil edilir ve hakimin takdirine göre de ceza verilirdi.
İNCE KIRMA, —> Kırma.
İNCE KİLLİ DAMAR, Mermer işletmeciliğinde kalınlığı çok az olan killi damar.
İNCE KÖMÜR, —> Satılabilir.
İNCE YONU, Mermer işletmeciliğinde, taş yüzeyinin imalât yüzeyine paralel olarak, yanlarının 5-10 cm derinliğine kadar kalem, tarak, mucarta ve midizle işlenmesi.
İNCO FLAŞ İZABE YÖNTEMİ, Kanada’nın inco firması tarafından geliştirilmiş saf ticari oksijenin (~% 95 O2) kullanıldığı, pirometalurjik prensiplere dayanan blister bakır üretim yöntemi. İnco flaş izabe gazları otokumpu fırınına nazaran daha yüksek oranda SO2 içerir. Bu oran birincisinde % 10-15 olmasına karşın, ikincisinde % 80 civarındadır ve bu nedenle ınco yönteminde sıvı SO2 ve hatta elementer kükürt üretimi mümkün olur. Inco teknolojisinde cüruftaki bakır oranı daha düşük olduğu için, cüruf atılır. —> Bakır üretimi.
İNDİKATÖR KRİGİNG YÖNTEMİ, Maden yataklarının sınırlarının koşullu olasılık dağılımlarının kestiriminde kullanılan parametrik olmayan jeoistatistiksel bir teknik.
İNDİRGEÇ, —> Redükleyici.
İNDİRGEME, 1) Döndürme, dönüştürme, irca. 2) Redükleme. Redüksiyon.
İNDİRGENME, —> Elektroliz.
İNFİLAK, Patlama. —> Detonasyon. Şiddetli patlayıcı maddeler. Patlayıcı madde.
İNFİLAKLI FİTİL, Dış yapısı çeşitli renk-lerde, özü de trotil denilen sarımtrak ve beyaza yakın patlayıcı madde ile dolu olan ateşleme fitili. Yanma hızı saniyede 7-9 km’dir. Yanması infilak şeklinde olur. Kangal halinde bulunduğu zaman infilakı halinde toplu patlayıcı madde tesiri gösterir.
Doldurulmuş ve sıkılanmış birden fazla deliğin ateşlenmesinde kullanılır. Emniyet bakımından; hiçbir zaman kangal halinde iken; yeteri kadar fitil açılıp kesilmez. Kesilecek uç bir tahta üzerine konulur, keskin bir bıçakla vurulmak suretiyle kesilir. Bıçağı sürterek infilaklı fitil kesmek tehlikelidir. İkinci bir kesiş tahtanın aynı yerinde yapılmaz.
İNGOT, Kütük, çubuk, külçe veya blok halinde, ingot kalıbına dökülerek elde edilen, yeniden ergitme, dövme, haddeleme vb. işlemler uygulanmamış metal veya alaşım kitlesi.
İNHALASYON CİHAZI, —> Pulmotor.
İNHİDAM, —> Tasman.
İNKLİNASYON, 1) Arzın manyetik alanının yatay düzleme göre eğimi. 2) Serbest asılmış bir mıknatıs iğnesinin arzın manyetik alanında yatay düzlemle yaptığı açı. 3) Bir planet yörünge düzleminin arzın yörünge düzlemiyle meydana getirdiği eğim açısı. 4) Düzgün bir maden yatağının genel eğimi.
İNNOVATİON CENTER, —> Teknopark.
İNSAN GÜCÜ İLE NAKLİYAT, Madencilikte insan gücü kullanarak (manuel) kürek, el arabası veya küçük ocak arabasından yararlanılarak yapılan taşıma. —> Nakliyat.
İNSET, Kuyunun dibinden veya herhangi bir yerinden yapılan lağım girişi.
İN-SİTU-METODU, 1) Uçucu madde, kömür ve bitüm ihtiva eden şistlerin içindeki enerji hammaddelerinin yerinde gazlaşmaları yoluyla enerji hammaddesi elde edilmesi yöntemi. 2) Tabii yerinde yapılan işlem.
İNTİFA HAKKI, Başkasına ait bir maldan yararlanma, başkasına ait bir malı kullanma hakkı. —> Orman irtifak hakkı.
İNTİKAL, —> Devir.
İNTERNET, Birbirine bağlı bilgisayarların ağlarından oluşan ağların ağı olarak tanımlanan bilgisayar iletişim sistemi.
İNTRÜSİF KAYAÇLAR, —> Derinlik kayaçları.
İRADE’İ SENİYE, Maden işlerine taalluk eden ahvalde çıkarılan “Bakanlar Kurulu” kararı.
İPEK CİLA, İnce kılımsı minerallerin verdiği görünüm olup; kılımsı jips, kılımsı barit vb. minerallerde vardır.
İRİ KÖMÜR, —> Satılabilir.
İRSAL, Gönderme, yollama irsaliye.
İRSALİYE, Malı nakledenin veya naklettirenin, irsalatçıdan (göndericiden) almış olduğu ve malın sevk edildiğini ve durumunu gösteren ve ispata yarayan belge. Diğer bir ifade ile bir yere gönderilen eşyanın listesi, gönderme belgesi.
İRSALİYE MEKTUBU, —> Nakliye senedi, İrsaliye.
İRTİFAK HAKKI, Bir taşınmaz üzerinde diğer bir kimse veya taşınmaz lehine tesis edilen yararlanma ve kullanabilme hakkı. —> İndifa hakkı.
İS, Yakıtların bünyesinde bulunan CnH2+2’in yanma esnasında parçalanması nedeniyle serbest halde çıkan karbon zerreleri.
İSLİM, Bir işte kullanmak için hazırlanan buhar.
İSTALYA, —> Starya.
İSTARYA, —> Starya.
İSTİF, 1) Çeşitli litolojideki kayaçların bir arada (birlikteliği) bulunması. 2) Maden direklerinin stok sahasına yerleştirilmesi.
İSTİHDAM, Hizmette kullanma.
İSTİHLAK, Tüketim, yoğaltım.
İSTİHRAÇ, 1) Kazılmış madenin ocaktan çıkarılması. 2) Çıkarma. 3) İhraç.
İSTİHSAL, 1) Madenin, maden yatağı içerisinden kazılıp çıkarılması işlemi. 2) Üretim.
İSTİHSAL (ÜRETİM) METALURJİSİ, Cevher veya konsantrenin kurutma, kavurma, eritme ve redükleme proseslerine tabi tutularak metal veya alaşımları elde etmek için yapılan metalurji işlemleri. —> Metalurji.
İSTİKAMET, Damar veya tabaka düzlemi ile yatay düzlemin ara kesiti, diğer bir ifade ile tabaka yatımına dik ve damar düzlemi üzerinde olan doğru parçası. —> Direksiyon.
İSTİKŞAF, Keşfetme, yoklama.
İSTİM, —> İslim.
İSTİSMAR, 1) İşletme, yararlanma. 2) Sömürme.
İSTİSMARLI MADENCİLİK, İlerisi için tedbirler almadan ve işletme zayiatı dikkate alınmadan maden yatağının kolay üretilebilir ve zengin kısımlarının işletilip geri kalan kısmının bırakılması şeklinde yapılan madencilik.
İSTMAN (EAST MAN) CİHAZI, Geniş lâğım (çapı 50-350mm olan) eğimini kontrol etmekle kullanılan cihaz. Her ölçü noktasında lâğımın eğimi ve eğimin azimut değeri bir film üzerine tespit edilir. —> Klinometre, sondaj inklinometresi.
İŞARETÇİ, 1) Sinyalci. 2) Çancı.
İŞARETLEŞME, Vinç, varagel, kuyu vb. ihraç tesislerinde vinç dairesi ile rösetlerdeki görevliler arasında belirlenen ve ihraç sisteminin yapması gereken fonksiyonunu açıklayan akustik (kampana veya zil), optik (sesli ve ışıklı) sinyallerle (anlaşma) haberleşme şekli. Buna göre: 1 vuruş: Stop, 2 vuruş: Çek (vira), 3 vuruş: Bırak (laçka), 4 vuruş: Adam geliyor, 5 vuruş: Adam geldi anlamındadır. Bu işaretleşme telefon aracılığı ile de yapılabilir.
İŞÇİ, 1) Bir akde bağlı olarak diğer bir kimsenin işyerinde bedenen veya fikren veya hem bedenen hem fikren çalışan kimse. 2) Sendikalar ve Sosyal Sigortalar kanununa tabi, fakat “Devlet Personel Kanununa” tabi olmayan kişi.
İŞÇİLİK, 1) İşçiye yaptığı iş karşılığı verilen ücret. 2) İşçi emeği. 3) İşleme (yapım) niteliği. 4) Üretim maliyeti hesaplamada o üretim için çalışan işçilerin tümüne ödenen para veya bunun % olarak ifadesi.
İŞ DE¦ERLENDİRME, Bir işyerindeki işlerin, önceden tespit edilmiş, belli faktörler (kriter) açısından birbirlerine oranla taşıdıkları değerlerin, ücret tesbitine esas olmak üzere, rakamlar halinde ortaya konması.
İŞGÜNÜ, Tatil, genel ve ulusal bayram günleri çıkarılmak suretiyle yıl içinde çalışılan günleri ifade eder. Tatil günlerinde de işyerinde çalışma yapılıyorsa, bu günler de işgünü olarak kabul edilir.
İŞ KAZASI, 1) İşverenin otoritesi altında sayılan bir zaman kesimi içinde, iş veya işin gereği meydana gelen, fizyolojik bir arıza ile sonuçlanan kaza durumu. 2) Çalışanların iradesi ve suç sayılan bir kusuru olmaksızın yapılan işten ileri gelen ve geçici veya sürekli işgöremezlik yahut ölümle sonuçlanan travmatizm veya hastalık hali. 3) İş gücünü doğrudan doğruya tehdit eden, bir yerde Sosyal Sigortalarla ve öncelikle korunan meslek riski.
İŞ MAKİNELERİ ÇALIŞMA VERİMİ, İş makinelerinin çalışmalarından sağlanan fayda derecesi. Çalıştırılan iş makinesinin verimi, taşınan veya kazılan malzemenin cinsine, operatörün becerisine, makinenin çalışma ve bakım durumuna göre E=0,4-0,8 arasında değişebilir.
Yükleyici kepçesinin dolma faktörü ise; yüklenen malzemenin kolay, orta, oldukça zor ve zor yüklenebilmesine ve yığın halinde, kısmen kazı gerekli, ekskavatör veya dozerle kazılıp hazırlanmamış, patlatılmış ancak yerinden kopmamış büyük sert malzeme olmasına göre kepçe dolma faktörü k= 0,4-1,0 arasında değişebilir.
Bu faktörler dikkate alınarak yükleyicinin yapacağı iş miktarı; Q= (gx60xE): D g=g1xk formülleri ile hesaplanır.
Q= İş miktarı m3, g1=İş miktarı (m3/sefer-tam dolu kepçe)
D= Gidiş-dönüş ve yükleme zamanı (dakika)
g= İş miktarı (m3/ sefer-normal)
E= Çalışma verimi (—> Çalışma verimi)
İŞ MAKİNESİ ÇALIŞMA VERİMİ, Çalışmada sağlanan fayda derecesi. Açık işletme örtükazı işinde çalışan kazıcı makinenın verimi; malzemenin cinsine, operatörün becerisine, makinenın çalışma ve bakım durumuna göre 0,42-0,83 arasında değişir. Bu husus aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.
Kazıcı makinenin bakım derecesi
Çalışma Mükemmel İyi Normal Kötü
Durumu
Mükemmel 0,83 0,81 0,76 0,70
İyi 0,78 0,75 0,71 0,65
Normal 0,72 0,69 0,65 0,60
Orta 0,63 0,61 0,57 0,52
Uygun değil 0,52 0,50 0,47 0,42
İŞLEME, Mermer işletmeciliğinde taş bloktan arzu edilen taş yüzü elde edilinceye kadar yapılan işlemlerin toplamı.
İŞLEME SUNDURMASI, Mermer işletmecili-ğinde taş işlemeye mahsus, sadece üstü kapalı mahal.
İŞLETİLEBİLİRLİK, 1) Teknik ve ekonomik yönlerden, bir maden rezervinin işletmeye alınabileceğini ifade eden bir kavram. 2) Hazırlık, üretim, taşıma ve zenginleştirme giderleri çıktıktan sonra, geride belirli bir miktar kâr bırakabilecek şartları haiz olma.
İŞLETİLEBİLİR MADEN YATAKLARI, Etüd yapıldığı sırada bilinen madencilik tekniği, teknolojisi ve ekonomisi bakımından, işletildiği takdirde iktisadi olabilecek veya işletilmesi politik yönden faydalı olacak maden yatakları.
İŞLETİLEBİLİR ORTALAMA TENÖR, Bir maden yatağında veya bir maden işletmesinde kabul edilen işletme limit tenöründen daha yüksek tenörde olan cevher oluşumlarının ortalama tenörü.
İŞLETİLEBİLİR REZERV, —> İşletilebi-lirlik.
İŞLETİLEN (DENGELENMİŞ) ORTALA-MA DAMAR KALINLI¦I, Aynı anda değişik kalınlıktaki damarlarda çalışılan bir üretim ünitesinde her üretim noktasından yapılan üretimin damar kalınlığı ile çarpımlarının toplam üretime bölünmesi ile elde edilen damar kalınlığı. —> Damar kalınlığı.
İŞLETME, 1) Ekonomik ilkelere göre faaliyette bulunarak, mal ve hizmet üreten teknik ünite. 2) Herhangi bir mal veya hizmet üretimi için gerekli araç ve gerecin bu üretimi sağlayacak şekilde yerleştirildiği teknik birim. 3) Müesseselerin ve bağlı ortaklıkların mal ve hizmet üreten ve hükmi şahsiyeti haiz olmayan fabrika ve diğer birimleri.
İŞLETME BÜTÇESİ, 1) İktisadi faaliyet gösteren bir kuruluşun gelecek bir yıl içinde yapacağı işletmecilik faaliyetleri için insan gücü, üretim, pazarlama ve parasal yönden yapılan tahminlerin tümünü gösteren belge. 2) İş Programı. İşletme bütçelerinden karşılaştırma bakımından geçmiş yıllara ve içinde bulunulan yıla ait bilgilere de yer verilir. Yatırım ve finansman programları da işletme bütçelerinin eklerini teşkil eder. Bu itibarla yatırım ve finansman programı kesinleşmeden işletme bütçesi de kesinlik kazanmaz.
İŞLETME ÇUKURU, Madeni alınmış açık işletmelerin geride bıraktığı topoğrafik görünüm.
İŞLETMEDE YER BELİRLEME, Maden işletmelerinde çalışılan veya çalışılacak işlerlerinin veya ünitelerin (kuyu, desandri, lağım, taban, damar, ayak, pano, bölüm, kat, kartiye vb.) adreslenmeleri için uygulanan usül. Genel olarak açık işletmelerde tektonik hatlarla sınırlanmış panolar maden yatağının durumuna göre yer rümuzu, basamaklar da kotları ile birlikte bir sıra numarası verilerek belirlenir. Yeraltı işletmelerinde ise lağımlar, tabanlar ve başyukarılar sürüldükleri yöne ve kotlarına göre adreslendirildikleri gibi, birçok işletmeleri olan bir kuruluşta standart bir uygulama yapmak için yer, bölge, işletme, kat, kartiye gibi yerlere kodlar, lağım, damar, kuyu, desandri gibi yerlere de numaralar verilerek sözkonusu işyeri veya ünitelerin seri halindeki rakamlarla yerleri ifade edilir.
İŞLETME FAALİYET RAPORU, Maden-cilik faaliyetlerinin, yönetmeliğinde belirtildiği üzere, fenni nezaretçi tarafından hazırlanan takdim metni.
İŞLETME HAKKI, Herhangi bir sahada madencilik yapmak üzere İşletme Ruhsatı (İR) ve İşletme İmtiyazı (İİ) almış özel veya tüzel kişilerin doğan hakları.
İŞLETME HUDUDU, 1) Yeraltında bulunan madeni ekonomik olarak alabilmek için, kaldırılması gereken pasanın sınırını düşey ve çevresel yönde gösteren ayırım çizgisi. 2) Ruhsat sahasının sınırları.
İŞLETME İMTİYAZI (İİ), Yürürlükten kaldırılan 6309 sayılı Maden Kanunu’na göre işletme yapabilme hakkı. İşletme imtiyazı, ilgili bakanlıkça aktedilecek bir mukaveleye istinaden Bakanlar Kurulu kararı ile 40-90 yıl süre için Limited, A.Ş. veya İDT’lere verilebilir veya bu imtiyaz hakkı kanunda belirtilen bazı durumlarda gene Bakanlar Kurulu kararıyla feshedilebilir. 3213 sayılı yeni maden yasasında İ.İ. terimi ve kavramı mevcut değildir.
İŞLETME İZNİ, 1) Ruhsat sahibine sahasında işletme yapabilmesi için, Maden Kanununa uygun olarak hazırlanmış işletme projesinin ilgili daireye tevdii üzerine işletme ruhsatı ile birlikte verilen izin. 2) Bir tesisin işletmeye alınabilmesi ve işletilmesi için “Resmi Makamlarca” verilen izin.
İŞLETME METODU, Doğal konumda bulunan madenin en az zayiatla ve emniyetli olarak ekonomik şekilde çıkarılması için uygulanan sistem. Madenin büyüklüğü, şekli, yatımı ve istikameti, tavan ve tabanının özellikleri, ekonomik değeri, fiziki ve kimyevi özellikleri işletme metodunun seçiminde önemli faktörlerdir. Temel işletme metodları —> Kapalı (yeraltı) ve —> Açık (yerüstü) işletme metodları olarak iki ana gruba ayrılabilir. Yeraltı işletme metodları uygun şartlarda deniz, göl ve ırmak altlarında da uygulanabilir.
İŞLETME PLANI, Maden kanununa göre işletmenin bir sonraki yılda maden ocağında yapacağı hazırlığı ve üretimi gösteren ocak planı. Bu plan “Maden Dairesi” tarafından onaylanır ve maden ocağı bu planda gösterildiği şekilde çalıştırılır.
İŞLETME RUHSATI (İR), Arama ve ön işletme ruhsatı süreleri sonunda “Maden Dairesi’nden” temini gereken izin belgesi.
İŞLETME TALEBİ (İT), Yürürlükten kaldırılan 6309 sayılı Maden Kanununun ilgili maddelerine göre, aramanın olumlu sonuç vermesi üzerine AR süresi içerisinde “Maden Dairesine” yapılan müracaat. İşletme talebinin olumlu sonuçlanması üzerine ya işletme ruhsatı (İR) veya işletme imtiyazı (İİ) verilirdi. 3213 sayılı yasaya göre sadece işletme ruhsatı verilmektedir.
İŞLETME YÖNÜ, Hangi işletme metodu olursa olsun; madenin kazısı sırasında, maden yatağı içerisinde yapılan ilerlemenin yönü, yani ayağın genel ilerleme yönü. —> Kazı yönü. Kapalı işletme.

İŞLETME ZAYİATI, Üretim metodu, gereği veya topuk vb. nedenlerle genel olarak alınamayan ve yerinde bırakılan kömür veya cevher miktarı. Zayiat, üretilmek istenen rezerv kısmının yüzdesi olarak ifade edilir.
İŞ PROGRAMI, —> İşletme bütçesi.
İŞTİAL KARTUŞU, —> Yemleme lokumu.
İTİCİ, 1) Araba ile nakliyatta arabaların veya katarın itmek suretiyle hareketini sağlayan mekanik tertibat (hidrolik, pnömatik, zincirli veya halatlı). 2) Ayak içinde, konveyörü gerektiğinde ayak alnına iten düzen.
İTME PİSTONU, Uzun ayaklarda ayak ilerledikçe taşıma ve üretim donatımının komple olarak alına itilmesine veya kuyu nakliyatında arabaların kafese sürülmesi ve kafesten çıkarılmasına yarayan, basınçlı hava veya elektrohidrolik güçle çalıştırılan pistonlar. —> Kazı rendesi.
İZABE, 1) Eritme. 2) Eritilme. 3) Ergitme. Yüksek tenörlü veya zenginleştirilmiş cevherden metallerin elde edilmesi ile ilgili olarak yapılan işlemler. —> Metalurji.
İZABE FIRINLARI, Cevherlerin izabesinde kullanılan fırınlar. Bunlar:
1. Tekneli Fırınlar
a) Vater Jacket Fırını
b) Yüksek Fırın
c) Kupol Fırını
2. Alev Fırınları
a) Reverber Fırını
b) Simens-Martin Fırını
3. Potalı Fırınlar
4. Elektrik Fırınları
a) Arklı
b) Dirençli
c) Endüksiyonlu (yüksek veya alçak frekanslı) fırınlar olmak üzere çeşitli sistem ve tiplerde kurulur.
İZLANDA SPATI, Telemetre ve polarizan mikroskoplarda kullanılan saydam kalsit (CaCO3) kristali. —> Kalsit.
İZOHİPS BLOK METODU, Damar izohips haritaları üzerinde faylarla sınırlanmış bloklar belirtildikten sonra planimetre ile bu blokların alanları ölçülerek; damar kalınlığı, damar meyli ve madenin yoğunluğu dikkate alınmak suretiyle yapılan rezerv hesaplama metodu. Bu metoda göre hesaplanan rezerv miktarının doğruluk derecesi yüzde yüze yaklaşabilir. —> Rezerv.
İZOJEOTERM, Yeraltında, ortalama sıcaklıkları eşdeğer noktaların oluşturduğu eğri.
İZOMORF MİNERALLER, 1) Kimyasal bileşimleri birbirine yakın ve aynı şekilde kristalleşen mineraller. 2) Eşit şekilli mineraller.
İZOTROP, Belirli fiziksel doğrultulara göre özelliği değişmeyen cisimler.
J


JAKBİT, Başsız matkap çubuğunun vida açılmış veya konik şekilde hazırlanmış ucuna vidalanarak veya geçirilerek takılabilen, şişik keski veya yıldız uçlu, sert çelikten yapılmış veya kesici ağızlara gümüş lehimle hazırlanmış sert metal parçalar kaynatılmış uç parçası.

JAKBİT ÇUBUĞU, Jakbit takılacak veya vidalanacak şekilde ucu konik veya dişli olarak hazırlanmış burgu.
JALON, Gözlem noktalarını işaretlemek ve hedef olarak kullanılmak üzere, genellikle, dairesel kesitli ahşap, metal vb. maddeden yapılmış ve üzeri 50 cm’lik kısımlar halinde kırmızı-beyaz veya siyah-beyaz renklere boyanmış 2,0m boyunda ve 3 cm çapında gereç. Nokta üzerine merkezlenebilmesi için bir ucunda sivri demir bulunur. Jalonlar gözlem noktasına düşey olarak dikilebilmesi için özel sehpa ve küresel düzeç ile birlikte kullanılır. —> Şekil, Flama.
JAMESON FLOTASYON HÜCRESİ, —> Selül(sel).
JASP, 1) Kırmızı, kahverengi, yeşil, kirli (saf olmayan), hafif, şeffaf, kriptokristalli, hafif kırıklı kuars. 2) Bulanık, saydam olmayan çeşitli renkli silisleşmiş (silisifiye) kilden ibaret kayaç. Bunlar tamamiyle tortul kayaç karakterini gösterdikleri gibi bazen hidrotermal orijinli filonlar da teşkil ederler. Siyah renkli jaspa, lidit veya mihenktaşı denir. 3) Jaspis.
Jasp bir kalsedon türü olup, ince ve değişken katmanlısına bandjasp, rengarenk ince katmanlı, kalsedon ve billursal kuars damarlı olanına jasp akikleri veya akik jaspları denir.
Jasptan Eski ve Orta Çağlarda vazolar, tabakalar (kutular) yapılmıştır. —> Boynuz taşı.
JASP AKİKLERİ, —> Jasp.
JASPİS, —> Jasp, Boynuztaşı.
JELATİN, Nitroselüloz katılmasıyla jelatin kıvamına getirilmiş, ana maddesi nitrogliserin olan patlayıcı madde.
JENERATÖR GAZI, Kömür, odun, odun kömürü gibi katı yakacakların jeneratör denilen fırında akkor hâle getirilen en alt tabakadan hava üflenmesiyle veya hava emilmesi suretiyle elde edilen bir ısıtma ve tahrik gazı. Isı değeri 1700 kcal/m3. Üflenen veya emilen havaya su buharı da ilâve edilirse elde edilen karbonmonoksit ve hidrojenden ibaret gazada “Karışık Gaz” denir. Fırından sadece su buharı üflenir veya emilirse elde edilen ve yüksek oranda hidrojen içeren gaza ise “Su Gazı” denir.
JEODEZİ, Yer ölçme (topoğrafya) bilimi.
JEOELEKTRİK MADEN ARAMA METOTLARI, Minerallerin, kayaçların, stratigrafik ve tektonik birimlerin, elektrikî iletkenlik yeteneğinin, doğada kendiliğinden oluşan veya insan eliyle oluşturulan elektrikî alanların ve manyetik alanların kullanılmaları suretiyle uygulamalı jeofiziğin olanakları ve gelişmesinin elverdiği ölçüde yorumu ve saptanmasına dayanan metotların hepsi. Jeoelektrik metotlardan, zeminin donma, çimento enjeksiyonlarında nüfuz etme sınırları tesbiti ve inşaat temeli sorunlarının saptanmasında da yararlanılır. Hidrojeoloji de bundan yararlanır; bilhassa kurak yörelerde yeraltı suyu aranmasında önemli uygulama alanı bulur.
Kayaçların iletkenlikleri birbirleriyle çakıştıklarından veya birbirlerine yakın olduğundan, iletkenlik saptanmasıyla kayaç tayini mümkün olmamakla beraber masif ağır metal sülfürlerinin saptanmasında iletkenlik ölçümü iyi sonuçlar vermektedir. Kömürlü veya siyah şistlerde şistleşme istikametinde iletkenlik, sülfürlere nazaran daha fazladır; şistleşmeye dik istikamette iletkenlik daha azdır. Bu duruma iletkenlik anizotropisi denir. Jeoelektrik ölçümlerde değerlendirme, lokal petrografik ve hidrolojik şartlar gözönünde tutularak ve başka arama metotları ile de kombine edilerek yapılmalıdır.
Doğal yer akımları yardımıyla, devridaim sıvısıyla dolu sondajlarda porozite ölçümleri yapılır.
Tellurik (Arz kabuğunu saran ve yüzlerce km derine nüfuz edebilen doğal elektrikî alanlar) akımlardan istifade suretiyle, arz kabuğu içindeki antiklinal strüktürlerle, kırılma tektoniğiyle oluşmuş düşey veya düşeye yakın faylar saptanarak refleksiyon sismik aramasına tamamlayıcı elektrikî ölçümler yapılır.
İnsan eliyle oluşturulan elektrikî alanlarla direnç haritalaması, sondaj direnç ölçümleri (Elektrikî karot alma), bir nokta etrafında dönerek sondalama ve derin sondalama ölçümleri yapılır. Bu ölçümlerle iletken cevher damarları, mostralar, az eyimli tabakalar saptanır.
Manyetik alanlar kullanılarak yapılan ölçümler, cevher damarlarının prospeksiyonuna yardımcı olur.
JEOFİZİK METOTLARLA MADEN ARAMA, Yerkabuğunun fiziki durumu ve değişimi, kabuğun araştırılması ve yapısının tespiti imkânını verdiğinden, tatbiki jeofizik vasıtasıyla, jeolojinin ve dolayısiyle maden aramanın klasik metotlarının yanısıra, uygulanan arama usulleri. Gravimetrik (—> Gravimetri metodu), manyetik (—> Manyetik metot) —> Elektrik-, Sismik-, Radyoaktif-, metotlarla yapılan bu aramalar vasıtasıyla jeolojik ve diğer verilerin birleştirilmesi suretiyle sonuç almak mümkün olmaktadır.
JEOLOG, Arz kabuğunun ulaşılabilen kısımlarında kayaçları, fosilleri, tabakalanmaları ve tabakaların uğradığı değişimleri jeolojik zaman ve mekan içinde inceleyen yani arzın jeolojik tarihini kendisine konu edinmiş ilim dalı ile uğraşan meslek mensubu.
JEOLOG PUSULASI, —> Pusula.
JEOLOJİ, Arz kabuğunun yapısını, kabuğun her çeşit yapı elemanını, oluşumunu ve her çeşit özelliğini araştıran ana bilim dalı. Jeolojinin içerdiği bilim dallarından Genel jeoloji, volkanizma, dağların teşekkülü, yer hareketleri (zelzele), atmosferin arz kabuğu üzerindeki etkilerini; Tektonik, arz kabuğunun fiziki yapısını; Paleantoloji(fosilbilim) tüm fosilleri ve jeolojik zaman saptamasını; Stratigrafi, tabakalaşma, taşlaşma ve paleocoğrafyayı; Petrografi (taşbilim), kabuğu oluşturan bütün kayaç cinslerinin çıplak gözle, büyüteçle, mikroskopla, fiziki ve kimyevi metodlarla tayinini; Mineroloji, kayaçları oluşturan minerallerin kristal yapısı, fiziki ve kimyevi özelliklerini; Jeomorfoloji, kabuğun bugünkü görüntüsünün oluşumunu ve değişimini konu olarak işler. Jeoloji ayrıca, muayyen bir bölgenin veya ülkenin etüdü anlamına gelen “Rejyonal Jeoloji”; jeolojik bilgilerin madencilik ve diğer mühendislik dallarında kullanılmasını etüd eden “Uygulamalı Jeoloji” bölümlerine de ayrılmıştır.
JEOLOJİK HARİTA, Yeryüzünün şeklini canlandıran topoğrafik haritaların üzerine; yeryüzündeki kayaç ve tabakaların sınırları, yani bu formasyonların yeryüzünü kesmesi ile meydana gelen arakesit çizgilerin yatay düzlem üzerindeki izdüşümlerinin ve bu ara kesitlerle sınırlandırılan jeolojik formasyonların birbirleri ile olan ilişkileri ve bunların derinliklerdeki muhtemel gidişlerini gösterebilecek tarzda; işlenerek tanzim edilen plan. —> Şekil.
JEOLOJİK KESİT, Jeolojik haritada yeryüzü jeolojisi gösterilen bölgenin yapısının üçüncü buutda gösterilmesi ve haritayı yapanın veya haritayı değerlendiren kimsenin yorumlarını yansıtması amacıyla hazırlanan —> Kesit, Profil.
JEOLOJİK REZERV, Daha ziyade “Sosyalist Blok” ülkelerinde kullanılan bir rezerv sınıfı. Varlığı belirlenmiş, fakat ekonomik açıdan hiçbir şekilde sınıflandırılmamış olan maden kütlesi. Başka bir deyişle rezerv ve potansiyel ayırımı yapmaksızın varlığı saptanmış olan tüm maden kütlesi.
JEOLOJİK TERMOMETRE, Teşekkül sıcaklıkları bilinen belli mineral grupları, aynı grup içindeki muayyen mineraller, aynı mineralin yüksek ve düşük sıcaklıktaki çeşitli formları, bilinen bazı maddelerin iç yapıya girmiş olmalarının formasyon oluşum sıcaklığı hakkında bilgi vermesi.
JEOLOJİK YAŞ TAYİNİ, 1) Tabakalaşma şartları, fosil ve kayaç muhtevasının tetkiki ile jeolojik oluşumun bir diğer jeolojik oluşuma göre nisbi (relatif) zaman farkının saptanması (relatif yaş tayini). 2) Sedimentasyon kalınlığı ve hızı, sedimanlarda gözlenen iklim ve mevsimin izleri (mesela bantlı kil) gibi jeolojik olaylar ve araçlarla; radyoaktif maddelerin parçalanma kanunlarındaki sürelerden yararlanmayı sağlayan fiziksel yollarla (uranyum ve izotop metotları, K 14 metodu) saptanan mutlak yaş tayini. 1) ve 2)’de belirtilen metotların sonuçları birleştirilerek mutlak zaman sıralamasına gidilir.
JEOMETR, —> Maden topoğrafı.
JEOMORFOLOJİ, —> Jeoloji.
JEOSENKLİNAL, Yerkabuğu üzerinde, dipleri çöken ve bu yüzden içinde çok büyük kalınlıkta tortular (Sedimanter tabakalar) toplanabilen süreklilik gösteren uzun kuşak ya da tekne.
Jeosenklinallerin yüzlerce ya da binlerce metre kalınlığındaki tortul katmanları ile dolma sürecinin son evresinde bu çökeller kıvrılır, parçalanır ve kırılır. Bunu kristalin kayaç sokulmaları ve tekne ekseni boyunca yükselmeler izler; böylece jeosenklinal oluşumu tamamlanarak ortaya kıvrımlı bir dağ silsilesi çıkar.
JEOTERMAL AKIŞKAN, Jeotermal kaynağa bağlı olarak çıkan ve bünyesinde eriyik halindeki çeşitli kimyasal maddeler ve karbondioksit, hidrojen sülfür gibi gazlar bulunan sıvı.
JEOTERMAL ALAN, Jeotermal enerji bulma ve faydalanma olanağına sahip arazi parçası.
JEOTERMAL ENERJİ, Sıcaklığı sürekli 20½C’den fazla olan ve çevresindeki normal yeraltı ve yerüstü sularına oranla daha fazla erimiş mineral, çeşitli tuzlar ve gazlar içerebilen, elektrik üretiminde, ısıtmada, çeşitli sanayi tesislerinde enerji hammaddesi olarak kullanılabilen, çeşitli kimyasal madde ve gaz üretimine elverişli olabilen sıcak su, buhar ve bunlarla birlikte bulunan karbondioksit, hidrojensülfür, kükürtdioksit vb. gibi doğal gazlar ve suların içerdiği enerji. Ayrıca çeşitli teknik yöntemlerle faydalanılabilen yerkabuğu içinde (kızgın kuru kayalar) birikmiş ısı da jeotermal enerji sayılır
JEOTERMAL GRADYAN, Yeryüzünün muayyen bir noktasında yer kabuğunun jeotermal sıcaklığını 1°C artıran derinlik. Normal yerkabuğu şartlarında her 33 m’de sıcaklık 1°C artar. 1°C sıcaklık artımı 33 m’den daha fazla derinlikte gerçekleşen arazi parçaları (-), 33 m’den daha az derinlikte gerçekleşen arazi parçaları (+) olarak mütalâa edilir. Ölçüm her 10 m’de bir yapılır ve ölçülen sıcaklık derecelerine jeotermal (gradyan) sıcaklık veya jeotermik ısı da denir. —> Ocak iklimi, Adyabatik kompresyon ısısı. Jeotermik ısı; derin maden ocaklarına gönderilen havanın önemli derecede ısınmasına neden olur. Ocaklara gönderilen havanın jeotermik ve adyabatik kompresyon ısısı etkisi ile sıcaklığının artmasının zararlarını azaltmak için ya ocağa gönderilen hava veya bacalara vantilatörle üflenen hava, soğutularak ocağa veya bacaya gönderilir.
JEOTERMAL SANTRAL, —> Elektrik enerjisi üretim tesisleri.
JEOTERMİK ISI, —> Jeotermik Gradyen.
JİG, Farklı özgül ağırlıkta bulunan minerallerin akışkan ortam içinde yerçekimi ve akışkan ortamın düşey hareketinin etkisine bağlı olarak tabakalar halinde ayrışmasını sağlayan düzen. Yıkama kasası, pistonlu bak kasası veya “bak’a piston” da denir.Diğer bir ifade ile jiglerde suyun sürekli olarak aşağı yukarı hareketi ile jige verilen değişik yoğunluktaki malzemenin sanki çok yüksekten su içinde düşüyormuş gibi bir ortam yaratılarak malzemenin diğer uca gidinceye kadar yoğunluğu fazla olan malzemenin altta, yoğunluğu az olan malzemenin de üstte tabakalaşmasını ve böylece yoğunlukları farklı katı maddelerin birbirinden ayrılmaları sağlanır. Bu yöntemle yapılan ayırmaya hidrolik ayırma yöntemi de denir.Jiglerde verimli bir operasyon için aynı karakterdeki ve boyut dağılımındaki malzemenin sabit hızla beslenmesinin yanında yatak hareketinin sürekliliği de önemlidir. Teorik olarak 0-150 mm boyutunda kömürler jig ile zenginleştirilebilirse de; pratikte alt sınır boyutu 75 mikrondur. Besleme hızı ise 15-30 ton/saat/m2 civarındadır. Tane büyüklüğü -15 mm kömürlerin zenginleştirilmesinde feldispat yataklı jigler kullanılır. Jiglerde temiz kömür ve şistin yanında ara ürün yani mikst de elde edilebilir. Mikst ya doğrudan doğruya pazarlanır veya kırılarak tekrar devreye sokulur. Jigle zenginleştirme yapılan lavvarlarda ton başına 500-600 lt taze su kullanılır. En yaygın kullanılan jigler baum jigler olmakla beraber son yıllarda daha iyi performans elde etmek bakımından batak jigler geliştirilmiştir. —> Baum jig, Batak jig, Kömür yıkama yöntemleri,
JİPS, 1) CaSO4 . 2 H2O kimyasal bileşiminde, monoklin kristalli, renksiz, şeffaf, kil veya demir oksit karışmış hali ile gri, sarı veya kırmızı renkli olabilen kayaç. Jips 120½C’a kadar ısıtılarak kristal suyunun bir kısmı buharlaştırılır. Pudra haline getirilen bu jips (alçı) biraz suyla karıştırılarak hekimlikte, model yapmada, duvar sıvılarında, çabuk donma özelliği sebebiyle kullanılır. Tabii jips, 500½C veya 1000½C’a kadar ısıtılarak özel inşaat harçları, sun’i taş yapımı ve jips-beton yapı işlerinde kullanılan özel jips elde edilir. —> Alçıtaşı.
JİZMAN, —> Maden yatağı.
JUVENİL SU, Mağmadan uçucu maddelerle birlikte gelen ve yoğunlaşan magma menşeli su. —> Vados su.
JUMBO (Cambo), 1) Hareket edebilen ve üzerinde birkaç martoperforatör (lağım makinesi) bulunan; böylece aynı zamanda birkaç lağım deliği açarak, galeri ilerlemesini hızlandırmaya yarayan delik delme (vagonu) aracı. 2) Arabalı perforatör. KATRAN, Organik maddelerin kuru damıtılması ile elde edilen ürün. Sıvı yağ kıvamında, koyu kahverengiden siyaha kadar değişen renkte, ağır is kokulu, suda erimeyen bir akıcı madde olup, bitkilerden elde edilenine bitki katranı, maden kömürlerinden elde edilenlerine de maden kömürü katranı adı verilir.
KAVKILI BREŞ, Deniz hayvanlarının kabukları ile birlikte teşekkül etmişgreli breş.
KAVLAK, Maden ocaklarında atımdan sonra meydana gelen çatlaklar veya diğer yerlerde herhangi bir nedenle oluşan kılcal çatlakların zamanla büyümesi suretiyle ana kayaçtan ayrılıp askıda kalan ve tehlike yaratan, tıklatıldığında kof ses çıkaran taşveya cevher parçaları veya blokları.
KAVLAKÇI, Süngü yardımıyla kavlakları söküp düşüren kişi.
KAVLAK DÜŞÜRME, Ateşlemeden sonra veya vardiya başında tavanda, alında ve yanlarda bulunan gevşek kısımların (kavlaklar) düşürülerek, işyerinin emniyete alınması işlemi.
KAVRAMA, 1) Vagonları birbirine otomatik bağlama düzeni. —> Kanca. 2) Boruları birbirine bağlayan düzen. 3) Bir motorun milinin hareketini başka bir mile aktarma veya aynı eksende dönen iki mili birbirine bağlama düzenleri. 4) Taşıt araçlarındaki debriyaj. 5) Kaplin.
KAVŞAK, İki galerinin kesişme yeri. İki galerinin kesişme durumuna göre tahkimat şekli özel olarak imal edilerek ilerleme sırasında yerine yerleştirilir.



KAVURMA, Bir metali veya bileşiklerini oksijen, su buharı, C ve S veya Cl ile birlikte erime meydana getirmeden veya erime başlangıcında bir suhunete kadar ısıtılarak bünyesinde bir değişiklik meydana getirmek ve bu surette metal veya bileşiklerinin bir kısmını uçucu bir madde halinde uzaklaştırma işlemi.
KAYA KRİSTALİ, —> Kuars (SiO2), Neceftaşı.
KAYATUZU, Jeolojik devirlerde lagünlerin, özel durumlarda, buharlaşması sonunda oluşan, saf halde renksiz fakat yataklardan birçoğu gri, sarı, kırmızı ve hatta mavi yeşil renklerinde olabilen bir hammadde. Tabaka halinde yığılmışveya marnlar arasına katılmışolarak bulunur. Türkiye de önemli kayatuzu yatakları Çankırı Sekili, Tepesidelik, Gülşehir (İç Anadolu) ve Tuzluca, Kağızman (Doğu Anadolu)’da bulunur.
KAYAÇ, 1) Yerkabuğunu teşkil eden, herhangi bir şekilde birbirleriyle bağlantılı, büyük kütlesel ve oldukça muntazam, sağlam iç yapısı bulunan, bir veya birkaç mineralin bünyesinde sistemli bir şekilde dağılımı sağlanmışve herzaman isbatı mümkün olamayan bir bütünlük arzeden oluşum.
2) Genel olarak cevher veya kömürden başka yerkabuğunu oluşturan madde topluluğu 3) Taş. Kayaçlar genelikle oluşumlarında etkili olan sürelere bağlı olarak başlıca üç sınıfa ayrılır. Bunlar a) Magma olarak adlandırılan erimişmaddenin katılaşması ile oluşan korkayaçlar. b) Daha önceden var olan kayaçlardan ayrılan parçalardan ya da eriyiklerden çökelen maddelerden oluşan tortul kayaçlar. c) Korkayaçların ve tortul kayaçların mineral bileşimlerinin, dokularının ve iç yapılarının çeşitli koşullar yüzünden değişmesi ile oluşan başkalaşım kayaçları.
Bu üç sınıfa giren kayaçlar ayrıca, en başta kimyasal, mineralojik ve yapısal özellikleri olmak üzere değişik etkenlere bağlı olarak çok sayıda alt gruba ve tipe ayrılır.
KAYAÇBİLİM, —> Petrografi. Taşbilim.
KAYAÇ KRİSTALİ,—> Neceftaşı.
KAYA MEKANİĞİ, Çeşitli etkiler altında bulunan kayaçların madde ve kütle olarak davranışlarını teorik ve uygulamalı olarak inceleyen bilim dalı. Kaya mekaniği, genel mekaniğin bir dalı olup, kayaların fiziksel ortamdaki kuvvet alanlarına tepkisini inceler.
KAYAÇ ŞAPI,—> Şap.
KAYDIRMA, Uzun ayak sistemine göre üretim yapan bir üretim yerinde ayak ilerledikçe taşıma ve üretim donatımının komple olarak alına itilmesi. —> Kazı rendesi.
KAYIŞ, 1) Dar ve uzun kösele dilimi. 2) Kasnaklar vasıtası ile iki paralel milin birinden diğerine hareketi nakletmekte kullanılan lastik, kösele vb. maddelerden yapılan eleman.
KAYIT, 1) Maden kuyularında kafesin öngörülen doğrultusunu muhafaza etmesine ve kuyu içinde yalpalanmadan hareket etmesine yarayan ağaç, ray, profil, çelit halat vb. malzemeden yapılan kılavuz. Kafes halatının kopması halinde, paraşüt tabir edilen emniyet mekanizması kafesin kayıtlara tutunarak durmasını sağlar. 2) Gayt. 3) Gidaj. 4) Kuyu kılavuzu
KAYMA AÇISI, Yığılmışmalzemenin kendini taşıyamayarak kaymaya başladığı eğik düzlemin yatayla yaptığı açı değeri. Kayma açısı, denge açısından biraz daha büyüktür.
KAYMA ŞEKLİNDE HEYELÂN, Bir yerden başlayarak, bir yüzeye yayılma şeklinde devam eden ve âni olmayan heyelân türü. —> Heyelân, Devrilme şeklinde kayma.
KAYMAKTAŞI, Rengi kar gibi beyaz olan, yarı saydam sıkı yapılı bir jips türü. Minerolojide albatr adını alır. Buna sumermeri de denir.
KAYNAÇTAŞI, —> Geyzerit.
KAYNAK, Maden yataklarının belirlenmesi bakımından uzun vadeli bir kavram. Kaynak yerkabuğunda doğal halde bulunan ve ekonomik işletilebilirliği, günün koşullarında veya ileride mümkün görülen; katı, sıvı veya gaz konsantrasyonları. Ancak kaynağın rezerv terimi ile ifade edilen bölümünün dışında kalan kısmı da potansiyel ve varlığı henüz tesbit edilememişkaynaklar olmak üzere iki ayrı bölümde ele alınır. Böylece; Kaynak = Rezerv + Potansiyel + Tesbit edilmemişkısım şeklinde gösterilir. Az da olsa belirli bir derinliğekadar varlığı kabul edilen maden kütlesinin sadece jeolojik hipotezlere dayanarak daha derinlere doğru ekstrapolasyonu sonucu varlığı ümit edilen maden miktarını ifade için “Perspektif” deyimi de kullanılır.
KAYTAN VİDA, —> Yuvarlak dişprofilli vida.
KAZA, 1) Kasıt sözkonusu olmaksızın, beklenmedik ve sonucu, arzu edilmeyen bir olayın ortaya çıkardığı zararla ifade edilebilen her durum. Belirli bir zarar ve yaralanmaya sebep olan her olay, genel anlamda bir kaza olmakla beraber, her zaman işkazası olarak nitelendirilemez. 2) Beklenmedik bir çabuklukla bir zararı doğuran bütün sebepler kompleksi. Diğer bir ifadeyle kısa bir süre içinde çalışanı arızaya uğratan bir olay.
KAZA BİLDİRİ KAĞIDI, Kazaya uğrayan işçinin kaza sonucu durumunu bildiren resmi kayıt.
KAZI, Cevherin veya kömürün, oluştuğu ortamdan, el veya yardımcı bir araç ile kazılarak çıkarılması. —> Hafriyat.
KAZI KESİTİ, 1) Bir plana bağlı olarak yapılan atım sonucunda hasıl olan ve tahkimat yerleştirilmeden önce beliren galeri kesiti. 2) Brüt kesit.
KAZI MALİYETİ, Cevherin, kömürün veya kayacın kazısı sırasında m3 veya ton başına düşen harcama.
KAZI RANDIMANI, Kazılan maden miktarının kazı için yapılan işçi yevmiyesi adedine bölümü ile bulunan (kg/yev veya t/yev) üretim miktarı.
KAZI RENDESİ, 1) Uzun ayakta kömür üretiminde kullanılan bir tür rendeye benzeyen gereç. Bu gereç kömür damarına 5-8 cm kadar girerek yonga gibi kömür söker ve yandaki taşıma aracı üzerine düşürür. 2) Kömür sabanı. 3) Hobel. 4) Pulluk. 5) Saban —> İtme pistonu.
KAZI SINIFI, Kömür işletmesinde kazı işlerinde çalışan kazmacı, bacacı, kazmacı yedeği vb. işçileri kapsayan grup.
KAZI YÖNÜ, Hangi işletme metodu olursa olsun; madenin kazısı sırasında uygulanan kazı sisteminin ayak içindeki ilerleme yönü. —> İşletme yönü. Kapalı işletme.
KAZI YÜKSEKLİĞİ, Açık işletmelerde kazı yapan işmakinesinin ulaşabileceği azami yükseklik. Kazı yüksekliği, basamak yüksekliğinden biraz küçük olup, ulaşılamayan kısmın kendi ağırlığıyla ve tehlike oluşturmayacak şekilde düşeceği dikkate alınır. —> Basamak yüksekliği.
KAZMA, 1) Madenin örtü tabakasını veya yantaşını kazıp kaldırmak, düzeltmek gibi işlerde kullanılan ağaç saplı demir veya çelikten imal edilen araç. Bunlar kullandırılacakları işe göre çeşitli şekillerde imal edilir. Kömür-, taş-, demiryolu kazması diye isimlendirilir. 2) Kazı yapma işi.
KAZMACI, 1) Yeraltı maden ocaklarında kazı yapılan alında kazma veya havalı tabanca ile kazı yapıp kömür, maden cevheri ve diğer katı mineralleri çıkarıp açtığı boşluğun tahkimatını yapan (kişi) usta. 2) Kazmacı ustası.
KAZMACI RANDIMANI, —> Randıman.
KAZMACI USTASI, —> Kazmacı.
KAZMACI YEDEĞİ, Kazmacı yardımcısı, kalfa.
KAZMA KÜPÜSÜ, Kömür kazısında veya lağımlarda kullanılan özel tipteki kazmanın çekiç veya balyos gibi kullanılan dip kısmı.
KEÇE, —> Salmastra.
KEÇİR, —> Karot tutucusu.
KEDİ GÖZÜ, —> Kristalin kuars.
KEHRİBAR, (Kelibar) Kırılabilen, hemen hemen saydam, soluk sarı renkte, sert gibi fiziksel özellikleri havi, soyu tükenmişbir çam ağacında bulunan “ süksinit asit” içeren fosilleşmişreçine. Kehribar sürtülünce hafif maddeleri çeker ve Yunanca adı “elektron” olduğu için, buradan” elektrik” kelimesi türetilmiştir. Kehribar eski çağlarda yaşayan sinek ve böcekleri de bünyesinde fosilleştirmişolabilir. Duman ve aromatik kokular çıkararak yanar.
KEK, 1) Kuyu cidarı yakınında bulunan sondaj çamurunun basınç etkisi ile suyu kısmen kaybederek kuyu cidarında muayyen kalınlıkta çökmesinden hasıl olan ve kuyu cidarını koruyan bentonit tabakası. 2) Cevher hazırlama tesislerinde filtrede yapılan süzme sonucu filtre yüzeyinde toplanan katı madde. 3) Pasta.
KELEBE, 1) Kattan kata yan taş, cevher veya kömür içinde aşağıdan yukarıya doğru dik olarak açılan (sürülen) başyukarı. Kelebe maden, malzeme ve insan inişçıkışı için ayrı ayrı sürüldüğü gibi, tek kelebe çok amaçlı olarak da düzenlenebilir. 2) Dikbaşyukarı. 3) Bür.
KELEBEK SOMUN, Kolayca çevrilebilmesi için kanat biçiminde iki küçük çıkıntısı bulunan somun.
KELLY, Rotari tablası sistemi ile çalışan makinelerde, rotari hareketini tijlere ileten ve tije benzeyen kare, altıgen, yivli-silindirik kesitli özel takım.
KEMER, 1) Lağım, tünel, geçit, köprü gözü, kapı, pencere gibi açmaların oyuğu aşağı bakan yay biçimindeki üst eşiği. Bunların şekli yarım daire, sivri, sepet kulpu veya daire parçası şeklinde ve taş, tuğla, beton vb. yapı malzemleri kullanılarak yapıldığı gibi sağlam arazide tavana hemen kavis şekli verilerek de galeri açılır. 2) Bele bir kez dolanıp toka ile tutturulan sert kayışve keten örgüden yapılan bel bağı. Tehlikeli yerlerde, kulelerde ve kuyularda çalışan işçilerin emniyetle çalışmalarını sağlamak için çalışma sırasında kancalı zincir veya halatla teçhiz edilmişkemere de emniyet kemeri denir.
KEMİK, Mermer içindeki dolomit damarları.
KENARLIK PLAK, Mermer işletmeciliğinde plâkların muayyen şekil ve ölçülere göre, kenarlarının kesilmişhali.
KENET YUVASI, Mermer işletmeciliğinde madenî kenetlerin taşa tesbiti için açılan yuvalar. —> Madeni kenet.
KENEVİR HALAT, Kendir denilen bitkinin sapındaki liflerden imal edilmişhalat.
KEPÇE, Draglayn, ekskavatör, yükleyici (loder) gibi kazı ve yükleme makinelerinin toprak veya cevher kazmada ve yüklemede kullanılan belli hacimdeki kesici küreği.
KEPÇELİ BAGER, Kazma ve yükleme işi yapan ağır işmakinesi. Kazma işi bir kepçe vasıtasıyla yapılır. Kepçe dip kapağının açılması ile malzeme -genellikle kamyona- boşaltılır. Kepçeli bagerler çalışılan zemin düzleminin üstünde durur; karşılarındaki malzemeyi çıkarır.
KEPÇELİ TARAK DUBASI, —> Tarak Gemisi.
KERESTE, 1) Tomrukların boyuna biçilmesi ile elde edilen marangozluk ve inşaat malzemesi. 2) Yapı ve doğrama işlerinde kullanılan kadran ve tahtaların her çeşidi.
KERNİT (Na2 B4 O7. 4 H2O), Doğada renksiz, saydam uzunlamasına iğne şeklinde küme kristaller halinde bulunan bir bor minerali. Atmosferik koşullarda tinkalkoni-te dönüşür. Sertliği 3, özgül ağırlığı 1,95 gr/cm3 ve B2O3içeriği % 51 dir. Soğuk suda çözünür. Kırka’da tinkal (Na-borat) kütlesinin alt kısımlarında rastlanmıştır. Dünyada ise Arjantin ve ABD’de bulunur. 2) Razorit.
KERTİ, 1) Küçük atımlı fay. 2) Basamak.
KESENE, —> Götürü işanlaşması.
KESİT, 1) —> Profil. 2) Makta. 3) Bir cismin veya arazi parçasının incelenebilmesi için kesilmesi halinde ortaya çıkan kesinti yüzeyi. Arazinin kesitine jeolojik kesit, yolların meyil durumlarını göstermek üzere yapılan kesitlere demiryolu, karayolu kesiti vb., arazinin topoğrafik durumunu göstermek üzere yapılan kesite topoğrafik kesit denir. Kesit, yatay-, meyilli-, veya faydalı olacak her istikamette yapılabilir.
KESKER, Çakmak taşı diye isimlendirilen amorf kuars.
KESKİ, 1) Bir tarafı keskin olarak yapılan büyük çekiç. 2) Bir tarafı büyük tornavida ağzı biçiminde ve bir tarafından darbe yapılabilecek şekilde düzlenmişyuvarlak veya çokgen kesitli çubuk. 3)Mermer işletmeciliğinde kullanılan, ucu yassı fakat keskin olmayan kalem .
KESKİN VARYOZ, —> Varyos.
KESME, 1) Kömür tabakaları içinde, kömürün teşekkülü sırasında çökelmiş, bant halinde bulunan sert veya yumuşak şist tabakaları. 2) Arakesme. 3) Lavvarda kömürden ayrılan şist.
KESME HIZI, Sondaj işlemlerinde; bir dakika içerisinde sağlanan ilerlemenin metre ile ifade edilen (m/dk) ve sondaj kronlarının birbirleriyle karşılaştırılmasını sağlayan hız kavramı. Kesme hızı, formasyon şartlarına olduğu kadar seçilen matkap cinsi, çap, baskı ve devir sayısına (d/dk) göre değişir.
KESME KÖMÜR, —> Mikst.
KESME ŞİST, —> Killi şist. Kömürlü şist.
KESME TAŞ, Mermer işletmeciliğinde, bütün yüzleri ön, arka, alt ve üst yanları ince yonu olarak işlenmiştaşlar.
KESON, Su altında sürdürülen yapı çalışmalarında veya yumuşak zeminlerde temel atmakta kullanılan kasa. Kesonlar genel olarak metal veya betonarme olarak prizma yada silindir şeklinde, uzunlukları ise kullanılacakları yerin şartlarına göre hazırlanır.
Suya indirilmek üzere üst bölümü açık kasa biçiminde imal edilecek kesonlar genellikle yerde hazırlanır ve daha sonra suya indirilerek kullanılacakları yere kadar yüzdürülür, burada kesonun kapalı tarafı daha önce hazırlanmışbir temel üzerine oturtulur. Kesonun açık üst bölümü ise su yüzeyinin üstünde kalır.
Üst ve alt bölümlerinin her iki tarafı da açık olan kesonlar; kullanılacakları yerde hazırlanır. —> Keson kuyu.
Kazı sırasında kesonun içinde toplanan kazılmışmalzeme kapma kepçe, kova, şlam tulumbası vb. araçlarla dışarı alınır. Keson dibe oturdukça üst bölümüne yenileri eklenir.
Basınçlı (pnömatik) kesonlar da açık kesonlara benzer ama bunların kazılan alt bölümlerinin üstünde hava geçirmez bir ek bölme yapılır. Bu hava sızdırmaz bölme ile kazılacak yer arasında basınçlı hava verilen bir çalışma odası bulunur. Böylece kazı yerine toprak ve su akışı denetim altına alınır. Bu şekilde hazırlanmışolan kazı odasında çalışan işçiler özel giysilere gerek kalmadan çalışabilir.
Yeraltı su seviyesinin altında açılan tuneller ve galerilerde gerekli basınçlı hava tazyiği; hidrostatik derinliğe göre her bir metre derinlik için tatlı su olan yerde 0,1 kg/cm3, deniz suyu olan yerde de 0,102 kg/cm3 olarak; uygulanır. Böyle bir basınçlı hava altında tunel ve galeri açma yöntemi 1930 yılında ABD’de Mişigan eyaleti Detroitte-Wintson, Ontario tunelinin açılması ve 1948 yılında Zonguldakta kurulan Çatalağzı santralına denizden soğutma suyu almak için deniz altına sürülen galerinin açılmasında uygulanmıştır.
KESON KUYU, 1) Kuyu kazılmasında gevşek (çürük, akıcı ve sulu) formasyonlarda uygulanan özel bir kuyu kazı metodu. Çürük arazide kuyu kazılacak yerde çember şeklinde bir mahmuz hazırlanarak, mahmuzun üstüne, tuğla, beton veya betonarme kuyu tahkimatı yapılır. Bu yapma kuyunun tabanında kuyu kazısına başlanır. Kuyu derinleştikçe yapma kuyu kendi ağırlığı ile arazinin içine kayar ve üstüne tahkimat ilave edilerek kazıya devam edilir.
Arazi içine kaymayı kolaylaştırmak için, özel durumlarda hidrolik baskı uygulanır.
Genellikle 30 m olan derinliklere kadar inilir. Bu kuyu kazı metodu ile 180 m’ye kadar inilebildiği olmuştur. 2) Batırmalı kuyu. —> Keson.
KEŞİF SONDAJI, Mevcut olduğu tahmin edilen maden yatağının rezervi ve tektonik yapısı ile tenör veya kalitesinin öğrenilmesi, rezervinin saptanması, çeşitli kotlarda tenör veya kalite değişikliklerinin bilinmesi, maden yatağı sınırının tesbit edilmesi, yan kayacın niteliklerinin bulunması ve yeraltı sularının durumu hakkında bilgi edinilmesi amacıyla yapılan sondaj.
KEYSİNG ŞU (Casing shoe), —> Çarık.
KILAVUZ, Yüksekliği galeri yüksekliği kadar olan damarın doğrultusu boyunca, damar içinde sürülen uzunca ve yan tarafta topuklarla veya cevherle sınırlandırılmışolan bir arama, üretim veya hazırlık galerisi (yolu). Genellikle ince damarlarda kılavuzların tavan ve tabanını, damar meyli az ise, cevher veya kömür yatağının tavan ve tabanı; damar meyli dik ise, cevher veya kömür teşkil eder. Kalın maden yataklarında kılavuzlar maden yatağının istikametinde cevher veya kömür içinde veya maden yatağının tavanını veya tabanını takip ederek sürülür. Tavan veya taban takip edilerek sürülen kılavuzlar tavan veya taban kılavuzu diye isimlendirilir. —> Taban (tavan) galerileri.
KILAVUZ DELİKLERİ, Galeri ilerlemelerinde, formasyon içerisinde su veya gaz birikimi olması muhtemel yerlerde emniyeti tahkik etmek veya ilerlemeyi kolaylaştırmak amaçlarıyla açılan ve boyları beşmetre civarında olan sondaj delikleri.
KILAVUZ FOSİL, Tortul tabakalar fosilli olduğu zaman bunların teşekkül ettiği devri ve zamanı tesbit etmeye yarayan ve o devri karakterize eden taşlaşmışbitki veya hayvan kalıntısı. —> Karakteristik fosil.
KILIÇ DAMAR, —> Damar (yatımı) meyli.
KILIFLI PATLAYICI MADDE, Sulu yer-lerde açılan deliklerde kullanılmak üzere özel bir kap (manto) içinde pazarlanan patlayıcı madde.
KILSAY, Mermer bloklar içindeki ince ve muhtelif istikametlerdeki silis veya aragonit damarları.
KIRICI, —> Konkasör.
KIRILMA, Minerallerin kırılma yüzeyinin ifadesi. İyi dilinim göstermeyen minerallerin darbe tesiri ile parçalanması. Mineralin kırılan yüzü kırılma görünümüne göre konkoidal kırılma (Obsidiyen), düz olmayan kırılma (arsenopirit), topraksı kırılma (kil), vb. çeşitli ifadelerle belirlenir. Yeni meydana gelmişkırıklar mineralin gerçek rengini gösterir. —> Refraksiyon.
KIRILMA MUKAVEMETİ, Bir kayacın üzerine dik olarak yapılan basınca karşı bu kayacın kırılma anında gösterdiği mukavemet. Bu mukavemet 1 cm3 ve 1 inç3’lük numuneler üzerinde test yapılarak bulunur. Test parçasını teşkil eden prizmanın boyu kısa olursa mukavemet yüksek, uzun olursa mukavemet düşük olur.
KIRINTI, 1) Sondajda matkapların formasyondan kopardıkları ve devridaim sıvısı ile yeryüzüne atılan küçük parçacıklar. 2) —> Katings. 3) Sediman.
KIRMA, 1) Mineral veya kayacın boyutlarını küçültmek ve böylece 10 mm’ye kadar düşürmek amacıyla yapılan işlem. Bu da kaba kırma ve ince kırma diye iki ayrı safhada yapılabilir. Kaba kırma işleminde boyutlar 15 cm’ye kadar düşürülür. 2) İri boyuttaki ufalama.
KIRMATAŞ, —> Balast.
KIRMIZI ALTIN, 24 karatlık saf altına gümüşyerine bakırın katılmasıyla elde edilen ve kızıl renginden dolayı halk arasında yapılan altın cinsi tanımlaması. —> Altın ayarı.
KIRMIZI BAKIR, Saf bakıra verilen ad.
KIRMIZI KURŞUN,—> Sülüğen.
KIRMIZI ZIRNIK, Bir arsenik minerali olan turuncu rengindeki realgara (As2 S2) halk arasında verilen isim. —> Arsenik.
KIRŞEHİR TAŞI —> Hacıbektaştaşı.
KISA GECİKMELİ KAPSÜL, —> Milisani-yeli kapsül.
KISMİ RAMBLE, Yeraltında açılan boşluklara muntazam aralıklarla yapılan dolgu türü. Zamandan ve harcamadan tasarruf amacı ile de yapılan bu ramble (dolgu) türü, damar istikametinde tarak şeklinde bir görünümde olduğundan bu dolguya “taraklı ramble” de denir.
KIT’A SAHANLIĞI, Kara ülkesinin denizin dibindeki uzantısına verilen ad. Doğal uzantı 200 mile kadar gitmiyorsa belirlenmesi gereken uzantı. Bir ülke kendi kıta sahanlığında balıklar, deniz dibindeki petrol dahil her türlü madenleri işletme hakkını kazanır ve ekonomik imkanları denetler. Bu bölge üzerinde seyreden gemilerin geçişhakkına karışamaz.
KIVAM TANKI, —> Kondisyoner.
KIVILCIM, 1) Demir, çelik ve taşgibi maddelerin birbirleri ile güçlü bir şekilde çarpışmasında sıçrayan ateşdurumundaki zerre. 2) Yanmakta olan bir maddeden herhangi bir etki sonucu kopup sıçrayan küçük ateşparçası.
KIVRIM, Kayaç tabakalarında yan basınç etkisi ile dalgalı bir şekilde meydana gelen bükülmeler. Kıvrımların semer şekilli çıkıntılarına —> Antiklinal, tekne, şekilli girintilerine de —> Senklinal denir. Her kıvrımın iki tarafında bulunan eğimli tabakalara o kıvrımın yanları, iki yanın vücuda getirdiği açıyı ortalayan düzleme de eksen düzlemi, bu düzlemin tabakayı kesmek suretiyle yüzeyde hasıl ettiği çizgiye kıvrım ekseni denir. Yanlardaki eğimli tabakaların doğrultusu —> (İstikameti) kıvrımların eksenine paralel,—> Eğimleri (Yatımları) ise doğrultulara diktir. Kıvrımların bükük olan kısmına şarniyer denir. Kıvrım ekseni de şarniyerin doğrultusunu gösterir.
Kıvrımların basit bir şekli monoklinal kıvrım veya fleksürdür. —> Şekil. Ekseriya yatay tabakalarda daha belirgin olan bu çeşit kıvrım tek yanlı olup tabakaların bir kısmının çökmesi ile hasıl olur. Çökme olayı şiddetli olursa kıvrılan kısım fazla gerilir, inceleşir ve nihayet kırılarak kıvrım bir —> Fay şeklini alır.
Kıvrımlar; Normal, İzoklinal, Yelpaze şekilli kıvrımlar olarak üç şekilde meydana gelir. Bunlar doğru, eğik ve devrik olabilir. —> Şekil.
KIVRIM FAYLARI, —> Gül diyagramı.
KIVRIM EKSENİ, —> Kıvrım.
KIYI FASİYESİ, Deniz kıyılarında çökelmişolan konglomera ve greler gibi iri taneli tortul kayaçlar. —> Fasiyes.
KIZAK, Seyyar (mobil) bir makineye ait çeşitli ünitelerin (motor, şanzıman, sondaj ünitesi gibi) üzerine monte edildiği çelikten yapılmışşase.
KIZAKLI KAUÇUK HASIR, Ramble yapılırken, ramble malzemesinin alın tarafına akmasını önlemek için, ayağın üretim yapılan tarafına zemin ile sarmalar arasına konulan ve gerdirme tablası ile demir direklere dayayarak ayrıca üzerinde mevcut düzenle iyice gerdirilerek sun’i bir duvar durumuna getirilen perde. Eski ramble ile hasır perde arasında kalan boşluk sıkıştırılarak doldurulduktan sonra, kauçuk hasır perde vinç halatı ile kızak üzerinde çekilir ve bir sonraki ramble için hazır hale getirilir. Buna ramble perdesi denir.
KIZILÖTESİ, —> Enfraruj.
KIZILYAKUT, —> Laltaşı.
KIZIŞMA, Kömür madenlerinde, panolarda yapılan yetersiz havalandırma veya stoklardaki kömürlerde kömürün veya kömür içinde bulunan piritin yavaşyanması sonucu meydana gelen ısının dağılmaması sonucu kömür ısısının yükselmesi. Kömürün kızışmasının artması sonucu yavaşyanma açık alevli yanmaya dönüşebilir. Buna spontane (kendiliğinden tutuşma) yangın denir. —> Kömürleri stoklama.
KİCK KANUNU, Kırma olayını tanelerin hacim küçülmesi yönünden ele alan ve buna göre kırma için sarfedilen enerjinin, hacim küçülmesi ile doğru orantılı olduğunu belirten prensip.—> Charles genel kırılma kanunu.
KİL, 1) Bileşimi sulu alüminyum silikat olup içinde mikroskobik kuars, feldispat, muskovit, turmalin, topaz vb. mineraller bulunan, dile dokundurulduğu zaman yapışan, tanecikleri 0,00025 cm. den daha küçük, birbirine yapışık parçalardan meydana gelen, feldispatların, gra-nite benzer kayaçların ayrışmasından oluşan, göl diplerinde ve diğer sakin sularda tabakalar halinde çökelen, ıslak iken kaygan, kırmızı, esmer, sarı, siyah renkli kayaç. 2) Tanecikleri 0,004 mm’den daha küçük, çimentolanmamışkil mineralleri topluluğu. Kil; tuğla, çömlek, porselen, seramik vb. sanayilerde kullanılır. Yarıdan fazla SiO2 ihtiva eden, renk giderme özelliği olan, beyaz, sarı, kahverengi ve mavi renkteki killere lekeci çamuru veya çamaşır toprağı denir. 3) Minerolojik bileşiminde % 90’a kadar kil minerali bulunduran kayaç.
KİLİT, 1) Tavan ve yan basınçlara karşı ağaç veya madeni bağları takviye için, bunların altına yapılan iki sarma ve sarmalar arası vurulan fırçalarla oluşan ilave tahkimat. 2) İki ucundaki yuvalara civata geçirilerek kapanan yarım bakla zincir veya halatları eklemeye yarayan makine parçası. 3) Kapı, pencere, çekmece vb. yerlerin açılıp kapanmasını kontrol altına almaya yarayan ve anahtarla işleyen aygıt. 4) Taşkemer inşaatında kemerin tepesini bağlayan inşaat taşı, anahtar-, kilit taşı.
KİLİT TAŞI, Mermer işletmeciliğinde kemerlerin üst ortasındaki taş.
KİLLİ DAMAR, Mermer işletmeciliğinde bank içinde, umumiyetle yatak sathına paralel olan, değişen şekil ve kalınlıktaki ve yapıştırıcı kabiliyeti haiz ve içinde kil bulunan damar.
KİLLİ ŞİST, 1) Killi bir kayacın kalın örtü tabakaları altında mekanik etkilerle (dinamometamorfizma) sertleşmesi (şistleşmesi) ile meydana gelen kayaç. Killi şistin rengi mavi, siyah, gri, yeşil ve bazen kırmızımtrak olur. Siyah renkli şistlerin içinde bir miktar kömür vardır. 2) Argilolit.
KİL SIKILAMASI, Patlayıcı madde ile doldurulan lağım deliğinin geri kalan kısmının kil ile doldurulması.
KİMYASAL ÇÖKELLER, Sular içinde erimişbir halde bulunan maddelerin çökelmesinden meydana gelen kayaçlar veya mineral topluluğu.
KİMYASAL KROM, Krom oranı % 45 civarında, krom: demir oranı 1,6:1, SiO2 % 8’den az ve kükürdü çok düşük olan krom cevheri. Kimyasal krom tamamen sodyum dikromatların elde edilmesinde kullanılır. Bu işiçin konsantre edilmişkrom cevheri tercih edilir.
KİREÇ, Kireçtaşının (kalker) yüksek bir ısının etkisi altında bırakılması ile elde edilen kalsiyum oksit (CaO)dan ibaret (sönmemişkireç) beyaz madde. Bünyesinde kil oranı % 6’ya kadar olan kirece yağlı kireç, % 6’dan fazla olanlara da zayıf kireç denir. Kireç su ile sönmüşkireç haline getirildikten sonra kumla karılır ve yapı harcı olarak kullanılır.
KİREÇ KAYMAĞI, Kalsiyum klorürden ibaret sarımsı beyaz renkte ve klor kokusunda toz. Dezenfektan ve beyazlatıcı olarak kullanılır.
KİREÇ SÖNDÜRME, Kalsine edilmiş(yakılmış) kireç taşından elde edilen sönmemişkirecin (CaO) su içinde Ca(OH)2 haline getirilmesi.
KİREÇ TAŞI, 1) Kireç yapmakta kullanılan özellikle kalsiyum karbonattan oluşmuşkayaç. 2) Kalker.
KİREÇ YAKMA, —> Kalsinasyon.
KİREMİT-TUĞLA TOPRAĞI, Tekniğine uygun işlendiğinde atmosferik etkilere dayanıklı ürünler veren, taneli parçalardan arınmış, yeterli derecede rutubetlendirildiğinde iyi şekil alma özelliği gösteren, keskin kenarlı şekillendirmeyi mümkün kılan, yavaşyavaşkurutmada çatlamalar göstermeyen, pişirildiğinde düz ve keskin kenarlı figürler veren, iyi tınlama sesi çıkaran, porozitesi az kil toprağı. İri taneler (kuvars feldispat, granit, killi şist) ihtiva eden killer de kiremit ve tuğla toprağı olarak kullanılabilir. Zararlı unsurlar (kalker, pirit, jips, vb.) ihtiva eden killer kiremit-tuğla imaline yaramazlar.
KİRİŞ, 1) Çift destekli taşıyıcı (yatay) yapı elemanı. 2) İnşaatta, döşeme tahtalarını çakmak üzere kılıçlama yerleştirilen dikdörtgen kesitli kalın kereste. 3) Profil demiri ya da betonarme yapıda döşeme ağırlığını ve döşeme üstüne gelen yükleri taşıyan ve kolonlara ileten yapı ünitesi.
KİRİŞ BOYUNDURUK, Ramble duvarı üzerindeki ağaç sarmaları koruyan ve tavana direkt temas ederek tavan basıncını tutan yatay konumdaki ray demiri.
KİRLİ HAVA, Çalışılan yerlerden geçirilerek kullanılmışve sonra hava çıkıştarafına yöneltilmişocak havası (% 78 N2, % 17 O2, % 4 CO2 , % 1 Asal gazlar.)
KİVCET-CS YÖNTEMİ, —> Kivcet yöntemi.
KİVCET-LZ YÖNTEMİ,—> Kivcet yöntemi.
KİVCET YÖNTEMİ, Bakır ve kurşun metalleri üretiminde kullanılan pirometalurjik prensiplere dayanan ve flaşsmelting yöntemini esas alan izabe fırını. Rusya’da geliştirilmişolan bu yöntemde sinterleme, yüksek fırın, curuf alma gibi kısımlar kombine edilerek otojen olarak çalışan bir direkt ergitme prosesine dönüştürülmüştür. Bu izabe yönteminde iki düşey bölüm, su ile soğutmalı bölme ile birbirinden ayrılan ergitme ve atık gaz şaftları bulunur. Kivcet adı; oksijen-flaş-siklon ve elektrotermik yöntem kelimelerinin Rusça karşılıklarından oluşur. Sistem kuru sülfür konsantresinin siklonlarda oksijenle kavrulduktan sonra flaşergitme yoluyla izabe edilip zengin SO2 gazının atılmasına dayanır. Eriyik daha sonra bir elektrik rezistans fırınında bazı reaksiyonların tamamlanması için indirgeyici bir ortamda (örneğin, çinkonun buharlaştırılması için) bekletilir. Burada bakır, nikel, kobalt ve değerli metaller mat fazına alınır ve periyodik olarak döküm yapılır. Daha sonra bilinen yöntemlerle konvertisajı yapılır. —> Şekil. Kivcet yönteminin genellikle Kivcet-CS ve Kivcet-LZ olmak üzere iki şekli vardır. Kivcet CS kurşun üretimi ağırlıklı olup Pb-Zn, Pb-Zn-Cu ve Pb-Cu konsantrelerini işlemede tercih edilir ve örneğin; % 60,6 Pb; % 0,30 Cu bulunan bir konsantreden; kurşunun % 96,5’u ve bakırın % 85’i elde edilir. Kivcet-LZ yöntemi ise selektif veya kollektif bakır bazlı konsantrelerin ekstraksiyonunda avantajlıdır. Örneğin % 14,24 Cu, % 2,46 Pb, olan konsantrenin ergitilmesi sonunda mat içinde bakırın % 97,9’u, kurşunun % 37’si toplanır —> Bakır üretimi,
KİZELGUR, —> Diyatomit.
KLASİFİKASYON, Çeşitli tane büyüklüğünde olan parçaların durgun veya hareket halinde akışkan bir ortamda, tane büyüklüğüne göre ayrılması. Tane büyüklüğüne göre tasnif.
KLASİFİKATÖR, 1) Karışık durumda olup tasnife tabi tutulmak üzere verilen kayaç ve mineral parçalarını tane büyüklüğüne veya yoğunluklarına göre sınıflandırmaya yarayan cihaz. 2) Tasnif edici. 3) Sınıflandırıcı.
KLEPE, 1) Kapak. 2) Bir borudan geçen akışkanın geçtiği yönde açılıp, ters yöne akmak istemesi halinde otomatik kapanır kapaklı vana.. 3) Genellikle pistonlu pompalarda akışkanın geçtiği muayyen geçitleri tıkayan yaylı kapak veya bilyalar.
KLİNOMETRE, Genel anlamda eğim ölçme aleti. 1) Yarısına kadar hidrofluorikasit (HF) doldurularak ağzı sıkıca kapanmışbir cam tüpün takım dizisi içine monte edilebilen metâl mahfazasından oluşan, sondaj kuyularının eğitimini ölçen gereç. —> Şekil. 2) Eğim ölçer.—> Isıtma cihazı, Eğim ölçer.
KLİVAJ, 1) Cevher, kömür ve yantaşlarda teşekkül etmişolan ve genellikle gözle görülmeyen çatlaklar. Kazı işlerinde kolaylık sağlaması bakımından bu çatlaklardan yararlanılır. 2) Petrografide, tabakalaşma yüzeyleri ile büyük bir açı yapacak şekilde teşekkül etmişolan ve kolayca ayrılma veya yarılma özelliği gösteren birbirine paralel yüzeyler. Klivaj basınç sonucunda oluşur, kayaçlara sekonder bir yapı verir. Bu basınç, bazı kayaçlarda da yeniden kristalleşmeye (rekristalizasyon) neden olur. 3) Kristalografide, kristallerin birbirine paralel yüzeylerinin kolayça birbirinden ayırma özelliği.
KLORÜRLEŞTİRİCİ KAVURMA, Metal bileşiklerini klorla veya klor bileşikleri ile ısıtarak metalin klorürünü elde etmek için yapılan işlem.
KLİNKER, 1) Çimento üretiminde hammadde-nin kavrulması sonucu elde edilen ara ürün. 2) Kömür kullanılan kazanlarda külün ergimesi sonucu meydana gelen cüruf.
KLİNKER TUĞLASI, Sinterleşmeye kadar pişirilmiş, birim ağırlığı ve basınç dayanımı yüksek ve dona dayanıklı inşaat tuğlası.
KOAKSİYAL KABLO, Biri içte diğeri de bunun dışında eşeksenli boru biçiminde olacak şekilde imal edilmişiki iletkenli bir kablo. Bu iletkenlerden dıştaki, boru biçiminde, içteki iletken ise dairesel kesitli, çapı da borunun çapından daha küçük olan ve borunun içine, boru ile eşeksenli olacak biçimde yerleştirilmişbir teldir. Bu tel seyrek olarak yerleştirilmişyalıtkan destekler aracılığı ile borunun tam ortasında tutulur. Birkaç koaksiyal kablo, iletişim amaçlı başka iletkenlerle birlikte, ortak bir kılıf içine de yerleştirilebilir. Telekominikasyon işlerinde belirli amaçlar için kullanılır.
KOBALT, Yoğunluğu 8,8 gr/cm3 olan 1490½C’da ergiyen, sert ve kırılgan kırmızımsı beyaz melat; atom numarası 27, atom kütlesi 58-93 olan kimyasal element (simgesi Co). Doğal kobalt tümüyle kararlı izotopu olan kobalt-59’dan oluşur; en uzun ömürlü yapay radyoaktif izotopu olan kobalt 60 (yarı ömrü 5,3 yıl), kobalt-59’un nükleer reaktörde nötronlarla ışınlanması suretiyle üretilir.
KOBUT, Kaba işlenmişoltutaşı.
KOÇ BOYNUZU, 1) Varagel ve vinçlerde halatın ucunda bulunan koşum takımına bağlı, emniyet bakımından vagonun halkasından herhangi bir nedenle kolayca çıkmasını önlemek üzere, ucu koç boynuzu (helisel) biçiminde şeklinde kıvrılmışkanca. 2) Sondajda bir tür tahlisiye ucu.
KOJENERASYON, Bileşik, ısı ve elektrik üretimi. Termik santrallarda enerjinin ancak % 35 civarındaki kısmı faydalı hale dönüştürülebilmekte, geri kalan kısım ise, çıkışbuharı, kazan kayıpları ve jeneratör kayıpları olmak üzere dışarıya atılmaktadır. Santralın çıkışbuharı ile dışarı atılan enerji başka amaçla yeniden kullanılarak sistemin verimi % 70 mertebesine çıkarılabilmektedir. Proses gereği buhar kullanması gereken sanayi tesisleri, ısı santralında elektrik enerjisi de üretmeyi öngördüğü takdirde bu anlamda enerji tasarrufu sağlayabilir.
KONKOİDAL KIRILMA,—> Kırılma.
KOK GAZI, Kalorifik değeri 4500 Kcal/m3 olup, terkibinde, % 50-55 H, % 25 CH4, % 12 N2, % 6 CO % 3 CO2, % 2 diğer hidrokarbonlar bulunan ve taşkömürünün koklaştırılması sırasında elde edilen yanıcı gaz. Gaz hava gazı olarak da kullanılır.
KOKARDENERZ, Yantaşı teşkil eden ana formasyonun çatlaklarına birbirine paralel damarlar halinde çökelen kurşun-çinko cevherlerinin aynı zamanda yantaştan koparak çatlak içine yerleşmişparçalarının çevresini kabuk gibi saran kurşun-çinko cevherleriyle oluşturdukları bir cins cevher türü.
KOKİL, 1) Bir kum kalıbına yerleştirilen, üzerinde ergitilen madenin katılaştığı, maden parçası. 2) Dökümhanede kullanılan maden kalıp. Kokil kalıplama, dökümü yapılacak her parça için ayrı bir kum kalıp hazırlamak zorunluğunu ortadan kaldırdığı için, döküm işlerini basitleştirir. Bu kalıplama sistemi, ergime sıcaklıkları 800° C’in altında olan alaşımlar için çok elverişlidir; buna karşılık, kokillerin kendileri de dökme demir veya çelikten olduğu için, demirli alaşımların dökümünde bazı sakıncalar yaratır. —> Döküm.
KOKİL DÖKÜM, —> Kokil.
KOKİL KALIPLAMA, —> Kokil.
KOK KÖMÜRÜ, —> Kok.
KOKLAŞMA, Kömürün herhangi bir dışetki ile bünyesindeki gazların azalması sonucu poröz bir hal alması. Kömürleşmesi belirli bir düzeye erişmişolan kömürler ısıtılınca önce yumuşarlar sonra şişerek gaz çıkartırlar ve daha sonra tekrar sertleşirler. Sertleşme sonucunda oluşan çok gözenekli oldukça hafif ve gri renkli kütleye kok kömürü; kömürün kok haline geçmesi olayına da koklaşma denir.
KOLAPS, Sondaj kuyusunda bulunan muhafaza borusunun aşırı formasyon baskısı vb. etkiler yüzünden göçmesi (ezilmesi) olayı.
KOLEMANİT, Prizmatik kristaller halinde bulunan kalsiyum borat (bortuzu) (Ca2B6O11 . 5H2O). Daha ziyade cam yünü, fiberglas ve asitborik imalinde, çelik endüstrisinde de eritici olarak kullanılır.
KOLİMASYON, Dürbün ekseninin yatay dönme eksenine muylu tam dik olmamasından kaynaklanan hata türü. Teodolit ile ölçmeye başlanılmadan önce, kolimasyon hatası kontrol edilir.
KOLİNS METODU, Koordinatları bilinen A ve B noktaları ile koordinatları hesaplanmak istenen P noktasından geçen daireden yararlanılarak yapılan geriden kestirme hesaplama yöntemi.—> Geriden kestirme.
KOLLEKTÖR BANT, Toplayıcı bant.
KOLLERGANG, 1) Yatay bir eksen etrafında döndürülen büyük kütleli iki silindirik tekerin yuvarlak bir öğütme tablası üzerinde hem kendi eksenleri etrafında hem de sistem aksı etrafında dönerek öğütmenin gerçekleştirildiği düzen. 2) Devlüp.
KOLLOFAN, —> Fosfat.
KOLON, 1) Taş, çimento, ağaç, çelik vb. maddelerden yapılmışdikine konmuşdestek. 2) Sütun.
KOLON FLOTASYONU, —> Flotasyon kolonu.
KOLUVİYAL PLASER , Diluvial ve aluviyal olayların müşterek etkileriyle oluşan maden yatağı.
KOLTUK AMBARI, Ocaklarda, kartiyerlerde veya şantiyelerde acil ihtiyaç olabilecek çivi, cıvata, vb. malzemenin ihtiyaç anında işyerine alınıp kullanılmasını sağlamak üzere açılan küçük ambar. —> Ambar.
KOMBİNE AYAK İŞLETME METODU, Maden yatağının şekli, büyüklüğü, tipi ve örtü tabakası ile yantaşların karakteri dikkate alınarak çeşitli işletme metotlarının değişik şekilde veya müştereken bir blok veya panoda uygulanması. Bu uygulama blok göçertmesi ile yatay dilimli ayak; blok göçertmesi ile ambarlı ayak; dilimli göçertmeli ile ara katlı ayak; başyukarı açık ayak ile rambleli ayak; küp tahkimatlı ile rambleli ayak gibi çeşitli işletme metodlarının birlikte uygulanması şekillerinde olabilir.
KOMBİNE HOBEL İŞLETMECİLİĞİ, —> Hobel işletmeciliği.
KOMPARTIMAN, Bölme. Herhangi bir kuyu veya kelebe kesitinin çeşitli amaçlarla (insan, malzeme, cevher,hava için) kullanılan bölmelerinden biri.
KOMPLEKS CEVHER, Kendisinden birçok metalin kazanıldığı cevher.
KOMPLEKS MADEN YATAKLARI, —> Polimetamorfik maden yatakları.
KOMPANSATÖRLÜ NİVO, Silindirik düzeç ile yataylamaya gerek kalmaksızın dairesel düzeç kullanılarak kabaca ayarlandıktan sonra, gözlem yapılan her doğrultuyu, dürbün içine asılan özel prizmalar düzeni sayesinde otomatik olarak yataylayabilen nivo türü. Kompansatörlü nivolarla yapılan ölçmelerde önemli zaman tasarrufu sağlanır. —> Şekil, 2) Otomatik nivo.
KOMPRESÖR, Gaz, buhar veya havayı emerek sıkıştırıp basınçlarının yükseltilmesine yarayan makine. Sıkıştırma işlemi tek kademeli, çok kademeli olup; kademeler arasında sıkışmadan dolayı ısınan gaz, her cins buhar veya hava, bir üst kademe tarafından emilmeden önce, sıkıştırma randımanı artırmak için soğutulur. Pistonlu, dişli, kanatlı (turbo) vb. tipleri vardır.
KOMPRESÖR ÇİVİSİ, Mermer ocaklarında mermer bloku ana kayadan ayırmak için kullanılan 3 cm çapında, 30-60 cm boyunda, ucu yassı keskin demir çivi. Bu çivi 10-15 cm aralıklarla matkapla mermer aynasında delinmişdeliklere —> Yapraklarlaberaber 5-10 deliğe birlikte çakılır.
KOMPRESYON, —> Statik depresyon.
KOMPÜTER, —> Bilgisayar.
KONDANSATÖR, 1) Yoğunlaştırılacak su buharının su haline getirilmesi veya kompresör kademelerinde sıkışarak ısınan havanın soğutulmasına yarayan düzen. 2) Elektrikte içine elektrik enerjisi depo edilebilen aygıt. 3) Yoğunlaştırıcı.

K
KABAK DİREK, Tavan ve taban arasına vurulan tek direk. Vurulduğu yerin sağlamlığına göre baş kısmına takoz, dip kısmına da yastık konabilir.
KABA KIRMA, —> Kırma.
KABA YONU, Mermer işletmeciliğinde, taşyüzlerinin imalât yüzeyine paralel yüzeyde tamamen ve taşyanlarının 3-5 cm derinlikte çekiç, murç ve keski ile işlenmesi.
KABARCIKLI DÜZEÇ,—> Tesfiye ruhu.
KABARMA, 1) Su veya basıncın etkisiyle kayaçların oldukları yerde hacimsel olarak büyümesi. 2) Kayaçların tabii konumlarından çıkarıldıktan sonra yani gevşetildikleri zaman meydana gelen hacim artması. —> Kabarma katsayısı.
KABARTMALI CAM, Dökme demirden bir masa üzerine dökülmüşve demire yapışmaması için aradan madenî bir levha geçirilirken yüzeyi pürtüklü bir görünüm kazanmışcam.
KABLO, —> Çelik halat.
KABLOLU SONDAJ, 1) Takım dizisi balta (matkap), çelik tij, darbe boruları ve halattan oluşan sondaj metodu. Yükselme-düşme hareketiyle kuyu dibini döverek matkap, formasyonu parçalar. Takım kuyudan çıkarıldıktan sonra, kırıntılar sondaj kovasıyla (bailer) alınır. Kuyuya su gelmesi ve cıdarların yıkıntısı muhafaza borusuyla önlenir; muhafaza boruları çimentolanır. Bu durumda kuyu ilerlemesine bir küçük çapla devam edilir. Kuyu çapı 70-80 cm olabilir ve derine inilecek sondajlarda kuyunun başlangıç çapı büyük seçilir. 2) Churn-drilling.
KAÇAK, 1) Zaiyat. 2) Basınçlı hava, su veya elektriğin kontrol dışı kaybı. 3) Sondajda devridaim suyu veya çamurun kuyu içinden geri dönmeyip formasyon çatlaklarından kaybolması.
KABARMA KATSAYISI, 1) Tabii yerinden alınmışolan toprak, kayaç, cevher veya kömürün kazıldıktan sonraki hacminin ilk durumundaki hacmine oranını gösteren sayı. 2) Kazılmışm3/yerinde m3 (hacim oranı). Bu oran her zaman 1’den büyük olup, kazılan malzemenin cinsine göre; kum 1,15; toprak 1,20; kil, çok sert toprak 1,35-1,40; sert kömür 1,5-1,8; şist 1,65 ve gre de 1,8 civarındadır.
KAÇAK YOLU, 1) Grizu, yangın vb. tehlike hallerinde, insanları taze hava akımının bulunduğu yere ulaştıran yol. Kaçak yoluna 45 dk. ile en çok 90 dk. sonra ulaşılabilmelidir. Bu zaman, uzun ayak, galeri ve kör kuyudaki kaçışhızına; yatım, damar kalınlığı ve geçişyollarının kesit boyutlarına bağlıdır. Kaçak yolu yürümesi kolay ve bakımlı olmalıdır. 2) Kaçamak yol. 3) Nefeslik.
KADASTRO, 1) Arazilerin, arsaların yerini, alanını, sınırlarını belirtip plâna bağlama işi. 2) Taşınmazların şeklini, içeriğini ve hukuki durumunu belirlemek için düzenlenen sicillerin ve yapılan işlerin tümü.
KADEME, 1) Dekapajda kullanılan işmakinelerinin teknik özellikleri ile arazinin fiziksel ve jeolojik yapısına bağlı olarak belirlenen yükseklikte yatay dilimler. 2) İstihsale hazırlanan mermer basamağı. 3) Ayna tabanı. 4) —> Basamak.
KADEME BOYU, Açım işletmede maden yatağının durumuna, sınırına ve pano boylarına göre örtü kazı ve üretim sahan kademelerin uzunluğu. —> Şekil, Pano boyu, Pano, Basamak.
KADEMELİ MATKAP, Önceden açılmışbir kılavuz sondaj deliği yardımıyla delik çapını büyütmek için kullanılan yardımcı bir veya birkaç kademesi bulunan özel maktap. Bu matkap sondaj kuyularının taranarak genişletilmesi, ocaklarda kuyu, kelebe ve başyukarıların nihai çapa getirilmesi işlerinde kullanılır.
KADMİYUM, Kimyasal sembolü Cd, atom ağırlığı 112,40, özgül ağırlığı 8,65 gr/cm3, ergime noktası 321½C olan gümüşbeyazı renginde metal. Tabiatta hemen tamamen çinko ile birlikte bulunur.
KADMİYUM SPESİFİKASYONLARI, Ticarette işlem gören kadmiyum metalinin standartlara göre belirlenmişmuhteva oranları. Ticari kadmiyum % 99,95 ile % 99,9999 arasında bir safiyettedir. Kaplamacılıkta kullanılan kadmiyumun genellikle en çok: 0,015 Pb ve % 0,033 Zn ihtiva etmesi istenir. ASTM B440-76’ya göre standart kadmiyum metalinde, metal Cd dışında, en çok Zn % 0,034; Cu % 0,015; Pb % 0,025; Sn % 0,01; Ag % 0,01; Sb % 0,001; As % 0,003; Te % 0,003 olması gerekir.
KADRAN, 1) Saat, pusula vb. ölçü aletleri içine yerleştirilen ve üzerinde yazı, rakam ya da başka işaretler bulunan, ölçü aletinin şekline genellikle uyan düz satıh. 2) 10 x 10 cm. kesitinde biçilmişkalas.
KAFA, Bütün boyutları yaklaşık aynı büyüklükte olan değişik geometrik şekillerdeki mostra vermişmaden yatağı tipi.
KAFALA, Doldurma hakkının iyi hesaplanmaması veya yerleştirmenin doğru yapılmaması sonucunda patlayıcının patlatılmasından sonra lağım deliği dibinde oluşan çukur.
KAFES, Dikey maden kuyularında insan, malzeme ve vagon (araba) nakliyatını sağlamak için kullanılan tek veya daha fazla katlı çelik konstrüksiyonlu kabin.
KAGİR (KÂRGİR) İNŞAAT, Taşveya tuğladan yapılmışinşaat.
KAGİR TAHKİMAT, Taşya da tuğladan yapılmıştahkimat.
KAİDE KONGLOMERASI, 1) Taban konglomerası. 2) Jeolojik periyodların başlangıçlarında oluşmuş, bir bakıma periyodların tabanını teşkil eden ve oturdukları zemin ile diskordans oluşturan konglomera serisi.
KALAMİN , 1) Oksitlenmişçinko cevheri (eski deyim). 2) Hemimorfit [ Zn4 Si2 O7 (OH)2 H2O] 3) Avrupada smitsonit’e eski dönemlerden kalan alışkanlıkla kalamin de denir.
KALAS, Kalın biçilmişuzun tahta.
KALAY, Kimyasal sembolu “Sn”, atom ağırlığı 118,70; özgül ağırlığı 7,28 gr/cm3 olan kimyasal element. Metal olarak elde edildikten sonra yumuşak, beyaz ve kristalin olur ve normal sı-caklıkta bükülür; ısıtıldığında kırılganlaşır. —> Standart tip kalay. Yüksek kalite tip kalay.
KALDO YÖNTEMİ, Boliden (İsveç) firması tarafından geliştirilen; Kaldo çelik-yapım prosesine dayanan, başlangıçta ikincil bakırları işlemeyi amaçlayan ancak sonraları öncellikle kurşun üretiminde faaliyet gösteren pirometalurjik prensiplere dayalı izabe yöntemi. Bu yöntemde; fırındaki su soğutmalı bir çubuk ile sıkıştırma ve iyi ısı transferi vermek üzere dönen bir tank kullanılır ve üstten üflemeli döner konverterler gibidir.
KALEM, 1)Mermer işletmeciliğinde 20-30 cm boyunda yassı ve keskin uçlu çelik taşişleme aleti. 2) Yazmak veya çizmek için kullanılan, çeşitli biçimde yapılmışkırtasiye mâlzemesi.
KALEMLİ, —> Taraklı.
KALFA, 1) Yetişme aşaması çırakla usta arasında olan (işçi) zanaatçı. 2) Usta yardımcısı.
KALINLIK, Mermer işletmeciliğinde, taşın oturduğu yüzey ile bu yüzeye paralel olan ve taşın en üst noktasından geçen yüzey arasındaki yükseklik.
KALIN KESİTLİ ÇUBUKLAR, —> Uzun hadde ürünleri.
KALİBRASYON, Bir imâlatın, cihazın veya tartı aletinin olması gerektiği şekil, biçim, ölçü veya yapıda olup olmadığını anlama ve değilse; düzeltme işlemi.
KALİFİYE İŞÇİ, Yetişmiş, zanaatinde önemli bir ilerleme kaydetmişve beceri kazanmışişçi.
KALİTELİ ÇELİK, Her türlü dövme ve makine imalat sanayiinde kullanılmaya uygun; kimyasal, fiziksel ve metalurjik özellikleri garanti edilebilen ve bu garantiyi vermek üzere ihtiyaç duyulan tüm güvenilir muayene, ölçüm ve deneyleri yapılmışolan, müşteri talebi üzerine, ilgili izlenebilir dökümanları sunulabilen karbonlu-, orta ve yüksek alaşımlı çelik mamulleri. Kaliteli çelikler kullanım alanlarına göre üç grupta değerlendirilir. a) Alaşımsız çelikler: Genel makine yapım çelikleri, Takım çelikleri, Asal çelikler. b) Az alaşımlı çelikler: Genel makine yapım çelikleri, Elektrodluk, Halatlık ve Tellik çelikler, Civata çelikleri, Takım çelikler, Yaylık çelikler. c) Yüksek alaşımlı çelikler: Özel yapı çelikleri, paslanmaz çelikler, Isıya dayanaklı çelikler, Takım çelikleri, cıvatalık çelikler.
KALKARONİ USULÜ, Kükürt maden yatağından kütleler halinde üretilen cevherin; yakıtı az olan bölgelerde yığılıp ateşlenmesi suretiyle kısmen yanan kükürdün verdiği ısı ile diğer kısmın ergiyip akmasıyla yapılan kükürt üretimi.—> Şekil, Fraşmetodu.
Üretilen kükürt cevherinden kükürdün izabehanede elde edilmesi ise, üretilen cevherin büyük potalara konulup potanın alttan ısıtılması, kükürdün kaynayıp buharlaştırılması ve kükürt buharının soğutulmuşdiğer potalarda yoğunlaştırılması yoluyla yapılır (—> Şekil) ve daha sonra arıtılır.
Kükürt buharları sıvı hale geçmeden yoğunlaşacak olursa ince bir toz elde edilirki buna “ kükürt çiçeği “ denir. Eğer buharlar yoğunlaşırken sıvı hale gelirse bu sıvı ıslak tahtsa kalıplara çubuk şeklinde dökülür. Buna da “ çubuk kükürt “ denir.
KALKER, —> Kireçtaşı.
KALKER TÜFÜ, Pamuktaş. Fazla miktarda kalsiyum karbonatı havi yeraltı suları kaynak halinde dışarı çıktıkları zaman CO2’nin uçması ile kalsiyum karbonatın çökelmesinden oluşan kayaçlar. Bunlardan tüfler delikli, pamuktaşlar ise nisbeten daha kompakt olur, bu tür su kaynaklarına “Taşyapıcı kaynaklar” da denir, —> Mermer cisleri , Traverten.
KALORİMETRE, Katı veya sıvı yakıtların kalorifik değerlerini tayin etmeye yarayan cihaz. Kalorimetrenin çalışma prensibi, yakıt numunesinin dışa karşı yalıtılmışkapalı bir kapta yakılarak kabın dıştarafında bulunan suyun ısınmasının tesbiti ile kalorifik değeri bulma esasına dayanır.
KALSEDON, Kesif, kriptokristalli, ışınsal görünümlü şeffaf, beyaz veya renkli ve esas unsuru SiO2 olan, önemli miktarda çört ihtiva eden mineral. Genellikle bazalt içindeki boşluklarda bulunur. Bir tür ziynet taşıdır; akik’in malzemesini teşkil eder.
KALSİNASYON, 1) Cevherin bünye-sindeki kristal suyu ve CO2’in cevherden veya kayaçtan uzaklaştırılması işlemi. Cevherin bünyesindeki suyu uzaklaş-tırmak için 300½C, CO2’i uzaklaştırmak için de 600-800½C ısıtma gerekir. 2) Kireç taşından sönmemişkireç elde edilmesi (kireç yakma).
KALSİNE DOLOMİT, —> Dolomit.
KALSİNE MANYEZİT, Manyezit veya magnezyum hidroksitin döner ve dikey fırınlarda, 900½C-1100½C arasında bir ısıda kavrulması suretiyle elde edilen MgO terkibindeki ürün. Bu proseste genel olarak ton başına 75-100 kWh elektrik enerjisi veya 250-300 kg fuel-oil tüketilir.
KALSİNE ŞAP,—> Şap.
KALSİT (Ca CO3), Çok değişik kristal şekilli, çeşitlilik arzeden ve ekseriya tedrici olarak dolomit haline gelen, kalkerler içinde büyük kitleler, kayaç kovuklarında veya çatlaklarında küçük kristaller halinde bulunan sertliği 3 ve özgül ağırlığı 2,7 gr/cm3 olan bir damar minerali. Nadir bulunan şeffaf kalsit kristallerine İzlanda spatı, ikiz uzun ve sivri uçlu olan krsitallere “Köpek dişi kalsit”, mağaralarda damlayan sudan oluşan kalsit kristallerine “Sarkıt ve Dikit“ adı verilir.
Kalsit saf iken bazan saydam, genellikle opak ve ekseriya beyazdır. Katışıklar yüzünden sarı, portakal, kahverengi ve yeşil renkli tonlarda da olur. İlk kez 17. yüzyılda İzlanda’nın doğu kıyılarından elde edilen İzlanda spatı, Nikol ve Ahrens prizmaları gibi ışığı kutuplayan prizmalarda ve mikroskoplarda, polariskoplarda ve öteki optik aygıtlarda kullanılmaktadır. Beyaz mermer, traverten, tüf, tebeşir, albatr (süs eşyası yapmak için kullanılan sert, bandlı bir nevi traverten), oniks (bir nevi albatr olup, daha berrak ve yarı saydam olanı ışığı geçirir —> Oniks mermeri), Satin spat (kalsitin lifli ve ipek görünüşlü olanı.)
Kalsit, asit içinde CO2 kabarcıkları meydana getirerek erir. —> Aragonit.
KAMA, 1) Ağaç veya madeni bağların arkasını pekiştirmek ve tahkimatın normal çalışmasını sağlamak için kullanılan, testere ile ortasından (ekseninden) kesilmişince maden direğinin bir tarafı. İnce maden direğinin balta ile ortasından yarılması suretiyle elde edilen kamaya da şak kama denir.Kama metal veya teçhizatlı beton olarak imâl edilir. 2) Makine elemanlarında, iç içe iki silindir parçasının kaymadan birlikte dönmelerini sağlayan parça. Bunların kesitleri genel olarak diktörgen şeklinde olur ve kesmeye çalışırlar. Kamalar vurma kama (konik biçiminde yapılır) ve gömme kama olarak imâl edildiği gibi kullanıldıkları yere göre de enine kama, boyuna kama ve feder şeklinde de yapılır. 3) Taş, ağaç vb. masif kütleleri parçalamak için bu kütlelerin çatlakları arasına çakılmak suretiyle yerleştirilen (yarım balta) keski. 4) Mermer işletmeciliğinde kullanılan, ağzı genişve keskin kısa boylu meşe veya çelikden mamül ayırma aleti.
KAMA KAYMASI, —> Heyelan.
KAMALAMA, Ağaç, sac, beton lata veya telörgü gibi tahkimat malzemeleri ile tahkimat birimlerini birbiriyle irtibatlamak, gevşek kayaç parçalarının düşmesini engellemek, kayaç içindeki gerilimin bağlar üzerine eşit bir şekilde dağılmasını sağlamak amacıyla ağaç veya madeni bağların arkalarının takviyesi ve kaplanması.
KAMA ORTA, Patlatıldıklarında, alında kama biçiminde ek serbest yüzey oluşturacak düzende dizilmişdeliklerin oluşturduğu orta. —> Orta çekme.
KAMAYÖ, KAME, Oyulmak suretiyle üzerine kabartma resmi yapılmış, kenarı metal çerçeveli, iki katmanlı ve her katmanı ayrı renkli kıymetli taştan yapılmışbroş.
KAMPANACI, —> Çancı.
KAMULAŞTIRMA, İşletme ruhsat süresi boyunca ruhsat alanında kalan özel mülkiyet arazilerine madencilik faaliyeti için zoralım.
KAMU İKTİSADİ KURULUŞU (KİK), Sermayesinin tamamı devlete ait olan ve tekel niteliğinde mallar ile temel mal ve hizmet üretmek ve pazarlamak üzere kurulan, kamu hizmeti niteliği ağır basan Kamu İktisadi Teşebbüsleri, 233 sayılı KHK’ye göre KİK sayılan KİT’ler: Türkiye Elektrik Kurumu (TEK), T.C. Devlet Demiryolları (TCDD), T.C. Posta Telgraf ve Telefon İşletmesi (PTT), Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ), Türk Hava Yolları (THY), Uçak Servisi A.Ş. (USAŞ), Çay Kurumu (ÇAY-KUR), Tekel İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TEKEL) ve Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü (TİGEM) dir.
KAMU İKTİSADİ TEŞEBBÜSÜ (KİT) , Sermayesinin tamamı veya bir bölümü devlete ait olan yetkili bir kamu kuruluşunun denetiminde çalışan —> İktisadi Devlet Teşekkülü (İDT) ile —> Kamu İktisadi Kuruluşlarının (KİK) ortak adı. Türkiye’de KİT sistemi, 1935’lerde Sümerbank ve Etibank’ın kurulması ile başladı.1938’de çıkarılan bir kanunla Sümerbank, Etibank, T.C. Ziraat Bankası, Denizbank ve Devlet Ziraat İşletmeleri, İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) adıyla yeniden düzenlendi ve daha sonra kurulan İktisadi Devlet Kuruluşların yasa kapsamına alındı. Kamu İktisadi Teşebbüsleri terimi, ilk olarak 1961 Anayasasında geçti. 1982 yılı Anayasasında KİT’ler “Sermayesinin yarıdan fazlası doğrudan doğruya veya dolaylı olarak devlete ait olan kamu kuruluşve ortaklıkları” biçiminde tanımlandı. 1983 tarihli 233 sayılı KHK ile KİT’ler —> Kamu İktisadi Kuruluşları (KİK) ve —> İktisadi Devlet Teşekkülleri (İDT) olarak ikiye ayrıldı. Ayrıca müessese, bağlı ortaklık, iştirak ve işletme sınıflandırması yapıldı. İDT’ye ait olup, ona bağlı işletme ya da işletmeler topluluğu “Müessese” , sermayesinin %50’sinden fazlası İDT yada KİK’e ait olan işletme ya da işletmeler topluluğundan oluşan anonim şirketler “Bağlı ortaklık”, müessese ve bağlı ortaklıkların sermayelerinin en az %15’ine, en çok %50’sine sahip bulundukları anonim şirketler “İştirak” olarak tanımlandı.
233 sayılı KHK’ye bağlı olmayan KİT’ler ise ; Atatürk Orman Çiftliği (AOÇ), Devlet Sanayi İşçi Yatırım Bankası (DESİYAB), Ereğli Demir Çelik Fabrikaları TAŞ (ERDEMİR), İller Bankası Genel Müdürlüğü ile İl özel idareleri ve belediyelerinin yarısından fazlasına tek başına ya da birlikte sahip oldukları iktisadi teşebbüsler, Sosyal Sigortalar Kurumu (SSK), T.C. Emekli Sandığı, Esnaf ve Sanatkarlar ve diğer Bağımsız Çalışanlar Sosyal Sigortalar Kurumu (BAz-KUR), Türkiye Radyo Televizyon Kurumu (TRT) ve Milli Piyango İdaresi (MP) olrak belirlenmiştir.
KANAL, —> Yarma.
KANCA, 1) Küçük ocak arabalarını (vagonetleri) birbirine bağlayan düzen. 2) Vinçlerde halat ucuna bağlanan, vincin kaldırma veya çekme işlemini yapmasında kolaylık sağlayan parça.
KANCACI, Arabaları kancalamak veya kancalarını kesmekle görevli işçi.
KANCA KESME, 1) Kancalanmışarabanın kancasını açma. 2) Raylı nakliyatta katarın ünitelerini bağlayan kancanın herhangi bir nedenle (kopma, açılma, kurtulma, vb.) açılması.
KANDİL, 1) Temeli tek bir kaldıraç ya da helezon bir yay olan tartı aracı. 2) Çıkarılan madenin satışında daralı veya darasız olarak tartılarak pazarlanmasını sağlayan tesis. 3) Eskiden kullanılan 44 okkalık bir ağırlık birimi.

KANTARCI, Kantar tesisinde çalışıp, tartı işlerini yapan ve kayıtları tutan sorumlu kişi.
KANTAR FİŞİ, Maden nakillerinde taşınan cevherin ağırlığını gösterir tartı makbuzu.
KANTAŞI , Doğada ender olarak bulunan hematit türü. Taşlanır ve perdahlanırsa, koyu çelik parlaklığını alır ve mücevher olarak kullanılır.
KANYON, Ya nemli bölgelerde derin yarıklarda meydana gelmişveya kurak bölgelerde çok güçlü derinliğine aşınmadan doğmuş, çok dik yamaçlı boğaz biçimli vadi. Kapız.
KAOLEN , 1) Belli ortam ve koşullarda, yeraltı ve yerüstü sularının veya termal eriyiklerin andezit, dasit, porfir gibi volkanik kayaçları bozuşmaya uğratması (alterasyon) sonucu oluşan aluminyum-hidrosilikat bileşiminde bir hammadde. Yeraltı sularının ve asit bünyeli termal eriyiklerin etkisi ile alkalili silikatlardan olan feldispatlar alkali metallerini (K toprağa geçer, Na ise su ile götürülür) ve kısmen de silislerini kaybederler ve bileşimlerine su alarak yeni bir mineral, kaolinit durumuna geçerler. Kaolenler, 2 H2 O, Al2 O3, 2 Si O2 gibi bir kompozisyona sahip sulu aluminyum silikatlardır. Kaolenleşme olayına feldispatlarla birlikte bulunan kuars, mika ve demirce zengin bazı mineraller de katılırlar. 2) Çin kili 3) Porselen kili.
Saf kaolen’in ergime derecesi 1.760°C ‘dir. Kaolene belirli oranlarda feldispat ve kuars katılarak öğütme ve çeşitli işlemlere tabi tutmak suretiyle porselen imal edilir.
a- Kaolen, kağıt sanayiinde selülozdan sonra en büyük hammadde miktarını oluşturur ; burada dolgu maddesi olarak kullanılır.
Bu tür kaolende aranan özellikler şöyledir :
Dolgu Kaplama
kaolen % kaolen %
Al2 O3 24-41 34-41
Si O2 45 45
Ca O en çok 1 en çok 1
Mg O en çok 1 en çok 1
Fe2 O3 0,5 0,5
Ham beyazlık en az 80 en az 80
Aşınma kaybı 50 mg 15 mg
b- Seramik kaoleninin ; suda dağılması, plastik olması, pişme küçülmesinin fazla olması, pişme renginin beyaz olması gibi özellikler taşıması istenir. Kaolen; porselen, duvar fayansı, izolatör imalinde refrakterlerde ve kaplama tuğlalarında kullanılır.
Seramik kaoleninin özellikleri :
Al2 O3 %30
Si O2 %70’den az
CaO+MgO %2’den az
Fe2 O3 %0-0,5
c- Gerek doğal, gerekse sentetik kauçuğun yapımında dolgu maddesi ve genleştirici olarak kaolenden yararlanılır.Cateks karışımına giren kaolen aşınmaya karşı direnci arttırır ve sertlik giderir.
d- Kaolen, kimyasal bakımdan atıl olması nedeniyle boyalarda genleştirici olarak kullanılır. Aranılan alıcılığa sahiptir.Rengi beyaz ve pahalı boya pigmenti ikame edici olduğundan maliyeti de düşürür.
e- Kaolen ayrıca plastik yapımında dolgu maddesi olarak da kullanılır. Yüzeyi cazip hale getirebilmekte, cazip renkler kullanılmasına imkan vermektedir.
KAOLİNİZASYON, Taşyapıcı bazı minerallerin dekompozisyonu (çürümesi, alterasyonu) sonucu kaolen ve kil teşekkül etmesi olayı.
KAPALI TİP HALATLAR, En dıştelleri yuvarlak olmayıp profilleri yardımı ile birbirine kenetlenmişhalat. Kapalı halatlar üzeri bir veya birkaç özel profilli tel katı ile kaplı, iç kısmı yuvarlak tellerden teşekkül etmişkatların meydana getirdiği tek demetli (toronlu) halat. Bu sebeple, bu halatın yapımı, ona mükemmel düz bir yüzey verdiğinden iç kısımı muhafaza edilmişve böylece halatın aşınmaya ve dönmeye karşı direnci de artmışolur. Bunlar daha ziyade ihraç tesislerinde ve teleferiklerde taşıyıcı halat olarak kullanılır. —> Şekil, Çelik halat, Halat damar düzenleri, Halat dolamı, Halat simgeleri.

KAPAK, 1) Başyukarılarda, ayaklarda veya göçük olmuşyerlerde malzemenin akmaması için kamalarla yapılan perde. 2) Ocak imalatı tavanında bulunabilen silisleşmişağaç fosilleri. —> Kapak taşı.
KAPAKLI OLUK, Yükleme yerlerinde madenin banda verilmesini veya vagonların muntazam dolmasını sağlayan küçük silo çıkışı.
KAPAK TAHTASI, Ağaç tomrukların tahta veya kalas olarak biçilmesi sırasında kenardan artık olarak çıkan kesiti daire parçası (sekman) şeklinde olan ağaç.

KAPAK TAŞI, Birbiriyle açı teşkil eden yarık ve çatlaklar arasında olan ve alttaki madenin alınmasından sonra ani kopma tehlikesi gösteren kayaç kitlesi.
KAPALI İŞLETME, 1) Yeraltında bulunan maden kitlesini (yatağını) istihsal edebilecek duruma getirmek amacıyla uygulanan maden ocağı işletme sistemi. 2) Kapalı ocak.
KAPALI POLİGON, —> Poligon.
KAPAN, —> Petrol yatakları.
KAPASİTE, 1) İşmakinalarının birim zamanda yapabilecekleri işi gösteren ölçü. m3/h, m/h, cm/dk gibi. 2) Bir tesisten birim zamanda (saat, gün, ay, yıl) üretilebilecek maksimum miktar (t, m3, vb.)
KAPI, —> Havalandırma kapısı. Çift kapı.
KAPLAMA, 1) Genişanlamda marangozlukta, çeşitli ağaçlardan elde edilen çok ince ahşap levhaların ahşap bir eşyanın yüzeyine yapıştırılarak örtülmesi işlemi. 2) Metal, plâstik ve porselen gibi malzemelerin, dayanıklığının artırılması ve görünümlerinin güzelleştirilmesi için sert ve geçirimsiz bir metal katmanla sıvanması. Altın, gümüş, paslanmaz çelik, palladyum , bakır ve nikel kaplamalar, malzemenin kaplama maddesini içeren bir çözeltiye daldırılması yoluyla elde edilir. Kaplama maddesi malzemenin yüzeyine kimyasal ya da elektro kimyasal etkiyle tutunur. —> Elektroliz, Galvanopasti (Elektrikli Kaplama), Elektriksiz Kaplama, Elektrolit.
Eşyaların süslenmesi amacıyla da yararlanılan kaplama işlemi, daha çok yumuşak malzemelerin dayanaklılığını artırmak ya da yenime (korozyona) karşı direncini artırmak amacıyla uygulanır.
KAPLAMA TAŞI, Mermer işletmeciliğinde ayrı bir taşıyıcı imalât önüne kaplanmak üzere ön ve yanlardan başka arkaları da işlenmiştaşlar. Kalınlığı, arkasındaki dolgu kalınlığından azdır.
KAPLAN GÖZÜ,—> Kristalin kuars.
KAPLİN, —> Kavrama.
KAPMA EKSKAVATÖR, 1) Tutucu kepçe ile (kazı yapan) çalışan kazı makinesi. 2) Grayferli ekskavatör.
KAPSÜL, Detonasyonu başlatmak için kullanılan patlayıcı madde (lokum) içerisine konan silindir biçiminde, içi duyarlı veya iki ayrı ecza maddesi ile doldurulmuşfitil veya elektrik akımı ile ateşlenerek patlamayı oluşturan ucu kapalı kovan. 2) Detonatör. Primer ecza, cıva fulminat gibi çok hassas bir patlayıcı maddeden; sekonder ecza ise tetril, nitropenta vb. brisanslı bir patlayıcı maddeden olur. Âdi ve elektrikli kapsül olmak üzere iki cinsi vardır. Elektrikli kapsülün de ayrıca; köprülü, aralıklı, saniyeli, milisaniyeli, gecikmeli (tavikli) kapsül olmak üzere kullanılacakları yere ve gayeye göre imâl edilen cinsleri bulunur. —> Elektronik gecikmeli kapsül.
KAPSÜL PENSESİ, Fitilin kapsüle yerleştirilmesinden sonra kapsülün ucunu emniyetle sıkarak fitilin kapsül dışına çıkmasını sağlayan özel pense.
KARA ALTIN, —> Petrol.
KARA BAKIR, Fazlaca demir ve diğer yabancı maddeler içeren ve % 6-20 Cu tenörlü oksitli bakır cevherinin ergitilmesi sonucu elde edilen; renginden dolayı isimlendirilmiş, ürün.
KARA BARUT, —> Barut.
KARA FASİYESİ, —> Fasiyes. Nehir alüvyonları, sel alüvyonları, göl, lagün ve buzul fasiyesi olarak teşekkül etmiştortul tabakalar.
KARA ELMAS, 1) Kayaçları delmek işinde kullanılan siyah elmas. (Boarts) (Karbonado). 2) Mecazi manâda maden kömürü.
KÂRA GEÇİŞ NOKTASI, 1) Gelir ve giderlerin birbirine eşit olduğu üretim hacmi noktası. 2) Değişken üretim faktörleri maliyetinde bir veya daha fazla alternatiflerin ekonomik oldukları nokta.
KARA KEHRİBAR, Siyah renkli, parlak, yoğun ve homojen bir linyit türü. İyi cila kabul ettiğinden yontularak ziynet eşyası yapımında kullanılır. —> Oltutaşı.
KARAKOL, Asansör, vinç ve varagel başlarına, diplerine veya galerilere yapılan özel emniyet bariyeri (engeli).
KARAKTERİSTİK FOSİL, 1) Sadece belirli bir jeolojik devirde yaşadığı için, o fosilin içinde rastlandığı bir tabakanın yaşını tayin etmeye yarayan fosil türü. 2) —> Kılavuz fosil.
KARALOKS, —> Korund.
KARAT, 1) Elmasları (kıymetli taşları) tartmak için kullanılan ağırlık birimi (3 1/6 troygram yani 205 mg.) Uluslararası sistemde metrik karat ise; 200 mg’lik bir ağırlığı ifade eder. 2) Altın alaşımının sağlık derecesi. Saf altın 24 karat olarak kabul edilir. Goldsmith standardına göre 22 karat altın; 22 parça altın, 1 parça bakır ve 1parça gümüşten ibarettir. —> Uluslararası Birimler Sistemine Dair Yönetmelik. Madde 38.
KARBON DİOKSİT (CO2), Renksiz, kokusuz, asidimsi lezzetli, havaya nazaran yoğunluğu 1,52 ve O°C ve 760 mm cıva basıncında yoğunluğu 1,9768 kg/m3 olan zehirsiz, boğucu gaz madde. Havada % 3-4 oranında bulunması nefes almayı güçleştirir, % 5-6 dan fazla olursa şiddetli başağrısı, şuuru kaybetme ve ölüme yol açar. Taşkömürü ocaklarına verilen havada başlangıçta % 0,04 oranında olan CO2, ocaktan dışarı atılan havada % 0,2-0,6 civarında olur.
Ocaklarda, CO2 canlıların nefes alıp vermesi, ağaçların çürümesi, kömürlerin oksitlenmesi, yangınlar, kömür tozu veya grizu patlamaları, lağım atımları vb. nedenlerle oluşur. Ayrıca, jeolojik yapıdan dolayı arazide basınç altında bulunan CO2' nin yeraltında çalışılan yere ani olarak püskürmesi (degajı) suretiyle de ocak havasına karışır. Parlak ve normal yanan bir lambanın alevi havadaki CO2 % 3 civarında iken donuk ve kırmızımtrak bir renk alır, şûle kesik cızırtılı alçalışlar ve yükselişler gösterir. Lambanın şûlesi söndüğü halde o ortamda insan yaşayabilirse de yaşam için tehlikeli durum başlamışdemektir. CO2 havadan ağır olduğu için galeri ve kuyuların alt seviyelerinde, kuytu ve kör bacalarda toplandığından bu gibi yerlerde CO2 ‘i uzaklaştırmak için gerekli tedbirlerin alınması gerekir.
KARBON-IN PULP (CIP) YÖNTEMİ, Gümüşkonsantresinden (yaklaşık % 50-80 gümüşiçeren çökelti) gümüşelde etme yöntemlerinden biri. Pulp İçinde karbon şeklinde de ifade edilebilen bu yöntem, uygulama sayısının azlığı nedeniyle, siyanürleme kadar rağbet görmemiştir. CIP tekniği liç çözeltilerinden altın ve gümüşkazanımı için uygulanır. Liç çözeltilerinde iyonik hale geçmişolan gümüşü aktif karbonun bünyesine absorblanmasından ibarettir. Aktif karbon; odun, kömür, hindistan cevizi, fındık, ceviz kabuğundan üretilir. Aktif karbonun tane boyutu, pulp içindeki katı taneciklerden daha iri olmakta ve elekler vasıtasıyla pulptan ayrılmaktadır. Daha sonra; etanol, kostik soda ve sodyum siyanür içeren çözeltiye 90°C’lık ısı sağlanır. Aktif karbona alınan gümüşdesorbe edilir. Aktif karbona yüklenecek gümüşmiktarı; altın/gümüşoranına, cevher özelliklerine, liç çözelti tenörüne ve değerli metal iyonları miktarına bağlıdır.
KARBON MONOKSİT (CO), Kolay alevlenen, renksiz, kokusuz ve lezzetsiz, havaya nazaran yoğunluğu 0,97, O°C ve 760mm cıva basıncında 1m3’ünün ağırlığı 1,250 kg olan, karbonlu maddelerin yüksek ısıda ve hava yani oksijen azlığı olan yerlerde veya bunların yavaşyanması dolayısıyle teşekkül eden yanıcı ve özellikle zehirleyici, kâfi derecede oksijen alabildiği takdirde CO2 haline geçen gaz madde.
CO gazı havada % 15-28 oranında bulunduğu takdirde patlayıcı olup en tehlikeli oran % 20 dir. CO fazla ısı olan yerlerde daha az oranlarda olsa bile (500°C da %9 ve 600°C da % 7,5) patlayabilir.
Kömür madenlerinde, ocak, ayak, pano gibi yerlerde alınan hava nümunelerinde CO tesbit edilmesi buralarda yangın başlangıcının işareti olarak kabul edilir. Havadaki CO miktarı yangın nedeniyle kapatılan ocak kısımlarında baraj arkasından alınan hava numunelerinde CO oranı ölçülerek yangın durumu kontrol edilir. Alınan nümunede CO tesbit edilmemesi yangının söndüğünü ve barajın açılabileceğini gösterir.
CO zehirli olması nedeniyle çalışanların sağlığı bakımından havadaki oranı % 0,1-0,2 oranı bile insanı 15 dakika içinde rahatsız etmeyen bir kesiklik ve uyuklama hissi ile yavaşyavaştehlikeli bir duruma sokabilir.
KARBON SİYAHI , İhtiva ettikleri aromatik hidrokarbonların, yüzdesi oldukça yüksek organik bileşiklerin bir reaktörde kısmi yanmaları sonucunda oluşan madde. Lastik sanayiinde; oto lastiği, makine parçaları, kablo, taşıyıcı bantlar, hortum, topuk va taban lastiği imalinde, boya maddesi olarak vernik, plastik, matbaa mürekkebi, daktilo şeridi, karbon kağıdı imalinde kullanılır. Pelet ve dökme halde piyasaya sürülür. Bir petrokimya sanayii ürünü.
KARBORANDUM , Aşındırıcı madde olarak kullanılan silisyum karbürün (SiC) ticari adı. Bileşiminde silisli kum, kok kömürü ve testere talaşı bulunan karışımın elektrik fırınlarında ısıtılarak Si O2+3C —>C Si2+2CO reaksiyonuna tabi tutularak silikon karpit yani karborandum elde edilir. Moos sertliği 9,6 olup, elmas ve borkarbürden sonra, bilinen aşındırıcı maddeler içinde en sert olanıdır. Yapay zımpara taşı üretiminde, en sert madenlerin işlenmesinde, özellikle tungsten karbürlü aletlerin bilenmesinde kullanılır. Yapay bir kristal olan karborandum, 1881 yılında Amerikalı Acheson tarafından ilk defa üretilmiştir.
KARBONLA ABSORBLAMA YÖNTEMİ, —> Siyanür liçi ile altın üretimi.
KARA TUMBA, 1) Bir panoda, panonun kılavuzlar ve başyukarılar sürülerek topuklara ayrılması ve topukların alınması şeklinde uygulanan işletme metodu. 2) Bir tür ilkel oda ve topuk yöntemi. —> Tumba metodu.
KARBİT, Karbonun bir metal veya yarı metal ile yaptığı ikili bileşikler. Hafif metallerin karbitleri su etkisi ile metal hidroksit ve karbonlu hidrojen verir. —> Karpit. Teknikte demir karbit (Fe2C) bir demir cinsidir. Wolfram karbit tabii sertliği yüksek bir metaldir.
KARBONİZASYON, 1) Kömürün oksijensiz bir ortamda ısıtılarak, gaz, sıvı ve katı ürünlerine ayrılması işlemi. Karbonizasyon işlemi ile kimyasal hammaddeler de üretilebilir. Karbonizasyon işleminin şartları üretim amacına yönelik olarak belirlenir. Madencilikte bu işlem kok üretimi ve briketleme için yapılır. Karbonizasyon işleminde çıkılan son sıcaklık ürün yapısını etkiler. Sıvı ve katran çıkışı 300 °C civarında başlar ve 550-600 °C ‘de sona erer. Buna karşın gaz çıkışı 900-1000 °C’ ye kadar devam eder. Karbonizasyon sıcaklığı 600 °C’ye kadar olan işlemlere “düşük sıcaklık karbonizasyonu”; 900 °C’ ye kadar olan işlemlere “orta sıcaklık karbonizasyonu”; 900 °C’ den yüksek olan işlemlere ise “yüksek sıcaklık karbonizasyonu” denir. 2) Odunun sathi yakılması suretiyle dayanıklı hâle getirilmesi. Bu işlemle odunu meydana getiren hücrelerdeki çabuk bozulan yumurta akı maddeleri yokedilir. Böylece odunun (ahşabın) toprakta ve suda çürümesine engel olunur. 3) İçeceklerin karbondioksitle muamelesi yani karbondioksit-lenmesi işlemi.4) Bitki artıklarını ayıklamak, yani yapağı yünü didilmişhâle getirmek için onu sülfürik asitle muamele etmek, ardından yünü ölçülü yüksek sıcaklıkta kurutmak. Bu şekilde bitkisel kısımların selülözu kömürleştirilir ve tıklatmak ve vurmak suretiyle bu kısımlar ayrıştırılır. Bitkisel kısımlar, boya maddeleriyle boyanmadığı için karbonizasyon işlemi lûzumlu olmaktadır. —> Piroliz. —> Kok fabrikası. —> Koklaşma
KARBOKSİMETİLSELÜLÖZ, —> CMC.
KARBONADO, —> Karaelmas.
KARBON ÇEVRİMİ, Atmosfer ve hidrosferde dioksit şeklinde bulunan karbonun çökelme ve özümleme olayları sonucu biyosfer ve litosferde depolanması ve bu karbondioksitin doğalgaz, metamorfizma, endüstri, çürüme ve solunum yolu ile tekrar atmosfere dönüşü.

KARBONLU SEDİMANLAR, İçerisinde bulunan karbon miktarına göre değişen ve çeşitli isimler alan sedimanter tabakalar.

KARBORANDUM, Aşındırıcı madde olarak kullanılan silisyum karbürün ticari adı. Silisli kum, kok kömürü ve testere talaşı elektrik fırınlarında ısıtılarak SiO2+3C —> CSi2+2CO reaksiyonuna tabi tutulur ve böylece silikon karpit yani karborandum elde edilir. Moos sertliği 9,6 olup, aşındırıcı olarak yaygın biçimde kullanılır. Elmas ve borkarbürden sonra, bilinen aşındırıcı maddeler arasında en sert olanıdır. Ateşe dayanıklıdır ve yüksek sıcaklıkta diğer seramiklerden daha kusursuz bir elektrik iletkenidir. Yapay zımpara taşı üretiminde, en sert madenlerin işlenmesinde, özellikle tungsten karbürlü aletlerin bilenmesinde kullanılır. Karborandum 1891 yılında Amerikalı Acheson tarafından ilk defa üretilmiştir.
KARBÜRATÖR, Patlamalı motorlarda akaryakıtın buhar durumuna gelip hava ile karıştığı cihaz.
KARDOKS YÖNTEMİ, Sıvı karbon dioksit doldurulmuşve bir ısıtma elemanı içeren çelik bir kovan içinde oluşturulan yüksek basınçlı karbondioksit gazının aniden boşaltılmasıyla sağlanan patlatma yöntemi.CO2 gazının genleşmesi sonucu ortaya çıkan güçlü itme özelliği, kayacın bünyesindeki çatlaklara nüfuz ederek parçalanmalarını sağlar ve onları adeta serbest yüzeye doğru iter. Çelik kovandan ani olarak deşarj olan CO2 gazı da bu sırada çevresini soğutur. Kardoks bir patlayıcı olarak kabul edilmediği için patlayıcı maddelerin tabi olduğu resmi işlem dışındadır. Parçalanmak istenen kütle, kardoks tüplerinin girebileceği çapta ve derinlikte delinir ve içine kardoks tüpleri yerleştirilir ve seri olarak bağlandıktan sonra manyeto ile ateşleme yapılır. Kardoks sistemi, yapacağı işin özelliklerine göre; özel alaşımlı diskin kalınlığına, tüpün tipine, boşalma basıncının, hacminin varyasyonuna göre adapte edilebilir. İşin özelliklerine göre çeşitli boy ve çapta kardoks tüpleri vardır, —> Şekil.
KARGİR TAHKİMAT, İnşaat taşları ile yapılan tahkimat türü.
KARIŞIK BAĞLAMA, —> Elektrikli kapsül.
KARIŞIK GAZ, —> Kuvvet gazı, Jeneratör gazı.
KARIŞIK SARIMLI HALAT, Kordonları teşkil eden tellerin bir kordonda sağ sarımlı müteakip kordonda sol sarımlı olması durumundaki halat. —> Çelik halat, Halat dolamı.
KARIŞTIRMA LİÇİ,—> Bakır liçi.
KARIŞTIRICI, 1) Flotasyon işleminde hava habbeciklerinin oluşmasını kolaylaştırmak ve mineral çamurunda (şlam) sürekli ve muntazam bir karışım sağlamak için kullanılan mekanik düzen. 2) Sondaj çamurunu belirli kıvamda tutmak için çamur tulumbasının basma borusundan alınan çamuru çamur tankı veya havuzuna püskürten (tabanca) boru. 3) Genel anlamda bileşim, tane iriliği, nem gibi özellikleri bakımından heterojen olan taneli malın hacimsel olarak homojen hale getirilmesini sağlayan düzen.
KÂRLILIK, 1) Kârın kullanılan kapitale oranının % olarak ifadesi. Burada, kullanılan kapital olarak ana kapital ile yabancı kapitalin toplamı veya yalnız ana kapital dikkate alınır. 2) Bir kuruluşun bir hesap dönemindeki varlık artışının göstergesi.
KARMA DİSKORDANS, —> Aykırı tabakalaşma.
KARNALİN, Ekseriya saydam, kırmızı veya kırmızımsı kahverengi tonlu bir —> Kalsedon.
KARO, Ocakların çalışmalarında sürekliliği sağlamak için gerekli hizmetlerin görülmesine yarayan yer üstündeki kuyu binası, vinç binası, lavvar (eleme ve zenginleştirme) tesisleri, kuyu kulesi (şövalmanı), kompresör, vantilatör, direk harmanı, artık harmanı (hurdalık), lavvar suları arıtma tesisleri, enerji santralı ve buhar tesisleri, kömür ocaklarında kok fabrikası ile kömür siloları, yan ürün tesisleri, gaz deposu gibi yerüstü tesislerinin bulunduğu alan.
KARO ŞEFİ, Bölge, bölüm veya ocak karosunda amirleri tarafından gösterilen işi teknik, idari ve emniyet bakımından emir ve nizamlara uygun bir şekilde yürüten ve her üç vardiyadan mes’ul olan kimse.
KAROT, Yeraltında bulunan formasyonlar hakkında bilgi edinmek üzere geliştirilen özel delici uçlar (kronlar) yardımıyla sondaj yapılırken; doğal formasyondan kesilerek alınan silindirik numune.
KAROTİYER, Sondajda karot numune alıp yeryüzüne çıkarmaya yarayan, genellikle standardize edilmişveya özel dizaynlı çok çeşitli çap ve tipteki numune alıcıları. Tek tüplü, çift tüplü, vayrlayn, üç tüplü (denison), rijit veya hareketli iç tüplü vb. tipleri vardır. —> Şekil.
KAROTİYER BAŞLIĞI, Sondajda karotiyerin tijlere bağlanmasını sağlayan ara parça.
KAROT SANDIĞI, Sondajda karot numunelerinin bir sistem dahilinde içine yerleştirildiği ve saklandığı sandık.
KAROT TUTUCUSU, 1) Sondajda karotun karotiyerden düşmesini önleyen parça. 2) Keçir. 3) Sekman.
KAROT VERİMİ, Sondajda bir manevrada elde edilen karot boyunun o manevrada takımın ilerlediği mesafeye oranının yüzde olarak ifadesi.
KARPİT, 1) Kalsiyum karbür (CaC2) bileşiğine ticarette verilen ad. Karpitin su ile temasında oluşan kimyasal reaksiyonda asetilen gazı açığa çıkar. Bu özelliği nedeni ile karpit madencilikte veya diğer yerlerde aydınlatma amacı ile karpit lambalarında, sanayide de oksijen kaynağı işlerinde kullanılır. 2) Karpittaşı.
KARPİT LÂMBASI, İçerisinde bulunan karpit (CaC2) ve suyun kimyasal reaksiyonu sonucunda çıkan asetilen gazının yakılması ve böylece ışık vermesi esasına dayanan aydınlatma aracı. Karpit lâmbası alevi açıkta olduğundan, patlama tehlikesi olan yerlerde kullanılmaz.
Karpit lambasının vardiyada karpit tüketimi 250 gr. civarındadır. Lambanın üst kısmına su, alt kısmına da karpit doldurulur. Üst kısımdaki su bir kelebek vida ile ayarlanmak suretiyle alt kısımdaki karpit üzerine damlatılır. Alevin ışığından daha fazla yararlanmak için lambaya bir de iç bükey metal reflektör de takılabilir. Asetilenin çıktığı meme tıkanırsa lamba söner; daha sonra tıkalı meme fırça ila açılır. —> Şekil
KARST VE KARSTLAŞMA, Poröz, çözünebilir ve kalınlığı fazla kayaçlar (bilhassa kireç taşları) içinde, bunlar boyunca veya derine doğru hareket eden meteorik sularla daha az olarak çökel havzalardan türeyen ılık ve sıcak suların; derin yerleşimli mağmatik bir kaynakla ilişkili sıcak sıvıların oluşturdukları, çözünme, aşınma ve çökme ile oluşan erime yapıları. Genel olarak “Karstlaşma” bir olayı, “Karst” ise bu olay sonucunda ortaya çıkan yapıları anlatır. Karst sözcüğü Yugoslav dilinde kras ve İtalyan dilinde Carso sözcüklerinin Almanca’sıdır.
KARŞI AĞIRLIK,—> Kontrupua.
KARŞI GALERİ, Galeri açmada iki yönden ilerleme yapıldığı zaman, birine göre diğerinin aldığı isim.
KARTİYE, Bir veya birkaç üretim ünitesinden oluşan ocak kısmı. —> Kat.
KARTİYE RANDIMANI, Kartiyede yapılan üretimin; kartiyede üretim için yapılan işçi yevmiyesi sayısına bölümü ile elde edilen kg/yev veya t/yev değer.
KARTUŞ, 1) Silindir şeklinde hazırlanmışkağıt ambalajlı patlayıcı madde. Dinamit kartuşlarına dinamit lokumu da denir. 2) —> Lokum (Dinamit lokumu).
KASNAK, Makinelerde birbirine paralel millerden dönme hareketinin birinden diğerine geçmesini sağlayan kayışların takıldığı çember. Hareket alan kasnakla hareket veren kasnak aynı yönde dönecekse, kayışdüz takılır, aksi yönde döndürülecekse çapraz takılır. Hareket alan ve hareket veren kasnaklar arasında, çap ve devir sayıları bakımından;
D1 m2
------- = ------- bağlantısı vardır.
D2 m1
KASÜR, Yeraltı ve yerüstünde görülen arazi çatlakları.
KAŞIK, Elle delinen lağım deliklerinde delik içinde meydana gelen tozu çıkarmak için kullanılan kepçe biçiminde bakırdan yapılmış(barutçu çubuğu) yardımcı alet (lağım kaşığı).
KAT , 1) Maden ocaklarında üretim yapmaya esas teşkil edecek şekilde belirlenen ana üretim seviyeleri. 2) Üretilen madenin ana ihraç sistemine taşınması ve havalandırma için maden yatağını yatay olarak bölümlere ayırmak üzere sürülen galerilerin tümünü içine alan, yatay düzlem. 3) Kömür madenciliğinde bir maden ocağının birkaç kartiyesinden oluşan kısmı.
KAT AĞZI, Galerilerin kuyu ile birleştiği yani insan, malzeme, cevher veya kömür naklinde yatay nakliyat sistemi ile dikey nakliyat sisteminin kesiştiği yer
KATAR, 1) Lokomotif ile vagonların oluşturdukları (demiryolu katarı) dizi. 2) Taşıt dizisi. 3) Yük treni.
KATILAMA, Metal malzemelerin yenime (korozyon) karşı dayanıklılığını ve başka fiziksel özelliklerini geliştirmek amacıyla uygulanan yüzey işlemi. Malzemenin katılanacak bölgesi, katılama maddesini içeren bir katı, sıvı ya da gaz ortamda, yüksek sıcaklıklara kadar ısıtılır. Yüzeyinden içeri doğru katılanan malzemenin bu bölümünde yeni bir alaşım oluşur. Sanayide uygulanan başlıca katılama yöntemleri, çeliğin karbürlenmesi (karbon emdirme); demirli ve demir dışı metallerin kalorizasyonu (alüminyum emdirme); nikel, kobalt ya da vanadyum temelli alaşımların korunmasına ya da tuğlamsı metallerin çok yüksek sıcaklıklarda yükseltgenmesini önlemeye yönelik seramik kaplamadır. —> Sementasyon.
KATİNGS, —> Kırıntı (cuttings).
KAT’İ PROJE, —> Proje.
KAT LAĞIMI, Bir maden ocağında ana üretim katını teşkil etmek ve maden yatakları veya kömür damarlarını kesmek için sürülen ve ana nakliyat kuyusuna bağlı olan ana lağım (galeri). Ara katlarda tali kuyularla pano arasında irtibatı sağlamak için sürülen lağımlara (galerilere) ise ara kat lağımı denir. —> Ocak (2).
KATLANMA, 1) Teşekkül eden bir antiklinalın bir tarafa devrilmesi ile meydana gelen kıvrılma. 2) Nap.
KATMAN, —> Tabaka.
KATOT BAKIRI, Normal olarak takriben 3ft x 3ft, bazan da daha genişolabilen; kalınlığı 0,5- 7/8 inç ve ağırlığı 350 libreyi bulan düz bakır levha. Katot bakırı elektrolitik bakır elde etme işleminin ürünü olup, olduğu gibi veya eritildikten sonra filmaşin, külçe veya sürekli döküm işleminden sonra piyasaya tel olarak sürülür.
KATRAK TEZGAHI, 4 ucu mafsal tertibatı sebebiyle ileri geri hareket edebilen ve yukarıdan aşağıya doğru ve dişli miller vasıtası ile muayyen bir süratle otomatik olarak inebilen, lamaları dikine ve iki ucundan sıkıca gerdirilmişbir çerçeve şaseden ve lamalara daimi olarak su ve kum verebilecek tertibat ve depodan, şaseye muayyen sayıda ileri geri hareketi verdiren bir motor ile biçilmesi arzu edilen bloklar sıkıca üzerine yerleştirilmiş, ray üzerinde hareket edebilecek şekilde imal edilmiştekerlekli bir vagonet şasesinden oluşan makine.